Kıyamette Buluşma

Yazar: beytül ahzan Tarih: 26 Şubat 2010 2.062 kez okundu Usul-i Din Yorum Yok


Güneş aydınlığını kaybetmiş, yıldızlar dağılmış, dağlar parçalanmış, denizler alev alev…

“Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar karardığı zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, en değerli mallar bırakıldığı zaman, vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman, denizler tutuşturulduğu zaman…”[1]

Çocuklarını emziren anneler, korkudan çocuklarını atıp kaçıyorlar…

“Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur ve her gebe kadın yükünü düşürür. İnsanları sarhoş görürsün. Oysa sarhoş değildirler ama Allah’ın azabı şiddetlidir.”[2]

Bu esnada bir grup farklı sıfatlarda yaptıklarının karşılığını görmeleri için kıyamet sahnesine doğru ilerliyorlardı.

Bazıları karınca, bazıları maymun, bazıları akrep, bazıları ise yılan şeklinde, bazıları kaplan, bazıları deve dudakları gibi kaba dudaklarla bedenlerinin etini ısırıp çiğnemekte, bazıları ise ateşle dolmuş karınlarıyla…

“Şüphesiz, yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, gerçekte ateş yemiş olurlar ve (bunlar) pek yakında alevli bir ateşin içinde yanacaklardır.”[3]

Bazıları da gözleri kapalı ve kör…

“Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, muhakkak onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.”[4]

Günahkârlar topluluğuna şöyle seslenilecektir:

“Muhakkak cinlerden ve insanlar birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, fakat onunla (gerçeği) anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla işitmezler. Onlar, hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridir.”[5]

Bakında görün bu insanlar hangi suretlere dönüşmüşler. İşte bu gördüğünüz suret onların gerçek yüzleridir.

Bu cahil ve kâfirler dünyada iken de aynı düşünceye sahiptirler.

“İnsanlar niyetlerine göre haşredilecekler.”

Bir grup çok farklı bir şekilde cehenneme girecekler ve o korkunç yerde kızarmış altın ve gümüşlerle azap göreceklerdir;

“Onların (biriktirdiklerinin) cehennem ateşinde kızdırılacağı gün alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanır: “Bunlar sizin kendiniz için biriktirdiklerinizdir. Öyleyse biriktirmekte olduğunuz şeyleri tadın.”[6]

…O sırada bir grup nurlu simalarda, üzerlerinde saf ipekten elbiselerle cennete doğru hareket edecekler. Eşleriyle birlikte ebedi mekânlarda tatlı bir hayata başlayacaklar;

“Şüphesiz, takva sahipleri güvenli bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarında…

İnce ipekten ve kalın ipekten giyerek, karşılıklı otururlar. İşte böyle! Ayrıca onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. Orada, güven içinde her türlü meyveyi isterler…

Orada, ilk ölümden başka ölüm tatmazlar ve (Allah) onları cehennem ateşinden korumuştur.”[7]

“Oralarda, bakışlarını yalnız eşlerine dikmiş güzeller vardır ki, onlardan önce kendilerine ne bir insan, ne de bir cin dokunmuştur…

O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisi yalanlayabilirsiniz?

Onlar, sanki yakut ve mercandırlar.”[8]

Onlara şöyle seslenilir:

“…Şu anda bu ebedi sarayda Hurilerle birlikte olan takvalı kullar! Ne isteseler onlar için hazırlanacaktır. Çeşit çeşit lezzetli yiyecekler onlar için hazırlanmıştır. Onlar ebedi olarak bu kutsal mekânda -cennette- hayatlarını sürdürecekler. İşte bu Allah’ın rızası için yaptıkları Salih amellerinin karşılığıdır.

“Onların önlerinde (yiyecek ve içecekle dolu) altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey var ve siz orada sonsuza kadar kalacaksınız.”[9]

O dürüst insan grubu vasfedilmeyecek bir sevinç içerisinde ebedi cennet bahçelerinde dinlenecekler, orada kadeh verip alacaklar, ancak anlamsız söz ve günahın olmadığı bir yerde.

Hizmetçiler sedef içinde bir inci gibi etraflarında dönecekler;

“Orada birbirlerine bir kadeh sunarlar ki, onda ne bir saçmalama ne de günaha sokma vardır…

Etraflarında kendilerine ait öyle genç hizmetçiler dolaşırlar ki, onlar adeta sedefte saklı inci gibidirler.”[10]

Cennetlikler bu nimetlerle;

“Yeşil yastıklara ve güzel döşeklere yaslanırlar.”[11]

Dikensiz, bol gölgeli, büyük yapraklı, bol meyveli sedir ağaçlarının gölgesinde, kenarından berrak sular akan, yasaklanmamış meyvelerden ve yemeklerden yerler…

“Dikensiz sedir ağaçlarının gölgesinde,

Meyve yüklü muz ağacının gölgesinde,

Uzayıp giden gölge,

Çağlayarak akan suyun kenarında,

Çok miktarda meyve,

Ki asla kesilmez ve yasaklanmaz.

Ve yüce eşler,

Gerçekten biz onları (hurileri), yepyeni bir yaratılışla yarattık.

Onları bakireler kıldık.

Eşlerine tutkun yaşıt kızlardır.”[12]

Çok değerli sergiler üstünde, güzel yüzlü hanımlarla dinlenmeye çekilirler.

O güzel ve hoşnut hallerinde melekler onlara şöyle derler:

“İşte bu, size vaat edilmiş olan gününüzdür.”[13]

“Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.”[14]

Cennet ehli şöyle cevap verirler:

“Bize verdiği sözünü yerine getiren ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamdolsun ki; cennetten dilediğimiz yere konaklayabiliyoruz. Amel edenlerin mükâfatı ne de güzelmiş!”[15]

…İşte burada münadiler şöyle seslenecekler:

“Evet! Bunların tamamı haktır, gördünüz nasıl kıyamet koptu, bazıları cehenneme bazıları ise cennete gittiler de onun sonsuz nimetlerinden faydalanacaklar.”

Tüm bu gerçekler dünyada sizlere söylendi, ancak sizden çok az bir kısmı buna inandı. Diğerleri ise şeytanlık ve hilelik yaparak ilahi emirlere uymayıp şeytana teslim oldular.

Şimdi gördüklerinizin tamamı, dünyada yaptığınız amellerin karşılığıdır;

“Şüphe olmayan günde, onları bir araya getirdiğimiz be onların zulme uğratılmaksızın, herkesin kazandığının karşılığı kendisine eksiksiz olarak verildiği zaman (Onların hali) nasıl olacak?”[16]

Ne mutlu hakkı seçip de bugün cenneti kazananlara.

Eyvahlar olsun, batıla sarılıp küfür yolunu seçenlere, bugün onlar için hiçbir kurtuluş yolları bulunmamaktadır.

————————

1-Tekvir, 1-6

2-Hac, 2

3-Nisa, 10

4-Taha, 124

5-A’raf, 179

6-Tevbe, 35

7-Duhan, 51-56

8-Rahman, 56-58

9-Zuhruf, 71

10-Tur, 23-24

11-Rahman, 76

12-Vakıa, 28-37

13-Enbiya, 103

14-Hakka, 24

15-Zumer, 74

16-Al-i İmran, 25

——————–

Ali Şirazî’nin “Kıyamet Yakındır” kitabından alıntıdır.

Sayfa:9

Yorum Bırak