Kerbela’da Biçareyim…

Yazar: beytül ahzan Tarih: 27 Ağustos 2009 2.7K kez okundu Yazı ve Makale 1 Yorum

Hırçın bir rüzgar esiyor ve alıp götürüyor bizi uzaklara.Asırların susturamadığı, bir nefes kadar yakın uzaklara…Bir toz bulutu çıkıyor karşımıza.Herkes bakıyor toz bulutunun ardına; rüzgar niçin, nereye getirmişti bizleri?Ama herkes göremiyor toz bulutunun ardındakileri.Sadece acısı taze olanlar görebiliyordu.

Ne demekti ‘acısı taze olanlar’ , hangi acıydı bu? Toz perdesinin arkasındaki gerçekleri gören bir topluluğun yanına yaklaştım.Oraya bakanlar , yere kapanıyor gökleri delercesine feryat ediyorlardı.Ve birden hepsi siyaha bürünüyordu.Sanki feryatlarının ötesinde bir matem vardı.Gözleri ağlamaktan kısılmış , kimse beni görmüyordu; seslendim : ‘’Sizi bu kadar üzen nedir?’’Benim sesim onların feryat sesleri arasında kaybolup gidiyordu.İçlerinden birisinin yanına daha da yaklaştım.’’Ey güzel kardeşim, ne olur bana da anlatın. Sizleri böyle yasa boğan nedir?O perdenin arkasında neler gördünüz?’’ Göz yaşlarından buğulanmış kederli gözleriyle baktı ve titreyen dudaklarıyla : ‘’Eğer gerçekten görmek istiyorsan , bakmayı bilmelisin.’’ dedi ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı.

Bakmayı bilmek…Bu manidar cümleyi anlamaya çalıştım.Artık dayanamıyordum.’’İlahi!Sen her şeyi görensin, işitensin.Her şeye gücü yetensin.Azametin hürmetine bu zavallı kulunun gerçekleri görmesini engelleyen günahlarını bağışla ,dergahının kapısından içeri girebilmeyi nasip eyle.’’Duam henüz bitmemişti ki içimde , derinden bir acı hissettim.

Doğruldum ve rüzgarın bizi getirdiği uzaklara yakından baktım.Toz bulutun ardındaki perde nihayet aralanmaya başlamıştı.Aman Yarabbi!Burası neresi böyle?Bu nasıl bir manzara?Güllerin boynu bükülmüş, tabiat kızıl bir mateme bürünmüş.Yer ağlıyor , gök ağlıyor, her yer kan ağlıyor…Oraya hızla koştum.Bir parça toprak aldım elime.Topraktan elime kanlar geliyordu.Daha soğumamış bir kan…

Elimdeki bu kanlı toprak bana bir acının haberini fısıldıyordu.Anlamak için yürümeye başladım. Yürüdükçe içimdeki acı daha da artıyordu.Birden gördüklerim karşısında donakaldım.Neler olmuş burada böyle?Kesik başlar, paramparça bedenler…Çoğunun yüzü tanınmayacak şekildeydi.Her tarafta kılıç ve ok darbeleriyle kana bulanmış bedenler yatıyordu.Korkmuş gözlerle yerdeki cansız bedenlere bakarken bir ışık belirdi.Işığa doğru yöneldim.İlahi, kesik başıyla nurlar saçan bu mübarek zat da kim?Yüzüne bakmak için yere eğildim ama yüzü tanınmayacak haldeydi.Bu nurlu çehrenin kim olduğunu düşünürken bir topluluğun sesiyle irkildim.Kendi aralarında alaycı bir şekilde konuşuyorlardı.’’Bir kılıç darbesiyle istediğini yere seren Ali’nin oğlu Hüseyin’i öldürdük.Fırat’ın başında susuz öldüler.’’Aman Yarabbi!Kalplerinin karalığı yüzlerine yansıyan bu insanlar ne diyor böyle?Yerde duran bu nurlu çehre Resul’ün ciğerparesi, Fatıma’nın gözbebeği , zülfikarıyla küfr ordusunu kılıçtan geçiren Aliyyel Murtezanın oğlu İmam Hüseyin miydi? Bedeninin değdiği toprağa kurban olayım, ey Can!Yüreğim dağlandı.Nasıl yaşarım bu acıyla?Gözlerimden asırlarca kanlı göz yaşları aksa acım dinmez.Bin kere ölüp dirilsem bu acı ruhumdan eksilmez.Ey Can!Ey Risalet madeni!Ey şerefinin yüceliği güneşten öte olan!Belim büküldü, içim yandı.Sensizlik ateşten bir gömlek…

Ey zalim topluluk ne de fena imişsiniz.Sizler Resul’ün getirdiği dine inananlardan değil misiniz?Heva ve hevesler gözlerinizi kör etmiş, kalplerinizi mühürlemiş.Ne de çabuk ahdinizi bozmuşsunuz.Allah’ın adını anmaya utanmayacak mısınız?

Başı kanlı bir atın ötedeki çadırlara doğru ilerlediğini gördüm.Çadırların çoğu ateşe verilmişti.Çadırdan feryat sesleriyle kadın ve çocuklar çıkıyordu.İçlerindeki ateş , alevlerden daha yakıcıydı.Yanlarına gelen atın ayaklarına ağlayarak kapandılar.

İçlerinde birisi vardı ki sözleri yüreğime bir ok gibi saplandı:’’Ey kardeşim,ey Hüseyincanem! Canım feda olsun sana!Acımız büyük.Senin ayrılığına tahammülümüz yoktur.Sensiz yetim kaldık, yetim kaldık.Ceddim Resul’e selamımı ulaştır ve bu zalim topluluğu şikayet ettiğimi bildir.’’

Bu acı feryadın sahibi Hüseyin’in kardeşi , Zehra yadigarı Zeynep miydi yoksa?Evet o takva nişanesi, nübüvvet mektebinin çiçeği, ilahi mesajın yüreği acılı şahidi Zeynepti.O asırları yakınlaştıran, rüzgarı dile getirip feryadını bize ulaştıran Zeynep! O, gam ve bela çölünün mazlumesi Zeynepti.

Burası Peygamberin Ehlibeytinin susuz bırakıldığı gam ve bela çölü Kerbela.Burası Ali’nin gülünü solduranların yeri Kerbela. Burası mazlum ve sadıkların Allah nidasıyla şehadet şerbetini içtikleri Kerbela…

Ey rüzgar görmeyen gözlere , duymayan kulaklara ulaştır ki:’’Feryadımız dinmeyecek’’Hüseyin’in matemi hiç bitmeyecek, hiç bitmeyecek….

….Alıntı…..


Yorum Bırak

  1. Haci Nisa dedi ki:

    Kerbela faciyesi hec zaman qelblerden silinmeyecek !!!