Mehdilik İnancı Nedir?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Eylül 2009 2.692 kez okundu Ehlibeyt 1 Yorum

240
Mehdilik konusunda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri şudur: Konunun başlangıcında hemen  konuyu şahısa indirgeyip “Hz. Mehdi” diye bir şahıştan bahsetme yanlışlığıdır. Mehdilik konusu işlenirken bir kişiye odaklanıp orda tartışma başlatmak veya konuyu o şahısda beyan etmeye çalışmak yapılan yanlışlıklardan biridir. Konu, temelden incelenmesi gerektiğinden direk olarak şahıs konuşulmamalıdır; Hz.Mehdi kimdir? Dünyaya gelmiş midir? Dünyaya gelmiş ise nerede yaşıyor? Neden onu görmüyoruz? Gaybette midir?, gibi soruların cevabını vermeye çalışmak, temel konular işlenmeden yanlış olduğu gibi insanı çıkmaza sokar ve sahte mehdilerin ortaya çıkmasına ve bu inancın tahrif edilmesine sebebiyet verir. Şimdiye kadar Mehdiliğin gerçek çehresinin ortaya çıkmamasının sebeplerinden biri de bu gibi yanlış alanda konuyu ele almaktır.

Mehdiliğin manası, İslami literatürlerdeki yeri, Kur’an’da beyan ediliş şekli, Mehdiliğin felsefesi, gibi konular işlendikten sonra şahıs üzerinde konuşulması gerekir.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da, Mehdilik inancı, İslam’ın bir iç meselesi ve mezhebi bir konu olarak ele alma yanlışlığı ve geçmişe yönelik bir tarihi mesele olarak algılamasıdır. Bu inanç anlatılırken, hem delillere, hem de beyan ediliş şekline bakılınca, İslam’ın iç meselesi gibi algılanabilir ama hakikatine bakıldığında müslümanları ilgilendiren itikadi bir mesele oluşunun yanısıra bütün insanlığı ilgilendiren bir konu olduğu görülecektir. Mehdilik inancı birçoklarının algıladığı gibi Müslümanlar içinde Şii -Sünni aralasındaki farklılıklardan bir değildir.

Mehdilik doktrini adı altında arzettiğimiz bu inancın bir açıdan İslam’ın iç meselesi olduğu doğrudur ama bu konu üç alanda ele alınması gerekiyor.

1- Mehdilik inancına evrensel bir inanç olarak bakan ve tarihin her sayfasında canlı tutup günümüze kadar dinamik bir şekilde gelmesini sağlayan Şia mektebine mensup olanlara tanıtmak. Yani konuyu beyan ederken muhatabınız, şialar ve yararlanılacak kaynaklar, Kur’an, Nebevi sünneti, masum imamların rivayetleri, müctehidlerimizin, ariflerin, alimlerin siresi ve mütefekkirlerin görüşleridir.

2- Müslümanların iç meselesi olarak incelemek; yani ehli sünnetle veya şia dışındaki İslami inanca sahip olanlara karşı ele almak. Mehdilik konusunda, İslam içi mezhepler arasında faklılıklar olduğu ve farklı düşünceye sahip oldukları İslam literatürlerde kayd edilmiştir. Dolayısıyla Mehdilik konusu bu alanda incelendiği zaman daha doğrusu muhatap şia olmayınca ve şia olmayanlara beyan edilmek istendiğinde, bu inancın İslam bir inanç olduğu isbat edilmeli ve kaynak Kur’an ve Sünnet olmalıdır; deliller sunulurken ortak kabul edilen kaynaklardan yararlanılmalıdır. Bunun dışında her hangi bir kaynak; masum imamların rivayetleri ve  müctehidlerin görüşleri pek fayda sağlamayacağından ortak kaynaklardan sağlam deliller sunulması gerekiyor ki İslam’ın bu konudaki inancı ortaya çıksın. Çünkü aksi takdirde şia olmayanlarla bu konu konuşulduğu zaman kaynakların sağlamlığı tartışmaya açılacaktır, bu da konunun farklı alanlara çekilmesine ve sonuca gidilememesine sebep olacaktır.

3-Mehdiliği evrensel ve bütün insanları ilgilendiren bir konu olarak ele almak; gayri Müslimlere karşı nasıl beyan edilmesi gerektiğidir. Bu alanda muhatab, İslam’ın zaruretlerini kabul etmediğinden, Kur’an, Nebevi sünnet veya Şia imamlarının, ulema, araştırmacı veya alimlerimizin görüşleri de kaynak ve delil olarak kullanılamaz, bu alanda akli deliller, ilmi ve bilimsel yöntemler, sosyal ilimler delil olarak sunulmalıdır. Elbette Kur’an ayetlerinin, nebevi sünnetin ve masum imamların konu hakkındaki sözlerinin ilmi ve aklı delillerle zamanın şartlarına göre beyan etmek  gerektiği de gözardı edilmemelidir.

Mehdilik konusunda bu üç alanın birbirine karıştırılmaması gerekiyor. Önemli olan her alandaki muhatapların ortak delillerin değerlendirilmesidir. İslam dışındakilere Kur’an ve nebevi sünnet, şia kaynaklı rivayetler veya arif, müctehid ve alimlerin görüşleri -kaynak olarak kabul etmedikleri için- delil olarak sunulamaz.

Üç tane kaynak; aklı deliller, ilmi deliller ve bilimsel deliller. Bu deliller onların kendilerinin kabul ettikleri yollarla beyan edilmelidir. Öyleyse biz herkese aynı şekilde anlatamayız dolayısıyla kaynak çok önemlidir. Asrımızda ilim, bilim, teknoloji, medeniyetler ve kültürler arası savaşı yaşıyoruz. Karşıdaki muhatabın kim olduğunun iyi bilinmesi gerekir.

Muhatapların içinde inatçılar, mulhidler, inkarcılar yok mudur, elbetteki vardır, her konuda olduğu gibi böyle önemli bir konuda da olacaklardır muhakkak; tarih boyunca var oldular, şimdi de var olacaklardır. Ama onlar var diye inancımızı, dinin temel konularından birini kenara bırakamayız. İspat edilmesine rağmen, inat edip kabul etmeyenler tarih boyunca var oldular ve şimdi de varlar, inancımızdan ve onu beyan etmekten vaz geçecek de değiliz.

Biz bu konuyu işlerken sadece Şia alemi veya Ehli sünnet dünyası için ele almıyoruz. Belli zümre için beyan edilirse, farklı düşüncelere sahip olanlar olayı hurafe, efsane olarak değerlendirecek dolayısıyla Mehdilik mektebinden yararlanma yollarını insanlara kapatmış olacaklardır. Dolayısıyla hem inanan, hem de inanmayan bütün insanları ilgilendiren böyle hayati bir konuyu hakkıyla beyan edip açıklamayı ilahi ve insani bir görev olarak algılamamız gerekir.

Mehdiliğin Tanımı

Mehdiliğin tanımı, en önemli meselelerden biridir ve konunun temel taşı, odak noktasıdır. Çünkü Mehdiliğin ne olduğu ortaya çıkmazsa  neyin üzerinde konuşduğumuz belli olmayacaktır. Belki de Mehdilikten farklı manalar kast ediliyor ve herkes kendi içinde onun savunuculuğunu yapıyordur dolayısıyla ihtilafa düşülerek inkara yöneliniyor.

“Mehdilik inancı, kıyamet kopmadan önce dünyanın sonu gelmeden ilahi vaad olan “ilahi evrensel adaletin” yeryüzüne, “ilahi bir hüccet”  tarafından hakim kılınmasıdır.”

Tanımın her bir kelimesi önemli olup birçok hadis ve ayet-i celilenin mana ve mefhumlarından yararlanılarak ortaya konulmuş bir tanımdır. Mehdilikten bahs ederken maksadımız bu tanımdır.

Yapılan tanımda bir kaç noktanın açıklanması gerekir;

1-   Dünyanın geleceğinin ve geleceğin dünyasının nasıl olacağı hakkında ilahi vaadlar
2-   İlahi vaadların kıyamet kopmadan önce gerçekleşeceği
3-   Bu ilahi vaadın, ilahi bir hüccet tarafından gerçekleşeceği
4-   Bu ilahi vaadı gerçekleştirecek şahısın kim olduğu ve özellikleri

Bu tanımdan sonra Mehdilik dediğimiz zaman neyi kast ettiğimiz ve İslam’daki mehdiliğin ne manaya geldiği anlaşılmış oluyor. Mehdilikten farklı bir mana kast ediliyorsa, o mana bizim konumuzun dışındadır. Veya kendi çıkarları doğrultusunda Mehdiliğe zoraki başka manalar yükleyenler, İslam düşmanlığı yapanlardan başkası değildir.

Bu inanca delilimiz nedir?

Birinci delil, fıtrı delildir . Yani Allah Teala insanların yaratılışında bu inancı koymuştur, insanların yaratılışında bu inanç vardır. Buna fıtrı delil denir. Nasıl ki, tevhid inancı yaratılışta varsa; “kullu mevludin vulede alettevhid illa ebevahu yunassiranahu ve yuhivvidaneh”.
“Her doğan çocuk tevhid fıtratı üzerine dünyaya gelir anne babaları onları hırıstiyan veya Yahudi  yapar”.

a) Bütün ilahi ve beşeri ideolojilerde bu görüş ve inanç vardır. İnsanlık tarihi var olduğundan beri bütün asırlarda her kavim, inanç, milliyette bu inanç var olmuştur. Yani dünyanın geleceğinin ve gelecek dünyanın parlak olacağı, adaletin bütün dünya hakim olacağı inancı her kavim ve millette var olmuştur.

1 – Hinduizm, 3-4 bin yıllık geçmişi olan bir inançtır, dünyanın sonu hakkında şöyle diyor: “Dünya bu şekilde bitmeyecektir, dünya ömrü 14 asırdan, devreden oluşur, 13 tanesi geride kalmış, biz de 14.deyiz, bu dönemde “Kalki” adında bir şahıs gelecek ve dünyaya adaleti hakim kılacaktır. Yer yüzünden fakirliği, cahaleti, kargaşayı yok edip dünyaya düzen ve nizam getirecek.”

2 – Budizm inancında da dünya bu şekilde bitmeyeceğine inanılır ve şöyle açıklar: “Bir çok mektepler, ideolojiler gelip geçecek ama “Mayt-rea” adında bir şahıs tarafından zulumler yok edilip adalet gelecek, dünya gerçek yaratılış maksadına, hikmetine ulaşmış olacak, huzur ve emniyet gelecektir.”

3- Zerdüşt inancında bin yıl devrelerine inanırlar. üçüncü bin yıl “Suşiyant” veya “Suşiyanus” isimli şahıs gelecek dünyaya adaleti hakim kılacaktır, diye inanılır.

4 -Yahudi inancında da aynı şekilde kıyamet kopmadan önce yeryüzünün tamamen adaletle dolacağına ve Mesihin geleceğine inanırlar. Bu şahısın Hz. Davud’un soyundan olacağı, İsrailoğullarını eski gücüne kavuşturacağı ve Yehova’nın saltanatını yeniden kuracak olan tanrısal kişi olarak gösterilmektedir. Elbette beklenen bu kurtarıcı Meryem oğlu İsa değildir.

5- Hırıstıyanlık inancında da  “Meryem oğlu Hz. İsa (a.s)’ın” tekrar yeyüzüne geleceği ve yeryüzünü adaletle dolduracağına inanılır. Mesih inancına göre, tanrının oğlu Mesih yeniden dünyaya gelecek, kötülükler içinde yüzen insanları bu kötülükten kurtaracak ve bağışlanmaları için çaba gösterecektir.

6- Asyada inançalar arasında bu kurtarıcının “Çin lihunk” olacağı ve gelerek dünyayı adaletle dolduracağı inancı da vardır.

7- Japonların inancında ise, “Şiminitu” denilen şahısın geleceğine inanılmakta ve kıyamet kopmadan önce bu kurtarıcının yeryüzünü adaletle dolduracağı söylenmektedir.

Hindistan, Çin, Japon, Avrupa, Afrika ve dünyanın her yerinde insanların ortak  inançları olduğunu görmekteyiz, bu da inancın evrenselliğini, kurtarıcı beklentisinin evrensel olduğunu göstermektedir.
Dünyanın her yerinde, her kültürde ve inançlarının ömrü 3-4 bin yıllık olan millet ve medeniyetler tarihinde herkes bu inança sahipse, bu inancın insan fıtratından kaynakladığı gerçeğini ortaya koyuyor. Ama toplumlar bu inancı farklı şahıslar, farklı isimle dile getirmektedirler, isimler ne olursa olsun değişen bir şey yok, asıl olan özün bir olması, aynı mananın kast edilmesi ve dünyanın heryerinde bu fıtri inancın beyan edilmesidir. Kıyamet kopmadan önce dünyanın sonu gelmeden, ilahi evrensel vaadın, bir şahıs tarafından hakim kılınacak olmasıdır.

b) Psikolojik yönden: İnasanın fıtraten adalet aşığı olması ve mutlak adaleti isteme duygusunun varlığı,  fıtri olarak onu bu mutlak adaletin bir gün yeryüzüne hakim kılınacağı inancına yöneltmektedir. Psikolojik olarak insan bulunmuş olduğu toplumda; nerde bulunuyorsa bulunsun, insanın ruhiyatını incelendiğinde adalet peşinde olduğunu, adalete aşığı olduğu görülmektedir. İnsan fıtratından kaynaklanan bu ilahi sıfatı asla terk etmeyi düşünmez, asla zulmü, kargaşayı, emniyetsizliği ve cehaleti tercih etmez. İlim, kemal, adalet, ve bilimi sever. Bu fıtrı değerler bütün insanlarda vardır.
İnsanın fıtratında adalete aşık olma duygusu bireysel midir, toplumsal mıdır yoksa bütün dünya için midir? Yani insan kendisi için mi, toplum için mi, yaşamış olduğu dünya için  adaleti ister? İnsanın ruhunun derinliklerinde evrensel olan bu değerleri sadece kendisi, toplumu ve ülkesi için değil bütün  dünya için istemesi, bu inancın evrenselliğini isbat etmektedir.

c ) Dini Açıdan: Dini kaynaklar bu inancın fıtrı olduğunu belirtiyor, mehdilik inancı, Allah tealanın vaadıdır, ilahi vaad, evrensel adaletin yeryüzüne hakim olmasıdır.
Allah-u teala insanları fıtratlarının gereği olan dine yönelmelerini istemektedir.
“Yüzünü o dine hanif olarak çevir ki, Allah Teala insan fıtartını o din üzere yaratmıştır. Allah’ın yaratışında ( fıtrat ve dinde)  değişme yoktur…” Rum / 30
Mehdilik inancı da dini bir inanç olduğuna göre demek ki, insanın fıtratında vardır.
Dolayısıyla fıtrı ve psikolojik olarak bütün insanlarda, sosyolojik olarak her toplumda ve dini olarak kutsal metinlerde beyan edilen inanca sahip her muvahhidde bu inanç mevcuttur.

Velayet Güneşinin Doğması Ümidiyle……

Yorum Bırak

  1. hasan yuva diyor ki:

    açıklayıcı olmuş  allah razı olsun