İmam Hüseyin’e (a.s) Ağlamanın Fazileti Hakkında 40 Hadis

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Eylül 2009 6.331 kez okundu Hadis 1 Yorum

1- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

“Ben sizlerin içinde iki değer biçilmez şey bırakıyorum, bunların biri diğerinden daha büyüktür; benden sonra bunlara sarılırsanız sapıklığa düşmez-siniz. Bunlardan biri Allah ipi mesabesinde olup gökten yere uzatılmış Allah’ın kitabı Kur’an’dır, diğeri ise itretim olan Ehlibeyt’imdir. Benden sonraki bu iki halefime nasıl davranacağınıza bakın.”

2- Resul-i Ekrem (s.a.a):

“Allah-u Teâla cenneti, benim Ehlibeyt’ime zulüm ve ihanet edenlere, sövenlere, onlarla sava-şanlara ve itretimi inciterek bana eziyette bulananlara haram kılmıştır.”

3- Enes ibn-i Malik, Resulullah’ın (s.a.a) ona şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Ey Enes, Allah bu gece bana Kevser’i ata etti (bağışladı); uzunluğu altı yüz yıllık bir mesafe, genişliği ise doğu ve batının genişliği kadardır. Benden önce (ya Enes) kimse ondan içemez. Bana verdiği ahdi bozarak sözünde durmayanlar, itretimi korkutan ve Ehlibeyt’imi öldürenler Kevser havuzunun suyundan içemezler.”

4- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

“Her kim benim gibi yaşamak, ölümüm gibi ölmek ve Allah’ın bana vadettiği Adn cennetine girmek istiyorsa, benden sonra Ali’yi kendine veli edinsin, dostunu dost edinsin ve benden sonraki imamlara uysun. Onlar benim toprağımdan yaratılmış, ilim ve düşünceden rızıklanmış  hanedanımdırlar.

Ümmetimden onların üstünlüklerini inkâr edenlere ve akrabalık bağımı onlar hakkında gözetmeyenlere yazıklar olsun ve Allah benim şefaatimi onlara nasib etmesin.”

5- Sünen-i İbn-i Mace kitabında İbn-i Mes’ud’dan şöyle rivayet edilmiştir:

“Bir gün ashapla Resul-i Ekrem’im yanına gittiğimizde, Resulullah (s.a.a) sevinç dolu güler bir yüzle  bizlerin yanına geldi ve bizlerle konuşmaya başladı. Sorduğumuz her soruyu tam bir itina ile cevaplıyordu. Bu sırada Resulullah’ın gözü oradan geçen ve içlerinde Hasan ile Hüseyin’in de bulunduğu Beni Haşim gençlerinden bir gruba ilişti. Onları görür görmez gözleri yaşardı ve ağlamaya başladı. “Ya Resulallah, size birden ne oldu, yüzünüzde üzüntü belirtileri yoktu, halinizin değişmesinin sebebi nedir?” diye sorduğumuzda, şöyle buyurdu:

“Biz öyle bir Ehlibeyt’iz ki Allah, dünyaya karşı bizim için ahireti seçmiştir. Bilin ki, benden sonra Ehlibeyt’im ölüm, sürgünlük, dağınıklık ve çeşitli belalarla karşılaşacaktır…”

6- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

“Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’den, Hüseyin’i seveni Allah sever. Hüseyin Peygamber torunlarından bir torundur.”

7- Selman-i Farisi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir.

“Hasan ve Hüseyin benim çocuklarımdır; onları seven beni sever, beni sevense Allah’ı sever; Allah’ı seveni de Allah cennete koyar. Onlara buğzeden bana buğzeder, bana buğzeden Allah’a buğzeder, Allah da kendisine buğzedeni, cehenneme atar… Bunlar benim ve kızımın çocuğudurlar. Allah’ım, ben onları severim, sen de onları ve onları sevenleri sev.

8- İbn-i Ebi Ziyad şöyle rivayet etmiştir:

“Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.a), zevcesi Ayşe’nin evinden çıkıp, kızı Hz. Fatıma’nın (a.s) evinin önünden geçerken oğlu İmam Hüseyin’in ağladığını duydu. Cenab-ı Fatıma’ya (a.s) “Bilmez misin ki Hüseyin’in ağlayışı beni incitir.” diye buyurdu.”

9- Ayşe, Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Bir gün asla yanıma gelmeyen bir melek ziyaretime gelerek, “Senin bu oğlun Hüseyin öldürülecektir, istersen onun öldürüleceği yerin toprağını sana göstereyim.” dedi. Daha sonra elini uzatarak (kan rengi) kırmızı bir  toprak çıkartıp bana gösterdi.”

10- İbn-i Abbas, Allah Teâla’nın Resulullah’a (s.a.a) şöyle vahyettiğini naklediyor:

“Yahya ibn-i Zekeriyya’nın kanı için yetmiş bin kişi öldürdüm; Hüseyin’in katli içinse bunun iki misli kişi öldüreceğim.

11- Celaleddin Siyutî, İbrahim ve Zeyd ibn-i Ziyad’dan nakletmiştir ki:

“Gökyüzü yalnız Hz. Yahya peygamber (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) için ağladı. Ağlaması ise onda bulunan kırmızılıktır. Hz. Yahya (a.s) öldürüldüğünde, gökyüzü kırmızılaştı ve gökten kan damladı; Hz. Hüseyin (a.s) de öldürüldüğünde, gökyüzü kırmızılaştı.”

12- İmam Cafer ibn-i Muhammed (a.s):

“Hz. Hüseyin’in (a.s) kabri etrafında dört bin melek (bir başka rivayete göre ise yetmiş bin melek) toza bulanmış ve mahzun bir halde kıyamete kadar Hz. Hüseyin’e (a.s) ağlayacaklar.

13- Esma bint-i Ümeys şöyle naklediyor:

“Ben Fatıma (a.s) oğulları Hasan ve Hüseyin’in ebesiydim. Hz. Hasan dünyaya geldiğinde… (Hz. Hasan’ın (a.s) doğumu ile ilgili bir kaç şeyi dile getirdikten sonra şunları ekliyor:)

Hz. Hüseyin (a.s) dünyaya geldiğinde, Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek “Ey Esma, çocuğumu bana getir.” diye buyurdu. Ben Hüseyin’i beyaz bir kundağa sararak Resulullah’a (s.a.a) verdim. Resul-i Ekrem (s.a.a) sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okuduktan sonra, Hüseyin’i bana verdi ve ağlamaya başladı.

Esma diyor ki: “Resulullah’a (s.a.a) “Anam, babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?” diye sorduğumda, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber “Bu çocuğuma (ağlıyorum)” diye cevap verdi. “Bu çocuk dünyaya daha yeni geldi” diyen Esma’ya, Hz. Peygamber “Ey Esma, bu yavrumu zalim ve azgın bir grup öldürecektir. Allah-u Teâla benim şefaatimi onlara nasib etmesin.” diye cevap verdi. Daha sonra “Ey Esma, bunu kızım Fatıma’ya söyleme, çünkü o daha yeni doğum yapmıştır (ve bu haberi duymaya hazırlıklı değildir.)” buyurdu.”

14- Hakim Nişaburî şöyle rivayet etmiştir:

“Ümm-ül Fazl Resulullah’ın (s.a.a) yanına gelerek “Ey Allah’ın Resulü, dün kötü bir rüya gördüm.” dedi. Peygamber ne gördüğünü sorunca, Ümm-ül Fazl “Çok kötü bir rüya gördüm. Sanki senin bedeninden bir parça kesilip benim eteğime bırakılıyordu.” diye anlattığında, Resulullah (s.a.a) “Çok iyi bir rüya görmüşsün.” dedi. “İnşaallah kızım Fatıma yakında bir erkek  çocuğu dünyaya getirecek ve o çocuk da senin eteğinde büyüyecek (sen onun dadısı olacaksın).”

Böyle de oldu. Hz. Fatıma, Hüseyin’i dünyaya getirdi ve onun dadılık iftiharını bana verdiler. Bir gün Hüseyin’i Resulullah’ın (s.a.a) yanına götürdüm ve onun kucağına verdim. Aniden Hz. Peygamber’in yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gördüm. “Ya Resulallah, annem-babam sana feda olsun; size ne oldu? (Niçin ağlıyorsunuz?)” diye sorduğumda şöyle buyurdu:

“Cebrâil şimdi yanıma gelerek, ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi. Cebrâil’e “Bu çocuğumu mu (öldürecekler)?” diye sorduğumda, “Evet” dedi. Daha sonra Hüseyin’in katligâhından kan renginde  bir avuç toprak bana getirdi.”

15- Harezmî önceki hadisi naklettikten sonra, Ümm-ül Fazl’dan şöyle rivayet etmiştir:

“Ben Hüseyin’i (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) yanına götürdüğümde, onu benden alıp ağlamaya koyuldu ve bana onun ölümünü haber verdi.”

Ümm-ül Fazl devamında şunları ekledi: “Cebrâil bir grup melekle kanatları açık bir halde Resulullah’ın (s.a.a) yanına gelip, hepsi Hz. Hüseyin’in musibetine ağladılar. Cebrâil, Hz. Hüseyin’in şehit düşeceği yerin toprağından bir avuç getirmişti ki etrafa misk kokusu saçıyordu. Bu toprağı Peygamber’e verdiğinde, “Ey Allah’ın Habibi, bu oğlun Hüseyin’in üzerinde şehit düşeceği topraktandır. Allah’ın rahmetinden uzak düşen bir grup Kerbela denen yerde oğlunu şehid edeceklerdir.” dedi. Hz. Peygamber de “Ey benim dostum Cebrâil, benim ve kızım Fatıma’nın oğlunu katleden grup acaba kurtuluşa erer mi?” diye sordu. Cebrâil “Hayır, Allah onları (bu yaptıklarından sonra) birbirlerine düşürecek ve ömür boyu kalp ve dilleri arasında ayrılık ve nifak bırakacaktır.”  dedi.”

(Bilindiği kadarıyla bu, İslam tarihinde İmam Hüseyin için Resulullah’ın evinde düzenlenen ilk yas töreniydi. Dünya, o güne kadar daha yeni doğmuş bir çocuğa sevinç yerine üzüntü duyulmasına, göz aydınlığı yerine ölüm haberi verilmesine ve öleceği yerin toprağı hediye getirilip, ağlanılmasına şahit olmamıştı. Demek ki Hz. Hüseyin’in doğum günü, Allah indinde başka bir özellik taşıyordu. Allah, bu günü Resulullah’a (s.a.a) ve onun tertemiz Ehlibeyt’ine hüzünlü ve musibetli bir gün kılmıştır.)

16- Hafız Cemaluddin Zerendi, Hilâl ibn-i Hübab’dan şöyle rivayet ediyor:

“Cebrâil Hz. Peygamber’in yanında olduğu bir sırada, Hasan ve Hüseyin Resulullah’ın yanına gelerek Hazretin mübarek sırtına çıkıp onunla oynamaya başladılar. Resul-i Ekrem (s.a.a), anneleri Fatıma’ya (a.s) “Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun?” dediğinde, Hz. Fatıma onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinden ayrılıp, Hz. Peygamber’in yanına gelerek onunla tekrar oynamaya başladılar.

Resulullah (s.a.a) onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Bu sırada Cebrâil arzetti: “Ey Allah’ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum.” Peygamber Cebrâil’e “Elbetteki çok severim, onlar yaşantımın iki güzel (fesleğen) gülleridir.” diye cevap verdi. Cebrâil Hüseyin’e işaret ederek şöyle dedi: “Bil ki ümmetin bu oğlunu öldürecektir.” Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprakla geri döndü ve Resulullah’a “Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir.” dedi. Hz. Muhammed (s.a.a) toprağın adını sorduğunda Cebrâil adının “Kerbela” olduğunu söyledi.”

Hilâl devamında şunları söylüyor:

“Hz. Hüseyin (a.s), musibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından etrafı sarılacağı yere vardığında, yanına yakın bölgede yaşayan birisini getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bulundukları yerin ismini sorduğunda, “Kerbela” cevabını aldı. Hz. Hüseyin (a.s) “Allah Resulü’nün buyruğu doğrudur. Burası hüzün ve bela yeridir.” diye buyurdu. Daha sonra ashabına hitap ederek şöyle buyurdu: “İnin artık, sefer  yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır.”

17- İbn-i Sa’d, Ayşe’den şöyle rivayet etmiştir:

Daha sonra Resulullah (s.a.a) elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm. Resulullah (s.a.a) bana hitaben buyurdu ki: “Ey Ayşe, canım elinde olan Allah’a andolsun ki, bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin’i ümmetimden kim öldürecek?”

18- Ebu Ümame şöyle rivayet ediyor:

Taberanî Ebu Emame’den Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendi zevcelerine Hz. Hüseyin’i (a.s) ağlatmamaları hususunda tembihte bulunmuş olduğunu naklediyor. Ravi şöyle rivayet ediyor:

“Resulullah (s.a.a) Ümm-ü Seleme’nin evinde iken Cebrâil nazil oldu. Peygamber, Ümm-ü Seleme’ye hiç kimsenin içeriye girmemesini emretti. Bu sırada Hüseyin (a.s) geldi ve Resulullah’ı odada görünce içeri girmek istedi. Ümm-ü Seleme, Peygamber’in torununu kucağına alarak bir takım sözlerle meşgul edip içeri girmesine engel olmak istedi. Fakat Hüseyin’in şiddetli ağlamasıyla karşılaşınca, onu bıraktı ve Hüseyin Peygamber’in olduğu odaya girerek kucağına oturdu.

Cebrâil, Resul-i Ekrem’e (s.a.a) “Senin ümmetin bu çocuğunu öldürecektir” diye arzetti. Peygamber “Bana iman ettikleri halde mi onu öldürecekler?” diye sorduğunda, Cebrâil (a.s) “Evet, onu öldürecekler” dedi. Daha sonra bir avuç toprağı Resulullah’a (s.a.a) göstererek Hüseyin’in ölüm yerinden haber verdi. Hz. Peygamber Hüseyin’i bağrına basarak hüzünlü bir halde dışarıya çıktı.

Resulullah’ın bu halini gören ve çocuğu içeri bıraktığından dolayı kızgın olduğunu zanneden Ümm-ü Seleme “Ya Resulallah, senin yoluna feda olayım. Gerçi siz kimseyi içeriye almamamı söylemiştiniz, ama sizin bizden bu çocuğu ağlatmamamızı istediğinizden dolayı onu içeriye aldım.” dedi.

Hz. Peygamber (s.a.a) onun cevabını vermeden ashabının yanına giderek “Benim ümmetim bu çocuğumu (Hüseyin’i) öldürecektir.” diye buyurdu.

Ashabın içerisinde bulunan Ebu Bekir ve Ömer “Ya Resulallah, mü’min oldukları halde mi onu öldürecekler?” diye sorduklarında, Hz. Peygamber, Hüseyin’in şehid düşeceği toprağı onlara göstererek “Evet, bu toprak da onun üzerinde şehid düşeceği topraktır.” diye  buyurdu.”

19- Ayşe şöyle rivayet etmiştir:

“Resulullah’a vahyin geldiği bir sırada, Hüseyin ibn-i Ali içeri girdi ve sıçrayarak kendisini Resulullah’ın omzuna attı. Cebrâil “Ey Muhammed, bunu seviyor musun?” dedi. Resulullah (s.a.a) “Nasıl sevmem, o benim çocuğumdur” dediğinde, Cebrâil “Senden sonra ümmetin onu öldürecektir.” dedi. Sonra Cebrâil elini uzatarak beyaz bir toprak getirdi ve “Oğlun bu yerde şehid edilecektir. Bu yerin ismi ise Taff (Kerbela)’dır.” dedi.

Cebrâil gittikten sonra Resulullah, toprak elinde olduğu halde ağlıyordu. Sonra “Ey Ayşe, Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in Taff denilen yerde şehid edileceğini bildirdi. Benden sonra ümmetim saptırılacaktır.” dedi.

Sonra ağlayarak ashabının yanına gitti. Onların arasında Ali, Ebu Bekir, Ömer, Hüzeyfe, Ammar ve Ebuzer de vardı. Onlar aceleyle Resulullah’ın yanına gelerek “Ya Resulallah, niçin ağlıyorsunuz?” dediler. Resulullah “Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in benden sonra Taff denilen yerde şehid edileceğini haber verdi ve bu toprağı getirerek mezarının orada olacağını bildirdi.” dedi.”

20- Sabit, Enes ibn-i Malik’den şöyle naklediyor:

“Yağmur meleği Peygamber’in yanına gelmek için Allah’tan izin istedi. Allah-u Teâla izin verdi. Resulullah (s.a.a) Ümm-ü Seleme’den bu melekle konuştuğu sürede kimsenin içeri girmemesi için dikkatli olmasını istedi.

Bu sırada (Resulullah’ın (s.a.a) yağmur meleği ile konuştuğu anda) Hüseyin içeriye girdi ve Peygamber’in yanına gitmek istedi. Ümm-ü Seleme engel olmak için çaba harcarken Hüseyin onun elinden kurtulup Resul-i Ekrem’in bulunduğu odaya girdi ve Resulullah’ın üzerine çıkarak oynamaya başladı.

Yağmur meleği Peygamber’e (s.a.a) “O’nu seviyor musun?” diye sorduğunda, Hz. Muhammed (s.a.a) “Evet” diye cevap verdi. Melek arzetti ki: “Bil ki senin ümmetin onu katledecektir.”

Daha sonra “O’nun öldürüleceği yeri bilmek istersen sana göstereyim.” dedi ve (eliyle bir yere işaret ederek) kırmızı renkte bir çamur (toprak) getirdi. Ümm-ü Seleme o toprağı aldı ve kendi elbisesinin köşesinde bir yere bıraktı.”

Sabit diyor ki: “Sonraları biz oranın Kerbela olduğunu öğrendik.”

21- Ümm-ü Seleme şöyle rivayet etmiştir:

“Bir gün Resulullah (s.a.a) uyumuştu. Aniden üzgün bir şekilde uyandığını, elinde kırmızı bir toprağın olduğunu ve onu öptüğünü gördüm. “Bu toprak nedir, ya Resulallah?!” diye sorduğumda, şöyle buyurdu: “Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in Irak’ta öldürüleceğini haber verdi. Öldürüleceği yerin toprağından bana getirmesini istedim. İşte bu, o yerin toprağıdır.”

22- Ümm-ü Seleme’den şöyle rivayet edilmiştir:

“Hasan ile Hüseyin’in benim evimde Resulullah’la oynadıkları sırada, Cebrâil nazil oldu. Eliyle Hüseyin’e işaret ederek “Ey Muhammed, ümmetin bu çocuğunu öldürecektir.” dedi.”

Ümm-ü Seleme diyor ki: “Bu sırada Peygamber ağlamaya başladı ve Hüseyin’i bağrına basarak, bana hitaben şunu söyledi: “Bu toprak senin yanında emanet kalsın.” Daha sonra Peygamber (s.a.a) o toprağı koklayarak, “Bu toprak bela ve musibet kokuyor.” dedi.”

Ümm-ü Seleme devamında şunları söylüyor:

“Resulullah (s.a.a) bana “Ey Ümm-ü Seleme, bu toprak kan rengini aldığında bil ki Hüseyin, o toprak üzerinde şehit olmuştur.” diye buyurdu.”

Ravi diyor ki: “Ümm-ü Seleme o toprağı bir cam kâsenin içine koyarak onu her gün koklar ve şöyle derdi: “Ey toprak, senin kan rengini alacağın gün çok büyük bir gündür.”

Bir başka hadiste de Ümm-ü Seleme’den şöyle nakledilmiştir: “Hz. Hüseyin’in (a.s) şehadete erdiği gece şu sözleri (şiir halinde) söyleyen birisinden duydum:

“Ey cahillikleri yüzünden Hüseyin’i öldürenler, zelil olmak ve azaba duçar olmakla müjdelenin.

Sizler lanetlenmişsiniz Davud’un oğlu (Süley-man’ın),  Musa ve İncil sahibi (İsa’nın) diliyle.”

Ümm-ü Seleme diyor ki:

“Bunları duyduğumda ağlamaya başladım ve cam kâsenin içindeki toprağın kan rengine dönüştüğünü gördüm.”

23- Ebu’l Müeyyid Harezmî şöyle naklediyor:

“Hz. Hüseyin’in (a.s) doğumundan bir yıl geçtikten sonra on iki melek Resulullah’a (s.a.a) nazil olup şöyle dediler: “Kâbil’in, Hâbil’in başına getirdiği şeyin aynısı, oğlun Hüseyin’in başına gelecek, Hâbil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e verilecek, Kâbil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir.”

Devamla şöyle diyor: “Gökteki bütün melekler, Resulullah’a (s.a.a) nazil olarak başsağlığı diliyor, Hüseyin’in (a.s) şehid düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı. Resulullah (s.a.a) da şöyle dua ediyordu: “Ey Allah’ım, Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, onu öldürenleri öldür ve onları dilediklerinden mahrum kıl.”

24- Yine Harezmî rivayet etmiştir ki:

“Yezid denen bir şahıs (onu öldürecektir). Orada bedeninin defnedilip, başının da armağan götürül-düğünü görür gibiyim. Allah’a andolsun ki Allah, oğlum Hüseyin’in başını görüp de sevineni nifaka düçar eder ve kalbiyle dilini ihtilafa düşürür.

Resulullah (s.a.a) bu yolculuğundan döndükten hemen sonra, üzgün bir halde camiye giderek, içlerinde Hasan ve Hüseyin’in de bulunduğu bir topluluğa hitaben, sağ elini Hz. Hüseyin’in başına koyup, başını gökyüzüne doğru çevirerek şunları söyledi:

“Allah’ım, ben senin kulun ve peygamberin Muhammed’im ve bu iki çocuk da benim temiz itretimden ve neslimin seçilmişlerindendirler. Ey Rabb’im, Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in yardımcısız kalıp öldürüleceğinden haber verdi. Onun ölümünü benim için mübarek kıl, onu şehitlerin efendisi karar ver.”

Ebu’l Müeyyid Harezmî devamında şunları naklediyor: “Camide bulunan halk, bu sözleri duyunca ağlamaya başladı. Bunu gören Resulullah (s.a.a) onlara “Ağlıyorsunuz da, yardımcısı olmuyorsunuz!” diye buyurdu ve şöyle dua etti:  “Allah’ım, sen kendin onun velisi ve yardımcısı ol.”

25- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

Enes ibn-i Haris Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Benim bu oğlum -Hüseyin- Kerbela denen yerde öldürülecektir. Sizlerden o zamanı idrak edenler, Hüseyin’in yardımına koşsunlar.”

Bunun üzerine hadisi rivayet eden Enes, Hz. Hüseyin’in kıyam ettiğini duyar duymaz o Hazret’in kervanına katılır ve Ebâ Abdillah-il Hüseyin’le birlikte şehadet makamına erişir.”

26- Muaz ibn-i Cebel şöyle naklediyor:

“Resulullah (s.a.a) rengi soluk bir şekilde  bizim yanımıza geldi ve buyurdu ki: “Ben geçmiş ve gelecek bütün insanların ilminin verildiği Muhammed’im. Aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin, aranızdan göçtüğümde Allah’ın Kitabına sarılın; helalini helal ve haramını haram bilin. Böyle yaparsanız ölüm sizleri güler yüzle ve rahatlıkla karşılar. Benden sonra fitneler karanlık gece parçaları gibi sizlere yüz çevirecektir.

İlahi elçilerden (peygamberler ve imamlardan) bir kısmı gittiğinde, diğer bir kısmı onların yerini alıyordu, ama bilahere durum değişerek nübüvvetin yerini saltanat aldı. Allah’ın rahmeti, nübüvveti (ilahî mesajları) olduğu gibi alıp doğru ve sağlam bir şekilde yerine getirenin üzerine olsun…”

Muaz diyor ki: “Resul-i Ekrem (s.a.a) onları (sultanları) birer birer saymaya başladı. Beşinciye yetiştiğinde buyurdu: “O da Yezid’dir. Allah ona uğur ve bereket vermesin.”

Sonra gözleri yaşardı ve şöyle devam etti: “Hüseyin’in şehadet haberini bana verdiler ve onun türbetinden (şehid düşeceği topraktan) bana getirip katilinin de kim olduğunu söylediler.

Allah’a andolsun ki, Hüseyin aralarında öldürül-düğü halde, öldürülmesini önlemeye çalışmayan insanların Allah, göğüsleri ve kalpleri arasına ihtilaf düşürür, kötülerini onlara musallat eder ve onları tefrikaya duçar eder.”

Sonra devamla şöyle buyurdu:

“Ah! Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu! Ne kadar ağırdır başlarına getirilecek iş, azizlerine yetişecek musibet; benim evladımı (Hüseyin’i) ve onun evlatlarını öldürecekler.”

27- Hz. Ali (a.s):

“Resulullah (s.a.a) bir gün bizleri görmek için eve gelmişti. Hazırladığımız yemeği ve Ümm-ü Eymen’in bize gönderdiği bir kâse sütü ve bir kap hurmayı da yemek için ortaya bıraktık. Resulullah (s.a.a) yedi, biz de yedik. Daha sonra (yemekten sonra) Hazret abdest alıp ellerini başına, yüzüne ve sakalına sürdükten sonra Kıble’ye doğru oturdu ve istediği duaları etti. Sonra (yağmur gibi) gözyaşı dökerek kendisini üç defa yere vurdu. Biz yaptığı bu işin sebebini sormaktan çekiniyorduk.

Bu esnada Hüseyin, o Hazret’in omzuna çıktı ve Resulullah tekrar ağlamaya başladı. Hüseyin durumu böyle görünce, “Anam, babam sana feda olsun (ya Resulallah), ağlamanızın sebebi nedir? Şimdiye kadar sizde şahit olmadığım bir davranış gördüm.” diye sordu.

Hazret ise şöyle buyurdu: “Evladım, bu gün sizleri ziyaret etmekle o kadar sevindim ki, şimdiye kadar öylesine sevinmemiştim. Ama Habibim Cebrâil yanıma gelerek sizlerin ölümünüzü ve ölüm yerlerinizin değişik yerler olduğunu bana haber verdi. İşte bu haber beni çok üzdü. Allah’tan sizin için hayır ve iyilik dilerim.”

28- Abdullah ibn-i Neci babasından (Neci’den)  şöyle naklediyor:

“Hz. Ali (a.s) ile Sıffin savaşına gidiyorduk. Neyneva denilen yere vardığımızda, Hz. Ali (şiddetle ağladı ve gözünden akan yaşlar yeri ıslattı, sonra) şöyle seslendi: “Ey Eba Abdillah, Fırat nehri kenarında sabırlı ol. Sabırlı ol ey Eba Abdillah!”

Neci diyor ki: ” Meselenin ne olduğunu sorduğumuzda, Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Bir gün Resulullah’ın (s.a.a) yanına vardığımda, onun ağladığını gördüm. “Ey Allah’ın Resulü, Niçin ağlıyorsunuz, sizi ağlatan nedir? Yoksa birisi mi sizi kızdırdı?” diye sordum. O da şöyle buyurdu: “Hayır, Cebrâil sen gelmeden biraz önce buradaydı ve Hüseyin’in Fırat nehrinin yanında şehid olacağı haberini verdi.”

Daha sonra Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Cebrâil bana “Onun (Hüseyin’in) türbetini görmek ister misin?” dediğinde, “Evet” dedim. O da elini uzattı ve bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağlıyorum.”

29- Esbağ İbn-i Nübate ve Hasan İbn-i Kesir şöyle rivayet etmişler:

“Sıffin savaşı yolculuğunda Neyneva denen yere vardığımızda, Hz. Ali’ye oranın Kerbela olduğu söylenince, (ağladı) “Bela ve üzüntü yeridir.” diye buyurdu. Daha sonra eliyle bir yere işaret ederek “Burası bineklerinden inip yüklerini indirecekleri ve develerinin çökeceği yerdir.” Başka bir yere de işaret ederek “Burası da kanlarının akıtılacağı yerdir.” diye buyurdu.

Esbağ ibn-i Nübate kanalıyla aktarılan rivayette ise, Hz. Ali’nin (a.s) daha sonra şöyle buyurduğu yer almıştır: “Resulullah’ın hanedanından bir grup bu alanda öldürülecek; onların haline yer ve gök ağlayacaktır.”

30- İbrahim Nahaî şöyle rivayet etmiştir:

“Bir gün Hz. Ali (a.s) camide ashabıyla birlikte oturmuşlardı. Bu esnada Hüseyin (a.s) içeri girip babasının yanına oturdu. Hz. Ali (a.s) elini onun başına koyarak herkesin duyabileceği bir şekilde oğluna hitaben şöyle buyurdu:

“Ey evladım, Allah-u Teâla kendi kitabında bazılarını kınayarak buyurmuştur ki: “Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.” Yavrucuğum, insanı yaratan ve tohumu çatlatan Allah’a andolsun ki, benden sonra sen öldürüleceksin; yer ve gök sana ağlayacaktır. Bilin ki yer ve gök, Yahya ibn-i Zekeriyya ve oğlum Hüseyin’in dışında hiç kimseye ağlamamıştır.”

31- Kunduzî Hanefî, Ebu Mihnef’den şöyle rivayet ediyor:

“Hz. Hüseyin (a.s) Medine’den hareket etmeden önce son bir defa Resulullah’ın (s.a.a) kabrinin ziyaretine gitti ve ağlayarak “Ey dedeciğim, ben zorla sana komşu olmaktan ayrılıyorum. (Bütün bu başıma gelenlerse) şarap içen ve her pislikten çekinmeyen Yezid’e biat etmediğimdendir.” dedi.

Bu esnada birden hafif bir uykuya daldı. Uykusunda Resulullah’ı (s.a.a) gördü. Resulullah (s.a.a) Hüseyin’i kucaklayıp gözlerinden öptükten sonra şöyle buyurdu:

“Ey Habibim, yavrucuğum! Ben senin yakın bir zamanda Kerbela denen bir yerde  kanına bulanmış olduğunu ve susuz bir halde başının enseden kesildiğini görüyorum. Senin düşmanların benim şefaatimi umut ediyorlar, ama Allah onlara bunu nasip etmesin.

Ey sevgili yavrucuğum, baban, annen, deden, kardeşin, amcan (Cafer-i Tayyar), babanın amcası (Hamza), halaların ve teyzelerin hepsi seni arzulayıp özlemişler.

Ve bil ki, senin için cennette bir makam ve derece vardır ki ona, ancak şehadetle ulaşabilirsin…”

32- Rezin, Ensar’dan olan Selma isimli kadından rivayet etmiştir ki:

“Bir gün Ümm-ü Seleme’yi ziyaret etmek amacıyla evine gittim. İçeriye girdiğimde, (uykudan yeni uyandığını ve) ağladığını gördüm. Ben “Niçin ağlıyorsun, seni ağlatan nedir?” diye sorduğumda, “Biraz önce Resulullah’ı (s.a.a) rüyamda gördüm;  başları, sakalları toz-toprak içindeydi.” dedi. “Ya Resulallah, sana ne oldu böyle?!” diye sorduğumda, “Biraz önce (Kerbela’daydım ve) Hüseyin’in şehid edilişine şahid oldum.” diye buyurdu.”

33- Ali ibn-i Zeyd İbn-i Cez’an’dan şöyle rivayet edilmiştir:

“İbn-i Abbas (Aşura günü) uykudan uyandığında, İstirca (Biz Allah’tanız ve şüphesiz O’na dönücüleriz) ayetini okudu ve “Andolsun Allah’a, Hüseyin öldürüldü.” dedi. Yanındakiler “Hayır, nasıl böyle bir şey olur, nerden bunu söylüyorsun?” dediklerinde, İbn-i Abbas şöyle dedi:

“Resulullah’ı rüyamda elinde bir kâse dolu kanla gördüm ki bana şöyle dedi: “Ümmetimin benden sonra neler yaptığını bilmiyor musun? Oğlum Hüseyin öldürüldü. Bu da onun ve ashabının kanlarıdır; ben şimdi o kanları Allah’ın huzuruna götürüyorum.

Ravi diyor ki: “Biz İbn-i Abbas’ın dediği günün tarihini ve saatini yazdık. 24 gün geçmeden Hz. Hüseyin’in (a.s) aynı gün ve aynı saatte öldürüldüğü haberi Medine’ye ulaştı.”

34- İbn-i Abbas (r.a):

“Hüseyin öldürüldüğünde, gökten kan yağdı, gökte görülen kırmızılık da onun katledildiği gün görüldü; ondan önce görülmemişti. Hüseyin’in şehadet günü dünyanın her yerinde, kaldırılan her taşın altında kan bulundu.”

Taberî de Ümm-ü Seleme’den rivayet etmiştir ki:

“Hz. Hüseyin’in öldürüldüğü gün, cinler ağıt yakıp, ona ağladılar ve o gün bizlere gökten kan yağdı.”

35- İbn-i Hacer-i Heytemî şöyle naklediyor:

“Kerbela esirleri ile şehitlerin kesik başlarını Şam’a götürmekle görevlendirilen Yezid’in askerleri, vardıkları her menzil ve durakta Hz. Hüseyin’in mübarek başını bir mızrağa saplayarak koruyorlardı. (Bir gün konaklamak için menzil bulamayınca, sahrada bir manastır gördüler ve geceyi geçirmek için o manastıra yüz tuttular.) Manastırda ibadetle meşgul olan rahip, onları yanlarındaki mızrak ve süngülerin ucuna dizilmiş kesik başlarla görünce, hayretle esirlerin ve başların kime ait olduğunu onlara sordu. Esirlerin ve kesik başların kimler olduğunu anlattıklarında, rahip onlara “Ne kadar da kötü insanlarmışsınız sizler, size on bin dinar para verirsem, o başın bu gece benim yanımda kalmasına izin verir misiniz?” dediğinde “Evet, niçin olmasın?” dediler.

Rahip Hz. Hüseyin’in (a.s) başını alıp yıkadı, temizledi ve bağrına basarak sabaha kadar ağladı. O gece Hz. Hüseyin’in başından gökyüzüne saçan nurları görünce de Müslüman oldu. Sabah olduğunda, askerler toparlanıp gitmek istediklerinde, o da manastırından çıkarak Ehlibeyt’e katıldı ve ömrünün sonuna kadar o hanedanın hizmetçisi oldu.”

36- Yine Heytemî rivayet etmiştir ki:

“Esirler ve şehidlerin mızraklara dizilmiş kesik başları Şam’a getirildiğinde, Hz. Hüseyin’in mübarek başları, bir tabak içinde zaferlerini kutlamak amacıyla hayli kalabalık bir topluluk tertipleyen Yezid’in önüne getirilip konunca, yabancı ülkelerin elçileri ve hatta kafirlerin bile bulunduğu bir mecliste Yezid elindeki değnek ile Hz. Hüseyin’in başını oynatıyor, dudaklarına vuruyor ve zafer sevincini dile getiren şu (küfrüne delil olan) şiirleri okuyordu:

“Keşke Bedir’de bulunan büyüklerim sağ olsalardı da bu hâli görselerdi

Ve sonra da bana, sevinerek, elin vâr olsun diye seslenselerdi.

Toplumun ulularını öldürdük, Bedir savaşının öcünü aldık;

Haşimoğulları saltanatla oynadılar; yoksa ne gelen bir haber var, ne de inen bir vahiy.

Ben de anamın oğlu olmayayım, Ahmed oğullarının yaptıkları işlerin öcünü almazsam.”

Mecliste hazır bulunan Kayser elçisi ve Roma temsilcisi, Yezid’in kendi peygamberlerinin torununa yaptığı bunca ihanet ve küstahlıkları görünce, şaşkınlığını içeren bu sözleri demekten kendini alamadı:

“Ey Yezid, biz Hıristiyanlara göre, adaların birinde bulunan bir manastırda Hz. İsa’nın bineğine ait bir tırnak bulunmaktadır. Bizler Hz. İsa’ya olan saygımızdan her yıl onun ziyaretine gider, sizin Kâbe’ye verdiğiniz önemin aynısını bizler ona veririz. (Ama sizlerse peygamberinizin kızının oğluna bu hakaretleri yapıyor ve onu feci bir şekilde öldürüyorsunuz). Ben şehadet ederim ki sizler batıl üzeresiniz.”

Mecliste bulunan başka zımmî bir gayr-i müslim de Yezid’e hitap ederek şöyle dedi:

“Ey Yezid, benimle Davud peygamber arasından yetmiş nesil geçmiştir; Yahudîler hâla bana saygı duyarlar, Hürrmetimi gözetirler. Ama sizler henüz dün ölen peygamberinizin oğlunu öldürüyorsunuz! (Bu neden böyle?)”

(Rivayetlerde olduğuna göre, bu sözleri söyleyen Yahudî hemen orda müslüman olur ve Yezid ile yaptığı tartışmadan sonra Yezid’in emriyle ölüm emri verilir ve acımasızca öldürülür. Böylece daha yeni Müslüman olan bu insan da Kerbela şehidleri kervanına katılır. Allah ona rahmet eylesin.)

37- Ebu Mihnef, Beşir ibn-i Hazlem’den şöyle rivayet ediyor:

“Kerbela esirleri ile Medine’ye  yaklaştığımızda, İmam Zeynülabidin (a.s) gidip Medine halkına haber vermemi buyurdu. Ben Medine’ye girdim ve şöyle dedim: “Ey Müslümanlar, Ali İbn-i Hüseyin kardeşleri ve halaları ile birlikte buraya geliyorlar.”

Bunun üzerine kadınlar yüzlerini tırmalayıp yanaklarına vurarak ağladılar ve üzüntülü bir şekilde evlerinden dışarıya çıktılar. Şehirde kimse kalmadı. Herkes dışarı çıkıp ağlıyor ve sızlıyordu.”

Vakidî devamında şöyle rivayet etmiştir:

“İçlerinde Ebu Talib’in oğlu Akil’in kızı Zeynep de vardı. Yüzünü açmış ve hep “Ya Muhammed, ya Ali, ya Hasan, Hüseyin’im, kardeşlerim” deyip ağlıyordu. Bir müddet ağladıktan sonra sustu ve şu şiiri okudu:

“Cevabınız ne olacak acaba, (kıyamet günü) Peygamber size sorarsa;

Sizler son ümmet olarak neler yaptınız;

Benim evladıma ve Ehlibeyt’ime?

Acaba sizlerden ahd-ü peyman alınmamış mıydı; sizlerde ahde vefa etmek yok mu?

Benim zürriyetlerim, çocuklarım ve amca oğullarım telef oluyor, hakları payümal ediliyor;

Bazıları esir alınmış, bazıları ise kana bürünmüş ölüler.

Bana vereceğiniz karşılık bu olmamalıydı, sizlere yaptığım nasihat ve tavsiyelerden sonra,

Aranızda bıraktığım zürriyetim hususunda (sizlere iyi davranın dedim ama)  sizler onlara kötü davrandınız.”

Daha sonra Ebu Mihnef şöyle naklediyor:

“(Halk toplandıktan sonra) İmam Zeynulabidin (a.s) elindeki bir mendil ile göz yaşlarını silerek çadırdan dışarıya çıktı, kürsüye oturup Allah’a hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar, hamd olsun Allah’a ki, bizleri İslam’ı savunmak yolunda büyük musibetlere ve belalara duçar kıldı. Bizim musibetimiz İslam’da büyük bir gedik açmış ve halkın arasında acı bir olay olmuştur.

Babam Hüseyin, Ehlibeyti ve ashabı şehadete ulaştılar. Kadın ve kızları esir edildiler. Onun başını mızrağın başına geçirerek şehir şehir gezdirdiler. Bu, tarihte eşi olmayan acı bir olaydır.

(Hangi göz ona ağlamayacak?) Halbuki onun şehadetine yedi kat gök, dalgalı denizler, tüm yeryüzü, ağaçlar, denizlerdeki balıklar, Allah’ın mukarreb melekleri ve tüm gök sakinleri ağladılar.

Hangi kalp unun ölümüne mahzun olmaz ve parçalanmaz?

Ey insanlar, hiçbir suçumuz olmadan, hiçbir kötülük işlemeden ve İslam’a herhangi bir darbe vurmadan evimizden, yurdumuzdan uzaklaştırılıp, kovulup, dağıtıldık.

Andolsun Allah’a, eğer Resul-i Ekrem (s.a.a) biz Ehlibeyt’in hakkında yaptığı (bunca iyi) tavsiyelerin yerine bizimle savaşılmasını emretseydi, bu yaptıkları cinayetlerden fazlasını yapamazlardı. Ve gerçekten biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz.”

38- Hz. Ali (a.s), Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Kıyamet günü Arş’ın içinden biri mahşerdekilere seslenerek şöyle diyecek: “Ey kıyamet ehli, gözlerinizi kapatın; Muhammed’in (s.a.a) kızı Fatıma geçecektir.” Sonra Fatıma elinde oğlu Hüseyin’in kanlı gömleği ile mahşere gelir ve Arş’a asılarak Allah’a “Sen âdil ve cabbar olan Allah’sın, benimle oğlumu öldürenlerin arasında hükmet.” diye şikayette bulunur.

Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu:

“Andolsun Kâbe’nin Rabb’ine ki Allah, kızım Fatıma’ya hakkı vererek (zalimlere) hükmünü gösterecektir. Daha sonra kızım Allah’a yönelerek “Ey Allah’ım, benim şefaatimi oğlum Hüseyin’in musibetlerine ağlayanlar hakkında kabul buyur.” diye istekte bulunacak ve Allah-u Teâla da onun şefaatini Hüseyin’e ağlayanlar hususunda kabul edecek (ve böylece onları cennete yerleştirecektir.)”

39- İmam Şafiî’nin Ehlibeyt’in mazlumiyetini içeren şu şiirleri okuduğu rivayet edilmiştir:

“Günlerin geçmesiyle onlara yapılanlar uykumu kaçırmış, saçımı ağartmıştır. Dünya, Al-i Muhammed için (karşılaştıkları musibetlerden dolayı) sarsıldı, dağların sertliği bile onlar için eridi.

Bazıları hoşlanmasa dahi, birileri ulaştırsın benden taraf Hüseyin’e bir mektup (mesaj). (O Hüseyin ki) suçsuz yere öldürülmüş, gömleği Erguvan suyuyla boyanmış, kınalanmış sanki. (Erguvan; eflatunla kırmızı arası renkte çiçek açan bir süs ağacıdır.)

Nasıl olur da Al-i Haşim’den (peygamberliğe) seçilene, salat-u selam ve rahmet okuyoruz, ama çocuklarına eziyetler ediyor, incitiyoruz onları. Doğrusu bu çok tuhaf ve şaşılacak bir şeydir.

Eğer benim günahım Al-i Muhammed’i sevmekse, bu bir günahtır ki, ondan tövbe etmem. (Zira) kıyamet gününde bana şefaat eden onlardır; bana göre onlara buğzetmek aslında günahtır.”

Hakim Nişaburî’nin nakline göre de, ülemadan birisi Hz. Hüseyin’in (a.s) mateminde şu şiirleri okumuştur:

“Ey Muhammed’in kızının oğlu, senin başını kana bulanmış bir halde getirdiler.

Seni öldürmekle ey peygamberin oğlu, âşikare ve bilerek sanki Resulullah’ı öldürdüler.

Seni susuz öldürdüler, öldürdüklerinde de hakkında inen Kur’an ve ayetleri hususunda düşünmediler.

Sen öldürüldün diye (semaya) Tekbir sedalarını yükselttiler, oysa seni öldürmekle Tehlil (La ilahe illellah) ve Tekbiri öldürdüler.”

40- Zimahşerî “El Keşşaf” kitabında”De ki: Ben buna (risaletime) karşılık sizden akrabamı (Ehlibeyt’imi) sevmenizden başka bir ücret istemi-yorum.” (Şura/23) ayetinin tefsirinde Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Her kim Al-i Muhammed sevgisi üzere ölürse, şehid olarak ölmüştür.

Bilin, her kim Al-i Muhammed sevgisi üzere ölürse, bağışlanmış bir halde ölmüştür.

İyi bilin ki, her kim Al-i Muhammed sevgisi üzere ölürse, tövbe ederek ölmüştür.

İyi bilin ki, her kim Al-i Muhammed sevgisiyle ölürse, imanını tamamlamış mü’min olarak ölmüştür.

İyi bilin ki, Al-i Muhammed sevgisi üzere ölen kimseyi, öldüğünde ilk olarak ölüm meleği, daha sonra da Nekir ile Münker cennetle müjdeler.

İyi bilin ki, Al-i Muhammed sevgisi üzere ölen kimse, gelinin bezenip güvey evine götürüldüğü gibi cennete götürülür.

İyi bilin ki, her kim Al-i Muhammed sevgisi üzere ölürse, kabrinde cennete doğru iki kapı açılır.

İyi bilin ki Allah, Al-i Muhammed sevgisi üzere ölen kimsenin kabrini meleklerin ziyaretgâhı kılar.

Ve iyi bilin ki, her kim Al-i Muhammed buğzu (düşmanlığı) üzere ölürse, kıyamete gözlerinin arasına “Allah’ın rahmetinden uzak ve umudu kesilmiştir” yazılmış bir halde gelecektir.

İyi bilin ki, Al-i Muhammed buğzu üzere ölen kimse kâfir olarak ölmüştür.

İyi bilin ki, her kim Al-i Muhammed’e buğz ederek ölürse, cennet kokusunu asla alamaz.

———-

HADİS SIRASINA GÖRE KAYNAKLAR:

1- Sünen-i Tirmizî, c.5, s.663

2- Zehair-ul Ukba, s.20, El Keşşaf Tefsiri, Şura suresi 23. ayetin tefsiri

3- Kenz-ül Ümmal, c.7, s.225, Dürr-ül Mensur, Kevser suresinin tefsiri

4- Hilyet-ül Evliya, c.1, s.84

5- Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.464, Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.1366, Hadis,4082

6- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.177

7- Sünen-i Tirmizî, c.2, s.240 ve 307, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.166

8- Zehair-ul Ukba, s.143, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.201, Yenabiu’l Mevedde, c.2, s.214

9- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.192, En Nihayet-u ve’l Bidaye, c.8, s.217

10- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.178, Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.353, Dürr-ül Mensur, c.5, s.492

11- Dürr-ül Mensur, c.5, s.492 ve c.7, s.413

12- Zehair-ul Ukba, s.151, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.2, s.169, Menakıb-i İbn-i Meğazilî Vasitî

13- Zehair-ul Ukba, s.119, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.87-88

14- Müstedrek-us Sahihayn, c.3, s.176, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.158

15- Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.1, s. 158, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s. 176,

16- Nezm-ud Dürer, s.215

17- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.115, Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.187

18- Mecmau-z Zevaid, c.9, s.189

19- Mu’cem-ul Kebir-i Taberanî, Hz. İmam Hüseyin’in Hayatı Faslı, A’lam-un Nübüvve, s.83

20- Kenz-ül Ümmal, c.6, s.223, Füsul-ül Mühimme, s.154, Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.398, Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.3, s.242, Delail-ün Nübüvve Ebi Nuaym, c.3, s.202, Zehair-ul Ukba, s.246 ve 247

21- Mu’cem-ul Kebir, İmam Hüseyin’in Hayatı Faslı, Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.398, Tarih-uş Şam, Hz. Hüseyin’in Hayatı Faslı

22- El Kifayet-u li Hafiz-il Kenci, s.279, Zehair-ul Ukba, s.147, Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Sirat-us Seviyy, s.94, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.118-119

23- Kenz-ul Ümmal, c.6, s.223, El Fusul-ül Mühimme, s.154, Savik-ul Murika, s.115, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, s.163

24- Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Savaik-ul Muhrika, s.115, Kenz-ül Ümmal, c.6, s.223, El Fusul-ül Mühimme, s.154

25- El İsabe, c.1, s.68, Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.8 ve 52, El Bidayet-u ne’n Nihaye, c.8, s.217

26- Kenz-ul Ümmal, c.6, s.224, El Mu’cem-ül Kebir, Hz. Hüseyin’in Hayatı Bölümü

27- Sirat-us Seviyy, s.95, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.2, s.162

28- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.2, s. 60-61, Camiu’s Sağir, c.1, s.13, Savaik-ul Muhrika, s.115, Zehair-ul Ukba, s.148

29- Delail-ün Nübüvve, c.3, s.211, Hasais-ul Kubra, c.2, s.126, Kitab-u Sıffin li Nasr ibn-i Mezahim, s.158, Şerh-u Nehc-il Belaga li ibn-i Ebi’l Hadid-i Mü’tezili, c.1, s.178

30- Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.101

31- Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.54

32- Sahih-i Tirmizî, c.13, s.193

33- Tarih-uş Şam, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Hayatı Bölümü, Sirat-us Seviyy, s.96

34- Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.102

35- Savaik-ul Muhrika, s.199, Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.90

36- Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.31 ve 32, Savaik-ul Muhrika, s.199, El Bidayet-u ve’n Nihaye, c.8, s.209

37 Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.47 ve 93, Cevahir-ul Akdeyn, c.2, s.333

38- Meveddet-ül Kurba, s.32, Yenabiu’l Mevedde, c.2, s.323, Menakıb-i İbn-i Meğazilî

39- Yenabiu’l Mevedde, c.3, s.48-49 ve 100, Mi’rac-ul Vusul-i Cemaleddin Zerendî, s.215, El Bidayet-u ve’n Nihaye, c.8, s.216

40- Tefsir-i El Keşşaf, Şura suresi, 23. ayetin tefsiri

Yorum Bırak

  1. necla dedi ki:

    kurban olayım ya huseyn Allah senin şefaatini banada nasip etsin zulum edenlerede lanet etsin amin