Kerbela Destanı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 22 Aralık 2009 3.1K kez okundu Şiir 1 Yorum

Karanlıklar çöküyor Şam’dan Resul dinine!
Kılıç, kan, sabır, feryat, dinmeyen bir zelzele..
Çöller, ufuklar dolmuş otuz bin satılmışla;
Yetmiş üç cengaverin savunduğu mazlum din
Teslim edilir mi hiç kâfirler sarayına!…
Gidin tüm korkularım, karanlıklarım gidin!…

Ölüm yüklü bulutlar çökmüştü asumana ,
Acı taşırdı her yel, ölüm kusar her vaha…
Hıçkıran çadırlarda kadınlar, anne, bebek…
Bebeğe susuzluğu hangi dil dinletecek ?
Âl-i Âba görmüştü bu vahşeti çoktandır.
Resul soyu, imânı her silâhtan yamandır…

Can Abbas’ım devrildi, Aliler şehit oldu!
Kerbela çöllerinde ne yiğitler vuruldu!
Özgürlük bayrağına renk verdi al kanları!
Alevlenen bir aşkla savaştı kalanları!
İlahi direnişi otuz bine yetmiş üçün…
Onur verdi kullara, zalim saraya hüzün!…

Sen ey Resul bakışlı, kahraman, güçlü imam!
Zalim zincirleri kır! Özgürlük orda, ne gam!
Çöller cennetin oldu, melekler kanat sana…
Âh, volkanlar misali kaynasana, coşsana!…
Bu makama göz dikti tâ öteden Ümeyye.
Allah, Nebi aşkına bas kılıcı, temizle!…

Son kılıç, son damla kan oluyorken gerçeğin,
Aç kalsan, susuz kalsan, gece olsa döşeğin,
İman yüklü yüreğin bizim için çarpacak,
Bu yürek bu toprağı sana cennet yapacak,
Kerbela sahraları varsın kan, ölüm koksun,
Varsın özgürlük için Resul’ün kanı aksın…

Ok sesi, kılıç sesi, at sesi, kanat sesi,
Kahrol rezil saltanat, ihanetler Kûfe’si!
Bu savaş başka savaş, sükûnet ve adayış.
Cellatlar sürüsüne hilafet bir aldanış!…
Üç gün üç gece hep kan, açlık, susuzluk,
Âşûra günlerinde biz sizlerle kavrulduk…

Bir avuç gözü kara dalarken sağdan soldan
Perişan oldu kâfir ve boğuldu Fırat’ta
Sakife’nin intikamı sorulmuştu tağuttan,
Her kılıç perşembenin hesabıydı bir yandan.
İlahi direnişi otuz bine yetmiş üçün,
Onur verdi kullara, kâfir düşmana hüzün…

Sevgilinin öptüğü dudaklarda değnekler,
Yanarım, âh yanarım, cehennemdir seneler….
Bedr’in intikamını aldım derken lânetli,
Ciğer yiyen kadının sızlar mı ciğerleri?
Bugün âşûraların öğüdü var Fırat’ta,
Kıyam edin ey kullar, zafer bizim Sırat’ta!

Şu utanmaz tarihin çehresinde lânetler,
O devletli alimler, efsûs, güneşi gizler!
Sevdiğin, ey Müslüman, bil ki karanlıklardır,
Karanlıklar, unutma, elâ gözlü hüsrandır.
İnan, hâlâ kan-revân Kerbela sahraları,
İnan, hâlâ taht yıkar Zeyneb’in gözyaşları.

Gidin tüm korkularım, karanlıklarım gidin!
İşte çöl, işte canım, alın kollarım sizin!
Ölüm, Allah bûsesi; gördüm özleyenleri.
Hayat sizlerin olsun çekerken Allah beni.
Çadırlara su taşıyan Abbas’ım artık ben de,
Hüseyn’imi getirin; Zeyneb, önderim nerde?

Oklanan, mızraklanan, boynu vurulan, benim!
Esvâbı talan olan cân u cânânlar, benim!
Hasta, yetim, onurlu Zeynelâbidîn, benim!
Esirlerin rehberiyim, Zeyneb-i Kübrâ, benim!
Kandırılan mazurdur; ırmağı saptıranla,
Kınayanlar kınasın, savaşım vardır benim!…

Semavî divanlardan Hüseyin güler bize.
Yetmiş üçün önünde ordular geldi dize!
Kartallar kadar güçlü ve özgürüz Hüseyin…
Evrensel türkü olup aktın şelâlelerle….
Namazı ve kıyamı borçluyuz bizler sana…
Selam selam Zehrâ’ya, Haydar’a, Mustafa’ya,
Selam sana, soyuna ve beklenen İmam’a…

İsmail AYKANAT
(25 Şubat 2003, Kırıkkale)


Yorum Bırak

  1. kubra dedi ki:

    harika bir şiir Allah yazan ellerden razı olsun