Hz. Hüseyin’in (as) Ölümü Karşılama Tarzı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Kasım 2010 Ehlibeyt 13 Yorum



Bir önceki bölümde insanın kemal derecesini ortaya koyan ölçülerden birinin, onun ölümü karşılama tarzı olduğunu belirtmiştik. Çünkü ölüm düşüncesi, ölümden duyulan korku ve dehşet, insanın en büyük zaaflarından biridir; insanoğlunun uğradığı bela ve çektiği bedbahtlıkların çoğu, onun ölümden korkmasından kaynaklanır, ölüm karşısında dehşete kapılmasından neşet bulur. Nice kötülüklere, nice alçaklıklara boyun eğmenin ya da mümessili olmanın yegane sebebi, çoğu kez ölümden duyulan korkudur.

Ölümden korkmayan bir insanın hayatı bambaşkadır; ölüm korkusunu yüreğinden silip atan birinin hayatı, yaşama tarzı, olaylar karşısında tavrı ve dahli baştan sona farklılaşacaktır. Nitekim büyük insanlar, ölüm karşısında cesurca hatta cesaretinde ötesi bir davranışla tepki gösterirler; büyük insanlar gülerek karşılarlar ölümü…[1]

“Yiğitçe vuruşarak ölmek saadet, zalimin zulmüne tahammül ederek yaşamaksa zillet ve alçaklıktır.”[2] Ancak Hak evliyalarının iddia edebileceği bir ölümdür bu, ancak Allah aşıkları ölümü böyle yorumlar ve bu inançla karşılarlar . Onların nazarında ölüm mekan değiştirmek, bir evden diğerine göçmektir ancak. İmam Hüseyin’in de (a.s) deyişiyle: “Ölüm, üzerinde geçilen bir köprüdür sadece”[3] Aşura günü ashabını etrafına toplamakta ve şöyle demektedir:

“Dostlarım! Önümüzde bir köprü var şimdi, hepimiz geçeceğiz ondan. Adı, ölümdür bu köprünün. Bu köprüden geçtikten sonra, hayal bile edemeyeceğiniz, tasavvuru mümkün olmayan bir diyar bulacaksınız karşınızda…”

Evet… Hüseyin’dir (a.s) bu… Dakikalar geçtikçe, ölüm her an biraz daha yaklaştıkça onun çehresi daha bir mütebessim olmakta, sevinci giderek artmaktadır.

Aşura günü, Kerbela sahrası… Katliam sona ermiş, hanedan-ı Resulullah (s.a.a) teker-teker kılıçtan geçirilmiştir. Olay yerinde hazır bulunan ve bu vakıayı anlatan şahıs, savaşın bittiğini, Hz. Hüseyin’in (a.s) aldığı öldürücü yaralar neticesinde şehit olacağını, etrafındakilerin bütünüyle kılıçtan geçirildiğini görünce, sevap elde etme ümidiyle Yezid ordularının komutanı olan Ömer Bin Sa’d’e gider ve “Hüseyin nasılsa ölecek, can çekişiyor şimdi; ona biraz su götürmeme izin ver; bu suyu içmiş içmemiş ne fark eder -ama sevabı vardır-” der ve İmam’a içirmek üzere biraz su götürür.

Fakat henüz birkaç adım atmadan melun Şimr’e rastlar. İmamın mübarek başını kesmiş, Ömer b. Sad’e götürmektedir. Olayı anlatan bu şahıs “Çehresine yayılan o mutlu tebessüm, onun öldürülüşünü düşünmeme engel oldu” der. Bu da, başı kesildiği sırada tebessüm etmekte olduğunu gösterir.

—————

[1]- Ama intihar değil; bir amaç uğruna seve-seve bağra basılan bir ölümdür bu. Zira onlar ölümün bir mesuliyet olduğunu, ölümü kucaklayan kişinin bir mesaj verdiğini bilirler. Onların nazarında.

[2]- Lühuf, s.69. Nefes-ul Mehmum, s.116.

[3]- Meâni’l Ahbar, s.289, yeni baskı.

—————–

Murtaza Mutahhari’nin “İnsan-ı Kamil” kitabından alıntıdır.

Sayfa: 177

Yorum Bırak

  1. elcin dedi ki:

    bir sorum var_14 mesumun miladi takvimle doulduu ve olduyu gun? ve kerbela faciasininda gunu? hz abbas efendimizinde?

  2. arif dedi ki:

    MUTLULUĞA DAVET; ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK

    Allahu Teala yarattigi mahlukatinin icinde en çok insani seviyor ve bu nedenle de herkesin sonsuz bir saadete ulaşmasini istiyor. Tek bir muradi var; biz insanlarin çok mutlu olmasi. Bu mutlulugu yaşamamiz ancak Allah’in davetine icabet etmemize bagli.
    Nedir Allah’in daveti?
    Bakara suresinin 186. ayetine göre Allah’in daveti; Allah’a ulaşmayi dilemektir.
    BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
    Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

    Allah’in daveti mutlulugu yaşamak, güzeli yaşamaktir. Allah’in daveti Kendisine, Sevgiye, Allah’in daveti kurtuluşa, cennete…

    YÛNUS-25: Vallâhu yed’û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
    Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat’ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

    YÛNUS-26: Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
    Onlar için Ahsenül hüsna (Allah’ın Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah’ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.
    Şeytanin daveti ise huzursuzluk, mutsuzluk ve kurtuluşu olmayan bir yol; cehennem.
    İBRÂHÎM-22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
    Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
    Hz.Adem yaratildigi zaman kibrinden O’na secde etmeyen iblis, Allahu Tealanin huzurundan kovuluyor ve kiyamete kadar Allah’tan izin isteyerek, insanlarin Allah’in davetine icabet etmemeleri için var gücüyle çalişacagini söylüyor. İnsanın nefsinin kalbi, %100 afetlerle doludur. Nefsin afetlerinin hepsi, Allah neyi emretmişse onu reddeden, neyi yasaklamışsa onu da mutlaka yapmak isteyen bir hüviyettedir. Şeytan afetlerin hepsine tesir etme imkânına sahip ve nefsteki bu afetleri kullanarak insanlari dalalete düşürmeye çalisir. İblis insanların en büyük düşmanıdır.Tek gayesi kendisi cehenneme gideceği için bütün insanlarin oraya gitmesi.
    A’RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak’udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
    (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin’e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.

    A’RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
    Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.

    Şeytanin bu davetine karşi Yüce Rabbimiz bizleri açik bir şekilde uyardigi halde!

    NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri)….
    Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder….
    A’RÂF-18: Kâlehruc minhâ mez’ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmaîn(ecmaîne).
    (Allahû Tealâ): “Kınanmış (hor görülmüş) ve kovulmuş olarak oradan çık!” dedi. “Elbette onlardan kim sana tâbî olursa, mutlaka sizin hepinizden cehennemi (tamamen) dolduracağım.”

    Ne yazik ki insanlarin çogu Allah’a ulaşmayi dilemeyerek şeytana tabi olmuslar. İblis vadini yerine getirmiş.
    SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
    Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
    Sebe 20 âyet-i kerimesi indiği zaman sahâbe Peygamber Efendimiz (SAV.)’e soruyor:
    – Ey Allah’ın Resûl’ü kaç tane fırka?
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.):
    – 73, diyor.
    – Peki bunların arasından gerçekten bir tek fırka mı kurtulacak?
    – Evet, bir tek fırka.
    – İsimleri ne?
    – İsimleri Fırka-i Naciye.
    Fırka-i Naciye; kurtuluşa ulaşanların oluşturduğu fırka demektir.Peygamber Efendimiz (S.A.V), fırkalara ayrılanların 73 fırka olduğunu, bunlardan 72’sinin cehenneme gideceğini; bir tek fırkanın kurtuluşa ulaşacağını söylemekte. Bu tek firka kücük guruplar halinde 72 fırkaya dağılmış vaziyettedir. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler Fırka-i Naciye’nin yani kurtuluşa eren firkanin içinde olanlardir.
    Allahu Teala dini ayakta tutarak tek firka oluşturmamizi, tevhidde, birlik ve beraberlik çatisi altinda buluşmamizi emrediyor.
    ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
    Tevhidde, birlik ve beraberlik çatisi altinda buluşmamiz tek bir dilege bagli; “Allah’a ulaşmayi dilemek”.
    Yüce Rabbimiz Kur’an-i Kerimde tevhidde kalarak, kurtuluşa ulasmanin yolunu açik bir şekilde ifade etmis. Allah’in daveti herkese açik. Mutluluga ve kurtuluşa ulasmanin tek yolu, Allah’in davetine icabet emrini yerine getirmek;
    ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
    Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz.
    İşte insanlari kurtuluşa erdiren bir dilekten; Allah’a yönelmekten; bir başka ifadeyle, Allah’a ulaşmayı dilemekten (ruhu hayatta iken Allah’a ulaştırmayı dilemekten) bahsetmek istiyoruz. Allah’a mülâki olmak, Allah’a münîb olmak, ölmeden evvel ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemek, âmenû olmak, bunların dördü de aynı mânâya gelir.
    İslam, Hz. İbrâhîm’in “hanif” dîninin adidir. Islam, teslim, selam, selamet, müslim, müslüman kelimelerinin hepsi Silm kökünden gelir. Allah insani kendisine teslim olacak özellikte hanif fitratiyla yaratmiş. Hanif fitratiyla yaratilan insanin Allah’a teslim olarak kurtuluşa ulaşmasi, Hazreti Ademden kiyamete kadar yaşanacak tek din olan hanif dinini yaşamasina bagli.
    RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
    Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
    Hz. İbrâhîm’in hanif dini 3 temel esasa dayanir.
    1- Vahdet. Tek Allah’a inanmak, Allah’ın tekliği.
    2- Tevhid. Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek bir fırka.
    3- Teslim. Ruhu, vechi (fizik vücudu), nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.

    Allahû Tealâ Hz. Nuh’a verdiği şeriatı önce Hz.İbrâhîm’e daha sonra Hz. Musa’aya, Hz. İsa’ya ve daha sonra da Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e vermiştir. Hepsi aynı şeriatı yaşamışlar.
    ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
    Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek dînin temelidir.

    Allahu Tealanin Kendisine teslim olmasini istedigi insan Halifelik sifatiyla Allah’in yeryüzündeki temsilcisidir.

    BAKARA-30: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten),..
    Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti.

    Allah’in yeryüzündeki temsilcisi olan insan, Allah’in kainattaki en cok sevdigi mahlukudur. Neden en cok sevdigi mahlukudur? Çünkü insan, Allah’in ruhunu üfürdügü kainattaki tek mahluktur. Yarattigi mahlukatinin içinde halifem buyurdugu insan Allah’in ruhunu taşidigi icin Eşref-i mahluk’tur. Kainatta “en şerefli mahluk” tur. Bu nedenle yaratilan mahlukatin içinde Allah’a en yakin olan insandir.

    İşte Allahu Teala kainati, bu en çok sevdigi mahluku, insan için yaratmiş.
    CASİYE-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
    Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

    İnsani ise kendisi için (Allah’a kul olsunlar diye) yaratmiş.

    ZARİYAT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya’budûn(ya’budûni).
    Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize, kul olsunlar diye yarattık.

    Abd; Allah’a kul olmak demektir. Abid; Allah’a kulluk etmek yani ibadet etmek demektir. Allah’a ruhunu ulaştirmak ve O’na kul (abd) olmak hedeftir, ibadet etmek (abid olmak) ise vasitadir. Allah’i zikretmek, namaz kilmak, oruç tutmak gibi ibadetler Allah’a kul olmak, O’na teslim olmak için, Allah’a yaklasabilmek, hedefe ulasabilmek, mutlulugu yaşayabilmek icin vasita emirlerdir.

    Rabbimiz Yasin 60, 61 de Hz. Adem’in soyundan gelen fizik vücutlarimiza hitab ediyor ve ezelde hepimizin fizik vücudlarimizdan Allah’a kul olacagimiza dair ahd almiş.

    YASİN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
    Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

    YASİN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
    Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

    Bir insanin Allah’a kul olabilmesi Allah’a ulaşmayi dileme talebiyle gerçeklesiyor. Allahu Teala Zümer 17 ayeti kerimesinde Allaha ulaşmayi dileyenlerin şeytana kul olmaktan kurtuldugunu ve Allah’a kul oldugunu söylüyor.
    ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
    Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
    Bu ayette Sahâbe, Allah’a ulaşmayi dileyerek Allah’ın kulu olmak şerefine ermiş ve Allah’tan cennet müjdesi almis.
    Allahu Tealaya kul olmasi icin yaratilan insan üç vücuttan meydana gelmiştir.

    Fizik vücudumuz halk edilmiş (yaratilmiş)(zahiri alemin varligi).

    HİCR-26: Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
    Andolsun ki Biz, insanı “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

    Nefsimiz sevva edilmiş (dizayn edilmiş)( berzah aleminin varligi).

    ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
    Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi (7 kademede).

    Ruh Allah’in ruhudur ve Allah insana ruhundan üfürmüs (emr aleminin varligi).

    SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
    Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun nefsinin kalbine) sem’î (kalbin işitme hassası), basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    İnsana üfürülen ruhu Allahû Tealâ, yerlere, göklere ve dağlara teklif etmiş. Hiçbiri emaneti yüklenmemiş. Ruh emanetini yalniz insan yüklenmiş.
    AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
    Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
    Ruh Allah’tan bize, sahibi olan Allah’a geri iade edilmek suretiyle emanet olarak verilmiştir. Allah’tan gelmiştir ve tek sahibi olan Allah’a geri dönecektir. Allah’in Zat’ina ulaşabilmeye yetkili kilinmiştir. Allah’tan başka bir istikameti ve talebi yoktur.Ruhun tezkiye, terbiye ve tasfiye olmasina ihtiyaci yoktur, saf ve temizdir. Ruhumuzu Allah kendi ruhundan üfürdügü icin kalbi %100 nurlardan oluşur, sadece aydınlıgı temsil eder ve 19 hasleti icerir. (sevgi, iman, dogruluk, adalet, edeb, kemalat, cömertlik, sükunet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet – sırları saklayan, hakikat, meziyet, vefa samimiyet, tevhid).
    Allah’u Teala isra 85 ayeti kerimesinde ruhun Rabbimizin emrinden oldugunu buyuruyor.

    İSRA-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
    Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.
    Rad 21′ ayetinde ise Rabbimizin emrinden olan ruh emanetini Kendisine teslim etmemizi emrediyor.
    RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sav) emanetin teslimi icin buyuruyor ki;
    “Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur, ahde vefa etmeyenin dini yoktur.”
    Hatta yalniz ruh emanetini degil, ruh emanetiyle birlikte diger emanetler olan fizik vücudun, nefsin ve iradenin teslimini de emrediyor;
    NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
    Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, iyi işiten ve en iyi görendir.
    Allahu Teala ezelde insanlari huzurunda toplamiş.

    A’RAF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
    Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

    Maide 7 ye göre O’na teslim olacagimiza dair bizden misak almiş.

    MAİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
    Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

    Üc vücudumuz da dünya hayatini yaşarken Allah’a teslim olmak icin, ezelde 3 tane yemin vermiş ve bu misak, ahd, yemin adini almiş (misak: ruhun yemini, ahd:fizik vücudun yemini, yemin:nefsin yemini). Bu yeminlerin haricinde irademizde Allah’a teslim olacagina dair misak adli yemin vermiş.

    Allah ruhumuzdan, nefsimizden, fizik vücudumuzdan ve irademizden yeminler aldiktan sonra hepsini üzerimize farz kilmiş (yeminlerimizin hepsini, yerine getirmemizi istiyor).

    EN’AM-152: Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
    Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

    Konumuz Allah’a mülaki olmak (Allah’a ulasmayi dilemek) oldugu icin sadece ruhun yemininden bahsetmek istiyoruz. Ezelde ruhumuz, dünya hayatinda mülaki olmaya (Allah’a ulaşmaya) ve O’na teslim olmaya misak vermiş.

    RAD-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
    Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

    RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    Ruhun ölmeden önce teslimi; ruhun vücudumuzdan ayrilarak 7 gök katini aşmasi ve Allah’in Zatina biz dünya hayatini yaşarken ulaşmasidir. Allah’in Zatina ruhun ölmeden evvel ulaşmasi Kur’an’in temel emridir.

    Rabbimizin bizden istediği serbest irademizi kullanarak bütün kalbimizle samimi bir niyetle ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dilememiz ve hedef olarak sadece Allah’i kendimize hedef edinmemizdir. Ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyen kisinin yöneldiği istikamet hedef olan Allah’tır. Kişinin önce Müzemmil 19’a göre dilemesi gerekiyor ki Rabbine ulaştıran bir yol tutsun.

    MUZEMMİL-19: İnne hâzihî tezkirah(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
    Şüphesiz bunlar (âyetler), birer öğüttür. Kim dilerse (ruhunu ölmeden evvel) Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

    “Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar, O sadece sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” Müslim,birr,33; İbn Mace,Zühd,9; Ahmed Hanbel,2/285-539

    MAİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
    Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve “işittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakinizi hatırlayın. Allah’a karşı takva sahibi olun. Çünkü; O, göğüslerde (sinelerde) olanı bilir.

    O halde Allah’a ulaşmayi dilemek farz midir?

    RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

    Gördük ki ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştirmayi dilememiz, hidayette olmamiz bu ayete göre farzdir. Hatta 12 ayete göre farzdir; Rum 31, Zümer 54, Lokman 15, Nisa 58, Maide 7, Müzemmil 8, Rad 21, Fecr 28, Şura 47, Yunus 25, Enam 152 ve Zariyat 50.

    Allahu Teala Zümer 54′ de “üzerinize kabir azabi gelmeden önce” yani “ölmeden, bu dünya hayatini yaşarken Allah’a ulaşmayi dileyin” buyuruyor. Hatta bununla da kalmiyor “dilemeden ölürseniz ahirette yardim alamazsiniz” buyuruyor.

    ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
    Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). Sonra yardım olunmazsınız.

    Peygamber Efendimiz S.A.V. ilk Cuma Hutbesinde söyle buyuruyor;
    “Size ölüm gelmeden Rabbinize ulaşın ve teslim olun”

    Yine baska bir hadis-i serifte;
    “Men habbebe likaallahi habbevallahi lika
    Kim Allaha ulasmaya muhabbet beslerse (Allah’a ulasmayı dilerse), Allahta o kisiyi kendisine ulastirmayi diler.” (6/228 Riyadussalihin)

    Tasavvufi Ahlak kitabinda Zahit Kotku K.S hazretleri de buyuruyor ki;
    Allahu tealaya mülaki olmak icin muhabbet ve istiyak üzere olup, Salih ameller üzeri Hak Celle va Alaya mülaki olmayi arzu ve ümit eyleye.Hak Celle ve Alaya MÜLAKI OLMAYI ISTEYEN herkese yakisan sey Ameli salihdir.

    Abdul Kadir Geylani H.Z.nin Müridlerin kitabi Sayfa 1069’da bu farzla ilgili sözü;
    Mesayih (mürsidler) Allaha vardiran yoldur. Yüce Allaha götüren delillerdir. YÜCE ALLAHIN HUZURUNA CIKILAN KAPILARDIR. Anlatilan mana da olarak, her müride bir seyh gereklidir. Bu seyh dahi, beyan ettigimiz üzere olacaktir, mürid dahi öyledir. Yani ALLAHA ULASMAK DILEYEN her müride bir büyük zat gereklidir.

    Zümer 17 ayetine göre Sahabe-i Kiram Allah’a ulaşmayi dilemişler.

    ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
    Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    Münîb, yunîb, münîbîne kelimesi, yönelmek demektir. “Allah’a yönelmek” ifadesinin, “Allah’a ulaşmayı dilemek” anlamına geldiği Şura Suresinin 13. ve Rad suresinin 27. âyet-i kerimesinde gecmektedir.

    RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
    O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

    ŞURA-13:…., allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

    allâhu:Allah, yectebî: seçer, ileyhi:ona, kendisine, men:kimse, kişi, yeşâu:diler, ve yehdî:ve hidayete erdirir, ulaştırır, ileyhi:ona, kendisine, men:kimse, kişi, yunîbu:yönelir

    RA’D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
    Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

    “Allah dilediğini dalâlette bırakır” ifadesi, “Allah dilediğini seçer, isterse dalâlette bırakır ya da dalâlette bırakmaz” anlamına gelmemektedir. Kim dalâlette kalmayı istiyorsa, hidayete ulaşmayı, Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa Allahû Tealâ da onları, o dalâlette olduğu şekilde bırakır.

    Rad suresinin 27.ayeti kerimesine göre Allah’a ulaşmayi dileyen kişi dalaletten kurtuluyor ve hidayete adim atiyor.

    Hidayete adim atmak; Allah’a ulaşmayi dilemektir.
    Hidayete ermek ise; ruhun ölmeden evvel bu dünya hayatini yaşarken Allah’a ulaşmasi, vasil olmasi.

    Allah’in evliyasına ermiş denir. Cünkü onlar ruhlarını ölmeden önce Allah’a erdirdikleri, ulaştırdıkları için onlara ermiş kullar denir.

    “Araliksiz olarak sizlanip duran Hazreti Rabiaya “hic bir hastaligin yok, sizlanmana ve yakinmana sebep nedir?” diye soranlara su cevabi veriyor;
    “Sinemin dahilinde bir derdim var, tabibler bu derdin tedavisinde aciz kalmislardir, yaramin merhemi O’na vuslattir.” Feridüddin Attar Tezkiretü’l evliya sayfa 121

    VUSLAT; visal. Sevdigine kavuşma, ulaşma

    O halde hidayet nedir?
    Hidayet insan ruhunun hayattayken Allah’a ulaşmasıdır.

    BAKARA-120:… kul inne hudâllâhi huvel hudâ
    “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.”

    İnne: Muhakkak ki
    hudâllâhi: Allah’a ulaşmak
    huve: işte o
    hudâ: hidayettir

    AL-İ İMRAN-73:… kul innel hudâ hudallâhi…
    “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.)

    Sirat-i müstakim ise Allah’a ulaştiran yoldur.

    NİSA-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
    Allah’a âmenû olanları ve O’na sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.

    Rabbimiz Mü’minun 17 de üzerinize 7 yol yarattık buyuruyor.

    MU’MİNUN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb’a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
    Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz
    Necm 42 ye göre de Allah Kendisinin yolun sonunda olduğunu açıklıyor.
    NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
    Ve muhakkak ki; senin Rabbin olan Allah, yolun (Sıratı Mustakîm’in) sonudur.
    Sırat-ı Mustakim üzerinde, Allah’a ulaşmak üzere ruhun yaptığı yolculuğun adı seyr-i süluk’tur. Allah’a ulaşmayi dileyen kisi mürşide tabi olduktan sonra ruhu sirat-i müstakime ulaşir ve Allah’a ulaşmak icin ruhun seyr-i süluk adli yolculugu başlar.

    NEBE-39:  femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
    Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.

    Yunus Emre Hz.lerinin buyurdugu gibi; “Kanatlandık kuş olduk, uçtuk elhamdülillah.”

    Imami Gazali K.S: Abidler yolu.
    Sonra bilki ahiret yolculugu sülük etme babindan isin hakikati südur:
    Bu yol uzunluk kisalik bakimindan insanlarin yürüyerek kat ettigi ve kisinin kuvvetli veya zayif olmasina bagli mesafelerden degildir.O yol gönüllerin sülük ettigi RUHANI BIR YOLCULUKTUR.

    “Ruhlar toplu cemaatlerdir. Onlardan birbiriyle tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar da ayrılırlar.” (Buharî, Enbiya)

    Müminlerin ruhlari 7. kat göktedir. Orada cennetteki makamlarini seyrederler. (Deylemi) Kütübi Sitte. Kategori: iman ve islam hakkinda / Kitabu’ul Emanet Hadis No: 0085

    Mürşide tabi olmayan hic kimsenin ruhu, gök katlarini aşarak Allah’a yükselemez.

    RAHMÂN-33: Yâ ma’şerel cinni vel insi inisteta’tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin).
    Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).
    A’RÂF-181: Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
    Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk’a (Allah’a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.

    Bilal Nadir Hazretlerinden;
    …….Şeyhlere uymak ve onları sevmek lazımdır ve her kişiye bir Şeyh edinmek ve onun edebi ile edeplenmek gerektir. Zira, Şeyhler taliplerin çobanı gibidir. Çobanı olmayan koyunu, elbette kurt kapar.”Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım” demiş iken, Cebrâil (Aleyhis-selâm) Ona mürşid oldu ve kılavuzluk etti. Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz de bu yolu mürşidsiz yürümedi.
    Müzekkin-Nüfus, s.419; El-Uhûdül Kübra, (İmâm-ı Şarâni), s.994.Berikâ, c.1, s. 58.
    Mirât-i Kâinât, c.1, s.414; Müzekkîn-Nüfus, s. 420.
    “Benim murebbim (mürşidim) olmasaydı ben de Rabbime arif olamazdım.” Hadis-i serif
    Necmeddin Kübra Hazretleri de buyurur ki;
    –Allah’a ulasmak O’nun emirleri dogrultusunda yürümekle olur.
    –Salikin (ruhunu Allah’a ulastirmak üzere yolculuk yapan müridin) isimlerin delalet yoluyla vuslata ermesi (Allah’a ulasmasi) icin Kamil mürside ihtiyaci vardir. (Tasavvufta On Temel Esas)

    Allah’ın mürşid adını verdiği insan kimdir?

    Allah’in emriyle Allah’a ulaştirmaya (hidayet etmeye) yetkili kilinanlar bir kismi peygamberler, bir kismi da Rabbimiz’in adina resul, imam, mürşid, sultan ve hidayetci dedigi vazifelilerdir. Allah’a davet eden ve Allah’in yardimiyla insanlari irşad eden kişilerdir. Peygamber Efendimiz s.a.v. kendi kavminin, arap kavminin Resul’ü, devrin en büyük mürşidi, imami, halifesi ve kainatin son peygamberidir.

    AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
    Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi’dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

    Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed sav. Rahmeti Rahman’a kavuştuktan sonra varisleri olan mürşidler irşad vazifesini yerine getirirler. Rad 7 de Rabbimiz sen bir uyaricisin ve bütün kavimler icin bir hidayetci vardir buyuruyor.

    RA’D-7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin).
    Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).
    “Benden sonra nebi gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tabi olur, onlara asi olan bana asi olur.” Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis, sahih buhari 11.cilt sayfa 181
    ” Her devirde beni temsilen 1 kişi var. Hz.isa (A.S.)’i temsilen 3 kişi var. Hz.Musa (A.S.)’i temsilen 7 kişi var. Hz.ibrahim (A.S.)’i temsilen 40 kişi var.” Hadis-i Şerif

    Gavsül Azam Abdulkadir Geylani hz.lerinin ”ÖTELERDEN HABERLER” orj.adı ”SIRR’ÜL
    ESRAR” kitabından Abdulkadir akçiçek cevirisi;
    “Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı. Gayrına ihtiyaç kalmazdı. Öbür aleme intilkal ettikten sonra, tecerred haline geçiyor, bizzat kendisi ile bağ kurulmuyor. İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır. Onlar da bu alemden göçüp gidince, İRŞAD OLACAK OLMAZ. ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA! DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA…”

    Hayatta olan velinin, Peygamber S.A.V.EFENDİMİZ’ le her bakımdan ilgisi vardır. TAM VERASET HALİ BUNU GEREKTİRİR. Hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını, idare eder.”

    Abdulkadir Geylani Hz.nin Müridlerin kitabi
    S.1065: Mürid, seyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasita bilmelidir. RABBINE ULASTIRAN BIR YOL ve bir sebeb bilmelidir…
    …..Bir SEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip oldugu kisi. Bir uyan ola,bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s.)den BERI BÖYLEDIR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTIR.

    Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.(Said-i Nursi Hz.-Emirdağ Lahikası/ Hüve Nuktesi 232)

    “İnsanlar kutbu nübüvvetle veya kutbu velayetle hidayete ererler.” (imam’i Rabbani-Mektubat-i Rabbani 534.Mektup Cilt 2.sayfa 761-Cile Yay.Abdülkadir Akcicek)

    Allah’a ulaşmayi dileyen kisinin ruhunun Allah’a ulaşmasi ve hidayete ermesi icin Kur’an’a göre mürşid farz midir?

    Kur’an’da mürşid farz midir sorusunun cevabi Maide 35, Nahl 9, Fatiha 5, Kehf 17 ayetlerinde geciyor. Maide 35 ayeti kerimesinde Allahu Teala mürşide mutlaka ulaşmamizi farz emir olarak vermiştir. Bizi Allah’a ulaştıracak olan vesile Allahû Tealâ’nın mürşididir.

    MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
    Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.

    yâ eyyuhâ:ey!, ellezîne âmenû:Allâh’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler, ittekû Allâhe:Allâh’a (c.c.) karşı takvâ sahibi olun, ve, ibtegû:ve isteyin!, ileyhi el vesîlete:O’na ulaştıracak vesileyi, ve câhidû fî sebîli hi:ve O’nun yolunda cihad edin, lealle-kum:umulur ki böylece siz, tuflihûne:felâha, kurtuluşa erersiniz
    Risale-i halidiyye-Imam Mevlana Halid-i;
    Bu tarîkatta râbitasiz sülûk çok müskildir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ;
    (Vebtegû ileyhil-vesîlete) [Allaha yaklasmaya vesîle arayin!] (Mâide: 35) buyurmustur. Padisahlar huzuruna bile vasitasiz girmek müskül olunca, Cenâb-i Hakkin huzuruna girmek için vesîle biz-zarûre lâzimdir.

    Yûsuf-Hakîkî’nin Tasavvuf Risalesi;
    2. Hakki Talep ve Bir Mürside Baglanmak
    Amma bak. iyi bil ki Hakki talep edenler bu yolda dünyayi ve nefislerini terk ederek mesafe almislardir. Bu yola gösterir iki yüzlülük ve gururla girilmez. Bu yola ancak bir mürside baglanalarak girilir; er-refîk sümmet-tarîk (7). Allah buyurur: Yâ eyyühel-lezîne âmenût-tekullâhe veb-tegû ileyhi’l-vesîlete ve câhidû fî sebîlihî lealleküm tuflihûn(8) .
    7. Önce yoldas sonra yol.
    8.El-Mâide,35. Ey iman edenler! Allahtan sakinin, ona yaklasmak hususunda vesile arayin, yolunda cihad edin ki felah bulasiniz.

    “Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah’a itaat etmis olur. Kim Bana isyan ederse, Allah’a isyan etmis olur. Her kim Imam’a (Kamil Mürside veya devrin Imam’ina) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmis olur. Her kim Imam’a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmis olur.” (Ibni Mace 8/2589)

    “Her kim zamanın imamına biat etmeden ölürse o cahiliyye ölümüyle ölür.”(Sahih-i Müslim 58, hadis no: 1851)

    Kehf 17 ayetinde acikca “veliyyen murşidâ” sözü beyan edilmiş. Bu ayete göre Allah’a ulaşmayi dilemeyen kişiler dalalette kaliyor ve onlar icin bir veli mürşid bulunmuyor.

    KEHF-17: …men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
    Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
    men: kim, yehdi allâhu: Allah hidayete erdirir (kendisine ulaştırır), fe: böylece, huve: o, el muhtedi: hidayete eren kişi (hidayete ermiştir), ve men: ve kim, kimi, yudlil: dalâlette bırakır, fe len tecide: artık bulamazsın, lehu: onun için, veliyyen: velî, dost, murşiden: bir mürşid, irşad eden

    Hakikat-i Muhammedi Abdulkadir Geylani;
    …….Peygamberimiz S.A.V efendimiz dilinden söylenen; Ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..(yusuf108) ayetindeki bana uyan cümlesinde bir işaret vardır. Peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır. Demek olur ki, benden sonra irşad; her yönden benim batini basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır. Burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir; VELİ OLAN MÜRŞİD (KEHF17) AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.

    Said Havva;
    Kimi, Allah dalalete sevkederse onun için veli (yardımcı) bir mürşid bulamazsın’ (Kehf s.17) ayetiyle ilgili olarak Said Havva şu değerlendirmeyi yapar: Ayetten anlıyoruz ki hidayete erdirme de en son güç veli bir mürşiddir. İnsan elini bir mürşid-i kamile verirse hidayet konusunda en iyisi açığa çıkar. Onlar Peygamber varisidir.(15)

    Hadis-i Serif:
    “El ulamau verasetul enbiya, hukemau ulamau kedau en enbiyaye min fekhihim.
    Alimler, Resulullah’in varisleridir, hikmet sahibi alimler, fikih açisindan nebiler seviyesindedirler.”
    Kimler icin mürşid vardir?
    Allah’a ulaşmayi dileyen herkes icin muhakkak kendileri icin tayin edilmiş bir mürşid vardir. Mürşidini arayan kişiye, kendisini Allah’a ulaştiracak mürşidi Allah tayin ediyor. Mürsidler sadece Allah’a ulastirmaya vesiledir. Devrin imami ise Allah’a ulastirandir.

    NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
    Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.

    Mürşit Allah’tan isteniyor.
    FATİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu
    (Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
    iyyâ-ke: yalnız sen, yalnız sana, na’budu: (biz) kul oluruz, ve: ve, iyyâ-ke: yalnız sen, yalnız senden, nestaînu: istiane (mürşidimizin kim olduğunu öğrenmek) isteriz

    Imam Fahreddin-i Râzî (ks) Tefsir-i Kebirinde fatiha suresindeki;
    “(Ya Rabbi) bizi, o kendilerine nimet verdigin mesutlarin yolu olan dogru yoluna hidayet eyle” (Fatiha, 5,6 ) ayet-i kerimesinde: “Bir kimsenin ancak bir Mürsid-i Kâmile teslim olup manevi dairesine girmek suretiyle, kendilerine nimet verilen kisilerin dogru yoluna hidayet olabilir’ diye isaret ettigini söylemistir. ”

    Allah’tan istenecek istianenin (yardimin) nasil istenecegi Bakara 45’te ifade edilmiştir. Bu ayet-i Kerimeye göre Allah’tan HACET NAMAZI ile bizi Allah’a ulaştiracak mürşidimizi istemek üzerimize farz kilinmiştir.

    BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
    (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
    ve isteînû: ve istiane (Allah’tan özel yardım), bi es sabri: sabırla, ve es sâlâti: ve namaz, ve inne-hâ: hiç şüphesiz o, muhakkak ki o, le : mutlaka, elbette, muhakkak, kebîretun: büyük, zor, ağır, illâ: ancak, hariç, den başka, alâ el hâşiîne: huşû sahiplerine
    Kim bu huşu sahipleri?

    BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
    O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
    ellezîne: o kimseler, onlar, yezunnûne: bilirler, yakîn derecesinde inanırlar, enne-hum: onların ….. olduğunu, mulâkû: mülâki olma, kavuşma, ulaşma, karşılaşma, rabbi-him: (onların) Rab’leri, ve enne-hum : ve onların ….. olduğunu, ileyhi râciûne: ona dönecek olanlar
    Kişi eğer gerçekten Allah’a ulaşmayı dilerse, mürşidini Allah’tan talep eder hacet namazı kılar ve sabrederse Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösterir.

    Hacet namazi; Persembeyi cumaya baglayan gece kisin saat 24′ den sonra, yazin gece saat 1’den sonra boy abdesti alarak 4 rekatlik hacet namazina niyet edilir. Namazda asagidaki âyetler okunur:

    1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî
    2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
    2. Rekâtin sonunda : Ettehiyyâtü
    3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.
    4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

    Namaz bittikten kisi Allah’tan mürsidini göstermesini diler. Hiç konusmadan gögsü kibleye gelecek sekilde sag tarafinin üzerine yan üstü yatar. 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürsid istenir. “Allah, Allah” diye zikir cekerek uyur. Eger ilk namazdan sonra yatildiginda birsey görülmez ise tekrar tekrar, her persembeyi cumaya baglayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kilinabilir.

    Enes b. Melikten aldigi bir rivayete dayanarak, Ebu Hasim Eyli Rasulullah (s.a.s) efendimizin söyle buyurdugunu anlatti: “Bir kimsenin yüce Allah’tan önemli bir dilegi olur ise, güzelce abdest alip iki rek’at namaz kilsin; Bu namazin birinci rek’atinda; fatiha sonra ayetul kürsi okunur, ikinci rek’atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kisi. Bundan sonra tesehhüde oturup selam verir….”

    “Bir kimsenin Allahü teâlâdan veya benîâdemden (insanoğlundan) bir hâceti olursa, tertemiz bir abdest alsın. Sonra iki rek’at hâcet namazı kılsın. Sonra Allahü teâlâya senâ (hamd)da bulunsun ve Peygambere salevât getirsin… (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)

    “Men ra’ni fegad ra’ni feinneş şeytane lâ yetemesselü bî velâ bî sûretişşeyhi tâbian linnebiyyi sallallâhu teâlâ aleyhi vesellem.
    “Beni gören, mutlaka beni görmüş demektir. Zira, şeytan benim suretime giremez ve benim gibi görünemez. Bana tâbi olan Şeyhlerde aynen böyledir.” Müzekki-n-Nüfus, s.551

    Abdulladir Geylani Hz.nin sohbetler kitabindan:
    Sayfa-201:Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rekat namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, SANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER.

    Şeyh Es’ad Efendi Hazretleri: Esrar Odası (Kaynak:Tasavvufun asli)
    İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.

    Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.

    İstihare ve hacet namazlari 14 asirdan beri denenmiş bir vasita olarak Hakk’a varip hidayete ermek isteyenleri, insanlarin degil Allahu Teala’nin sectigi mürşidlerle Allah’in Zati’na ulaştirmaktadirlar.

    14 asir önce Hakk’a varip hidayete ermek icin Sahabe-i Kiram, kainatin en büyük mürşidi Peygamber Efendimiz s.a.v’e tabi olmuşlar.
    YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilallâhi alâ basîretin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
    De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

    Fetih suresinin 10.ayeti kerimesine göre Elini tutarak tövbe ve biat etmişler, elini öpmüşler. (Mümtehine 12; bayanlarin tabiyeti)

    FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
    Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır….
    ellezîne: onlar, yubâyiûne-ke: sana biat ederler, tâbî olurlar, innemâ: sadece, oysa, olunca, yubâyiûne allâhe: Allah’a biat ederler, tâbî olurlar, yedu allâhi: Allah’ın eli, fevka : üzerinde, eydî-him: onların elleri
    —AKABE BİATI—Sahih buhari 11.cilt sayfa 181:
    Hicret dönüşü mekkeye yaklaştıklarında, Efendimiz (SAV), Hz.Osman’ı duruma bakması için mekkeye gönderir.Daha sonra (Hz.Osman dönmeden) oradakiler için biat emri gelir ve herkes (SAV) Efendimize biat ederler. Efendimiz (SAV) ”bu da Osman’ın biatı”diyerek sağ elini sol el üzerine koyarak kendi elini(sağ) kendisi öper.

    Cerir (RA) söyle demistir: Peygamber S.A.V biat ederken onun yanina geldim ve söyle dedim: “Ey Allah’in resulü! Uzat elini Sana biat edecegim, gereken sartlari da söyle ona göre biat edeyim.Sen bunu daha iyi bilirsin.” (Tirmizi, Birr ve Sila: 17; Darimi, Büyü : 9) (Sünnen-i Nesai hadis no:4106)

    El el üstüne tutularak yapilan tabiyet esnasinda Allah’in cereyani Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in elinden sahabeye gecmiş ve bu feyiz mürşidlerden müridlere aktarilarak günümüze kadar gelmiştir.
    “Peygamber Efendimiz (S.A.V) her sene Hira dağındaki Nur mağarasına çıkarmis, itikafa çekilirmis, 30 gün bazen 40 gün orada kalırmis. 40 yaşına bastığı zaman bir gün Cebrail (A.S) bembeyaz elbiseler içinde insan hüviyetinde görünmüs. O’na doğru bir adım atmis ve “İkra; Oku!” demis. Peygamber Efendimiz (S.A.V) demis ki: “Ben okuma yazma bilmiyorum, ümmiyim.” Bir adım daha atmis Cebrail (A.S), Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e yaklaşmıs. Gene “Oku!” demis. Gene aynı cevabı almis. Üçüncü adımda: “İkra, bi ismi Rabbike; Rabbinin ismiyle oku!” demis ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e kollarıyla sımsıkı sarılmis. Allah’ın cereyanı Cebrail (A.S)’e gelmis, O’ndan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e geçmis, ikisi de şiddetle sarsılmis.”
    Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 30 yıl sonra Hz. Ali sahâbeye diyor ki: “Ey sahâbe, ey benim aziz kardeşlerim, sizlere ne oldu? Bundan 30 yıl evvel ben sizin cezbenizden bu mescidin tavanlarının sarsıldığını bilirim. Ne oldu sizlere?” diyor.
    ENFÂL-2: İnnemel mu’minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
    Gerçek mü’minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah’ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab’lerine tevekkül ederler.
    HACC-35: Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
    Onlar, Allah’ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah’tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

    Bütün sahâbe irşad makamına kadar ulaşmişlar, hepsi mürşid olmuşlar. Ensar ve muhacirînin hepsine tâbî olunduğu, Tevbe 100. âyet-i kerimeyle kesinlik kazanmaktadır. Sahâbeye tâbî olan tâbiîn, tâbiîne tâbî olan ise tebei tâbiîn adini almiş ve Tevbe 100. ayeti kerimesine göre irşad makaminin sahipleri olduklari icin kendi zamanlarinda Allah’a ulaşmayi dileyen kişileri irşad ederek Allah’a ulaşmalarina ve böylece hidayete ermelerine vesile olmuşlar.

    TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
    O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler), onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden), bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe, irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu.) Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

    Hadis-i Serif: “Benim Sahabem gökteki yildizlar gibidir, hangisine tabi olursaniz kurtulursunuz.”

    Umeyr b. Atiyye anlatiyor: Ömer b. Hattab’a geldim ve “Ey mü’minlerin emiri!….UZAT ELİNİ SANA BİAT EDEYİM.” dedim. (Hz.Ömer r.a.) Elini uzatti ve güldü: “BU BİZİM SİZE, SİZİN BİZE KARSI HEPİMİZİN VAZİFESİDİR.” dedi.(Kenz’ul-Ummal: 1/81) (Hadislerle

    Hadis-i Serif: “Sahabe ve tâbiîn denilen ehli sünnet topluluguna sarilin.”

    Peygamber Efendimiz sav.buyuruyor ki; “Veysel Karani Kutbiyeti Kübradir (En büyük Kutuptur). Veysel Karani Tâbiînin ulusudur (Beni degil sahabeleri gören mü’minlerin ulusudur).”

    Hz.Peygamber ve Ashabinin Yasadigi Müslümanlik Timas yayin M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252) Ebu Hazim (r.a)’dan rivayet edilen hadisde, Ebu Hazim Resulullah’in buyurdugu bir hadis icin demistir ki: 44.(1842) Ebu Hureyre ile bes sene düsüp kalktim.Onu Hz.Peygamber S.A.V.’den su hadisi rivayet ederken dinledim.Söyle buyurmustur:
    “Beni israil’i Peygamberler idare ederdi. Bir peygamber vefat etti mi yerine (baska) bir peygamber gecerdi. Su bir gercektir ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler gelecek hem de cok olacaklar.”
    Ashab: O halde bize ne emredersin?dediler.
    “Birinciye ve Ondan sonra gelene (sira ile) yaptiginiz bey’ati tutun! Müslim, imare 44 H.No.1842, 3/147 Buhari, Enbiya 5, Fethu’l, Bari 6/495, ibni Mace, Ci-had 42k, H.No. 2871, 2/958, Ahmed 2/97
    Eşref Rumi Hazretleri;
    “Bil ki ey aziz kardesim! Bunlar gercek müridligin sartlarindandir.Birincisi tövbedir. Mürid tövbe edip seyhin irsadina teslim olmalidir. Seyhin elinden tutup bütün yaptiklarina ve günahlarina tövbe etmelidir. Cünkü hakiki seyhin eli, hakikatta Peygamber Efendimiz (SAV)’in eli gibidir. Zira vekilidir.(Tam müzekkin nüfuz sayfa 443)

    NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
    Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
    Allah’a ulaşmayi dileyen kişi, ruhunun hayattayken Allah’a ulaşmasi ve hidayete ermesi icin hacet namazi ile Allah’in tayin ettigi mürşidine ulaşir ve tabi olur.
    NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffan), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
    O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.
    “Başkalarını Allah’a davet eden kişiye, tâbî olanların sevabı kadar sevap verilir. Ama tâbî olanların sevabından Allah hiçbir seyi eksiltmez.” (İbn Kesîr, Tefsir, IV, 258.)
    FURKÂN-71: Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ(metâben).
    Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a ulaşır (hayattayken ruhu Allah’a ulaşır).
    Kişinin ruhu, mürşidine tabiyetten sonra Allah’i zikretmek suretiyle Allah’a ulaşir. Zikir cekmek Müzemmil 8, Ahzap 41, Al-i imran 191, Nisa 103′ e göre farzdir. Müzemmil 8 de buyuruldugu gibi Rabbinin ismi ile zikret! Rabbimizin ismi Allah olduguna göre zikir devamli Allah kelimesini kalpte tekrar etmektir. Nefsin tezkiyesi (temizlenmesi) Allah zikriyle gercekleşir. Zikir Allah’a ulaşmak icin bir şifredir.

    MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Ve Rabbinin İsmi’ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

    Hasan Basri K.S:Hasan Basri Hz.ve Hikmetli sözleri
    “Zikir Allah Rasulünün Hz Ebu Bekir ile hicretlerinde sevr magrasinda Ebubekir es Siddika tavsiye ettigi sekilde yapilmali;
    —YA Eba Bekr dilini üst damagina yapistir ve ALLAH ALLAH ALLAH de.”

    Said-i Nursi Hz. Mektubat/29. mektup/429′ da buyuruyor ki;
    “Bu seyr-i süluk-i kalbinin ve hareket-i ruhaniyenin (ruhun hareketinin seyrinin, yolculugunun, Allah’a yükselmesinin) miftahlari (anahtarlari) ve vesileleri, zikr-i ilahi (Allah’i zikretmek) ve tefekkürdür.

    İmam-ı Kuşeyri (RA) Hz.leri buyurur ki: “Zikrullah, velilik payesinin verilmesine sebep olur ve vuslat alametini ve iradesini tahakkuk ettirir. Hakk’a (CC), vuslat yollarının en kavi ve metini Zikrullah yoludur.”

    RA’D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
    Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
    Ruhun Allah’a ulaşmasi nefsin % 51 temizlenmesine baglidir. Nefs tezkiyesi, nefsimizin kalbine Allah zikriyle Allah’in nurlarini yaridan daha fazla yerleştirebilmenin adidir.
    FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
    Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
    Nefsin kalbi “Allah” zikriyle % 51 temizlendigi zaman ruh, sirat-i müstakim üzerinden Allah’a olan yolculugunu tamamlar. Ruh ölmeden önce Allah’ın Zat’ına ulaşir, vasil olur, kavuşur. Allah’in Zatinda ifna olur, yok olur (ruh ölmeden önce Allah’a teslim olur) ve Allah’in kendisine ulaştirdigi kisi hidayete erer.
    NEBE-39:  femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
    Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
    KEHF-17: …men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
    Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

    Hidayete ermek farz midir?

    Rad 21, Müzemmil 8, Fecr 28 ayetlerinde Allahu Teala emanet olarak verdigi ruhu hayatta iken Kendisine ulaştirmamizi ve hidayete ermemizi üzerimize farz kilmiş.

    MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
    Rabbinin (Allah’ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O’na (Allah’a) dön (ulaş, vasıl ol).

    RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
    Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

    vellezine:ve onlar, yasilune:vasil ederler, ulastirirlar, ma:seyi, emerallahu:Allah’in emrettigi, bihi:O’na, en yusale:vasil edilmesini, ulastirilmasini

    VASIL: ulaşan, erişen, kavuşan. Hakka vasıl olan.

    Cafer B. Sadik Hazretleri söyle söylüyor;
    “Kim de nefs ile Allah icin mücahede ederse Allah’a vasil olur.” (Feridüddin Attar Tezkiretü’l evliya sayfa 58)
    İNŞİKAK-6: Yâ eyyuhel insânu inneke kâdihun ilâ rabbike kedhan fe mulâkîh(mulâkîhı).
    Ey insan! Muhakkak ki; sen, Rabbine varmak için (nefsinle) cehd ile cihad edersin. Ve o zaman Allah’a ulaşırsın (mülâki olursun).

    “İBADET, DUA EDEN MÜ’MİNİN RUHUNUN YÜKSELEREK ALLAH’A ULAŞMASIDIR.” (TIRMIZİ,DA’VAT,112 )

    RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
    Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

    Mülâki olmak, ilka olmak, lika, telak kelimeleri aynı kökten gelir; ulaşmak, varmak, vasıl olmak, kavuşmak anlamındadır.

    Sahabe-i Kiram, ruhlarini ölmeden önce Allah’a ulaştirarak hidayete ermişler ve Allah’a teslim olmuşlar.

    ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
    Onlar (sahâbe), sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıranlardır). Ve onlar, ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).

    Peygamber Efendimiz s.a.v. Mutu en kable temutu “Ölmeden önce ölünüz” (Acluni keşfü’l hafa c2. shf:291 (2669) hadisi şerifinde ölmeden önce ruhumuzu Allah’a teslim etmemizi söylüyor.

    BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu) yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temût tunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
    İbrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yâkub da (o sıra oğullarına): “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz ölmeyin, ancak Allah’a teslim olarak (ölün).” dedi.

    Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;
    “Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmayı arzu etmez” buyurdu. Bunun üzerine ben:
    – Yâ Resûlallah! Ölümü sevmediği için mi (kavuşmak istemez)? Öyleyse hepimiz ölümü sevmeyiz, dedim.
    – “Hayır, öyle değil. Mü’mine Allah’ın rahmeti, rızâsı ve cenneti müjdelendiği zaman Allah Teâlâ’ya kavuşmak ister; işte o zaman Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kâfire Allah’ın azâbı, gazabı haber verildiği zaman Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz; Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz” buyurdu.” (Kaynak: Müslim, Zikir 14-17. Ayrıca bk. Buhârî, Rikak 41; Tirmizî, Cenâiz 67, Zühd 6; Nesâî, Cenâiz 10; İbni Mâce, Zühd 31)

    Rabbimiz Fecr 28 de ruhumuza “İrciî ilâ rabbiki” Rabbine geri dön emrini veriyor. Bu emir ruhun ölmeden önce Allah’a ulaştirilmasi emridir.

    FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
    Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

    Gavsül Azam Abdulkadir geylani hz.lerinin ”ÖTELERDEN HABERLER” orj.adı: SIRR’ÜL ESRAR kitabından;
    …YOLA GİRİNİZ! ŞU RUHANİ KAFİLELERLE RABBİNİZE DÖNÜNÜZ!

    Hasan Basri K.S:Hasan Basri Hz.ve Hikmetli sözlerinde;
    “Hic kimse bulamaz rahati ölmekte. ASIL MARIFET diri diri ölmekte. Ölüpde rahata kavusan kimse ölü degildir, ölü kimse ölüdürki ancak diri iken ÖLENDIR.”

    Said-i Nursi Hz.leri dünya hayatini yasarken ruhunu Allah’a teslim ettigini söylüyor;
    “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. RUHUMU RAHMANA TESLIM EYLEDIM , gayr istemem ” (Orjinal Sayfa:500) 26.Söz. (Sizinti 318/Temmuz 2005 s.288)

    Günümüzde hurafelerden biri olan “İnsana hayat veren ruhtur. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür” inancı Kur’ana tamamen ters düşmektedir. Oysaki Kur’anın hiçbir yerinde kişiyi ruhun yaşattığına dair bir ayet-i Kerime yoktur. Allahû Tealâ “Hayatı Biz veririz ve hayatı Biz alırız” buyuruyor. Öyleyse ruh, insana hayat veremez. Kişiyi yaşatan, hayat veren ruh degil Allah’tır.

    HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
    Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

    Kur’an’i Kerim’de Allahu Teala hicbir şeyi eksik birakmamiş, her konuya aciklik getirmiş.

    EN’ÂM-38: Mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in
    Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

    Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki:
    “Mukaddes ve Yüce olan Allah’in Kitab’idir. O’nda, sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin haberi ve kendi aranizdakinin hükmü vardir. O, Allah’in kesin sözüdür. Kim ki, kibrinden dolayi o Kitab’i terkederse, Allah onun belini kirar. Kim de hidayeti O’ndan başkasindan ararsa, Allah, o kimseyi dalâlette birakir. O, Allah’in sapsaglam bir ipi, apaçik bir nuru ve Sirati Mustakîm’e ulaştiran hikmet dolu bir haberidir.”

    Said-i Nursi Hazretleri Risale-i Nur:
    “Elimizde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, başka bir burhan aramak aklima zaid gelir.”

    Ruh ölmeden evvelde Allah’a ulaşiyor, öldükten sonrada Allah’a ulaşiyor.

    BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
    O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

    Cibril ha

  3. kamile dedi ki:

    s.a ben 3 çocuk annasi 45 yaşında bir müslümanım.sünniyim ama şii kardeşlerimin meshebinide uyguladığım gibi,ne yazıkki lanet yezide ve lanet babası ve dedesi münafık ebu süfyana hz denmesini bir türlü anlayamıyorum.biz gerçek islamdan uzak ve bidatlarla büyüdük ama sonradan öğrendikki,ne yazıkki gerçek peygamberi ve pak soyunu bize çok eksik hemde yanlış tanıtmışlar.***üzgünüm ama ebu hureyreden nakledilen yalan yanlış hadislerle tabiki dini ve kutlu mesajı ancak bukadar anlayabilirler.lütfen sevgili kardeşlerim inanın şii kardeşlerimizin kitaplarını okuyun kuranı kerim ile ne karşılaştırın ne demek istediğimi anlayacaksınız anlıyorum bazı şii kardeşlerimizde aşırı taassup sözkonusu ama bizim alim denen mürekkep yalamış zavallı larımız hiçde az deyil öğle değilmi.sözün özü münafık ve kafirlerin oyununu gelmeyelim .bizler hangi meshepten olursak olalım müslüman kardeşiz .tek eksiğimiz çok kibirliyiz nefsani davranıyoruz.ben doğru nerdyse ondan olmalıyız diyorum en güzel yıllarım ali şeriatinin dediği gibi bidatlarla savaşmaktan gerçek islamı yaşayamadım .allaha havale ahirette alırım hakkımı inş.allah hepimizede hakkı hak batılı batıl göstersin ve hakkı yaşayıp yaşatmayı nasip etsin inşaallah .ben acizene düşünüyorumki son yıllada hatta aylardaki olaylar hz.mehdi a.sdoğum sancıları diyorum 100 yılda olan yada olbilecek olaylar bir kaç ayda oldu ve hala sancılar devam ediyo .lütfen elimizi vijdanımıza koyupta düşünelim nereye gidiyoruz.daha nekadar birbirimi karalamak için çalışacaız allahın selamı ve berekti sevgili peygamberimiz ve pak ehli beytinin üzerine olsun ve bu salat ve selam yüzü suyu hürmetine rabbim vahdetimizi nasip etsin.nifak tohumları ekmekten bıkmayan kafirleri ve onların ahmak uşakları olan münafıklarıda rabbim kahretsin ki canlarımız yavrularımızı daha fazla zehirleyemesinler amin amin amin .allaha emanet kalın sayısıs mezhep kardeşlerim

  4. beytül ahzan dedi ki:

    Aleykum selam kardeşim…

  5. TUNCAY dedi ki:

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    BAKMAK,GÖRMEK DEGİLDİR.BAKARSINIZ,GÖREMEZSİNİZ.SELAM OLSUN,HZ.HÜSEYİN’İ GÖRMEK İÇİN BAKANLARA.SELAM OLSUN,HÜSEYNİ ÖLÜMLERE SUSAMIŞLARA.YUH OLSUN!!!BAKAR KÖRLERE!!!YUHOLSUN!!!MUAVİYEYLE KOL KOLA GEZİP,HZ.HÜSEYİN’E GÖZYAŞI DÖKENLERE…

    SELAM OLSUN,BEYTÜL AHZANA…….

  6. ayhana bozbulut dedi ki:

    önce ehl-i beyti anlamak lazımki ancak ozaman imam hüseyin aleyhisselam ve kerbelaa anlaşılacak şimdi bir hasta düşünün kan ihtiyacı olan ve ancak ona aynı gruptan kan verirseniz o hasta yaşayabilir o halde islam emevi zihniyetinin acı uygulamalarının neticesinde kan kaybetmiş idi ancak aynı gruptan kan ile canlanabilirdi islam o halde bu kan sadece imam hüseyin aleyhisselamın kanı ile can bulacaktı islam ve öylede oldu
    yazık ki insanlar kendi akılları nisbetinde imam hüseyin aleyhisselamı yorumluyorlar ilminde bir edebi vardır edepli olmak lazım.

  7. Ali dedi ki:

    Selamlar uzerinize olsun,ahiret dostlarim.Peygamber (SAV),onun vekili mukaddesi,hz.ali Efendimizi ve ondan gelen cocuklarini kisacasi ehli beyti sevmemek mumkun degildir.Zaten o musliman olamaz birkere.Bakiniz,Peygabmerimiz efendimiz henuz hayattayken,kendi neslinin zulum gorecegini ve sehit edileceklerini,kendisine hurmet gostermeyeceklerini.bir cok hadiste beyan etmis,bizat kizi Fatma annnemizede soylemistir.ve gozlerin yaslar akarak hasana huseyine defalarca sarilip koklayarak,anlatmistir.O zulmu yapanlara lanet etmistir,zaten,Bu zulmu zannetmiyorum ki,kendisi amenu olan hic bir musluman onaylamaz ,onaylayamaz,ameli bosa gider,ancak din dusmanlari veye fitne cikarmak isteyenlerden baskasi yapmaz.Kardeslerim,dostlarim,biz kimseyi dusman gormeden bir dayanisma icinde olmaliyiz.Artik bu zaman icinde gercekleri gizlemek mumkun degildir ve herkez herseyi acikca anlamistir ve anlamya mecburdur.Ehli beyti sehit edip olduren eller,ahirette once allaha hesap verecekler ve acaba Hz.Muhammet peygamberimizin yuzune nasil bakacaklar,gorecegiz zaten hepimiz.Bu gun icin,bazi dostlarim,sunu bilmelidir.Turkiye de ki musluman kardeserimiz.Imam hanifi yoluna baglidirlar ve imam hanifi hazretleride Imam Cafer-i sadik in en onemli ogrencilerindendir,Iktidar hirsiyla doneminde yapilan hakzilik ve zulumleri hic bir hanefi kabul etmesi ve eh cok guzel olmis demesi zaten acikca dinden cikarir mazallah imaninindan olur.gercek bilgisi olmayanla zaten tartismak imani zayiflatir.Ona onem vermiyeceksiniz.Gun islamin birlesmesi ve hz.mehdinin etrafinda toplanarak baris ve guvenlik icinde daha fazla aleme gulunc dusmemek ve ezdirmemek olamli kendimizi.hepiniz seviyorum,Allah i sevdiginiz icin,Savas cigligi atan,bozgunculuk isteyen ,kan akitan,dunyayi cehenneme ceviren yeterince fikir,toplumlar ve bela var zaten dostlarim,incelik burda baris sevmek,ve dahada cok sevmektir,islamin kurtulusu ama herkesi herkesi,insani en basta,saygi ve hurmetlerimle.ali bin ibrahim.

  8. rafael dedi ki:

    kim ne derse desin bu bir tarihtir. Kimse yezid ordusundan olanin cennete gidiceyini soylemedi. Tarihte olmus bir olayi yazdi diye kimseyi sucluyamazsiniz.

  9. fatima dedi ki:

    ***edit
    Sayın Fatıma kardeş lütfen Ehli Sünnetin mukaddesatına hakaret içeren yorumlar yazmayın…
    Sizi vahdete davet ediyorum….
    beytül ahzan

  10. demir özcan dedi ki:

    efendimize yapılan kalleşçe katliam tehlike şu an türkiyemizde

  11. gül dedi ki:

    bende arkadaşa katılıyorum bır yudum suyla sevap zaten bazılarına gore yezıde sevap aha kolay bizede günah daha kolay yazılıyor boşun a yazı yzmayın bilinçiszsiniz bence çarpıtıyosunuz kusura bakmayın buda benım görüşüm

  12. beytül ahzan dedi ki:

    Selamun Aleykum. Kardeşim yazıyı Murtaza Mutahhari’nin kitabından alıntıladım. Murtaza Mutahhari o şahsın sevap kazandığını veya kazanacağını söylemiyor, sadece şahsın niyetinin o olduğunu söylüyor.
    Yani şahıs Yezid tarafında olsa da onlar kadar vicdansız değilmiş. Ama “onlar kadar değilmiş” diyorum.Elbette Hz. Hüseyin (as), ailesi ve ashabına yapılan onca zulme seyirci kalmak en büyük vicdansızlıktır…
    Ama konuda verilmek istenen mesaj Hz. Hüseyin’in (as) ölümü tebessüm ederek karşılamasıdır.
    Siz neden oraya takıldınız anlayamadım. Ayrıca “Sizin Allah inancınız bu kadar mı” demek de ne oluyor? Yazıyı daha anlamadan hemen bizim inancımızı mı ölçmeye kalktınız?
    Çok fena sui zan etmişsiniz, asıl size yazık…
    Bir daha siteye girmeme kararı vermişseniz siz bilirsiniz….
    Sizin kaybınızdır, bizim için bir kayıp yoktur…

  13. Haydar dedi ki:

    Sayın hocam. Yazınız ve olaya bakış açınız gerçekten çok çirkin.
    Bir daha sitenize asla girmemeye karar verdim. Özellikle İmam Hüseyin efendimize sahrada şehit olmadan evvel su vermek isteyen şahıs(yezid taraftarı) ve sizinde bunu kaleme almanız gerçekten çok çirkin.
    Bir kere o yezid tarafında olan şahıs kıyamı izliyor. Nasıl böyle bir durumda su vererek sevap kazanabilir. Sizin ALLAH inancınız bu kadarmı? Nasıl böyle çirkin bir durumu kaleme alabilirsiniz. Yazık…