İmam Rıza (as) ve Ben

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Şubat 2010 2.5K kez okundu Yazı ve Makale 1 Yorum


Önce gördüm sonra kaleme aldım.Kimi zaman Kufe’ye Ali’nin yalnızlığına  gittim,kimi zaman bir fakirin Hz.Abbas sofrasına misafir oldum.Ama hepsini gördüm ve en son İmam Rıza’yı (a.s) görmek için izin istemiştim. O nur da lütfetti sonunda gittim onu da gördüm.Onu da gördüm.

Babul Cevad kapısı önündeydim.Elimde izin kağıdım.Aşıklar heyecanla hareme doğru koşarken ben ise olduğum yerde durmaktayım.Heybem ağır,heybem özlemlerle dolu.Veysel Karani’den Meysem’den Ebuzer’den selamlar getirmişim İmama. Nefesimi tuttum ve selamlarını ilettim.

Esselamu aleyke Ya İmam Rıza.

Hadimler sanki gelişimden haberdarlar.Onlar da beni selamlayarak karşılıyorlar.Yavaş yavaş ilerlemekteyim hareme.Huzur kaplamakta etrafımı.Rüzgar yüzümü okşuyor ve yol gösteriyor bana.Daha önce gelmiş gibiyim.İçeri girip aşağı kata indim.Aşağıda bulunan türbeyi ziyaret edip ibadetimi yaptıktan sonra tüm özlem çekenler için de dua ettim.Az sonra olduğum yerden kalkıp aşıkların durumlarını analiz etmek için yukarı kata çıktım.Herkes ibadetle meşguldü.Ben ise ne yaptığımı bilmeden onları izliyordum.Ağlayanlar yakaranlar ve aşklarını açığa çıkaranlar.Böyle bir aşk görülmeye değerdi.Onların aşklarını düşünürek ilerliyordum ki,bir ara kendimi kalabalık insan topluluğunun arasında buldum.Bende onlarla birlikte ilerlemekteydim.İlerledikçe aşıkların ağlayışları ve iniltileri artıyordu.Öyle ki, kendilerinden geçiyorlardı.

Ben ise nereye gittiğimi bilmeden bu kalabalıktan bir an önce sıyrılmaya çabalıyordum.Ama başaramıyordum.Az sonra büyük bir kapıdan içeri girdiğimi farkettim.Burada insanlar kuran okuyup ibadet etmekteydiler.Diğerlerine göre maneviyatın en yüksek mevkisindeydiler sanki.Ne bir ağlama sesi duyabilirdiniz ne de bir inilti.Oysa kalabalık gittikçe artmaya başlamıştı.İğne atsan yere düşmez misali.

Kalabalık selinde adımlarımı sağlam atmak için yere bakmaktaydım.Artık insanları analiz etmeyi bırakmış kendi halimi düşünür olmuştum.Neden sonra geri dönmek istedim.İşte o an,başımı kaldırıp yüzümü sola çevirdiğim de o büyük ve güzel nuru gördüm.

Bu evin sahibini, beni kendi şehrine davet eden padişahı gördüm.İstemeden titremeye başladım.Soğuk terler akıtıyordum.Ağlamak istiyordum fakat ağlayamıyordum.İnsanlar birbirlerini iteklerken,O beni kendisine çekiyordu.Selam verdim ve af diledim.Makamının burası olduğunu bilmediğimi ve acemiliğime bağışlamısını istedim.

Gülümsedi.

İnsanlar birbirlerini iteklerken onlara ilk defa anlam veremiyordum.Kenara geçtim ve o nuru izlemeye koyuldum.Ben ki,bu nuru görmek için gelmiştim ve görmüştüm, artık ne isteyebilirdim ki,onun karşısında dua ederken heyecanlanıyor,onun bana baktığını hissederken tüylerim diken diken oluyordu. Az sonra duam bitmiş ve ayrılık vakti yaklaşmıştı.Selam verip huzurundan ayrılmak için izin istedim.Ve doyuncaya kadar son  bir kez daha bakarken bu nura,özlem çeken herkes için dua ettim.Arkamı dönüp gittiğimde ise bir ses işittim sanki.

“Neden başkalarını dua ederken, kendin için  birşey istemedin?”

Türbeye son kez baktığımda gülümsedim.Ve sahibimin sorusunu cevapladım.

” Annen, Fatıma’ da (a.s) hep başkalarını dua ederdi.”

NOT: Bana,İmamı’mı görmem konusunda  vesile olan  ve gecesiyle gündüzüyle her daim bu ziyarette yanımızda olan ve bizlerin zahmetini çeken “RASTHABER” ekibine teşekkürü borç bilirim.

FATİH KAHRAMANİ


Yorum Bırak

  1. Fatıma Zehra dedi ki:

    BİSMİLLLAH…

    YAZI OLDUKÇA GÜZEL YÜREĞİNİZE SAĞLIK İNŞALLAH O AĞALARIN ZİYARETİ BİZEDE NASİP OLUR …