Kamburlu Çocuk

Yazar: beytül ahzan Tarih: 7 Haziran 2010 1.698 kez okundu Hikaye ve Kıssa Yorum Yok

Yine Mevlevî şöyle anlatır:

Kandahar’da, İmam Hüseyin’i (as) anma amacıyla matem merasimleri düzenlemek için atalarımızdan kalma bir Hüseyniyemiz vardı. Biz de merasimlerimizi bu Hüseyniye’de düzenlerdik.

Annemin amcasının kızı ve aynı zamanda merhum Hacı Şeyh Muhammed Tahir Kandaharî’nin halası Alimetâb, oldukça muhterem bir hanımdı. Mektep yüzü görmemesine ve bir yerlerden ders almamasına rağmen çok temiz bir inanca sahipti. Abdest alır, bir salavat gönderir ve ellerini Kurân-ı Kerim’in satırlarının üzerine koyar, gayet rahat bir şekilde tilavet ederdi. Okuduğu her satır için bir salavat gönderiyordu. Kurân’ı çok güzel okuyordu. Halen de bu ameline devam etmektedir.

Bu hanımın Abdurrauf adında bir oğlu var. Çocukluğunda göğsünde ve sırtında bir kamburluk vardı. Ben de defalarca bunu görmüştüm. Alimetab, adı geçen Hüseyniye’de Âşura akşamları yapılan matem merasimlerine bu dört yaşındaki hasta çocuğunu da getirirdi. O ve kocası, çocuklarını bu halde görmektense ölmesini tercih ediyorlardı. Çünkü hem çocuk hem de kendileri oldukça sıkıntı içindeydiler.

Karı koca, bir gün merasim bittikten sonra çocuklarını minbere bağlayıp İmam Hüseyin’i vesile edinerek “Ey Hüseyin’ Allah’tan dile, şu çocuğa ya şifa versin ya da canını alsın!” diye yalvardılar. İlerleyen saatlerde hepimiz uyumuştuk. Ansızın bir çığlık sesiyle uyandık. Çocuk durduk yerde titriyor, yere düşüp kalkıyor, çığlık atıyordu. Bu durum bizi oldukça sarsmıştı. Annem, Alimetab’a “Çocuğu çabuk eve götürün, ölse de orada ölsün, sonra asabi babası buna itiraz etmesin!” dedi. Alimetab, çocuğunu kucağına alarak eve götürdü. Zavallı çocuk yaprak gibi titriyordu. Ben de onlarla birlikte gittim. Çocuk üç gün boyunca titredi durdu. Bu titremeler neticesinde göğsünde ve sırtındaki fazla et parçaları eriyordu. Sonunca çocuğun bedeninde eski kamburluğundan bir eser kalmadı.

Bir süre önce annesiyle birlikte Irak’a ziyarete geldiğinde onu gördüm. Uzun boylu ve reşit bir genç olmuştu. Halen ikisi de hayattalar.

—————

Ayetullah Destgayb’ın “Gizemli Öyküler” adlı kitabından alıntıdır.

Öykü:96  Sayfa:193

Yorum Bırak