Kızıl Gül / Asgar Fakur

Yazar: beytül ahzan Tarih: 28 Kasım 2009 2.6K kez okundu Kitap Tanıtımı Yorum Yok


Kitabın Adı: Kızıl Gül

Yazar: Asgar Fakur

Çevirmen: İsmail Bendiderya

Sayfa:111

Yayınevi: Kevser


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

“Kızıl Gül”, Şehit Mustafa Çemran’ın hayat öyküsünü anlatan  dini romandır. Doktor Çemran’ın lise yıllarından  şehadetine kadar olan bölümünü anlatıyor. Mustafa Çemran’ın örnek alınması gereken kişiliği/hayatı var. Kitap beni çok etkiledi ve kitabı okuyan çoğu kişiyi de etkileyeceğini düşünüyorum. O kadar akıcı bir kitap ki ; kitaba sabah başladım ve öğleden sonra bitirdim…İşlerim olmasa hiç ara vermeden bir solukta okuyabilirdim…. Mutlaka ama mutlaka okumanızı öneririm.Şimdi kitabın en son bölümünden bir kısmı (son iki sayfayı) alıntı yapacağım:

“… Sabahleyin erkenden yola çıktılar.Her yer düşman ateşi altındaydı.Mustafa bazen duruyor, defterine bir şeyler not ettikten sonra yoluna devam ediyordu. Haziran’ın son günleri hava çok pek güzel olurdu buralarda. Araba süratle yol alıyordu. Mustafa dışarıyı seyrederken bir şey dikkatini çekti:

-Dur! Dur!

Mukaddempur şaşırmıştı. Hemen frene bastı.Mustafa arabadan indi, aksayarak tozlu yolda ilerledi.Düşmanın durmak bilmeyen top ateşi altında her taraf sarsılmadaydı.

Mustafa ne görmüştü acaba?

Arkadaşları elleri tetikte bir yandan onu izlerken, bir yandan da dikkatle etrafı tarıyor, ama hiç bir şey göremiyorlardı.

Mustafa neredeyse insan boyuna ulaşan vahşi çalılıklara yaklaştı.

Top mermilerinin kaldırdığı yoğun toprak bulutu çalılara da sinmişti. Tozlu çalılar arasında bir kızıl gül göze çarpıyordu.

Adeta gülümsüyor gibiydi.

Mustafa şefkatle kızıl gülü okşayıp öptü:

-Şuna bak hele! Bunca top yağmuru altında nasıl sapasağlam kalabildin sen? Rengin de pek muhteşem!…

Haddadi’yle Mukaddempur, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

Mustafa birkaç dakika kızıl gülle oyalandı, konuştu, okşadı, öptü, içini döktü ona…

Tekrar yola çıktıklarında Haddadi’nin yüzündeki şaşkın ifade hala silinmemişti.

Bölgeyi tespit için üçü birlikte gelmişti.

İki saat sonra İrec Rüstemi’nin şehit düştüğü yere vardılar. Mustafa:

-Şurası! dedi. Durup bir Fatiha okuyalım. Ahdimizi de tazelemiş oluruz!

Arabadan inip Fatiha okudular. Havan ve top mermileri yakınlarına isabet ediyordu. Mustafa hala sessizce dua ediyordu, etrafa düşen top mermilerinin çıkardığı korkunç seslere aldırdığı yoktu. Bir mermi çok yakınlarına düşünce üçü de  birkaç adım geriledi.

Artık geri dönme zamanı gelmişti.Bir sonraki havan topu onlara isabet edebilirdi.Arabadaki genç gönüllü savaşçılardan biri uzaktan seslendi:

-Geri dönün Doktor; yerimizi tespit ettiler galiba!

Tam bu sırada korkunç bir patlama sesinin ardından, yoğun bir toz bulutu etrafı  kapladı.

Genç savaşçı hızla kapıyı açıp onlara doğru koştu.

Bir solukta havan topunun düştüğü yere vardı.Gördüğü manzara karşısında kanı donmuş, bir an dili tutulmuştu.

-Aman Allah’ım! Şehit oldular! Şehit oldular! Sağlıkçılar! Koşun!

1981 baharının son günleriydi.

Hava çok güzeldi…

Hoş bir kızıl gül kokusu yayılmıştı etrafa….”


Yorum Bırak