İmam-ı Zaman’ın Ardından

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Kasım 2010 1.7K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok

Bismillah

Dün gece farklıydı biliyor musun? Dün gece melekler yeryüzü ile gökyüzü arasında gidip gelmekteydiler. Gökyüzü diğer gecelere nazaran daha göz alıcıydı dün gece. Ay, güneşten aldığı yardımla daha parlaktı. Yıldızlar, safları oluşturan cemaat gibi kalabalıktı.

Dün gece rahmet kapılarının anahtarlarına sahip kimse, ziyarete gelmişti bizi. Tüm âlem dün gecenin farklı olduğunun farkındaydı. Ama biz davetimize icabet eden o nura karşı nasıl davrandığımızın farkında değildik.

Hani biz bir ömür adamıştık o nura, hani ömrümüzün en zor anlarında sığınmıştık. Bir ömür ismini sayıklamış, çocuklarımızın ismini onun ismiyle şereflendirmiştik. Bir ömür onun saflarında yer almak için yalvarmıştık. Yıllarca gel diye ısrar etmiştik hani.

Hani, onu bulmak için Kerbela’ya gitmiştik kaç kere, Cemkeran’a mektuplar yazmıştık gel diye. Meşhed, Şam, Necef, kaç kez gitmiştik de cevap alamamıştık. Yine de hiçbir zaman vazgeçmemiştik bekleyişten. Gelmişti. Bir gün misafirimiz olmuştu da farkında olmamıştık.

Her şeye zaman ayırmıştık. Eşimize, çocuklarımıza, dostumuza, akrabalarımıza, kısacası dünya işlerine. Peki, gerçekten davetimize icabet eden misafirimize zaman ayırmış mıydık?

Hiç düşündük mü acaba, nerede kusur etmiştik? Yoksa gönülsüz olarak mı davet etmiştik misafirimizi? Acaba gerçekten canımızdan çok seviyorduk da, dünya sevgisinden sonraya mı saklamıştık onun sevgisini? Nerede yanlış yapmıştık?

Eğer o gece yeryüzü ile gökyüzü arasında dolaşan melekler inseydi evimize ve:’’ Nerede misafiriniz, biz onu görmeye geldik.’’ deseydi ne olurdu acaba halimiz? Hangi misafir mi derdik yoksa? ‘’Yıllarca hangi misafire gel diye ısrar ettin ey âdemoğlu?’’ dediklerinde, sokaklara çıkıp kaybolan misafirimizi mi arardık yine?

Hayır, bir ömür nasıl aradıksa öyle arardık. Değerli bir eşyamızın kaybolduğu gibi aramazdık onu. Gidip sokaklarda gezen insanlara onu tarif edip, acaba gördünüz mü diye de sormazdık?

Bir ömür aradık, bir ömür vesilelerle davet ettik. Gelmişti ve bizim kendimizde kaybolduğumuzu görünce, anlamıştı ferecin bizim nazarımızda o kadar önemli olmadığını.

Yoksa arar mıydık? Nerede olduğunu biliyor muyuz? Ömrümüzün geri kalanını da yine Kerbela’da, Şam’da veya diğer ziyaret yerlerinde mi geçirirdik? Yoksa matem meclislerine gelir ümidiyle meclisleri mi gezerdik?

Sadece böyle mi arardık onu? İnsan hep hatırladığı ve bildikleri kadarıyla yetinmek ister. Peki, bu şekilde kaybettiğimiz misafirimizi bulabilir miyiz sizce? Oysa bilsek kaybettiğimiz misafirimiz yıllarca bilmediğimiz bilsek de hatırlamadığımız yollarda gizli, acaba yine de kaybolan eşyamızı aradığımız gibi arar mıydık onu?

Gerçekten hatırlamak ister miyiz? Hatırlamak ister miyiz gerçekten fakirleri, yolda kalmışları ve yetimleri? İster miyiz sofralarımızı sade yemeklerle süslemeyi, ister miyiz Allah yolunda infakı? Çevremizde bulunan gençleri evlendirir miyiz? Acaba evliliklerimizde maddiyattan önce takvayı arar mıyız?

Bir ömür kendimizden kaçmışken, onu mu aramak istiyoruz? Kendimiz kaybolmuşuz, kendimizi aramayı unutmuşken, onu bulmakta başarılı olabilir miyiz acaba?

Biz çoktan unuttuk onu, ama o giderken, çocuklarımızın başını okşamayı ve bizlere hayır dua etmeyi unutmadı…

Fatih Kahramani

Yorum Bırak