Kana Susamıştı Çöller / Habib Mert

Yazar: beytül ahzan Tarih: 6 Kasım 2009 2.574 kez okundu Kitap Tanıtımı 5 Yorum


Kitabın Adı: Kana Susamıştı Çöller

Yazar: Habib Mert

Sayfa:198

Yayınevi: Kerbela


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

Bugün size Kerbela ile ilgili bir romanı tanıtacağım.Habib Mert’in yazmış olduğu :”Kana Susamıştı Çöller”.Türü  roman ama bildiğimiz romanlar gibi değil. Habib Mert yazar ve şair kimliğini bu kitapta birleştirmiş. Kitabın içinde konuların akışına göre yazılmış şiirler var.Kerbela olayını duygusal yanıyla harika bir şekilde anlatmış. İçinde Ehlibeyt aşkı barındıran kişilerin gözleri bu kitabı okurken  kuru kalamaz diyebilirim… Şiir bölümüne bu kitaptan şiirler alıntılamıştım. Yorum yoluyla linklerini bildiririm.

Kitabın arkasında tanıtım yazısı yerine Habib Mert’in bir şiiri yazılmış. O şiiri zaten siteye eklemiştim ama yine de yazayım:

“Kül Kalmış Bana

Vardım Kerbela’ya virane dönmüş,
Hangi yana baksam gariplik çökmüş.
Kulağıma inleyen bir feryat kalmış,
Elemli kederli his kalmış bana.

Rüzgarda gezinen bir alev gördüm,
Suları bendinde donarken gördüm.
Bir nuru mızrakta solarken gördüm,
Ötelere göç etmiş yas kalmış bana.

Ellerimde miras kalmış yoksunluk,
Gün batmış, her yer olmuş karanlık.
Kuşatmış her yanımı zalim yalnızlık.
O aşk ocağında kül kalmış bana.

Kor olmuş gözümde yağmur tanesi,
Yıkılmış gönlümün nurdan kalesi.
Gördüm ki solmuş cennet lalesi,
Dünyadan ötelere göç kalmış bana.

Sormuştum Hüseyin’in akıbetini,
Dediler yetim koymuş Rugeyyesini,
Duyunca Zeynep’in feryat sesini,
Anladım kesik bir baş kalmış ona.

Habib Mert “

Yorum Bırak

  1. beytül ahzan diyor ki:

    ÇÖLLERİN KAHRI

    Bir çok akşamı, rüzgârın ağzını bıçak açmıyor. Çöl kahır yüklü, yol kahır yüklü… Umudun adı ölüm, ölümün adı şahadet… Yol uzun, yol dertli, fersah fersah kederli…

    Rüzgâr, çaresiz bir uluyuşla çölü uyandırıyor birden ve dert yanıyor isyan edercesine:

    “Kimdir bu giden? Nedir onu yollara salan dert?”

    Çöl, mahmur gözlerini aralıyor ve rüzgârın yakan, kavuran soluğuna sokuluyor:

    “O kimdir diye sorma bana,
    İslam’ın batmayan güneşidir O.
    Sığmaz namı hiçbir mekâna,
    Muhammed Mustafa’nın gür sesidir O.

    Zincire vurulan fikir çağında,
    Zincirleri parçalayan hürriyettir O.
    Çöllerin o çorak susuz bağrında,
    Filizlenip serpilen gülistandır O.

    Gökyüzünün en yüksek minverlerinde,
    Hürriyet dersi veren bir hatiptir O.
    Yeryüzünün en kutsal mabetlerine,
    Hakikati işleyen bir kâtiptir O.

    Küfrün cesaretine korkuyu salan O’dur,
    Şeytan’ın saltanatına patlayan O’dur.
    Karanlık mahzenlere aydınlık veren nur,
    Gönüllere hükmeden, yaşayan Kur’an O’dur.

    Aşkların zerre zerre dile geldiği gönül,
    Aşkını kızıl kanla yıkayan O’dur.
    Mevla’ya giden yolun en çileli neferidir,
    Aşkına cihat eden Mücahit O’dur.

    O’dur Cebrail’in buruk müjdesi,
    Peygamber’in gönlündeki cennet O’dur.
    O’dur Fatıma’nın nişanesi,
    Ali’nin gölgesinde, akseden suret O’dur.

    Kimdir O diye sorma bana,
    Candan öte bir canandır O.
    Sığmaz ne söze ne kelama,
    Sözden öte yaşanandır O.

    Rüzgâr, tekrar ayaklanıyor:

    “Bu nasıl iştir? Hiç bile bile ölümün kucağına atar mı insan kendini? Söyle ey sarı benizli yar! Bu nasıl iştir?”

    Çöl dertli… Çöl kahır yüklü… Kumdan tepelere çıkıyor ve şöyle cevap veriyor rüzgâra:

    “Bu böyle bir iş ki, ne sen anlarsın ne de ben. Bu işin aslını, sevda çeken,, aşık olan anlar ancak. Anlayacağın, aşık olmak lazım, asıl olana ve yanmak lazım O’nun aşkıyla… Sonra da sadakat lazım maşuka…”

    Rüzgâr aşka geliyor ve babama hitap ediyor, gözlerinde soluk soluğa biriktirdiği birkaç damla yaşla:

    “Yüreğim bir ateş, alevdir kanım,
    Bu aşkı bir alev sandığım belli.
    Senin aşkın beni yaktı sultanım,
    O kervan sessizce gitti gideli.

    Seni örnek almış toprak ile su,
    Toprak alev alev, su alev alev…
    Şaire ilhamdır cemalin, ressama konu,
    Sözcük alev alev, renk alev alev…

    Sen ki yaratana gönülden yarsın,
    Çöllerde aşikâr, gönülde sırsın.
    Bırak matemini ver bende kalsın,
    Yaksın içerimi od alev alev…”

    [Sayfa:45]

  2. ismail yüksel diyor ki:

    habib hocam benimde 7. sınıfta sosyal hocamdı .Hatta gazzeye yardım amacıyla kitapta çıkarmıştık .çok güzel günlerdi o günler.

  3. sadık diyor ki:

    ali duran  hangi okuldaydın merak ettim bnm hocamda oydu.

  4. ali duran diyor ki:

    bn çok şanslı biriyim çünkü bnm hocamdı ve her kitabından bnde varr