Merhaba Anne

Yazar: beytül ahzan Tarih: 28 Aralık 2009 Yazı ve Makale 1 Yorum



Bak, ben geldim. Yine yağmurlu bir akşamüstü, kuşlar evlerine birer birer dönerken insanlar ise kimliği belirsiz bir şekilde sevdikleriyle yürürken geldim. Sana geldim anne. Eskiden olduğu gibi yağmurların gök gürültüsü ile düeti esnasında korkunca yanına geldiğim gibi. Ama şimdi korkmuyorum artık; büyüdüğümden değil anne, yalnızlığa alıştığımdan. Senden sonra o kadar insan beni yalnız bıraktı ki hayat sahnesinde, artık bunlar sıradan şeyler geliyor bana.


Yolda gelirken bir çiçekçi dükkânına uğradım; binlerce çiçeğin renk uyumuyla, cennet bahçesini andıran bir yerdi. Saksıların içerisinde toprağın yoldaşı olan, özgürlük hayalleriyle yüzlerini güneşe dönmüş çiçekler, bir de senin en çok sevdiğin beyaz güller vardı anne. Bir demet yaptıracak kadar param olmadı hiç ama yine de sen seversin diye bir tanesine razı oldum.

Sana da bu toprak parçasını çok görüyorlar mı anne?
Bahçıvanları, zalim kimseler olan toprak parçasında sevgisizce büyütülen gülleri özgürlüklerine kavuşturmam da ne gibi sakınca var sence?


Sana, yağmurun yumuşattığı topraktan, dikenlerini sevgiden dolayı saklayan güllerden  toplamak isterdim, ancak buna kimse izin vermedi.

Güneşle Ay’ın nöbet değişimi şimdi. Birazdan alacakaranlık saracak etrafımızı ve ardından sırdaşım olan gece selamlayacak seni. Bak ezanlar okunuyor şehrimde. Kalk anne, yine beyaz örtülere bürün de tut elimden namaz vakti geldi diye.

Neden toprağın bu kadar solgun? Oysa ben seni yalnız bırakmaması için yağmur duasına çıkmıştım. Neden, isminin yazılı olduğu tahta bu kadar toprağın içine batık? Oysa ben her tarafını taşlarla sağlamlaştırmıştım. Aklıma senin uyuduğun kırık dökük yatağın geliyor. Senin yaptığın gibi yapmıştım mezarını. Tıpkı yatağın gibi. Sahi mezar da insanın bir yatağı değil midir? Sen hep böyle derdin bana, ölümden korktuğumu sana söylediğimde anne.

Son zamanlarını hatırlıyorum anne, hani bir seher vaktiydi, Allah’a hamd ile uyanmıştın, bir ayağını büyük taşla sağlamlaştırdığın kırık yatağından. Ben ise, seninle namaza durmak için gecenin odamızı mateme bürüdüğü karanlığın içinde seni takibe koyulmuştum. Lavaboya gittiğini sandığımdan mutfakla yan yana olan odamızda seccadelerimizi namaz için hazırlıyordum. Seninle namaz kılmak o kadar güzeldi ki, seninle birlikte sabahın ilk ışıklarına ve güneşin bizi selamlamasına tanıklık ederdim. Ve seni eskimiş beyaz entarinle meleğe benzetirdim. Hayatım boyunca ilk ve son mutluluğumdu belki bu anlar. Uzun bir bekleyişten sonra, namaz vaktinin geçişini haber vermek için sana doğru hareket ettiğimde ayın ışığı ile aydınlanan mutfağın kapısı önünde yerde oturur halde buldum seni. Sen beni görmüyordun Anne. Bir şeyler saklar gibiydin ve aceleci tavrın dikkatimi çekmişti.

Bunu anlatmak kolay değil anne, o an ki, güneş bile dünyayı aydınlatmayı geciktirmiş, mutfağı ışığıyla saran ay nedense bulutlar ardına saklanmıştı. Yerde bulunan ve bağdaş kurup önünde duran poşetler dikkatimi çekmişti. Neden sonra farkına varmıştım anne, birinin içinde bayat ekmek parçaları diğerinin içinde ise çürümeye yüz tutmuş kayısılar vardı. Ve sen sanki birinden saklarmışçasına hızlı bir şekilde ekmeklerin arasına kayısıları yerleştiriyordun.

Dizlerim tutmaz olmuştu anne. Yüreğim yangın yeriydi, ne yapmalıydım? Orada öylece durup seni mi izlemeliydim, yoksa gözyaşları içinde seni beklemeden secdemi etmeliydim?
Bağışla anne!

Ben seher vakti ile sabah namazı vaktinin aynı olmadığını sensiz olduğum gecelerde anladım.

Neyse anne!

Şimdi gitme zamanıdır. Seher vaktine bekler melekler. Eğer tutsak olduğun bu toprak parçası içerisinden dışarı çıkmak istersen, çatlaklar arasında yağmur damlalarının sızdığı evine gel, bil ki, ben kışın soğuğunda bile mutfakla yan yana olan odamızda namaz için seccadelerimizi açmış seni bekliyor olacağım.

FATİH KAHRAMANİ

Yorum Bırak

  1. yasemin dedi ki:

    çok güzel çok duygulandım