Hz. İmam Muhammed Bakır’dan (as) Kırk Hadis

Yazar: beytül ahzan Tarih: 3 Ocak 2010 Hadis Yorum Yok




1- “Kim zalim bir hükümdarın yanına giderek onu Allah’tan çekinmeye emreder ve ona nasihatte bulunursa, tüm insan ve cinlerin mükafatı kadar ona mükafat verilir.”

2- “İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan ayının orucu,  biz Ehl-i Beyt’in velayeti. Dört esas hakkında (onları terk etmede bazen) ruhsat verilmiştir, ama velayeti terk etmede ruhsat verilmemiştir. (Çünkü) Malı olmayana zekat ve hacc farz kılınmamıştır, hasta olan namazını oturarak kılar ve orucunu yer, ama velayet, ister sağlam olsun ister hasta, ister fakir olsun ister zengin herkese farzdır.”

3- “Allah-u Teala Şuayb peygamber’e şöyle bir vahiy gönderdi: Ben senin kavminden yüz bin kişiyi cezalandıracağım, kırk bini kötülerdendir altmış bini de iyilerden. Şuayb (a.s); Ey Rabbim, bu kırk bin kişi kötülerdendir, iyilerin suçu nedir? dediğinde, Allah-u Teala ona şöyle vahyetti: Onlar da kötülere dalkavukluk yapıp benim gazabım için onlara gazaplanmadılar.”

4- “Bütün meselelerin zirvesi, onların doruk noktası, anahtarı, kapısı ve Allah’ın rızasını sağlayanı İmam’ı tanıdık-tan sonra ona itaat etmektir. Bilin ki, eğer bir adam geceleri ibadet yapar, gündüzleri oruç tutar, bütün malını Allah yolunda verir ve ömrü boyunca her yıl hacca gider, ama takip edeceği ve bütün işlerini O’nun kılavuzluğuna göre yapacağı İlahi bir Veli’nin velayetine inanmazsa, Allah katında hiç bir sevabı hakketmez ve iman ehlinden de sayılmaz.”

5- “Bil ki, yaşadığın şehrin halkı sana, sen kötü insansın derse seni üzmemeli; sen iyi insansın derlerse de bu seni sevindirmemeli;. böyle olmadıkça bizlerin dostu olamazsın. (Her halükarda) Sen kendini Allah’ın kitabına sunmalısın; eğer O’nun yolunda gidiyor, O’nun küçümsediğini küçümsüyor, sevdirdiğini seviyor ve korkuttuğundan da korkuyorsan o zaman diren ve hakkında söylenen sözlerin sana bir zararı olmadığı için de kendini müjdele.”

6- Süleyman bin Halid “İmam Muhammed Bakır (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “İslam’ın kökünün, dalının ve zirvesinin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?” Evet , sana feda olayım dediğimde şöyle buyurdular: “İslam’ın kökü namazdır, dalı zekattır, zirvesi cihattır.” Daha sonra: “İstediğin takdirde hayır kapılarını sana açıklarım” buyurdu. Sana feda olayım açıklayın dediğimde şöyle buyurdu: “Oruç, ateşe karşı siperdir; sadaka, hataları (günahları) yok eder ve gece yarısı kalkarak Allah’ın zikriyle meşgul olmak”.

7- “Her kim Allah tarafından bir İmam ve önderi olmaksızın ibadette kendini yorarak Allah’a itaat ederse, onun ibadetteki çabası kabul olmaz, o sapık ve hayrandır. Allah onun amellerinden hoşlanmaz, o kendi çoban ve sürüsünü kaybetmiş bir koyuna benzer ki, gün boyu dolaşır durur, karanlık sardığında çobanının sürüsü olmayan başka bir sürü görür, meler ona doğru gider, onunla aldanır, (geceyi) onların ağılında yatar. (Sabah olunca) çoban; Kendi çoban ve sürüne katıl, sen çoban ve sürünü kaybetmişsin diyerek ona bağırır (onu kovar), tekrar dehşet, şaşkınlık ve aç bir vaziyette o tarafa bu tarafa kaçar, onu kendi çoban ve sürüsüne götürecek kimse olmadığından dolayı kurt onun kaybolmasını ganimet bilip onu yer. Ya Muhammed! Bil ki ümmetten her kim, Allah tarafından belli ve adil bir İmam’ı olmadan sabahlarsa sapıklık ve hayranlık içerisinde sabahlar, eğer bu durum üzere ölürse küfür ve nifak ölümüyle ölmüş olur.”

8- “Kim Allah için sever, Allah için düşman olur ve Allah için ihsan ederse, imanı kamil olan kimselerden olur.”

9- “Cabir diyor ki, İmam Bakır (a.s) bana şöyle buyurdular: “Ey Cabir! Şia olduğunu iddia edenin bizleri sevdiğini söylemesi yeter mi hiç? Ant olsun Allah’a, bizim Şialarımız Allah’tan korkan, O’na itaat edenden başkası değildir. Bizim Şialarımız ancak alçak gönüllü olmak, Allah’tan korkmak, emanetdar olmak, Allah’ı çok anmak, oruç tutmak, namaz kılmak, ana ve babaya iyilik etmek, fakir komşu, yoksul, borçlu ve yetimlere karşı kendini mes’ul bilmek, doğru konuşmak, Kur’ân okumak ve insanlar hakkında iyilikten başka bir şey söylememekle tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin işlerde emin bildikleri insanlardır.”

10- “Mümin sevinçli olduğunda sevinci onu günah ve batıla sokmaz; öfkelendiğinde öfkesi onu hak söz söylemekten çıkarmaz, güçlü olduğunda ise gücü onu hakkı olmadığı şeye tecavüz etmeye sürüklemez.”

11- “Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır; bir günah işlediğinde o noktada siyah bir nokta oluşur; tövbe ederse o siyahlık yok olur; günah işlemeyi sürdürürse o siyahlık gittikçe büyür ve sonunda o beyazı tamamen kaplar. Beyazı tamamen kapladığında artık o kalbin sahibi asla hayra dönmez. Allah-u Teala: “Hayır, onların kazanmakta oldukları kalpleri üzerinde pas tutmuştur.” diye buyurduğu (ayet-i şerifede) işte bu mana kastedilmiştir.”

12- “Eğer bir adam haram yoldan bir mal elde ederse, onun hac, umre, sila-i rahim (ve buna benzer amelleri) kabul olmaz.”

13- “Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi olmak, musibetlere karşı sabretmek ve geçim masrafını ölçülü bir şekilde ayarlamaktır.”

14- “Üç şey dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Zulüm yapanı affetmen, ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahillik yapana yumuşak ve olgun davranman.

15- İmam (a.s): “Allah’a isyan eden, O’nu tanımamıştır” buyurup şu manzumeyi okudular:

“Allah’ı sevdiğini söyler, isyan edersin O’na

Acayip bir iştir bu, ant olsun ki canına

Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O’na

Çünkü aşık maşukun, sözünden çıkmaz asla.”

16- “İlminden faydalanılan bir alim, yetmiş bin abitten daha üstündür.”

17- “Beş şeyi sana tavsiye ediyorum: Zulme uğradığında zulüm yapma; hıyanet ederlerse hıyanet etme; tekzip edildiğinde, sinirlenme; methedildiğinde sevinme; kınandığında sabırsızlanma; hakkında söylenen şeyler hususunda düşün; eğer söyledikleri şeyleri kendinde bulursan (bil ki) söylenen hak söze karşı öfkelendiğinde Allah’ın gözünden düşmenin musibeti, halkın gözünden düşmek korkusundan daha büyüktür. Ama eğer sende olanın aksini söylerlerse (o zaman) zahmetsiz sevap elde etmiş olursun.”

18- “Allah-u Teala dünyayı hem sevdiğine, hem de sevmediğine verir; ama dinini ancak sevdiğine verir.”

19- “Düşmanlık yapmaktan sakın; çünkü düşmanlık kalbi bozar ve nifak doğurur.”

20- “Yazıklar olsun sana (ey mağrur insan)! Sen, hırsızsın; günah hırsızı; bir şehvet gördüğünde veya günaha ortam hazır olduğunda cehaletle ona doğru koşuyorsun. Sanki Allah seni görüp gözetmiyor. Ey cennet talibi! Uykun ne kadar uzun, bineğin ne de yorgun ve himmetin ne de zayıftır! Allah bu halinle sana hayır versin! Ey cehennemden kaçmak isteyen! Neden bineğin hızla seni ona doğru götürüyor? Seni cehenneme düşürecek şeyler uğuruna ne kadar da gayret ediyorsun! Evlerin önlerinde (kitabın satırları gibi) sıralanan şu kabirlere bir bakınız. Sıralar birbirine yakın, mezarlar da birbirlerinin kenarlarındadır; ama ulaştıkları şeylerde (cennet ve cehennemde) birbirlerinden uzaktırlar. Bunlar onarıp yıktılar; ısınıp ürktüler; mesken edinip kovuldular; ikamet edip göçtüler.”

21- “İşi geciktirmekten ( ve sonra yapacağım demekten) sakın; çünkü helak olanlar bu denizde gark  olmuştur; gafletten uzak ol, çünkü gaflete dalmak kalbi sertleştirir. Özrün olmadığı işlerde gevşeklik yapma; zira pişman olanlar ona sığınır. Tam pişmanlık ve çok tövbe etmekle geçmiş günahlarından dön. Güzel bir dönüşle Allah’ın rahmet ve affına yönel; güzel dönüş için de gecelerin karanlığında, halis dua ve münacat ile Allah’tan yardım talebinde bulun. Az rızkı çok saymakla ve çok itaati de az saymakla büyük şükrü elde et. Çok şükür etmekle nimetlerin çoğalmasını kazan. Nimetlerin elden çıkması korkusuyla, büyük şükre sarıl. Tamahı öldürmekle, ebedi izzeti talep et. Halktan ümitsizliğin verdiği izzetle, tamahın zilletini kendinden uzaklaştır. Yüce himmetle de halktan ümidi kesmek izzetini elde et. Arzuyu azaltmakla, dünyadan (ahiretin için) azık topla. Fırsat varken hedefe kavuşmak için çabuk davran. Bedenin sıhhati ve boş zaman gibi iyi fırsat olmaz. Güvenilmez insanlara itimat etmekten sakın; çünkü yemek alışkanlığı gibi kötülüğe de alışkanlık vardır…”

22- “Üç haslete sahip olan onların vebalini (cezasını) görmedikçe ölmez: Zulmetmek, sıla-i rahmi kesmek ve yalan yere yemin etmek ki, Allah’a karşı savaşmaktır. Sevabı çabuk ulaşan itaat, sıla-i rahimdir. Bazı insanlar facir olur, (ama) ilişkileri ve birbirlerini sevmeleri sebebiyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek ve sıla-i rahmi kesmek, yurtları harabeye dönüştürür.”

23- “Dili gerçeği söyleyenin ameli temiz olur; niyeti iyi olanın, rızkı çoğalır; ailesine karşı güzel davrananın ise ömrü uzar.”

24- “Sakın tembellik ve sabırsızlık etme; çünkü bunlar her şerrin anahtarıdır. Tembellik yapan hiçbir hakkı eda edemez; sabırsızlık yapan da hiç bir şeye sabredemez (biraz sinirlenmekle haktan el çeker).”

25- “Tevazu (alçak gönüllülük), makamından aşağı olan bir yerde oturmaya razı olman, karşılaştığın herkese selam vermen ve haklı olsan bile münakaşayı terk etmendir.”

26- “Mümin, müminin kardeşidir; mümin kendi kardeşine ne küfür eder, ne onu iyilikten mahrum bırakır ve ne de ona su-i zanda bulunur.”

27- “Sila-i rahim, amelleri temizler, malları artırır, belayı uzaklaştırır, hesabı kolaylaştırır ve eceli erteler (ömrü uzatır).”

28- “Halkın size söylemesini sevdiğiniz en güzel sözü, onlara söyleyin. Allah, lanetleyen, söven, dokunaklı söz söyleyen, çirkin söz konuşup küfreden ve ısrar ederek diğerinden bir şey isteyen ve başkasına ağız açan bir kimseyi sevmez. Ama hayalı, olgun ve (çirkin şeylerden) kaçınan iffetli kimseyi sever.”

29- “Hoş davranış ve güler yüzlülük, sevgiye yol açar ve Allah’a yakınlaşmaya vesile olur. (Nitekim) asık surat ve ekşi çehreli olmak da nefrete yol açar ve Allah’tan uzaklaşmaya sebep olur.”

30- “Allah-u Teala, üç şeyi üç şeyde gizlemiştir: Rızasını itaatinde gizlemiştir, öyleyse onun hiç bir itaatini küçümseme, çünkü rızası o itaate olabilir; kendi gazabını günahlarda gizlemiştir, o halde hiç bir günahı küçük sayma, çünkü gazabı o günahta olabilir; dostlarını da halkın arasında gizlemiştir, öyleyse hiç bir kimseyi küçümseme, çünkü Allah’ın velisi olabilir.

31- “Dünyayı bir saat kalacağın ve sonra da oradan göçüp gideceğin bir menzil veya uykuda hoşnut olup da uyandığında elinde kalmayan bir mal farzet. Bu misali söylemem, Allah’ın tevfiki ile akıl edip amel etmen içindir.”

32- “Üç şey beli kırandır: Kişinin kendi amelini çok sayması, günahını unutması ve kendi fikrinden hoşlanması.”

33- “Dünya malına yeni kavuşmuş bir kimseye muhtaç olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer; bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.”

34- “Allah-u Teala hayır yapmayı dünya ehline ağır kılmış, hayır kıyamette ölçülürken mizanda da ağır gelecek; şerri de dünya ehline hafif kılmış, o da kıyamette  ölçülürken hafif gelecektir.”

35- “Ey Cabir! Allah’ın sana verdiği rızkın şükrünü yerine getirebilmen için az rızkı çok say. Nefsinin ayıplarını görebilmen ve affolunman için Allah’a olan ibadet ve itaatini az bil. Karşılaştığın kötülüğü, edindiğin bilgiyle kendinden uzaklaştır; bilgiyi de halis amelle çalıştır; halis ameli de tam bir uyanıklıkla büyük gafletlerden koru; kamil olan uyanıklığı da gerçek korkuyla elde et. Mevcut yaşantıya razı olarak gösterişten kaçın. Akla uyarak heva ve heves tehlikesinden kendini koru. Nefsani istekler galip geldiğinde ilmin irşadıyla kendini kontrol et. Halis amelleri mükafat günü için baki bırak. İhtirastan kaçınmakla kanaatkar olmaya çalış. Kanaatı seçmekle, şiddetli tamahkarlığı kendinden uzaklaştır. Arzuları azaltmakla, zahitliğin tadını al; insanlardan ümidini keserek tamahın kökünü kurut. Nefsi tanımakla,bencilliğin yolunu kapa. Doğru bir tefvizle (işi Allah’a bırakmakla) ruhi rahatlığa kavuş. Beden rahatlığını kalbin huzurunda ara. Az hata yapmakla, kalp huzuruna kavuş. Yalnızlıkta çok zikir etmekle yumuşak kalpli olmaya çalış…”

36- “Cennet zorluk ve sabırla kuşatılmıştır. Öyleyse kim dünyada zorluklara sabrederse cennete girer. Cehennem de zevk ve şehvetlerle kuşatılmıştır. O halde kim istediği her çeşit zevk ve şehveti kendisine bağışlarsa (canının istediği her şeyi yaparsa) cehennem ateşine girer.”

37- “Gerçekten bu dil, her hayır ve şerrin anahtarıdır. Müminin, altın ve gümüşüne mühür vurduğu gibi diline de mühür vurması uygundur. Zira Resulullah (s.a.a): “Allah, dilini her şeyden koruyan mümine rahmet etsin. Gerçekten bu amel, kendisi için verdiği bir sadakadır” diye buyurmuştur. Daha sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Hiç kimse dilini korumadıkça günahtan kurtulamaz.”

38- “Kim insanlara bir hidayet yolu öğretirse (iyi bir gelenek meydana getirirse) onunla amel edenlerin sevabı miktarınca ona sevap yazılır ve onların sevabından da bir şey eksilmez. Kim bir sapıklık yolu öğretirse (kötü bir gelenek oluşturursa), o sapıklıkla amel edenlerin tümünün günahı kadar günahı olur ve onların günahından da bir şey eksilmez.”

39- “Allah Azze ve Celle, şer ve kötülükler için kilitler kılmıştır, şarabı da o kilitlerin anahtarı kılmıştır; yalan ise şaraptan da kötüdür.”

40- “Eğer sual eden (bir şey isteyen), sual etmenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi, hiç kimse başkasından bir şey istemezdi. Eğer kendisinden bir şey istenilen kimse de, vermemenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi hiç kimse diğerini reddetmezdi.”

———

KAYNAKLAR

1- Bihar’ul- Envar,c. 75, s. 375.

2- Vesail’uş- Şia, c. 1, s. 14.

3- Mişkat’ul- Envar, s. 51.

4- Vesail’uş- Şia, c. 1, s. 91.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.

6- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 23.

7- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 375.

8- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 124

9- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 74.

10- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 234.

11- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 332.

12- Bihar’ul- Envar, c. 99, s. 125.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 597.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 599.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611.

19- Eimmetuna, c. 1, s. 365, Hilyet’ul- Evliya kitabından naklen.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 595.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 581.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611. H. 58.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 613.

29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607. H. 43.

30- Bihar’ul- Envar, c. 78 s. 188.

31- Tuhaf’ul- Ukul, s. 583.

32- El-Hisal, c. 1, s. 112.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

34- Usul’ul-  Kafi, c 2 s143

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 579.

36- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 89.

37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 609.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607.

39- Bihar’ul- Envar, c. 72, s. 237.

40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 513.

Yorum Bırak