İnsan ve Zaman

Yazar: beytül ahzan Tarih: 6 Aralık 2010 2.7K kez okundu Yazı ve Makale 1 Yorum

“Zamanın olmadığı diyar acaba nasıl?
Kesiksiz bir an mıdır, bundan sonraki fasıl?..”
(Necip Fazıl)

Zaman mı eskiyor yoksa insan mı?
Bu sorunun cevabı aslında gayet açık ve net, elbette insan eskiyor.
Zaman eskimez, çünkü zaman kavramı  yalnızca bizler için var.
Bir hayvan veya bir bitki açısından zaman ne ifade eder?
Saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl, asır ne ifade eder hayvan ve bitki için?
Onlar için zaman bir şey ifade etseydi, saati keşfederlerdi.

Peki, saati, takvimi, ay ve güneş hesaplamalarını bulan insan için zaman ne ifade ediyor?
Saniyeler neyi anlatıyor bize?
Nefes alıp verişimizi mi?
Bir nefes alış-verişte vücutta neler olup bitiyor farkında mı insan?
Her nefes alış-veriş demek sona bir adım yaklaşmak demek olduğunun farkında mı?

Saatin, saniyeleri ölçerken çıkardığı tiktak sesleri, “bitti bitiyor” diye haykırıyorken insanın yüzüne,
insan nasıl cevap veriyor zamana?

“Dur” diye biliyor mu?
“Gitme” diye biliyor mu?
Gücü yetiyor mu onu durdurmaya?

Mutlu anlarımızda zaman kavramını adeta kaybederiz.
Nasıl geçtiğini anlayamayız.
İçinde bulunduğumuz güzel hal bizim için, adeta varımlış bir hedeftir o an için.

Bundan dolayı o anın ne öncesini ne de sonrasını düşünmeyiz!
Mutsuz anlarımızda ise,  zaman adeta yavaşlar; hatta durur, geçmez olur.
Çoook zaman geçer, saatimize bakarız, ne kadar zaman geçmiş diye; ne tuhaftır ki ancak bir kaç dakika geçirmişizdir!
Maksud hasıl olasıya kadar bu böyle devam eder…

Allah dileseydi, bizleri doğrudan sonsuzluğa gark ederdi, sonsuzlukta var ederdi.
Ama O öyle yapmadı, zamanın daracık çemberine yerleştirdi bizi.
Çemberin dar olduğunun farkına bile varamıyor insan!
Koca bir ömür dediği halbuki bir andır belki, belki bir andan daha kısadır…

Kur’an bize zamanın kısalığını haber veriyor ve çok sanılan dünya hayatına karşı uyarıyor bizi,
sonsuzluğu vaad ediyor…

Bizler bu vaad üzerine yaratıldığımız için, imtihan vesilesi olan geçici zaman dilimine yerleştirildik.
Sonsuzluğun özlemini çekemez, kıymetini bilemezdik, son kavramını tanımasaydık.  Sonsuzluğu düşündüğümüz zaman, son ne büyük bir anlam kazanıyor değil mi?

Bu noktada sonu son bilen insanları düşünüyorum da, ne kadar büyük bir boşluk içerisindedirler kimbilir…

İnsan yaşamına bakmalı, gelecek planları yapmalı, nasıl yaşamak istiyorum diye sormalı kendisine.
Ve hataları teşhis edip değiiime başlamalı, değişime bugünden başlamalı!
Dünün hatalarını bugün tekrar ediyorsak, ilerleme yok demektir.

İlerleme yapmak istiyorsak, bugünkü hatalarımızı yok ederek başlamalıyız yarına!
Vakit öldüren nesnelerle uğraşırken, yarınımızı neye teslim ediyoruz?

Pembe dizilerde seyrettiğimiz hayatların özentisine mi?
Unutmayalım onlar birer pembe dizi!
Hayat realdir, hayat sermayedir, ya kaybetmek ya da kazanmak sözkonusu…

Başkalarının hayatlarını incelediğimiz, onlara özendiğimiz kadar değeri yok mu kendi hayatımızın?
Başka hayatlara seyirci olanın, kendi hayatında payına düşen yalnızca pişmanlık olacaktır!

Gelmeyi bildik tamam… Gitti gelmek… Geldi gitmek… Vesselam
Bu sözlerin anlamını düşünmek gerek!
Gelmek denilen meseleyi, dünyaya geldik ve hepimiz bildik ki, bu gelmektir.
Geldiğimiz vakit geride kaldığına göre, gelmek  gitti demektir.
Beklenen nedir,  gelecek olan ne?….GİTMEK

Bir gelmek, bir de gitmek sözkonusu olan yerde, bir yolculuk ve bir menzil sözkonusudur.
Bu yolculuğun bilincine varmak gerek!
Uyumalar, yemeler, içmeler, oturmalar, tatiller, eğlenceler, hiç birisi duruyoruz anlamına gelmiyor.
Yürüyoruz, o halde bu yolculuğun kıymetini bilmek ve menzile yüz akı ile varmak gerek!
Varacağımız yeri düşünmek gerek!

Mevla huzuruna çıkıp, bize verilen zamanı nerede harcadığımızdan sorulacağımızı unutmamak gerek…

Dün geçti, yarın hayal, bugün ne?
Ne mutlu zamanı bütünleyene…

Leyla Şahiner

[02.01.2005]

Yorum Bırak

  1. merziyye dedi ki:

    izininiz olursa bu yazıyı almak isterim