İçimizdeki İki Ses

Yazar: beytül ahzan Tarih: 21 Ekim 2009 1.5K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
İçimizdeki İki Ses
Bu yazıyı değerlendirin

İzninizle benden bir makale, günlügümden geçtim buraya.

“Sıradan bir hayat rutin bir hayat diyorum hep kendi hayatıma. Sonra da yine kendime sormadan edemiyorum. Diyorum ki bir hayat ne kadar hareketli ve değişik olabilir ki? Hayat insana en fazla ne sunabilir ki? Çevreme bakıyorum aynı koşuşturmacaları görüyorum her gün, demek ki diyorum herkes böyle, hayatın bize sunduğu bu. Zaten Peygamber efendimiz (saa) dememiş mi, dünya hayatında rahat ve konfor aranmaz diye. Dünya hayatı ile ahiret hayatını kıyaslıyorum kendi içimde. Kıyaslarken içimde iki ses yükseliyor. Birisi dünyayı süslüyor bana, diğeri ise bunu susturmaya çalışıyor adeta. Sanki içimde farklı iki insan var. Bazen onlar birleşip tek bir insan oluyorlar. Ama genelde hep ayrı telden çalıyorlar. Seslerden birini susturmanın yine kendi elimde olduğunu biliyorum. Zaten bu iki ses herkeste yoktur. Kimileri seslerden birini susturmuştur. Kimisi doğru sesi susturmuş, kimisi de kötü sesi.

Güneşin doğmasına 45 dakika kadar var, saatim çalıyor, belli ki geceden kurmuşum saatimi sabaha beni namaza kaldırsın diye. Namaza kalkma niyetiyle koymuşum yastığa başımı. Ama gece gıkı çıkmayan kötü ses sabah çıngar çıkartıyor sanki. Yatak öyle sıcak, uyku öyle tatlı geliyor ki, 5 dakika daha kestirim diye ince hesaplara giriyorum ki bu sefer diğer ses kabirdeki yatağımın rahatlığı için kalkmam gerektiğini tembihliyor. O vakit atıyorum yataktan kendimi ve yine ayni vakit kötü ses son çırpınışlarda oluyor. “ Su ne de soğuktur şimdi, yatak ise sıcacık, namaz kılacağım diye üşütüp hasta mı olacaksın. Allah o vücudu sana emanet vermiş, ona iyi bakmalısın “ diyor. Diğer ses bu sefer yüksek sesle diğerini bastırırcasına o soğukluğun cehennem ateşini söndüreceğinden bahsediyor. Tüm engellemelere rağmen Allah’ın huzurundayım, huzurdayım.

Gün benim günüm artık, yeni bir gün, yeni rutinler beni bekliyor diyorum. İçimdeki ses “namaz da bir rutin bunun öğleni var ikindisi, akşamı, yatsısı var kıl kıl biter mi”diyor. Sonra diğer ses ona karşılık veriyor. “İyi de şimdi sabah namazını daha yeni kıldık, öğlene daha saatler var, bırak öğleni 1 saat sonrasını hesap edebilir misin, hatta 1 dakika sonrasını, öğleni görebileceğinin garantisi var mı, belki de bu namaz kıldığun son namazdı” Evet çok doğru söylüyor, bunu düşünerek kıldığım her namazı son namazımmış gibi kılmalıyım diyorum kendi kendime.

İşimin yolunu tutuyorum, minibüs durağına giderken bir minik kedi dolanıyor yine ayaklarıma. Her sabah onu seviyorum, o da her sabah kendini sevdirmek için bekliyor beni. Dün sabah süt koymuştum kabına bu sabah da o hevesle sarıldı bacaklarıma ama onu hayal kırıklığına uğrattım. Sonra neyse dedim Allah senin de rızkını verir elbet. Evet Allah kimi rızıksız bırakıyor ki bu dünyada. Yarattiği milyarlarca varlık O’nun rızkıyla sürdürüyor yaşamını. Sonra içimden bir ses diyor ki sen kendi rızkını kendin kazanıyorsun, alnının teriyle, çalışarak, didinerek, sabahtan akşama kadar uğraşarak rızkını kazanıyorsun, Allah vermiyor, sen kazanıyorsun diyor. İyide çalışacak, uğraşacak, didinecek kadar gücü kimden alıyorum diyorum, kimden aldığın ellerle yazıp çiziyorsun, kimden aldığın gözlerle yazıp çizdiklerini okuyup, inceliyorsun, kimden aldığın zeka ile hesap kitap yapıyorsun, kimden aldığın bacaklarla işine yürüyorsun, kimden aldığın kimden aldığın diye diye bütün organlarımı, eklemlerimi tek tek sayıyor diğer ses.

Çalışıyorum işyerindeyim, gözüm saate ilişiyor 12’yi göstermek üzere. Ne çabuk da geçti vakit diyorum. Yemekhanenin yolunu tutuyorum, karnım zil çalıyor. Evet ya karnım zil çalıyor. Hani geceden saati kurup sabah çaldığında vay be alarma bak nasıl anladığı saatin kaç olduğunu hemen uyandırdı beni diyoruz ya. Sanki çok şaşılacak bir şeymiş  gibi. Karnımız zil çaldığında hiç düşünmüyoruz bu karnın nasıl zil çaldığını. Her gün aynı saatte karnım acıktığımı bana hissettiriyor. Ne kadar basit bir olaymış gibi görünüyor değil mi? Bir de aksini düşünelim, yani karnımızdan acıktığımıza dair bir işaret gelmediğini düşünelim. Acıktığımız anlamıyoruz. E nasıl olacak o zaman. Yani hangi vakit yemek yiyeceğiz, hangi vakit doyacağız nerden bileceğiz. Allah’a hamdolsun ki yaratılışımızdan gelen böyle bir özelliğimiz var. Zilin sesini dikkate alıp yemekleri aldım ve mideye indirmeye başladım. Dün yemekte kurufasulye vardı, bugün ıspanak, önceki gün de hatırlamıyorum ama başka bir yemek vardı. Yani bizi yaradan bizi rızıklandırmak içinde zengin bir sofra sermişti önümüze. Hergün ıspanak yemek zorunda olduğumuzu düşünsenize. Ama öyle değil işte, çesit bol ıspanaktan sıkılırsak fasülye yeriz, kereviz yeriz, kabak, patlıcan, patates…yeriz. Say say bitmezki. Hadi ana yemekte çesit var onun için Allah’a sonsuz şükürler olsun. Yemekten sonra gelen meyveye ne demeli. Bir tek elma yeterdi aslında bize, hatta çok bile gelirdi. Ama elma, üzüm, portakal, çilek…çeşit çeşit meyveleri de say say bitmez. Bunun için ayrıca şükretmek gerekir. Her şey için ayrı ayrı şükür gerekir. Esasında hepsi için ayrı bir secde gerekir. Sadece midemiz için bu kadar şükrediyorsak, gördüklerimiz, duyduklarımız için nasıl şükretmemiz gerekir bilemiyorum. Göz büyük bir nimet, hele bir de güzelliklere bakıyorsa. Güzellikleri de yaradan gözümüze başka bir anlam kazandırmış adeta. Çeşit çeşit ağaçlar, kırlar, papatyaların yanında bunların üzerine konup daldan dala atlayan serçeler, papağanlar, kırlangıçlar görünüşleriyle tüyleriyle gözümüzü mest ediyorlar, Denizin maviliği alop götürüyor bizi izlerken onu. Her yerde imzası var derken bunlar kastediliyor demek ki. Bunlar için de ayrı bir secde gerekir. 5 vakit secde çok mu bunca zenginlik için. Deştikçe, düsündükçe görebiliyor insan zenginliği.

Derin mevzuları düşünerek yediğim yemeğin ardından tekrar masamdayım ve oturduğum an telefon çaldı. Oturmak dedimde aklıma geldi ya oturmak gibi bir özelliğimiz olmasaydı ne yapardık acaba. Gerçi bu sefer de Allah kullarını yine mağdur etmez, ona göre yaratılış özellikleriyle donatırdı bizi. Neyse telefonu açtım ve açar açmaz karşımdaki ses kendini tanıtmadan Okan naber ya dedim. Telefonun ucundaki diğer sesi hemencecik tanıdım. Allah’in lütfu işte. Ne alaka demeyin. Allah sesimize bir kimlik vermeseydi bunu yapabilir miydim? Herkesin sesi farklıdır, ses tonu farklıdır. Biri konuştuğunda onu görmesek bile sesinden hemen kimliğini tespit edebiliriz. Ya hepimizin sesi aynı olsaydı, ne bilim bütün kuzuların sesi gibi hepimizin sesi aynı çıksaydı ne olurdu acaba? Herhalde telefon çok ehemmiyetsiz bir alet olurdu. Herkes birbirini kandırırdı telefonda.

Halbuki Allah sesimize bir kimlik vermeyebilirdi. Zaten bizler kaş, göz, kulak, burun, saç, ten, parmak yani yaratılış olarak birbirimizden fiziken farklıyız. Bu fiziki farklılığa rağmen sanatını sesimizde de göstermiş yüce Yaratan. Ya fiziki farklılığımızdaki detaylara ne demeli. Hepimizin bildiği parmak izi detayı. Her insanın parmak izi farklıdır. Vay be ne büyük olay değil mi? Peki bunu hiç şöyle düşündük mü. Her insanın parmak izinin farklı olması ne demek? Yani dünyada yaşamiş, yaşayan ve yaşayacak bir insanın parmak izi hiçbir zaman diğerine benzemeyecek. Aman canım ne var hücreler parmakları yapıyorlar işte demeyin sakın. O nasıl hücre ki dünyada yaşamış ve ölmüş insanların parmak izlerini bilecek, şu an yaşayanları bilecek ve bundan sonra yasayacakların parmak izlerini bilecek ve parmak izini yaparken bütün bunları hesaba katacak. Ürperiyor insan düşünürken. Ama düşünmekten kaçıyor çoğu zaman parmak basıyor ve bitiyor işi. Onunki de parmak benimki de parmak izi almak da nerden çıktı demiyor. Niye parmak izleri farklı demiyor. Nasıl oluyor da parmak izleri farklı oluyor demiyor.

Düşün düşün bitmez Allah’ın yaratma sanatı, ve hayatımızın her an içinde. Sabah yataktan kalktığımızda geceyi üzerime örtü olarak serip gece bizi dinlendirdiği için şükrediyoruz ona ve dünyaya yayılıyoruz. Tekrar geceyi edene kadar O’nun yarattıklarıyla iç içeyiz ve kimi zaman dünyaya dalıp onları göremiyoruz kimi zaman da görüp uzun uzun düşünüyoruz. Düşündügümüz zamanların bol olması ve Allah’ı hakkıyla anmamız dileğiyle…”

Eren Eren


Yorum Bırak