İmam Hüseyin ve Biz

Yazar: beytül ahzan Tarih: 9 Şubat 2011 2.3K kez okundu Genç Kalemler Yorum Yok

Yüreğimin yine bedenimden kopup yolculuğa çıktığını hissediyorum. Gözlerim yaşlı. Gönderebildiğim tek hediye bu. İnşaallah kabul edersin bu naçiz hediyemi. Benim gibi günahkar sana gözyaşından özge ne hediye edebilir ki?

Sana geliyor yüreğim Ağacan. Her zaman ki hasret yüklü. Bu sefer daha bir arzulu. Çırpınıp duruyordu yerinde daha fazla tutamadım. Gözyaşlarımı da kattım Kerbela rüzgarına ve yola verdim.  O gül cemalinin düştüğü toprağa savursun gözlerimin yaşını. Belki biraz taskin olur. Çünkü bizi teskin eden bir Zeyneb yok, bir Seccad yok.

Öyle hasretiz ki Ağacan. Biz senle olamadık, sana layık da olamadık. Elimizden sadece ağlamak geliyor. Asla sana ağladığımız bile meçhul. Çünkü Ağacan günahlarımız öyle çoğaldı ki senin şehadetini görecek gözümüz kalmadı. Katıldığımız mersiyelerde gözümüzden akan yaşlar ne senin başsız bedenine, ne Alemdarı’nın kesik kollarına, ne Ali Ekber’in cevanlığına, ne Ali Asker’in mazlumluğuna, ne de Zeyneb’in önder olduğu o yaslı kafileye… Ancak ve ancak günahlarımıza ağlayabiliyoruz. Seni anlayamadığımıza ağlayabiliyorz. En çok da bu yakıyor ya yüreğimizi…

Geçen gün yine bir kafile yolcu ettik sana doğru. Ancak selamlarımızı gönderebildik. Kafilenin arkasından ağlayıp durduk. Bilmem… Keşke her daim sana gelemediğiz için ağlayabilsek… Keşke sadece sana aksa gözyaşlarımız. Keşke Ağacan keşke…

Ağacan ziyaretine bile gelemiyoruz. Çünkü drnin ziyaretine izin alanlar gelebilirmiş. Sen kime onay verirsin? Seni hem yüreğinde hem de yaşadığı yerde yaşatabilenlere… Yüreği olan ziyareti neylersin değil mi? Sana dost olana şart mı gelmek? Seni görebilen, anlayabilen zaten daimi ziyaretçin değil mi? Bizde ikisi de yok. Ne daimi ziyaret ne de zahiri… Yüreğimiz yine buruk ama sensizlikten ötürü. Hasretin dağlıyor ciğerlerimizi. Huseyn denilince titriyor bedenlerimiz, boşanıyor gözyaşlarımız.

O güzel cemaline kurban olduğum evlad-ı Peygamber! Bir nazar eyle bizlere. Şifa bulsun bu hastalıklı yüreklerimiz. Bilirsin Ağacan yürek hastalığı bedeninki gibi değil. Olmazsa şefaatçisi çaresi de yoktur. Şimdi çareyi senden istiyoruz ey güzel yar! Ne olur bizi kapından geri çevirme. Senin yüzünün suyu hürmetine Yüce Yaradan bağışlasın bu günahkar ruhlarımızı.

Bildiğim tek bir şey varsa artık günahlarımızın ağırlığı altında ezildiğimizdir. Senin aşkını sadece dilde yaşadığımız için eziklik bir hayli baskın ruhumuzda. Acılarımıza  acı katan ne varsa birikiyor ardı ardına. Ve her şeyi üzerimizden itip öyle güzel çıkıyoruz ki işin içinden.

Olayların bizim dışımızda geliştiğini iddia ediyoruz. Pekala, Ağacan sen hayatımızın neredindesin? Seni yaşamamak mı bizi olayların dışına iten, hayatımızdan sıyıran?

Ya Huseyn sen bunu hak ediyor musun? Aşura’da kanınla yazdığın tarihi koruyamamak büyük utanç, büyük eksiklik. Deden Resulullah (saa) bizi kabul etmeyecek mahşerde ümmet olarak. Evladına gözyaşı dökmek neyin göstergesi oluyor ki? Koca bir hiçin. Yani ifadesiz gözyaşları bizim ki. Eğer ki bizler Ağamızı hakkıyla tanıyabilseydik şuan Yezidi güçler değil müslümanlar egemen olurdu dünyaya.

Şimdi bizim yürek yangını diye tabir ettiğimiz gözyaşı akıttığımız Kerbela vahşeti değil kendi bencilliğimizdir. Durumumuzun bariz açıklaması bundan ibarettir.

Öz eleştiri yapmak bu mu? Tam olarak değil aslında. Yani eleştiri yapıp düzeliyorsak iyi ama bizim ki hep boşa sallanan kürekler. Nitekim böyle de devam edecek.

Artık ölüm bizi yakalamadan uyanabilirsek ne ala. Yoksa ağlar dururuz halimize. Her daim yüce yaradan o yüce makamından bizlere hidayet versin ve Ağamız Hz. Seyyid-i Şüheda bize şefaat eylesin.

Yine de üstünde durmadan geçemeyeceğim ne olursa olsun, ne kadar günahkar olursak olalım. Kerbela yüreğimizde kanayan en büyük yaradır Ağacan.

Senin adın hasret iplikleriyle örülmüş yüreğimize. Ne olur bir nazar eyle bizlere Kerbela hasretimize kavuşalım bir an önce…

Kübra Aydın


Yorum Bırak