İhsanın Mükâfatı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 7 Nisan 2010 1.430 kez okundu Hikaye ve Kıssa Yorum Yok

Merhum Hacı Şirazî şöyle anlatır:

“Tahran pazarında Alman gümüşü satan Seyit Hasan Verşuçî tüm sermayesini kaybettikten sonra ağır bir borcun altına girmişti.

Bir gün mağazasına genç bir bayan gelir ve şöyle der: Ben Yahudi bir kızım. 120 tümen param var evlenmek istiyorum. Sizin dürüst bir insan olduğunuzu duydum. Şu parayı alın ve karşılığında çeyizim için listede yazılı şu eşyaları verin.”

Verşuçî şöyle anlatır:

“Parayı alarak bende olan malları verdim, olmayanları ise komşu mağazalardan temin ettim. Alışverişin toplamı 150 tümen tuttu. Genç kız “Elimdeki paradan başka param yok” deyince “Zaten ben de istemiyorum” dedim. Bunun üzerine başını göğe kaldırarak bana dua etti. Satın aldığı eşyaları bir el arabasına koyup gönderdim. Başka parası olmadığı için kirasını da ben verdim.

Bir gün kendi kendime, “En iyisi durumumu Tahran’ın önde gelen zengin arkadaşlarımdan Hacı Ali Alakabendî’ye söyleyeyim” dedim. Sabah erkenden Şemiran’a giderek hediye amaçlı altı kilo elma satın aldım.

Hacı Alakabendî, İmam zade Kâsım’ın türbesinin yakınlarında bir yerde oturuyordu. Bahçesinin kapısını çalıp bekledim. Bir süre sonra bahçıvanı  gelerek kapıyı açtı. Elmaları ona vererek “Hacıya Hüseyin Verşıçî’nin geldiğini haber verin” dedim.

Bahçıvan haber vermek için içeriye gittiğinde kendime geldim. Kendi kendimi “Neden yaratan Rabbime değil de onun yarattıklarına el açıyorum?” diye azarladım. Yaptığım işten hemen pişman oldum. Geri dönüp kendimi bir çöle attım. Topraklar içinde secdeye kapılarak ağladım. Devamlı tövbe ediyor, Allah’tan bağışlanma diliyordum.

Şehre dönmem gerekiyordu. Ama hacının adamlarının beni göremeyeceği bir yoldan dönmek istiyordum. Beni bulmak için peşimden birilerini göndereceğini bildiğim için o gün öğleye kadar dükkâna da gitmedim. Artık hacının adamlarından kimsenin gelmeyeceğine emin olunca işime döndüm. Elemanlar “Hacının adamları birkaç kez buraya gelip seni sordular” dedi. Kısa bir süre sonra da hacının hizmetkârı gelip “Sabah geldiniz ama neden hemen geri döndünüz anlayamadık; hacı sizi bekliyor” dedi.

“Bir yanlışlık oldu” deyip geçiştirdim. Hizmetkâr gittikten sonra bu kez de hacının oğlu geldi. O da “Babam sizi bekliyor” dedi. “Babanla bir işim yok!” deyip onu da gönderdim. Birkaç saat sonra elinde asası, bitkin ve hasta haliyle bu kez de hacı çıkageldi. “Niçin sabahleyin gelip hemen geri döndün? Mutlaka bir işin olmalı? Hacetin nedir?” diye sordu. “Hayır, bir ihtiyacım yok, herhalde bir yanlışlık oldu” diye geçiştirdim. Öfke ve hiddetle karışık geri döndü.

Birkaç gün sonra evde oturmuş ekmek ve üzüm yiyordum. Tacir arkadaşlarımdan biri yanıma gelerek “Elimde işine yarar bir mal var. Epey bir zamandır ambarımda boşuna yer kaplıyor” dedi. Ne olduğunu sordum. Emayelenmiş bir kalıp alman gümüşü olduğunu söyledi. Önceleri istemedim ama ısrar edince satın aldım. Her küpünü alış fiyatına 17 tümene, veresiye olarak vermişti.

İkindi vakti ini aşkın gümüş küpü getirdi. Mağazamın ambarı küplerle doldu. Ertesi gün numunelik bir küp alarak gümüşçüler pazarına gittim. Bana “bunu nerden aldınız, uzun zamandır bu tür gümüş ele geçmiyor!” dediler. Küpleri tanesi 50 tümenden satın aldılar. Elde ettiğim kazançla borçlarımın tamamını ödeyip sermayemi yeniledim. Sonra lütfünden dolayı Rabbime şükürler ettim.”

Bu öykü, bize muvahhit bir insanın zorluk ve sıkıntılarda Allah’tan başkasına bel bağlamaması gerektiğini öğretmektedir. Bilinmelidir ki, başkalarından yüz çevirip Allah’a yönelen kimsenin işi yolunda gider, en güzel ve en istenilen seyirde hareket eder.

“Havale et işini Hakk’a Hafız

Bu sayede açılır geçim bahtınız”

—————

“Gizemli Öyküler” kitabından alıntıdır.

Yazar: Ayetullah Destgayb

Öykü:77    Sayfa:155

Yorum Bırak