Hz. Fatıma Zehra’nın (a.s) Mescid-i Nebevî’de Yaptığı Konuşma – 3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 8 Mayıs 2010 5.2K kez okundu Ehlibeyt 2 Yorum

 /></p>
<p><span style=Bu konuşmadan sonra Ebubekir, kafaları karıştırmaya, meseleyi çarpıtmaya başladı; pozisyonunu güçlendirmek maksadına yönelik olarak çeşitli manevralar yaptı. Dedi ki: “Ey Resulullah’ın kızı! Hiç şüphesiz senin baban müminlere karşı yumuşak, cömert, şefkatli ve merhametli idi. Kâfirlere karşı elem veren bir azap ve büyük bir ceza gibiydi. Eğer babanın soyunu araştıracak olursak, elbette başka kadınların değil, senin onun kızı olduğunu; başka dostların değil, senin eşinin onun kardeşi olduğunu göreceğiz. O, senin eşini bütün dostlarına tercih etmiş, her büyük olayda ona yardımcı olmuştu. Sizi ancak bahtiyar kimse sever ve size ancak bedbaht, mutsuz ve haktan uzak kimseler buğzeder. Çünkü siz Resulullah’ın (s.a.a) soyusunuz. Soylu seçkinlersiniz. Bize hayır üzere yol gösterdiniz. Bizi cennete giden yollara ilettiniz.”

 

Ve sen ey bütün kadınların en hayırlısı! Ey peygamberlerin en üstününün kızı! Hiç şüphesiz söylediğin sözler doğrudur. Aklının genişliği bakımından herkesten öndesin. Senin hakkından vazgeçilmez ve doğruluğunun önüne set çekilmez. Allah’a yemin ederim ki, Resulullah’ın (s.a.a) görüşüne düşmanlık etmedim ve sadece onun izniyle hareket ettim. Bir lider halkına yalan söylemez. Ben şahitlik ediyorum -şahit olarak Allah yeter- ki Resulullah’ın (s.a.a) şöyle dediğini duydum: ‘Biz peygamberler topluluğu, altın, gümüş, ev ve gelir getiren mülk miras bırakmayız. Sadece kitap, hikmet, ilim ve nübüvveti miras bırakırız. Bizden geriye kalan kazanç üzerinde, yöneticinin kendi hükmüne göre tasarrufta bulunması gerekir.’ Senin almaya çalıştığın atlar ve silâhlarla Müslümanlar kâfirlere karşı savaşacak, yoldan çıkan günahkârları cezalandıracaklardır. Bu hususta Müslümanlar arasında görüş birliği vardır ve ben tek başıma bu kararı almadım. Ben görüşünü zorla dayatan biri değilim. İşte benim durumum ve malım ortadadır. Hepsi senindir ve önüne serilmiştir. Hiçbir şey senden esirgenmeyecektir. Senden saklanmayacaktır. Sen ki, babanın ümmetinin önderisin, seyyidesisin. Çocuklarının şecere-i tayyibesisin (temiz ağacısın). Senin faziletini reddetmeyiz. Senin aslın ve soyun inkâr edilemez. Benim sahip olduğum kişisel malım ile ilgili ne karar verirsen, derhal uygulanacaktır. Sence ben bu hususta babana muhalefet etmiş olabilir miyim?”

 

Bunun üzerine Fatıma (a.s) şöyle dedi: “Suphanallah! Babam Allah’ın kitabına karşı çıkmaz ve onun hükümlerine muhalefet etmezdi. Bilâkis Kur’ân’ın izinden giderdi, surelerini takip ederdi. Yoksa siz, ona yalan isnat ederek hainlikte mi birleşiyorsunuz! Onun vefatından sonraki bu tavrınız, hayattayken başına açılan gailelere benziyor gibi. İşte Allah’ın kitabı adil bir hakemdir. Söyledikleri kesin çözüme bağlayıcı hükümdür. Diyor ki: ‘Bana ve Yakub soyuna mirasçı olacak…’[20] Yine diyor ki: Süleyman Davud’a mirasçı oldu.’[21] Yüce Allah, adaletli taksimatı öngören açıklamaları yapmış, feraiz ve mirasa ilişkin hükmünü yasalaştırmıştır. Bu mirasta erkeklerin ve kadınların pay almasını mubah kılmıştır. Batıl ehlinin bütün gerekçelerini ortadan kaldırmış, geçmişlerin tüm zan ve kuşkularını gidermiştir. Hayır, nefisleriniz size kötü bir şey telkin etmiş bulunuyor. Bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin yakıştırmalarınıza karşı Allah’tan yardım istenir.[22]”

 

Ebubekir dedi ki: “Allah ve Resulü doğru söylemiştir. Resulullah’ın (s.a.a) kızı da doğru söylemektedir. Sen, hikmet madenisin, hidayet ve rahmetin kaynağı, dinin temeli, kanıtların pınarısın. Senin doğruluğunu uzak görmem ve konuşmanı da nahoş karşılamam. Şu Müslümanlar benimle senin aramızda şahit olsunlar. Yüklendiğim görevi onlar bana yüklediler. Aldığım kararı onların ittifakıyla aldım. Bu kararı alırken büyüklenmedim, zorba bir tutum takınmadım. Kimseyi etkilemeye çalışmadım. Onlar buna şahittirler.”

 

 

Bu, Ebubekir’in, Müslümanların duygularını bastırma ve Fatıma’ya (a.s) destek olma noktasında görüşlerini çarpıtma hususunda gerçekleştirdiği ilk girişimdi. Böyle yaparken esas yöntemi, zihinleri bulandırmak ve yapıcı, iyi bir görüntü vermekti. Resulullah’ın (s.a.a) sünnetine uyduğunu göstermekti.

 

Bunun ardından Fatıma (a.s) halka döndü ve şöyle dedi: “Batıl söylemlere hemencecik aldanan, çirkin ve zararlı fiillere derhal göz yuman Müslümanlar topluluğu! Kur’ân’ı hiç düşünmez misiniz? Yoksa kalplerin üzerine kilitler mi vurulmuş? Hayır, hayır! Kalpleriniz kirlenmiştir. Ne de kötüdür amelleriniz! Kulaklarınız ve gözleriniz iptal edilmiş âdeta. Yaptığınız tevil ne kötü! Ne biçim görüş belirtmişsiniz?! Bu nasıl istişaredir?! Hakkı gasp edişiniz ne kötü! Allah’a yemin ederim ki, bunun ne denli ağır bir yük, ne denli taşınmaz bir vebal olduğunu göreceksiniz. Önünüzdeki perde kaldırılıp zorlukların gerisindeki hakikat ortaya çıktığı gün… Rabbiniz katında sizin için tahmin edemediğiniz şeylerle karşılaştığınız gün… O zaman batıl ehli olanlar büyük bir hüsrana uğrayacaklardır.[23]”

 

Sonra Hz. Peygamber’in (s.a.a) kabrine yöneldi ve şunları söyledi:

 

“Senden sonra ne haberler var, ne musibetler!

 

Ağır gelmezdi; bunlara tanık olsaydın eğer

 

Biz seni yitirdik, yağmuru yitiren yer gibi

 

Kavmin bozuldu, sen gittin gideli

 

 

 

Her ailenin bir yakınlığı, bir menzili, değeri var

 

Allah katında, en aşağıdan en yakına kadar

 

İçlerindeki kini bize göstermeye başladı nice adamlar

 

Sen gittiğin ve seni bağrına bastığı için topraklar.

 

 

 

Surat asmaya başladı, bizi küçümser oldu çok kişi bizi görünce

 

Tüm yeryüzü gasp edilmiş oldu sen gidince

 

Sen dolunaydın, aydınlatan nurdun bizce

 

İzzet sahibi Allah katından sana inerdi kitaplar

 

 

 

Bize eşlik ederdi Cebrail ayetlerle

 

Sen gittin hayır gizlendi perdelerle

 

Ah! Ne olurdu, senden önce buluşsaydık ölümle!

 

Sen gittin, senden gelmez oldu kitaplar.”[24]

 

Hz. Zehra (a.s) hakkı en açık bir şekilde ortaya koyduğu konuşmasına son verdi. Halifeden açıklama istedi ve onun plânlarını apaçık kanıtlarla ve sağlam ve parlak belgelerle çürütüp utanç verici bir duruma soktu. İslâm’ın istediği gerçek halifenin erdemlerini, olması gereken kemalatını açıkladı. Bunun üzerine ortam gerginleşti. Genel kanaat Fatıma’nın (a.s) lehine değişti. Ebubekir ise köşeye sıkışmıştı, kendini çıkmaz bir sokakta görüyordu.

 

İbn Ebi’l-Hadid der ki:

 

Bir gün Bağdat’taki Batı Medresesi’nin müderrisi olan İbnu’l-Farukî’ye sordum: “Fatıma doğru mu söylüyordu?” “Evet.” dedi. “Peki, doğru söylediği hâlde, Ebubekir niçin ona Fedek arazisini vermedi?” dedim. Güldü, sonra çok hoş bir cevap verdi: “Eğer o gün Fedek’i sırf Fatıma’nın, o arazinin kendisine ait olduğunu iddia etmesinden dolayı ona verseydi, yarın da ona gelecek ve kocası adına halifelik makamını isteyecekti ve Ebubekir’i makamından uzaklaştırmış olacaktı. Bu noktadan sonra herhangi bir mazeret ileri sürüp karşı durmak mümkün olmazdı. Ve o, ne söylerse söylesin her iddiasında doğru kabul edilecekti. Onun ileri sürdüğü bir hususta kanıta ve tanığa gerek olmayacaktı.”[25]

——————

[20]- Meryem, 6

 

[21]- Neml, 16

 

[22]- Yûsuf, 18

 

[23]- Mü’min, 78

 

[24]- el-İhticac, 1/253-279, Usve Yayınları

 

[25]- Şerh-u İbn Ebi’l-Hadid, 16/284

*******

Yazının ilk bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Yazının ilk bölümü

Yazının ikinci bölümünü okumak isteyenler linke tıklasın: Yazının ikinci bölümü

Yorum Bırak

  1. hakan dedi ki:

    allah hakka kavuşmak isteyenleri engelliyenlere ebedi lanet etsin kafirler istemeselerde allah nurunu tamamlıyacaktır. ALLAHın salat ve selamı MUHAMMEDE VE ONUN EHLİBEYTine ve onların seçkin sahabelerine olsun.

  2. zehra aşığı dedi ki:

    bizler için ne dersler barındırıyor bünyesinde bir ayetullah diyordu ki bu hutbeyi mutlaka ezberleyin özellikle çocuklarınıza ezberletin