Hz. Mehdi (af) ile Buluşmak

Hz. Mehdi (af) ile Buluşmak

Mar 4, 2010 8 Yazar: beytül ahzan

Duygu defterimizi doldurmuşuz,

Halis sözcüklerle bahara ses vererek.

Seni görmek için ey gül beklemekteyiz,

Baharın açılmış penceresinde oturmuşuz.[1]

***

En zevk verici konulardan biri İmam-ı Zaman’ı (af) görmek ve onunla konuşmaktır. Acaba onunla görüşmek mümkün müdür? Şimdiye kadar onu gören oldu mu? Onu görebilmenin koşulu nedir? Onu ziyaret etmek için neler yapabiliriz? Acaba onu gördüğünü iddia edenler doğru mu söylüyor? Görüştüğünü iddia eden herkesi kabul etmek gerekir mi?

Bu ve benzeri sorular, İmam’ın âşıklarının ve bekleyenlerinin zihnini meşgul etmektedir. “Görüşme Arzusu”, Vaad edilen İmam’ın yolunu gözleyen bağlıların en önemli arzularından biridir.

Hiç şüphe yok ki onu küçük yaşlarında iken saygıdeğer babasının yanında görenler olmuştu. İmam Hasan Askerî (as) izleyicilerine onu Allah’ın Hüccet’i ve kendisinden sonra onların İmam’ı olarak tanıtmıştı. Kısa gaybet döneminde onun yanına dört özel vekil gidiyordu. Bu görüşmelerinde ondan mektup alıp veriyorlardı.

Bu görüşmelerle kendi takipçilerinin fikri ve sosyal sorunları çözümleniyordu. Ayrıca bağlılarından ve dostlarından olan başka samimi kimseler de (Ali bin Mehziyar gibi) onu görmüşlerdir. Söz konusu olan uzun gaybet dönemidir. Bu dönemde onu görebilmek mümkündür. Gösterilen örnekler dışında da bir kısım kimseler yine bu şerefe ermişlerdir.

Bazı kimselerin onu gördüğü ama tanımadığı söylenmektedir. Kimisi de görüştükten sonra o kişinin Hazret-i Mehdi (af) olduğunu anlıyor. Bazı kimseler ise onunla karşılaştıkları halde farkında değillerdir. Kimileri de görür görmez onu tanıyor. Görüp de tanıyanlar görüşmek, konuşmak ve sohbet edip yararlanmak şerefine erenlerdir ki bunların sayısı çok azdır. Çünkü bu çok büyük bir şeref ve özel bir buluşma niteliğindedir. Onunla sohbet etmek ancak çok temiz yaşantısı olan, yüce ahlaklı ve üstün takva sahibi kimselere nasip olabilir. Tabi ki Hazret’in kendisi de uygun görürse birilerine görünür ya da onu yanına davet eder.

Bu kadar uzun zaman içerisinde pek çok kimse onunla görüşebildi. Yazarlar bunların bir kısmını kitaplarına kaydetmişlerdir.

Görüşme şerefine erişenler değişik kesimlerden insanlardı. Bunlar hem büyük seçkin bilginler, hem de normal halktan olan dürüst davranışlı ve temiz insanlardı. Şeyh Tabersi A’lamu’l-Vera adlı kitabında, Hacı Nuri en-Necmu’s-Sakib ve Cennetu’l-Me’va adlı eserlerinde, Allame Meclisi Biharu’l Envar (c.52) ve Daru’s-Selam adlı eserlerinde ve başkaları çeşitli eserlerinde pek çok görüşmeyi aktarmışlardır.

Bu görüşmeler sırasında meydana gelen mucize ve kerametleri de kaydetmişlerdir.[2] Seyyid İbn Tavus, Allame Hilli, Seyyid Bahru’l-Ulum, Mukaddes Erdebilî, Mirza Mehdi İsfahani… gibi büyük ilim ve irfan ehlinin İmam Mehdi (af) ile görüşmeleri bilinen bir gerçek olup kitaplarda kayıtlıdır. Farsça yazılmış eserlerde de yaşanmış olayların bir kısmı anlatılmaktadır. Bunları okumak yanık yüreklere su serpiyor, kalplere huzur bağışlıyor ve imanı pekiştiriyor.

Ancak çok önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Şöyle ki; bir kısım art niyetli kişiler değişik nedenlerle yalan iddialarda bulunup onu rüyalarında ya da uyanık haldeyken gördüklerini söylerler. Bu tür hikâyeleri anlatıp etrafa yayarlar. Böylece bir gerçeği çeşitli yalan ve hurafelerle karıştırırlar. Bu gayr-ı ciddi işler ve dikkatsizliler sonucu daha çok hurafe, uyduruk haberler ve bozuk inançlar yayılarak düşmanın eline alay edecekleri araçlar veriliyor. Zaten düzenbazlar sürekli olarak asılsız hikâyelerle halkı aldatmak için fırsat kolluyorlar ki amaçlarına ulaşsınlar.

Allah’ın Hücceti (af) ile görüşmek, Allah’ın rahmet kulu ile sohbet etmek öyle kolay değildir ki her önüne gelen böyle bir iddiayla ortaya atılsın. Sonra da halkı etrafına toplasın. Onunla görüşmüş pek çok büyük âlim, bu görüşmesini bir “kutlu sır” olarak saklı tutmuşlardır. Onu yaymaya gönülleri razı olmamıştır. Özel birilerine aktarmışlarsa da onlardan kendileri sağ oldukları sürece başkalarına söylemeyeceklerine ve bu sırrı açıklamayacaklarına dair söz almışlardır.

***

Kime Hakk’ın sırrını öğretirlerse

Mühürleyip ağzına dikiş attılar.

***

Bu bir pazarlama eşyası değil ki pazar pazar gezdirilsin. Şu kadar var ki görüşmenin gerçekleştiğini inkâr etmiyoruz. Ancak pek çok uydurulmuş hikâyeleri ise kabul etmemiz mümkün değil. Saflık göstererek bunlara inanmak doğru olmaz. Bu çeşit iddialarla çevresine kalabalıkları toplamayı becerenler de az değildir. Bu tür yalanları uyduran kimseler tutuklanıp cezalandırılmıştır. Halkın kutsal değerleriyle hiç kimse oynayamaz, rüya ve hurafeleri yaygınlaştıramaz.

Onu görmek mümkündür. Ama “Kim bir haberi aldıysa ikinci defa haber getirmedi”. O mevla ile görüşme mutluluğuna eren pek çok kimse, meşhur olmaktan sakınmış ya da yalanlanmaktan korkmuş veya bazı zayıf inançlıların inanmama tehlikesinden endişelenerek ağızlarına sessizlik mührü vurmuş ve söylememişlerdir. Bu görüşmenin gerçekleşmesi her yerde mümkündür. Belli bir yer, cami veya şehirde olması şart değildir.

Buna göre gaybet döneminde İmam-ı Zaman (af) ile buluşmak, görüşmesinden faydalanmak mümkündür. Ancak günahlardan uzak ve takvalı bir yaşam ile birlikte temiz bir kalbe sahip olmak gerekir. Hazret’le tevessül etmek de faydalıdır. Ayrıca Cenab-ı Allah’tan önemli bir istek adı altında onu görmeyi istemek diğer bir yoldur.Tabii bu demek değildir ki, onu görmeyi arzulayanlar, temiz ve takvalı kimseler, ya da Necef’teki Mescid-i Sehle’ye, Kum’daki Cemkeran Mescidi’ne uğrayan herkes yahut da tevessülde bulunanların tümü, hatta Arafat’ta onu araştırıp soran hacıların hepsi, mutlaka onunla görüşmeyi gerçekleştirecektir.

Bütün bu sayılan nitelikler olabilecek koşullardır. Yoksa kesin koşullar değildir. Konunun anlaşılması için şu örneği verelim: Sporun insan sağlığı üzerinde çok önemli rolü vardır. Ama bunun anlamı “spor yapanlar asla hastalanmazlar” demek değildir.

Aşk, temiz kalplilik, dikkatlilik ve istek, bizden yana olması gerekenlerdir; ama görüşmenin gerekliliği, uygun düşüp düşmeyeceği onun bileceği iştir. Öyle olmasa kim onu görmek, onunla görüşmek ve onun Cemali’nin bahçesinden gül devşirmek istemez ki!

***

Sen Mehdi, hadi ve hidayetçisin

Ey can-ı cihan, ey ümid-i insan!

Kavuşmanın tadını alamaz,

Ayrılık acısını tatmayan.

Sabır sermayemiz çok az kaldı,

Ayrılığının hüznü ise çoğaldı.

Ey canlar Canı artık daha fazla

Ayrılık ateşinde bizi yakma

Gel otur, iyilik yolunda bizi

Misafir sofrana kabul buyur.[3]

———————-

1-Ali Muhammed Mesiha

2-Merhum Muhaddis Kummi “Mefatihu’l-Cinan ve Munteha’l-Amal adlı eserinde bu konuda pek çok yaşanmış olayı aktarmıştır.

3-Yazara aittir.

———————-

Cevad Muhaddisi’nin “Ümit Sabahı” kitabından alıntıdır.

Sayfa:47