Kitabın Adı:İmam Ve Onun İslam Devrimi

Yazar:Robin Woodsworth Carlsen

Çevirmen:Bedirhan Muhib

Sayfa:252

Yayınevi: Endişe


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

İmam Ve  Onun İslam Devrimi -Cennet ve Cehennemin İçine Bir Yolculuk- kitabı Kanadalı bir gazeteci-yazar tarafından kaleme alınmıştır. Devrim, yazarın ilgisini çeker ve devrimi  yakından, tüm açıklığıyla öğrenmek için İran’a gider. Ve daha sonra, devrim hakkındaki düşünce ve izlenimlerini  bu kitapla anlatır…Müslüman olmayan, tarafsız, tüm yargılarını bir kenara bırakmış ve her şeye şahit olmuş biri tarafından yazıldığı için kitabın değeri büyük…

Kitap hakkında bir fikriniz olsun diye yazarın İmam Humeyni’nin konuşmasını dinlediği zaman hissetiklerini yazdığı bölümden biraz alıntı yaptım:

“…Humeyni öylesine güçlü, öylesine etkileyici, öylesine ‘ben’i olmayan, öylesine aşkın birisiydi ki… Bir anda devrimi oluşturan tüm etkiler gözümün önünde canlandı. Şah’ın devrilişi, şehadet şarkıları, Batı tarafından gölgelenmiş İslam Medeniyetinin tekrar sahneye çıkışı. Bütün bunlar bu adamın varlığında özetleniyor gibiydi. Bu adam, İslam’ın yeniden dirilişinin kaynağıydı, devrimin ve İslam’ın dünyada temsil ettiği şeylerin de kaynağıydı. Humeyni olmasaydı eminim ki İran’da monarşi devam edecekti ve Ortadoğu’da İslam kolaylıkla safdışı  bırakılabilecekti.Humeyni’yi gördükten sonra kendi kendime Humeyni’siz devrimin canlılığını koruyup korumayacağını bile sordum. Çünkü tüm ilham Humeyni’nin liderliğinden kaynaklanmıştı. Humeyni, devrimin ta kendisiydi…. Temsil ettiği şey (hayatın birliğinin islama olan temayülü) İslam ateşiyle yanmadan elde edilebilecek bir şey değildi. Şehitliğe inanmadan, İslam’ın tüm dünyaya yayılacağına inanmadan olamazdı bütün bunlar. O, İran’ı  yükseklere çekmiş ve dönüştürmüştü. Bu, karizmasından kaynaklanan bir şeydi de… bunlar hayatın  içerdiği materyalle yapılmıştı… Ama, bütün bu oyun yerini hazırlayan, yaratanın niyetinden sonra… Hayır, Humeyni bu İslami  uyanışın merkezindeydi. Tüm Ortadoğu’daki müslümanların kalplerine akan ruhî gücün kaynağı, Humeyni’ydi….”


Yorum Bırak

  1. beytül ahzan dedi ki:

    Erkek Lisesindeki Mescit’de Kılınan Namaz

    Liseye girince, okul içindeki öğretimin bir parçası olan mescide alındık. Öğle saati olduğundan bütün misafirler, öğretmen ve öğrenciler abdest aldılar, ayakkabılarını çıkarıp namaza durdular. Anglikan kilisesine bağlı bir lisede okuduğum için, ben de günde iki kez kilisede dua etmeye mecbur edilmiştim. O günlerde, Kiliseye gidişimizdeki içtensizliği söylediğim ilahilerdeki cansızlığı hatırlıyordum. Burada ise 350’ye yakın öğrenciden sadece birkaçı benim geçmişimi hatırlatan bir isteksizlik içinde yerine getiriyordu namazı. Buradaki az sayıdaki bu türden öğrencilerde bizim, St. Geoge’da yaptığımız gibi kafaları namazı kendisi için kıldıkları Allah’tan başka yerde olarak bulunuyordu mecliste, öbürleri ise Tanrıları önünde olmaktan duydukları mutluluğu yansıtıyorlardı hareketlerinde. Bu, dışarıdan bakan için hemen anlaşılabilen bir durumdu. Allah’a bağlılığı, gösteriş için olanları ayırabildiğimden emindim.Ötekileri ise, buradan ötede bir dünya ile iletişim içinde olmanın huzuru içinde yüzüyordu. Namazın sonuna kadar caminin havası oldukça değişmiş, havayı bir rahmetin doldurduğunu hissetmeye başlamıştık. Ben bu havanın, misafirlerden çok namaz kılan genç adamlardan kaynaklandığına inanıyordum… Tabii bu kadar genç insandan, bu kadar çok şey istemenin (Kur’an’da erimenin, İslam’la hemhal olmanın) ne kadar doğru olacağını düşünmeden edemiyordum.Gençliğin içgüdüleri dürtülerini yasaklamadan gençleri, bu kadar kendi içinde eritebilecek bir başka din yoktu galiba… Yine de kendi kendime, İslam’a bu denli teslimiyete yol açan belli tarihsel koşullar olduğunu düşündüm… Bir savaş vardı sürüp giden… Ve bir lider vardı, İslam’ın hakikatini bir timsal halinde dile getiren…

    Sayfa:37