Hz. Ali (as) ve Dünya Sevgisi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Ocak 2011 2.7K kez okundu Genç Kalemler 1 Yorum


Çok çetin bir akşam geçirmiştim. Öyle bunalmıştım ki artık ruhum bedenime sığmıyordu. Her zaman ki gibi ailevi meseleler sarsmıştı ailemizi. Bir türlü bölünemeyen topraklar, kardeşleri iyice bölmüştü. Bunu başaran amcalarım babama posta koyup resti çekmişti. Fatura babama kesilmiş ve bu da yetmezmiş gibi araya düşmanlık girmişti. Şimdi babam bir başınaydı. Karşımızda haksızlıkla mücadele vardı. Biz her zaman ki gibi susan taraf olmuştuk. Kabullendik. Ama benim içimdeki hırs dinmek bilmiyordu. Dayanamıyordum. Ne olursa olsun kimse böyle haksızlıkla elimizden varlığımızı alamazdı. O öfkeyle yatağıma yattım. Uyuyamıyordum bile. Sinirle sağa sola dönüp duruyordum.

Babamın hiçbir şey olmamış gibi davranması beni daha bir sinirlendiriyordu. Olaylara seyirci kalmak ağrıma gidiyordu ve küçük olduğum için söz hakkım da yoktu. Tek yaptığım ağlamak, dua etmek, Allah’a sığınmaktı.

O günden sonra insanlara karşı içimde kin birikiyordu. Aslında hiç kindar bir insan değildim ama olaylar beni bu davranışlara itiyordu. Herkesin ne kadar dünyaya düşkün ve paragöz olduğu fikri iyice işlemişti yüreğime. Güvensizlik baş gösteriyordu kişiliğimde. Gençlik çağlarımın etkisiyle daha bir harlanıyordu hırçınlığım. Çok içime kapanıktım. İnsanlara bakınca sahte yüzler görüyordum. Kardeş kardeşe bu haksızlığı yapabiliyorsa kim bilir yabancı olanlar ne yapardı.

İnsan ilişkileri çok kafamı kurcalıyordu. Sürekli dost sahibi olamayacağımı düşünüyordum. Aynaya baktığımda acaba diyordum diğer insanlar da benim düşündüklerimi düşünüyor mu? Herkesi öyle neşeli görüyordum ki sanki kimsenin derdi yokmuş gibiydi. Merak ediyordum doğrusu bu kadar kahkaha atmayı nasıl başarıyorlardı.

Bir gece yine uyku tutmuyordu. Derin bir esinti sarsıyordu ruhumu. Kalkıp odamın camını açtım. İçeriye baharın eşsiz kokusu doldu. Başka zaman olsaydı kokuyu içime çekip suratıma bir tebessüm yapıştırırdım ama şimdi… Kitaplığıma yöneldim; rastgele kitapları karıştırıyordum. Hz. Ali’yi (as) anlatan birkaç kitabım vardı. Onlardan birini aldım ve herhangi bir sayfasını açtım. Soldaki sayfayı okumaya başladım. Ebuzer’in Rebeze Çölüne sürgün edilmesini anlatıyordu. Ebuzer sürgünü duyunca Hz. Ali’yi (as) görmek istiyor ve hurmalıklara doğru gidip Hz. Ali’yi (as) kuyu kazarken buluyor.  Şikayetleniyor ona: “Ya Ali!  Beni sürdüler, bu şehir amacına ulaştı. Ben gidiyorum. Ya sen? Ne yapacaksın? Yıllardır yiyip bitiriyor bu şehir seni. İnsanların vefasızlığı öldürüyor seni. Sense derdini bu kuyulara anlatıyorsun.”

Daha fazla okumadım. Kitabı kapatıp yatağıma uzandım. Beynimde binbir düşünce vardı. Hz. Ali’yi (as) düşündüm. Onu tutsak eden o şehirde nasıl yaşamıştı bir başına? Onun elinden aldıklarını saymak yerine ona neyi verdiler ki demek geliyordu içimden. Türlü düşünceler içinde uyumuşum. Rüyamda uyuduğumu görüyordum. Bir kargaşayla uyandırılıyorum. Daha önce hiç görmediğim ama tanıdığım bir yerdeyim. Kulağıma dua sesleri geliyor. Ayağa kalkıp sese doğru döndüm. Ya Rabbi! Necef’ül Eşref burası… Ama ben nasıl geldim buraya? Şaşkınlık içinde çevreme bakınırken bir adam kolumdan tuttu. Ne olduğunu anlamadan bir güruhun içine girdim. Karşıda görkemli bir tahtın üstünde bir nur oturuyordu. Mübarek elini kaldırıp topluluğa seslendi: “Beni tanır mısınız? Ben Ali’yim! Hani Peygamber’inizin hilafeti devrettiği Ali’yim ben. Hani hilafeti elinden alınan Ali vardı ya o benim! Sizler dünyaya bağlılığınızla tanınan; bense dünyayı boşayan Ali’yim.

Elinizden hakkınız alındığı zaman şekeri elinden alınan çocuk gibisiniz. Silkelenip kendinize gelin! Siz Muhammed ümmetisiniz!

Sabır nedir bilmez misiniz? Peygamber (saa) tebliğ yaparken onun tek dayanağı neydi? Allah’tan korkun. O Allah ki sabredenlerle beraberdir. Hilafetten daha büyük bir hak mı var ki; onu elimdem alanlara karşı ben sabırla Allah’a sığındım.”

Ya Allah deyip gözümü açtım. Odamdaydım. Sanki yaşadığım alemde değildim. Neler olmuştu bana böyle? Rüyamda Hz. Ali’yi (as) görme şerefine nail olmuştum. Ve o hazret insanlara öğüt veriyordu. Bundan ben de nasiplenmiştim.

O günden sonra Ali (as) aklıma gelince dünyadan kesiyorum tüm umutları…. İnsanların vefasızlığı artık eskisi gibi etkilemiyordu beni. Nerede bir haksız olaya şahit olsam rüyamı hatırlıyor, Ali’yi (as) düşünüyorum. Ona yapılanlar karşısında bizim bu yaşadıklarımız devede kulak bile değildi. Ne mutlu bize ki Allah kullarının acizliğine acıyor ki kaldıramayacağımız yüklerle kamburlaştırmıyor sırtımızı. Ve O’nun dediği gibi “Allah sabredenlerle beraberdir”….

Kübra Aydın

Yorum Bırak

  1. tesekurler allah razı olsun dedi ki:

    guzel bır ruya allah kabul etsın