Hz. Peygamber (saa) Şahitler Üzerine Şahit – 3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 27 Ocak 2011 2.2K kez okundu Hz. Muhammed (saa) Yorum Yok

O gün yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır; çünkü yeryüzünü aydınlatacak güneş kalmamıştır artık, yer ve göğün düzeni tamamen dürülmüştür, o gün yeryüzü sahibinin nuruyla aydınlanacaktır. Öncekilerin ve sonrakilerin kitabı ortaya konur. Hak üzere hüküm verilmesi için peygamberler ve şahitler getirilir. O gün yapılacak şahitlikler, huzurî şahadetlerdir. O gün diller şahitlik edecek:

O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.[19]

Oysa diller şahitlik ederken ağızlar mühürlenmiş hâldedir:

O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.[20]

İnsan o günde kendi organlarına itiraz edecek ve neden aleyhime şahitlik ettiniz diyecek! Örneğin kendi derisine itirazda bulunacak:

Derilerine: “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu…” derler.[21]

Bu günde organların yapacağı şahitlik, husulî bilgilerle yorumlanabilir mi? Acaba organlar zihin içi algılamalarla mı insanın yaptıklarını müşahede etmişlerdir? Yoksa huzurî şahitlikler, huzurî kuşatma, amelin kendisinin hazır edilmesi mi söz konusudur?

Şimdiye kadar yapılan açıklamalardan şu sonuçlar çıkıyor:

1) Hz. Peygamber tüm insanlar üzerinde şahittir. Onun şahitliği insanların amellerini, ahlâklarını ve inançlarını kapsar.

2- İnsanların amellerini, ahlâklarını ve inançlarını kapsayacak nitelikteki bir şahitlik, ancak huzurî bilgi ve kuşatma ile gerçekleşir.

3- İnsanın özünde gizli bulunan amellerin gerçekliklerine ve ruhsal anlamlara, başka bir tabirle kalplerin kazanımlarına husulî bilgi ile varılamaz.

4- Husulî bilgi kaynaklı şahitlikler, gerçeklerle bağdaşmayabilir. Dolayısıyla bu tür şahitliklerde hata ve günah söz konusudur.

5- Huzurî bilgi kaynaklı şahitliklerde şahitliğe konu olan olgunun hazır olduğundan dolayı yanılma ve günah söz konusu değildir.

6- Husulî bilgi kaynaklı şahitliklerde şahidin şahidi, şahit konumunda olmaz; ama huzurî bilgi kaynaklı şahitliklerde şahidin şahidi, hem olayı, hem de şahidi kuşattığından dolayı şahit sayılır.

7- Tüm sırların ortaya döküldüğü gün organların insanın aleyhine şahitlik etmeleri, huzurî şahitlik türündendir. Bu da insan gerçeğinin maddî bedenden ibaret olmadığının bir diğer kanıtıdır. Yoksa organların bu olayına şahitlik değil “itiraf” denmesi gerekirdi.

8- Amellere şahitlik, İslâm dinine has bir niteliktir; ümmetin her bir ferdi bu özelliğe sahip değildir.

Gerçeklerin Üzeri Örtülü Değildir

Kısacası yüce Allah, Resulünün böyle bir günde öncekilerin ve sonrakilerin şahidi olduğunu açıklıyor. İşte bu makam Resulullah’ın sahip olduğu en üstün kemal niteliğidir. Resulullah’ı izleyen ümmet de Allah’ın izni ile bu makama erişebilir ve insanların batınını görebilir, kalplerinden geçeni bilebilir. İslâm dini böylesine insanlar terbiye edebilir. İnsanın ruhu karanlık değilse aydındır demektir. Aydın olan kalp başkalarının batınını görebilir. Bu hususta engel olan, karanlıktır. Adamın birisi Emirü’l-Müminin Hz. Ali’ye “Teheccüt namazından mahrum kaldım.” demesi üzerine İmam, “Sen günahların kendisini zincirlediği bir adamsın.” [22] buyurdu. Yani gündüzün işlenen günah, gecenin karanlık perdesine dönüşür. Gündüzün günah işleyen adam, gece namazını kılmaya muvaffak olmaz.

İmam Rıza’dan (a.s) “Yüce Allah neden mahcuptur (perde arkasındadır)? diye soran bir adama şöyle cevap verir: “Fazla günah, görmeyi engeller.” [23] Demek ki engel insanın kendisinden kaynaklanıyor. Emirü’l-Müminin Ali, “Görmediğim rabbe kulluk etmem.” diyor.

Kur’an-ı Kerim’de Resulullah’ın (s.a.a) bütün âlem üzerinde şahitliği açıklanmıştır. Kur’ân-ı Kerim övgü kitabı değildir, hidayet ve eğitim kitabıdır. Bu kitapta Resulullah’ın (s.a.a) “örnek insan” ve “amel şahidi” olduğu ifade ediliyorsa bizden ona uyarak şahitlik makamına erişmemiz isteniliyor. Aslında bu ifadelerle insanların uyarılması amaçlanmıştır. Demek isteniliyor ki; ey insanlar, ne zamana kadar kendinizi kaybetmiş olarak yaşayacaksınız? Daha ne kadar, kendinizden ve başkalarından habersiz kalacaksınız? Daha ne kadar, maddî engellere çakılıp yerinizde sayacaksınız? Daha ne kadar, önünüze duvar örmeye ve gerçekleri görmemeğe devam edeceksiniz? Bilindiği gibi gerçeklerin üzeri örtülü değildir, gerçeklerin önünde engel yoktur. Engeli ve örtüyü insanın kendisi yaratır. Bu yüzden kıyamette insana şöyle söylenecek:

“Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz senden perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir.” [24]

Kıyamette insanın gözünden perde kaldırılacak ve insan önceden göremediği şeyleri görmeye başlayacak. Bundan dolayı ayette “senden perdeni açtık” ifadesi kullanılmıştır, “olaylar üzerindeki perdeyi açtık.” ifadesi kullanılmamıştır. Örtü gerçeklere ait değil, insanın kendisine aittir.

Yine şöyle buyurulur:

“O gün cehennemi kâfirlere açıkça göstereceğiz. Onlar, beni anmağa karşı gözleri perde içinde idi ve (Kur’ân’ı) dinlemeğe tahammül edemezlerdi.” [25]

Genelde hakka göz ve kulak aracılığı ile ulaşıldığı için ayette onlara vurgu yapılmıştır; yoksa zikir ve anmanın gözle bir ilintisi yoktur.

Varlıklar, yüce Allah’ın birer ayetidir. Üzerleri örtülü olacak olurlarsa, ayet olma misyonunu kaybederler. Gizli ve üzeri kapalı bir tabela insanı yönlendiremez. Gizli ayet, Rabbin belirtisi olamaz. Bütün varlık âlemi Allah’ın ayeti ise, o hâlde âlemde perde ve örtü yoktur. Demek ki, gaip olan insandır, huzurda olmayan odur, gözlerinin önüne perde çeken odur. Kur’ân-ı Kerim’de ahirete inanmayanlar hakkında şöyle buyurulur:

“Kur’ân okuduğun zaman seninle, âhirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.” [26]

Demek ki iki tür perde vardır; açık ve gizli, görünen ve görünmeyen. Açık ve görünen perde, hepimizin kullandığı ve bir şeyleri görmemize engel teşkil eden maddî perdedir. Bu perde herkes tarafından  görülür ve engel teşkil ettiği de bilinir. Allah’a karşı gelmek, yasalarını çiğnemek ve uygunsuz davranışlar da hicap ve engeldir. Ancak bunlar insanın fark etmediği görünmeyen hicaplardır. İnsan, günahların, kendisiyle gerçekler arasında engel oluşturduğunun farkında değildir. Gıybet, iftira, göz hıyaneti, su-i zan, kısacası tüm günahlar insanın hakka karşı gözünü kör, kulağını sağır eder, dili hakkı söylemez, kalbi hakkı anlamaz hâle sokar. Günah insanın gerçekleri olduğu gibi görmesini engeller. Kendisini perde arkasına mahkum eden birisi, şahitlik çizgisinin dışında yer alır.

Şahit Çizgisinde…

Evet, örnek insan Hz. Peygamber amellere şahitlik edecektir. Biz Müslümanlar da onu örnek aldığımıza göre o makama erişebilme yolunda çaba göstermeliyiz. Şahidi izleyenler, şahit olmalı. Nitekim habibi izleyenler de habip olmalılar. Hz. Peygamber Allah’ın habibi ise, onu izlemek ve ona uymak insanı sevgi yurduna götürmeli. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

“De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin…” [27]

Hz. Peygamber, “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” [28] ayetinde açıklandığı üzere tüm âlem üzerinde şahit olduğuna göre ümmet onu izleyerek şahit olmalı ve “Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit olasınız.” ayetinin örneği olmalıdırlar.

Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şahitlik çizgisini izleme başarısı umuduyla.[29]

—————————

19- Nur, 24

20- Yasin, 65

21- Fussilet, 21

22- et-Tevhid, Şeyh Saduk, s.97

23- et-Tevhid, Şeyh Saduk, s.252

24- Kaf, 22

25- Kehf, 100-101

26- İsrâ, 45

27- Âl-iİmran, 31

28- Ahzab, 45

29- Bu makalenin hazırlanmasında şu eserlerden yararlanılmıştır: el-Mizan Fî Tefsiri’l-Kur’ân, Allame Tabatabaî; Tefsir-i Mevzuî, c.2, Ayetullah Cevadi Amulî; Tefsir-i Nur, Ustat Kıraatî.

——————

MUSA AYDIN

Yorum Bırak