Hz. Ali (as) Hakkında Hadisler

Yazar: beytül ahzan Tarih: 12 Eylül 2009 18.552 kez okundu Hadis 1 Yorum


1- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’nin kolundan tutarak şöyle buyurmuştur: “Bu sadıkların imamı, kafirlerin katilidir. Ona yardımcı olana yardım olunur, ondan yardımı esirgeyenden yardım esirgenir.”(1)

2- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali hakkında bana üç şey vahiy olundu; Ali, Müslümanlar’ın efendisi, muttakilerin imamı ve beyaz yüzlülerin komutanıdır.”(2)

3- Hz. Resulullah Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar’ın efendisi, muttakilerin imamı hoş geldin.”(3)

4- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bu kapıdan ilk girecek kişi, muttakilerin imamı, Müslümanlar’ın efendisi, dinin önderi, vasilerin sonuncusu ve beyaz yüzlülerin komutanıdır.” Hazret sözünü bitirir bitirmez kapıdan Hz. Ali içeri girer. Bunun üzerine, Hazret sevinçle ayağa kalkarak, Hz. Ali’nin boynuna sarılır ve şöyle der: “Benim tarafımdan sen emanetleri vereceksin, benim sesimi sen onlara duyuracaksın ve benden sonra ihtilafa düştükleri konularda hakikati sen onlara izah edeceksin.”(4)

5- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’ye işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Bu, bana ilk iman eden ve kıyamet günü ilk benimle tokalaşacak olandır. Bu, en büyük sıddıktır. Bu, ümmetin Faruk’udur. Hak ile batılı birbirinden ayırır ve bu mü’minlerin önderidir.”(5)

6- Hz. Resulullah (saa) ensâra şöyle buyurmuştur: “Ey ensâr cemaatı! Size, kendisine tutunduğunuz taktirde, hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayacağınız birini tavsiye edeyim mi? O Ali’dir. Onu beni sevdiğiniz gibi sevin. Bana verdiğiniz değeri ona da verin. Benim size dediğimi, Cebrail, Allah Azze ve Celle tarafından bana emretmiştir.”(6)

7- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “İlmin şehri benim, kapısı ise Ali’dir. İlmi arzulayan varsa kapıya gelsin.”(7)

8- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali, ilmimin kapısıdır, risaletimin içeriğini o benden sonra ümmetime açıklayacaktır. Onu sevmek iman, ona buğzetmek ise nifaktır.”( 8 )

9- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali bin Ebu Talib Hıtte kapısıdır, o kapıdan giren mü’min, çıkan ise kafir olur.”(9)

10- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ali’nin bana olan menzileti, benim Allah’a olan menziletim gibidir.”(10)

11- Hz. Resulullah (saa) Vedâ Haccı sırasında Arafe günü şöyle buyurmuştur: “Ali benden, ben de Ali’denim, benim tarafımdan ancak ben veya Ali mesaj ulaştırabilir…”(11)

12- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir, bana isyan eden ise Allah’a isyan etmiş olur. Ali’ye itaat eden bana itaat etmiştir, ona isyan eden ise bana isyan etmiş olur.”(12)

13- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Sen dünyada da efendisin, ahirette de. Senin dostun benim dostumdur, benim dostum ise Allah’ın dostudur. Senin düşmanın benim düşmanımdır, benim düşmanım ise Allah’ın düşmanıdır. Benden sonra sana düşman olana yazıklar olsun.”(13)

14- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bana iman edip inananlara, Ali bin Ebu Talib’in velayetini kabul etmesini tavsiye ederim. Onun velayetini kabul eden, benim velayetimi kabul etmiş olur. Onu seven beni, beni seven de Allah’ı sevmiş olur. Ona buğzeden bana, bana buğzeden ise Allah’a buğzetmiş olur.”(14)

15- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim benim gibi yaşayıp, benim gibi ölmeyi ve bana Allah’ın va’dettiği ebedi cennete gitmeyi istiyorsa, Ali ve ondan sonraki zürriyetini kendine veli edinsin. Çünkü hiçbir zaman onlar sizi hidayet kapısından çıkarıp dalalet kapısına yöneltmezler.”(15)

16- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim benim hayatımı yaşayıp, benim ölümüm gibi ölmeyi istiyor ve Rabbimin diktiği cennette mesken edinmeyi arzu ediyorsa, benden sonra kendine veli olarak Ali’yi seçsin, ona sadık kalanlara sadık kalsın. Benden sonra Ehl-i Beyt’ime uysun, onları kendine örnek alsın. Çünkü onlar benim soyumdurlar, benim tıynetimden yaratılmışlar ve benim ilim ve kavrayışımı kazanmışlardır. Ümmetimden onların faziletini yalanlayanlara, onlarla bağımı kesenlere yazıklar olsun. Allah onlara şefaatimi nasip etmesin.”(16)

17- Hz. Resulullah (saa) Ammar bin Yasir’e hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Ammar! Eğer Ali’nin bir vadiye, diğer insanların ise başka bir vadiye girdiğini görürsen, Ali’nin girdiği vadiye gir. Çünkü o seni sapıklığa sevk etmez ve hidayetten de çıkarmaz.”(17)

18- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ben uyarıcıyım, Ali ise hidayetçidir. Ey Ali! Benden sonra seninle hidayet arayanlar hidayet bulacaklardır.”(18)

19- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim Nuh’un azmini, Adem’in ilmini, İbrahim’in hilmini, Musa’nın zekasını ve İsa’nın zühdünü görmek isterse, Ali bin Ebu Talib’e baksın.”(19)

20- Hz. Resulullah (saa) Hz. Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Benden sonra ümmetin kahrına uğrayacaksın, ancak sen benim şeriatım üzere yaşayacaksın ve sünnetim üzere öldürüleceksin. Seni seven beni sevmiştir, sana buğzeden bana buğzetmiştir. Bir gün gelecek ki, şu sakalın başının kanıyla boyanacaktır.”(20)

21- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Senin yedi tane özelliğin var ki, bunlarda hiçbir kimse sana yetişemez. Sen insanların Allah’a ilk iman edenisin, Allah’ın ahdine en vefalısısın, Allah’ın emirlerine riayet hususunda en istikametlisisin. Sen halka karşı insanların en şefkatlisisin, insanlar arasında hakkı en eşit şekilde taksim edenisin. Sen insanların hakikati en çok bilenisin ve sen insanlar arasında en üstün fazilet sahibisin.”(21)

22- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Fazilet, şeref ve velayet Resulullah ve zürriyetine mahsustur, sakın batıl yollara sapmayın.“(22)

23- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin her nesli içerisinde Ehl-i Beyt’imden bu dinden sapıkların tahriflerini, batıl şeyler peşinde koşanların uydurmalarını ve cahillerin te’villerini önleyen bir grup adil kimseler buluna gelecektir. Bilin ki, önderleriniz sizin tarafınızdan Allah’a gönderilen elçilerinizdir. Bakınız, kimleri elçi olarak gönderiyorsunuz.”(23)

24- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Beyt’imin yeri, vücudunuzdaki baş, başınızdaki gözlerin yeri olsun. Elbetti ki baş, gözlerin yardımıyla yolunu belirleyebilir.”(24)

25- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Biz Ehl-i Beyt’in sevgisine sarılın. Çünkü Allah’ın huzuruna bizi severek çıkan kimse, bizim şefaatimizle cennete gider. Nefsimin elinde olduğu Allah’a and olsun ki, bizim hakkımızı tanımadıktan sonra hiçbir kulun ameli kendine bir fayda sağlamayacaktır.“(25)

26- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Âl-i Muhammed’i tanımak cehennemden kurtuluştur; Âl-i Muhammed’i sevmek sırat köprüsünden geçiştir; Âl-i Muhammed’in velayetini kabul etmek azaptan emanda olmaktır.”(26)

27- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü olunca, kul bir adım atmadan dört şeyden sorgulanacaktır: Ömrünü nasıl tükettiğinden, bedenini nerede eksilttiğinden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i Beyt’in sevgisinden.“(27)

28- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Bir kişi, Beyt-ül Haram’da Rükun ile Makam arasında devamlı namaz kılıp oruç tutsa dahi, Âl-i Muhammed’e kin duyduğu taktirde mutlaka cehenneme gidecektir.”(28)

29- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, şehid sayılır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, günahı bağışlanır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, tevbekar olarak ölmüş olur. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, imanı kamil mü’min olarak ölmüş olur. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, ölüm meleği ve sonra da Nekir ve Münkir onu cennetle müjdeler. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, gelinin törenle kocasının evine götürüldüğü gibi cennete törenle götürülür. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, mezarından cennete iki kapı açılır. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, Allah onun mezarını rahmet meleklerinin ziyaretgahı kılar. Kim Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölmüş olursa, sünnet ve cemaat üzere ölmüş olur. Kim de Âl-i Muhammed’in buğzu üzere ölmüş olursa, kıyamet günü alnına Allah’ın rahmetinden ümit kesmiş yazılmış olarak gelir….”(29)

30- Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmuştur: “Biz Ehl-i Beyt’i ancak mü’min ve muttaki olan sever; ve bize ancak münafık ve şaki olan kin besler.”(30)

Bu hadisleri daha da çoğaltmak mümkündür. Biz onların tamamını Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kaynaklarından naklettik. Dolayısıyla, “bu hadisler onların kaynaklarında bulunan hadislerdir” biz onlara itibar etmeyiz demeleri de mümkün değildir.
İşte bu hadislerdir ki, İslam tarihinin büyük şairlerini de Ehl-i Beyt hakkında şiirler ve beyitler yazmaya itmiştir.
Ünlü şair Farazdak Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s)’ı methederken bir şiirinde şöyle diyor: “O öyle bir ailedendir ki, sevgileri din ve buğzedilmeleri ise kafirliktir. Onlara yakın olmak ise, kurtarıcı ve koruyucudur. Eğer takva ehli sayılırsa, onlar onların imamları sayılır. Yahut “Yer ehlinin en hayırlıları kimdir?” denilirse, “Onlardır” denilir.”(31)

Şimdi soruyoruz: Acaba bütün bu hadisleri Hz. Resulullah’ın kendi duygusallığına dayanarak başta Hz. Ali olmak üzere, en yakın akrabaları olan Ehl-i Beyti’ni himaye etmek ve onlara hak etmedikleri bir özellikleri yakıştırarak, onların çıkarlarını korumak için buyurduğu söylenebilir mi?! Böyle bir şeyi Hz. Resulullah’a isnat etmek insanı imandan çıkarmaz mı? Allah Teala, Hz. Resulullah’ın (saa) kendi yanından hiçbir şey söylemediğini ve ne buyurduysa, ona vahiy olunduğunu bildirmiyor mu?(32)

Acaba, Hz. Resulullah, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’ini kendi konumuna koyması ve her açıdan onları kendisiyle birlikte değerlendirmesi, ümmete Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’inin özel bir mevkie sahip olduklarını ve kendinden sonra Ehl-i Beyt’ine itaat edilmesi gerektiğini anlatmakta yeterli değil mi?

Haşa Hz. Resulullah’ın (saa) böyle bir duygusallık yaptığı farz edilse bile, Allah Teala hakkında böyle bir şey söylemek doğru olur mu?! Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Peygamber’ine risalet ücreti olarak Ehl-i Beyt’in sevgisini açıklamasını farz kılmıyor mu?(33) Allah da mı birilerinin yandaşlığını yapar?!

Bütün bu üzerinde durmalar, onların özel mevkie sahip olduklarını ve kimsenin onlardan öne geçmeye hakkı olmadığını göstermiyor mu?
İşte bunun içindir ki, haklı olarak Hz. Ali (a.s) kendileri haklarında şöyle buyuruyorlar: “Ben ve soyumun pak ve hayırlı kişileri, küçük yaşta iken insanların en uysalı, büyüdükten sonra da en alimleriyiz. Bizimle Allah yalanı defeder, bizimle kuduz köpeğin dişlerini kırar, bizimle sizlerin zorluklarını giderir, bizimle boynunuzdaki düğümü çözür. Cenab-ı Allah bizimle başlatır ve bizimle sona erdirir.”(34)

Biz kendi yanımızdan Ehl-i Beyt’i seçmiyoruz. Biz Allah ve Resulü Ehl-i Beyt’i seçip diğerlerinden üstün kıldığı için, onları seçip diğerlerinden üstün tutuyoruz.
Ehl-i Beyt’in fazlı ve üstünlüğü için bu kadarı yeter ki, bizzat Kur’an-ı Kerim’de bütün ümmet, kim olursa olsun, ister bir, ister on nur sahibi olsun namazda Ehl-i Beyt’e salavat getirmekle yükümlü kılınmış ve Ehl-i Beyt’e salavat getirilmeden kıldığı namazının dahi, batıl olduğu belirtilmiştir.

İşte bunun içindir ki, Şafii mezhebinin imamı İbn-i İdris şöyle demiştir: “Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i! Sizi sevmek farzdır. Allah bunu Kur’an’da nazil etmiştir. Sizin şanınızın büyüklüğü için bu kadarı yeter ki, kim size salavat getirmezse, onun namazı yoktur.” (35)

Evet bizler bu işaret ettiğimiz ayet ve hadisler ve benzerleri gereği Ehl-i Beyt’in imamet ve velayetine inanıyoruz.
Biz, Ehl-i Beyt’e itaatin, bütün ümmete, kim olursa olsun farz olduğuna inanıyoruz.
Biz, Allah’ın emri gereği Hz. Resulullah’ın emirleri karşısında teslim olup başımız üstüne deriz.
Biz, Hz. Resulullah’ın (saa) ümmetine en son sözünü söylemek üzere hasta yatağında: “Bana bir kalem ve levha verin size öyle bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla sapmayasınız” buyurduğunda; “Bırakın bu kişiyi, ona hastalığı galebe çalmış, sayıklıyor. Allah’ın kitabı bizim aramızdadır o bize yeter”(36) diyecek kadar ona karşı cüretkar olmadık ve olmayız da. (37)

Biz onları kendi hallerine bırakıp; hem Allah’ın kitabına hem de Resulü’ne: “Siz ne buyuruyorsanız, onun Allah’tan olduğuna inanıyoruz ve siz ne buyuruyorsanız, başımız gözümüz üzerine itaat ederiz” diyoruz.

Sonra, Hz. Ali (a.s)’ın velayet ve hilafeti hakkında inen ayetler ve İslam Peygamberi’nin (saa) buyrukları söz konusu olmazsa bile, acaba ümmet arasında hilafet makamına seçilecek birinin, ilim, takva, cesaret, mertlik ve diğer imtiyazlar üstünlüğü esasına tabi tutulması gerekmez miydi?! Dost ve düşmanı tarafından, ashap içerisinde her yönden üstün olduğu itiraf edilen, Hz. Ali gibi bir ilim kapısına gidilmeyip de diğer kapıların çalınmasındaki gaye neydi?!

Şu bir gerçektir ki, Hz. Ali (a.s)’ın her yöndeki üstünlüğü, Hazret’in hilafet ve önderliğine apaçık ayrı bir delildir.
Hz. Ali (a.s)’ın peygamberimizden sonra ashabın en üstünü olmasına dair haddinden fazla hadisler nakledilmiştir. O Hazret’in üstünlüğünü ve faziletini anlatmak bizlerin gücünün dışında olan bir husustur.

Ancak önce naklettiğimiz ayet ve hadislere ilaveten şu hadisler de bu konuyu gözler önüne sermektedir: “Ey Ümmü Seleme! Bil ve şahid ol ki, Ali mü’minlerin efendisidir.” (38)
“Ali Kur’an’la, Kur’an da Ali iledir. Bu ikisi Kevser’in yanında bana varıncaya kadar bir birinden ayrılmazlar. (39)
“Ali hakla ve hak da Ali’yledir.” (40)

“Çok geçmeden benden sonra bir fitne kopacaktır. İşte o zaman Ali’den ayrılmayınız. Çünkü bana ilk iman eden odur ve kıyamette de benimle ilk görüşenlerden olacaktır. O ümmet arasında Faruk’tur. (hakla batılı bir birinden ayırandır) ve O en büyük sıddıktır.” (41)

Ahmet bin Hanbel şöyle diyor: “Peygamber (s.a.a)’in ashabı içerisinde hiç birinin fazileti, Hz. Ali’nin faziletine ulaşamaz.” (42)

İbn-i Ebu-l Hadid şöyle diyor: “Hz. Ali’nin hilafete evla ve layık olması onun efdaliyyeti hasebiyledir. Çünkü Hz. Ali (a.s) Hz. Resul (s.a.a)’den sonra insanların en üstünü ve hilafet makamına en layık olanı idi.” (43)

Ammar bin Yasir Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den naklen şöyle diyor: “Hz. Resul (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali’nin yüzüne bakmak ve onu anlamak ibadettir. İmanın geçerliliği onun velayetini kabul etmek ve düşmanlarından uzak olmakla sağlanır.
İbn-i Ebu-l Hadid, “Şerh-i Nehc-ül Belağa” kitabında imam Şafii’den naklen şöyle yazıyor: “İmam Şafii’ye Hz. Ali’nin faziletinden sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Ne diyebilirim, öyle birinin hakkında ki, düşmanları haset ve düşmanlıkları yüzünden faziletlerini hasır altı ettiler, dostları ise, takiyye ve (Ehl-i Beyt) düşmanlarının korkusundan faziletlerini açığa vuramadılar. Her iki hususa rağmen, yine de o Hazret’in doğu ve batı arasını dolduracak kadar faziletleri ortaya çıktı.”
Hz. Ali’nin İslam Peygamberi’nden (s.a.a) sonra hilafet makamına herkesten evla ve layık olmasının bir diğer delili de birinci ve ikinci halifenin ilmi ve siyasi müşküllerinde Hz. Ali’ye baş vurmalarıdır.

İkinci halife Ömer bin Hattab’ın, ilmi ve siyasi çıkmazlarından dolayı, defalarca; “Ali olmasaydı, Ömer helak olurdu” dediği, Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet kitaplarında kaydedilmiştir.
Birinci halife de minberin üzerindeyken halka hitaben: “Benim peşimi bırakın, Ali sizin içerinizdeyken, sizin üstününüz değilim” demekle Hz. Ali’nin üstünlüğünü ve hilafete layıklığını itiraf etmiştir.

Büyük Ehl-i Sünnet alimlerinden Halil bin Ahmet El-Basri şöyle diyor: “Herkesin ona (Ali’ye) muhtaç olması ve onun, hiç kimseye muhtaç olmaması, o Hazret’in herkesin önder ve imamı olmasının delilidir.”

________________________________

Kaynakça:

1- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 129, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153 hadis no: 2527, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 84, Menakıb-i Harezmi Hanefi’nin s. 111, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 476 hadis no: 996, 997, Yenabi-ül Meveddet s. 72, 185, 234, 250, Mizan-ül İtidal c. 1 s. 110 vs.
2- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 138, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2628, Mucem-üs Sağir Teberani’nin c. 2 s. 88, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 65 Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 121, Üsd-ül Ğabe c. 1 s. 69, c. 3 s. 116, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 257 vs.
3- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2627, Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Hadid’in c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya İbn-i Naim c. 1 s. 66, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi Hanefi’nin s. 181, 313, vs.
4- Şerh-i Nehc-ül Belağa c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya c. 1 s. 63, Menakıb-i Harezmi s. 42, Metalib-üs Sual İbn-i Talha Şafii’nin c. 1 s. 60, El-Mizan Zehebi’nin c. 1 s. 64, Tarih-i Dimeşk İbn-i Asakir Şafii’nin Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 487 vs.
5- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156 hadis no: 2608, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 102, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 187, Tarih-i Dimeşk c. 1 s. 87, Ali bin Ebu Talib bölümü, Üsd-ül Ğabe c. 5 s. 287 vs.
6- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 hadis no: 2625, Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid’in c. 2 s. 450, Hilyet-ül Evliya Ebu Naim’in c. 1 s. 63, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 132, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 210, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi Hanefi’nin s. 313 vs.
7- Cami-üs Sağir Suyuti’nin s. 107, Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 226, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 464, Şevahit-üt Tenzil Haskani Hanefi’nin c. 1 s. 334, Üsd-ül Ğabe c. 4 s. 22, vs.
8- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156
9- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153, Yenabi-ül Meveddet s. 185, 247, Cami-üs Sağir Suyuti’nin c. 2 s. 56 vs.
10- Sevaik-ül Muhrika s. 106, Zehair-ül Ukba s. 64, Riyaz-ün Nezre c. 2 s. 215
11- Hz. Resulullah bu tabiri Beraat Sûresi’nin nazil olup Ebu Bekri onu Mekke müşriklerine iblağ etmekle görevlendirdiği sırada buyurmuştur. Hazret’in bu görevlendirmesinden sonra Allah Teala tarafından Ebu Bekri geri çağırması ve bu görevi Ali’nin yapması gerektiğine dair emir gelmiş ve Hz. Resulullah Ali (as.)’ı göndererek Ebu Bekri geri çağırtmıştır. Bu olayın tafsilatı bütün hadis ve tarih kaynaklarında yer almıştır. Örnek olarak bakınız: Sünen-i İbn-i Mace c. S. 92, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 153, hadis no: 2531, Müsned-i Ahmet bin Hanbel c. 1 s. 151, Sahih-i Tirmizi c. 5 s. 300 hadis no: 3803 vs.
12- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 121, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 268, Riyaz-ün Nezre c. 2 s. 220, Yenabi-ül Meveddet s. 205 vs.
13- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 128, Menakıb-i Harezmi s. 234, Nur-ül ebsar Şeblenci s. 73, El-Mizan Zehebi’nin c. 2 s. 613 vs.
14- Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 93, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 230, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 108, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 154 vs.
15- Kenz-ül Ümmal c. 6. S. 155 hadis no: 2578, c. 3 s. 128, Yenabi-ül Meveddet s. 149, 150, El- İsabet İbn-i Hacer El Askalani Şafii’nin c. 1 s. 541 vs.
16- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 217, hadis no: 3819, Hilyet-ül Evliya c. 1 s. 86, Kifayet-üt Talib Genci Şafii’nin s. 214, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 108, Yenabi-ül Meveddet s. 126, 313 vs.
17- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 156, Tarih-i Dimeşk Ali bin ebu Talib bölümü c. 3 s. 170 hadis no: 1207, El-Menakıb Harezmi’nin s. 57
18- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157 9 hadis no: 2631, Yenabi-ül Meveddet s. 99, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 417, Feraid-üs Simteyn c. 1 s. 148, Şevahit-üt Tenzil Haskani’nin c. 1 s. 293 vs.
19- Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid c. 9 s. 168, c. 2 s. 449, Tefsir-ül Kebir Fahri Razi’nin c. 2 s. 288, El-Yevakit vel Cevahir Şe’rani’nin s. 172, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi’nin s. 214, 212, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib’in bölümü c. 2 s. 280, hadis no: 804, Şevahit-üt Tenzil Haskani’nin c. 1 s. 78, El Menakıb Harezmi’nin s.220 vs.
20- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 147, Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 157
21- Hilyet-ül Evliye Ebu Naim’in c. 1 s. 66, Metalib-üs Sual c. 1 s. 95
22- Sevaik-ül Muhrika s. 105, Yenabi-ül Meveddet s. 169, 307, Nazmi Dürer-üs Simteyn Zendi Hanefi’nin s. 207, 208
23- Sevaik-ül Muhrika s. 90, Yenabi-ül Meveddet s. 191, 271 Zehair-ül Ukba Muhibbin Taberi Şafii’nin 17
24- Eş-Şeref-ül Müabbed Yusuf Nebhani’nin s. 31, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 172, El-Fusül-ül Mühimme İbn-i Sabbağ Maliki’nin s. 8 ve İsaf-ür Rağibin Nur-ül Ebsar hamişinde basılmıştır s. 110
25- Sevaik-ül Muhrika s. 138, Yenabi-ül Meveddet s. 246, 272, 303, 304, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 172, İhya-ül Meyyit Suyuti Şafii’nin s. 111 vs.
26- El- İthaf-bi Hubbi-l Eşraf Şebravi Şafii’nin s. 4 , Yenabi-ül Meveddet s. 22, 241, 163, 370 ve Feraid-üs Simteyn c. 2 s. 257
27- Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili’nin s. 119, Yenabi-ül Meveddet s. 113, 170,271, Tarih-i Dimeşk Ali bin Ebu Talib bölümü c. 2 s. 159 vs.
28- Müstedrek-üs Sahiheyn c. 3 s. 149, Sevaik-ül Muhrika s. 172, Zehair-ül Ukba Taberi Şafii’nin s. 18, Yenabi-ül Meveddet s. 192, 277, 305 vs.
29- Tefsir-ül Keşşaf c. 4 s. 220, 221, Nur-ül ebsar Şeblenci’nin s. 104, 105, Tefsir-ül Kebir Fahri Razi’nin c. 7 s. 405, Tefsir-üs Salebi Meveddet ayetinin tefsiri bölümü vs.
30- Zehair-ül Ukba Taberi Şafii’nin s. 18, Yenabi-ül Meveddet s. 192, 304, 397, Sevaik-ül Muhrika s. 103 vs.
31- Divan-ül Farazdak c. 2 s. 180
32- Necm: 53
33- Meveddet ayetine işaret edilmektedir. Allah Teala Şurâ sûresinin 23. ayetinde şöyle buyuruyor: “…De ki: Ben akrabalara sevgiden başka, bu görevime karşı bir ücret istemiyorum.” İbn-i Abbas şöyle rivayet eder: “Bu ayet nazil olduğunda ashap: “Ey Resulullah! Bize sevgileri farz kılınan yakınların kimlerdir?” diye sordular. Hazret şu cevabı verdi: “Ali, Fatime ve iki oğullarıdır.” Bkz. Tefsir-i İbn-i Kesir c. 4 s. 112, Tefsir_ül Keşşaf c. 3 s. 402, Tefsir-ül Kurtubi c. 16 s. 22, Feth-ül Kadir c. 4 s. 537, Dürr-ül Mensur c. 6 s. 7 vs.
34- Kenz-ül Ümmal c. 6 s. 396, Müstedrek-üs Sahiheyn c. 1 s. 269, Sevaik-ül Muhrika s. 78 vs.
35- Sevaik-ül Muhrika s. 146, Yenabi-ül Meveddet s. 259, Nur-ül Ebsar s. 105, Eş- Şeref-ül Muabbed s. 99 vs. İbn-i İdris Eş- Şafii bu fetvayı Allah Teala’nın “Şüphesiz Allah ve melekleri, Peygamber’e rahmet indirirler. Ey iman edenler! Siz de ona salavat getirip rahmet gönderin ve ona selam verin” (Ahzab/56) ayeti gereği vermiştir. Zira bu ayet indiği sırada ashap Hazret’e: “Ey Resulullah! Sana selam vermeğe gelince bunu biliyoruz. Sana rahmet göndermek nasıl olur?” diye sormuşlar. Hazret ise şu cevabı vermiştir: “Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine rahmet gönder. Doğrusu sen övgü ve azamet sahibisin. Nitekim, İbrahim ve İbrahim’in Ehl-i Beyt’ine rahmet gönderdin. Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine bereketini gönder. Nitekim İbrahim ve Ehl-i Beyt’ine bereketini gönderdin. Doğrusu sen övgü ve azamet sahibisin” deyin.” Bkz. Sahih-i Buhari c. 6 s. 27, hadis no: 2119, 31,19, 4423, 4424, 5880, 5881, Sahih-i Müslim c. 2 s. 16, hadis no: 613, 614, Sünen-i Nesai c. 3 s. 45, 49, hadis no: 1276, 1270, 1271, 1272, 1273, 1274 Müsned-i Ahmet hadis no: 1323, 11009, 16450, 16455, 174.9, Sünen-i Tirmizi hadis no: 445, 3144, Sünen-i İbn-i Mace c. 1 s. 292, hadis no: 894 Sünen-i Ebu Davut c. 1 s. 257, hadis no: 830, 831, Sünen-i Daremi hadis no: 1308, 1309, Muvatta-i Malik hadis no: 358, Esbab-un Nüzul Vahidi’nin s. 207, Müsned-i Ahmet bin Hanbel c. 2 s. 47, c. 5 s. 353, Tefsir-ül Kurtubi c. 14 s. 233, Tefsir-üt Taberi c. 2 s. 43, Tefsir-i İbn-i Kesir c. 3 s. 507 vs.
36- Taberi Tarihi c.2 s.436 Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid c.1 s.133
37- Bu olay İslam tarihine Perşembe günü musibeti olarak geçmiştir. İbn-i Abbas bu günü ve onda cereyan eden hazin olayı devamlı anar, teessüf edip güz yaşı dökerdi. Bu hazin olay, özet olarak şöyle gerçekleşmiştir: Hz. Resulullah hasta yatağında yatmaktadır. Perşembe günüdür. Ümmetini düşünen şefkat dolu Peygamber onların kendinden sonraki durumlarından endişeleniyor ve evini dolduran ashabına: “Bana, bir kalem ve levha getirin de size öyle bir şey yazayım ki, benden sonra sapmayasınız” buyurur. Ömer yerinden kalkıp: “Bu kişiye hastalığı ağır basmış, sayıklamaktadır. Allah’ın kitabı bizim aramızdadır. O bize yeter” der. Bunun üzerine, ashap iki gruba ayrılır. Hatta perde arkasında bulanan kadınlar: “Ne duruyorsunuz. Resulullah’ın sözünü duymadınız mı?” derler. Ashap arasındaki tartışma büyür. Sesler yükselir. Bunun üzerine Hazret onlara: “Beni terk edin, o kadınlar sizden daha hayırlıdır” buyurur. Böylece, Hz. Resulullah’ın huzurunda yüksek sesle bile konuşmanın Kur’an’ın emriyle yasaklandığını ve Resul’ün bütün emirlerine itaat edilmesi gerektiğini unutan ashap, onun emrini dinlemeyi ve onun yanında sessiz konuşmayı bir yana bırak, Allah’ın o mübarek nurunu son vadesinde böylesine kırıp inciterek ayrılıp giderler. Biz, Cebrail’in yanına gelmek için kendinden izin istediği bu mübarek nura adil ashabın böylesine edepli davranışlarını yorumlamayı siz aziz okurların kendine bırakıyoruz. Bu olayla ilgili olarak bakınız: Sahih-i Buhari c. 4 s. 5, 31, c. 1 s. 31, c. 5 s. 137, c. 4 s. 65, 66, c. 8 s. 161, c. 7 s. 9, hadis no: 111, 2667, 2825, 4079, 5237, Sahih-i Müslim c. 5 s. 75, c. 2 s. 16, hadis no: 2634, 3089, 3090, 3091, Müsned-i Ahmet bi Hanbel c. 1 s. 320, 222, c. 4 s. 356, c. 1 s. 355, hadis no: 1834, 2544, 2445, 2835, 2945, 3165, Şerh-i Nehc-ül Belağa c. 6 s. 51, El- Me’ahid c. 1 s. 22, EL-Esat c. 3 s. 138, El-Milel ven Nihel Şehristani’nin c. 1 s. 22, et Tebakat ibn-i Sa’d’in c. 2 s. 242, 244 vs.
38-i-ül Meveddet bölüm: 7
39- Sevaik-ül Muhrika s. 74
40- Gayet-ül Meram s. 360
41- Yenabi-ül Meveddet s. 82
42- Keşf-ül Gumme s. 48
43- Şerh-i Nehc-ül Belağa c.1

Yorum Bırak

  1. sananee diyor ki:

    helal olsun iiyi yazmişın ama saa ne demek ben sav biliodum admin