İt’am Ayeti

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Haziran 2010 Kur'an Yorum Yok




“Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.” İnsan-7-8

İNSAN SURESİ

Bu Sure Medine’de inmiştir ve 31 ayettir. Bu surenin diğer isimleri de Dehr ve Hel Eta’dır ki bu isimler surenin ilk ayetinde geçen kelimelerden alınmıştır.

FAZİLETİ

Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kim Hel Eta (İnsan) suresini okursa mükâfatı cennet ve cennet elbiseleridir.”

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hel Eta (İnsan) suresini her Perşembe sabahı okuyan kimsenin mükâfatlarından biri şudur; o kimse kıyamet gününde Peygamber (s.a.a) ile beraber olacaktır.” Tefsiri Numune, c.25, s.331

İmam Zeynelabidin (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdular: “Allah’ın kitabından bir harfi okumdan dinleyen kimseye Allah bir hasene yazar, bir günahını bağışlar ve bir derece makamını yüceltir. Kim onu bakarak sessiz (içinden) bir şekilde okursa Allah okuduğu her harf karşılığında ona bir iyilik yazar, bir günahını affeder ve bir derece yüceltir ve kim Kuran’ın bir harfini yüzünden öğrenirse Allah ona on iyilik yazar, on günahını bağışlar ve on derece yüceltir. Kim Kuran’dan bir harfi namazda okursa Allah ona okuduğu her harf karşılığında onlarca iyilik yazar, onlarca günahını bağışlar ve onlarca derece makamını yüceltir ve kim Kuran’ı hatmederse [er ya da geç] istekleri icabet olur.”

İmam Cafer Sadık (a.s): “Kuran okuduğun zaman hem oku hem de yazıya bak ki bu daha değerli ve üstün bir davranıştır ve Kuran’ın yazısına bakmak ibadettir.”

AYETİN İNİŞ SEBEBİ

Vaktiyle Resul-i Ekrem’in (s.a.a) iki gözünün nuru Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s) hasta oldular. Ev halkı Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tavsiyesi üzerine çocukların iyileşmeleri için üç gün oruç tutmayı nezrettiler. Peygamberin (s.a.a) iki gözünün nuru şifa bulduktan sonra nezirlerini yerine getirmek için oruç tutmaya başladılar. Hatta Hasaneyn (a.s) da büyüklere ve anneleri ve babaları Hz. Fatıma (s.a) ve Hz. Ali’ye (a.s) uyarak oruç tuttular. Hz. Ali (a.s) iftar için Şem’un adlı bir Yahudi’den bir miktar arpa borç aldı ve Hz. Fatıma (s.a) o arpanın bir kısmıyla ilk günün iftarı için birkaç ekmek pişirdi. Ancak o gece iftar sırasında bir fakir geldi ve kapıyı çaldı ve şöyle seslendi: “Ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) ben miskin ve yoksul bir Müslüman’ım, yediğinizden bana da verin, bana da yedirin, Allah size cennet yiyeceklerinden yedirsin.”
Hz. Ali (a.s) kendi yemeğini o yoksula verdi. O hazrete uyarak evin diğer fertleri de kendi paylarını o yoksula vererek oruçlarını suyla iftar ettiler.

İkinci gün Hz. Fatıma (s.a) o arpanın bir kısmıyla yine ekmek pişirdi. Hz Ali (a.s) akşam namazını Allah Resulü (s.a.a) ile kıldıktan sonra iftar etmek için eve geldi.  Hz. Fatıma (s.a) pişirdiği ekmekleri bir miktar tuz ve suyla beraber sofraya bıraktı. Ev halkı iftar edecekleri sırada kapı arkasından şöyle bir ses yükseldi: “Selam olsun size ey Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyt’i! Ben yetim bir Müslüman’ım, babam Bedir savaşında Allah Resulünün (s.a.a) safında şehit oldu. Şimdi açım, bana yedirin, Allah size cennet yiyeceklerinden nasip etsin!”
Ellerdeki lokmalar sofaya bırakıldı ve yine sofra olan bütün ekmeleri o çaresiz yetime verdiler ve o geceyi yine sadece su içerek aç bir şekilde geçirdiler.

Üçüncü gece Hz. Fatıma (s.a) arpanın kalan miktarını da öğüterek un etti ve ekmek pişirdi. Yine iftar sırasında bu sefer aç bir esir gelerek kapıyı çaldı ve o kerem ve bahşiş ehli aileden yemek talep etti. O gece yine Peygamberin (s.a.a) Ehlibeyt’i (a.s) yemeklerini kendileri ona muhtaç olmalarına rağmen Allah rızası için o esire vererek suyla iftar ettiler. Şiddetli açlık bu yüce aileyi oldukça sıkıntıya düşürmüştü. Peygamberin (s.a.a) gözlerinin nurları şiddetli açlıktan titriyorlardı.  Zaaf ve açlık tüm vücutlarını kaplamıştı. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu manzarayı görüp olaydan haberdar olunca kalbi rencide oldu ve Ehlibeyt’inin (a.s) durumuna ağladı. Sonra ellerini duaya açtı ve Rabbine şöyle arz etti: “Ya Rabbi! Bunlar benim Ehlibeyt’imdir. Açlıktan dolayı canları tehlikeye düşmüştür.  Ya Rabbi! Bunlara acı ve affet! Allah’ım onları muhafaza et ve onları unutma!”

O sırada Cebrail (a.s) nazil oldu ve şöyle dedi: “Ey Muhammed! Rabbin sana selam söylüyor ve şöyle buyuruyor: Senin duanı onlar hakkında kabul ettim, onlara esenliklerimi gönderiyorum, ben onlardan razıyım.”
Sonra Allah katından getirdiği yeni armağanı Resul-i Ekrem’e (s.a.a) sundu ve o hediye İnsan Suresi’nin ayetleridir.    Bazı rivayetlerde “İnnel Ebrar” ayetinden ta “Kane Sa’ykumu Meşkûra” ayetine kadar olan 18 ayet Ehlibeyt (a.s) hakkında inmiştir.

Ehlisünnet âlimlerinden tanınmış 34 âlim senetleriyle birlikte bu ayetin Peygamberin (a.s) Ehlibeyt’i (a.s) hakkında olduğunu zikretmiştir ki Allame Emini (a.s) o âlimlerin adını ve hadislerini “el-Gadir” adlı şaheserinde beyan etmiştir.
Yukarıda zikredilen ayetler naklettiğimiz Allah’ın takdir ettiği ve beğendiği bu insani davranışa işaret etmiştir. Sonra Cebrail (a.s) bir tabak içerisinde hoş kokulu ve leziz cennet yiyeceğinden getirdi ve bu temiz aileye sundu.

İbni Abbas (a.s) şöyle diyor: “Bu ayet Ali b. Ebu Talib (a.s) ve Allah Resulünün (s.a.a) kızı Fatıma (s.a) hakkında inmiştir.”

Belirtmek gerekir ki isar, insanın kendisi daha çok muhtaç olduğu halde kendi ihtiyacını unutup, kendi isteklerini bir kenara bırakıp başkasının istek ve ihtiyacını kendi ihtiyaç ve isteğine tercih etmesidir. Bu tercihinin kendisine maddi ve manevi zararları olsa bile kendisini unutur ve bir başkasını tercih eder. Tıpkı Uhud savaşındaki o yedi kahramanın gösterdiği üstün davranış gibi; onlar Uhud Savaşı’nda aldıkları yaralardan dolayı kanlar bereler içinde kalmış ve son derece susamışlardı. Susuzluklarını gidermeleri için onlara su getirdiler. Ancak su bir kişinin susuzluğunu giderecek kadar azdı. Birincisi “suyu falanca şahsa ver o benden daha susuzdur” dedi. İkincisi; “suyu ötekine ver o benden daha susuz” dedi. Velhasıl her biri kendisini unutarak arkadaşını tercih etti.  Nihayetinde bu yedi kahramanın hepsi bir yudum su içmeden yüce şehadet mertebesine nail oldular. Böylece görüyoruz ki Ehlibeyt’in (a.s) bu fedakârlıklarını inkâr edip ve aklen böyle bir isarın imkânsız olduğunu iddia eden kimseler gerçekte isarın hakikatini idrak etmekten aciz kimselerdir. Bunu anlamaktan aciz olan insanlar şöyle diyorlar: Aklen aklı başında bir kimse hastalıktan yeni kurtulmuş çocuklarını böyle bir sıkıntıya sokup perişan eder mi; öyle ki neredeyse çocukları şiddetli açlıktan helak olacaklardı.”

Cevap olarak diyoruz ki elbette mümkündür, isarın hakikatini hakkıyla idrak edenler böyle bir şeyin mümkün olduğunu pek ala bilirler ve kalben de tasdik ederler. Nitekim böyle bir şeyin mümkün olduğunu gerek Şia âlimleri ve gerekse birçok Ehlisünnet âlimleri nakletmişlerdir. Bir diğer husus şudur; çocukların anne ve babalarının nezrinde onlara katılmaları ve isar göstermeleri tamamen o çocukların kendi irade ve istekleriyle olmuştur ve anne ve babaları herhangi bir baskı yapmamıştır. Yine günümüzde bazı tıbbi hastalığın tedavisinde bu yöntemden yararlanıldığını görmekteyiz. Bu tedavide üç değil insan 40 gün aç kalıp su içerek tedavi oluyor. Hatta ünlü Doktor Alexi Soforin bu yöntemle düzenli bir programa bağlı kalmak kaydıyla su tedavisi hakkında bir kitap yazmıştır. Yine Tefsiri Numune tefsiri heyetinde görev alan bazı âlimler bu tedaviyi 22 gün yapmışlardır.

AYETİN MESAJLARI

1-Asıl kemal ve erdem iyiliğin insan fıtratında yer edindiği zamandır, Bu ayette bütün kemal ve erdemler gelecek zamanlı bir fiil ile beyan edilmiştir ve bu beyan iyiliğin sürekli devam ettiğinin göstergesidir. (Yufune, Yekhafune ve Yut’imune…)

2-İnfak ve yardım asıl insanın ihtiyacı olduğu ve sevdiği şeyden verdiği zaman değer kazanır: (Yut’imune’t-Teame Ela Hubbihi) Nitekim başka bir ayette şöyle gelmiştir: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyilik yapmış sayılmazsınız.” Al-i İmran-92

3-İslam, yoksulların, yetimlerin, esirlerin ve kısacası ezilmişlerin destekçisidir.

4-İnfak ve yardım insanın kendi eliyle olduğu zaman daha çok değerlidir. (Nut’imukum)

5-İnfak ancak halisane yapılır ve her türlü minnet ve beklentiden uzak olursa değerlidir. (Nut’imukum Li vechillah)

6-İnsanın ameline değer veren şey amelin halisane bir niyet ve sırf Allah rızası doğrultusunda yapılmasıdır.

7-İyi kimseler ne dille bir teşekkür beklentisi içinde olurlar ne de kalplerinde teşekkür edilmeyi düşünürler. (La Nuridu… Şekura)

8-İyiliksever kimseler herhangi bir karşılık beklemeseler de insanlar duyarsız kalmamalı ve iyilikseverlere teşekkür etmelidirler. Nitekim Kasas suresinin 25. ayetine göre Hz. Şuayb (a.s) kızını Hz. Musa’ya (a.s) taşıdığı suyun bedelini ödemeye gönderdiğinde Hz. Musa’ya (a.s) şöyle dedi: “Babam, taşıdığın suyun ücretini ödemek için seni yanına çağırıyor.”

9-Edilen iyilik karşısında insanlardan herhangi bir beklenti içinde olmamak yalnız başına ihlâs nişanesi sayılmaz, bununla birlikte kalpte de teşekkür ve övülme gibi bir beklenti içinde olunmamalıdır.

10-Adakların yerine getirilmesi vaciptir. Ahdine ve nezrine uymayan kimse Allah’ın öfkesinden ve azabından korkmalıdır: (Nekhafu Mir-Rabbina)

11-Kıyamette sadece insanlar asık suratlı değildir bilakis kıyametin çehresi de asıktır.

12-Çehresi asık bir günden kurtulmak için bugün dünya hayatında esir, yetim ve düşkünlere surat asmamalıyız.

Etiketler:,

Yorum Bırak