Muharrem Ayı ve Kerbela Günü

Yazar: admin Tarih: 18 Kasım 2012 7.1K kez okundu Yazı ve Makale 11 Yorum

Muharrem ayı aslında kronolojik olarak yaşanan son olayı dikkate almazsak islam takvimindeki en neşeli ay. Yalnız gelin görün ki Hicri 61 yılının 10 Muharreminde yaşanan o kötü olay bu ayı islam takviminin yas ayı yapmıştır.

O olayın, Kerbela çölünde yaşanan en büyük insanlık dramlarından biri olan Kerbela Olayı olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama zaten bu vesileyle söylemiş olduk. Peygamber efendimizin ikinci torunu Hz. Hüseyin ve yanındaki 71 fedai Yezid tarafından katledilmiş. Üstelik katledilene kadar susuz bırakılmışlardır. O 72 kişi içinde çocukların hatta bebeklerin de olduğunu unutmamak gerek.

Olayın Gelişimi Hakkında Ufak Not

Hz. Hüseyin’in kendi hakkı olan hilafeti istemesi ve Kufe halkının Yezid zulmünden bıkarak Hz. Hüseyin’e destek mektupları yollaması Kerbela olayının hazırlayıcısı oldu. Şüphesiz ki Hz. Hüseyin başına gelecekleri biliyordu ama bu yaşananların yaşanması gerektiğini de en az yaşanacak olaylar kadar biliyordu.

Olayın seyrini merak edenler internet üzerinden araştırarak bulabilirler. Burada alıntı yaparak yazıyı uzatmak ve okumak isteyenlerin gözünü korkutmak istemiyorum.

Muharrem Ayı

  1. Hicri yılbaşı
  2. Hz. Nuh’un gemisinin demirlediği ay
  3. Hz. Musa’nın Firavun’u katlettiği ay
  4. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından kurtulduğu ay
  5. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesinin kabul edildiği ay
  6. Hz. Yusuf’un kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan çıkarıldığı ay
  7. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya geldiği ve semâya yükseldiği ay
  8. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesinin kabul edildiği ay
  9. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail doğduğu ay
  10. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözlerinin görmeye başladığı ay
  11. Ve nihayet Kerbela olayının yaşandığı ay

olarak kabul edilir.

İlk paragrafta da söylediğim gibi son olayı çıkarırsak hep mutluluk veren şeyleri görüyoruz. Ama gelin görün ki İslam tarihinin en büyük peygamberinin evlatlarının başına gelen vahim şeyler bu ayı yasa bürümeye yetiyor.

Bir başka açıdan bakış
Aslında islam tarihi açısından Kerbela da diğer olaylar gibi dönüm noktası ve en az diğer olaylar kadar islama faydası olmuş bir olaytır. Kerbela sayesinde

  • Muaviye soyunun gerçek yüzü ortaya çıkmış ve zalimlikleri tescillenmiştir.
  • Peygamber evlatlarına yapılan ve Hz. Fatıma ile başlayan, Beytül Ahzan ile başlayan zalimlikler silsilesi zirveye çıkmış bu zirveye çıkış, zulümleri tarihe mal etmiş ve günümüzde bazı kimselerin ve olayların gerçek yüzünü keşfetmemizi sağlamıştır.
  • Fitne ve fesat yüzünden neredeyse yok olma noktasına gelen İslamiyet bu olayla kitleleri birleştirmiş ve islamiyete can vermiştir. Zaten bundandır ki Hz. Hüseyin islamı kanıyla suladı tabiri bu kadar popüler.
  • Ehlibeyt sevgisinin tüm islam alemince kabul edilmesi gereken bir olgu olduğunu göstermiştir. Çünkü Ehlibeyt’in islamdan başka bir şey olmadığı, Ehlibeyt’in islamın vücud bulmuş şekli olduğunu göstermiştir.

Bu 4 madde ışığında bakıldığında aslında Kerbela olayı da diğer olaylar gibi önemli ve en az onlar kadar gerekliydi.

Muharrem ve Yas

Şüphesiz Kerbela Olayı islam tarihinin en dramatik vakalarından biridir ve bu olay karşısında İslam ümmetinin yas tutmasından, bu olayın felsefesini canlı tutmak için törenler düzenlemesinden doğal ne olabilir? Yazıda hep islamiyetten bahsettim, evet bu olay tüm müslümanlar için elem vermelidir. Orada yaşananlar herhangi bir mezhebin veya tarikatın öncülerine değil bizzat alemlerin peygamberinin evlatlarına yapıldı. Bu açıdan neden bu olaya sadece Alevi ve Caferiler’in gereken önemi verdiğini anlamış değilim.

Hala Muaviye’yi hatta ve hatta Yezid’i savunanlar olduğunu görünce kahroluyorum dersem abartmış olmam sanırım. O dönemdeki haksızlıkları ve zulümleri daha net görmek için Ali Şeriati’nin Ebuzer kitabını okumanızı öneriyorum (Yalnız sağolsunlar bazı Türk yayınevleri kitabın orjinalliğini çok bozmuşlar. İki üç farklı yayınevinden çıkan aynı isimli kitap neredeyse tamamen farklı içeriğe sahip. Artık hangisi orjinale en yakındır bilemiyorum).

Muharrem ve Neşe

Elbette İslam tarihi açısından Muharrem ayında neşe veren şeyler olmuş olabilir ama bu sevinmemiz gerektiği anlamına gelmez. Kerbela gibi bir dramı bile bile bu ayda sevinmek, tatlılar dağıtmak ne kadar etik sorgulamanızı öneririm. Vakt-i zamanında Caferiler sorgulamışlar ve bu ayda sevinci, neşeyi kendilerine haram etmişler. Elbette olayın felsefesini, nedenlerini, sonuçlarını anlamadan kuru kuruya yas tutmak pek mantıklı bir davranış değil ama zamanında büyüklerin gelenek haline getirdiği hareketleri nedeniyle şimdi biz olayı sorgulayıp haklıyı haksızı düşünüyoruz.

Aşura Kutlamaları

Yine 10 Muharrem’de televizyonlarda iki dakikalık bir haber geçecek ve bunu da Aşura kutlamaları başlığı altında verecekler. Ne kadar üzücü değil mi? Orada kutlama mı yapılıyor yoksa yas törenleri düzenlenip, Huseyn’in matemine ağlanıyor mu?

Son yıllarda

Son olarak şunu dile getirmek istiyorum. Son yıllarda geçmişe nazaran Kerbela olayına daha bilinçli bakıldığını görüyorum. Hükümet de bunun üzerine düşüyor. Geçen yıl Tayyip Erdoğan‘ın Halkalı’daki törenlere katılması, daha dün Ömer Çelik‘in Kerbela hakkında Twitter’da sarfettiği cümleler ve bu yıl Diyanet İşleri’nin Kerbela için tören düzenleyecek olması gerçekten çok iyi adımlar. Umarım bu bilinçlenme süreci son sürat devam eder ve Kerbela Olayı’na sadece Caferiler tarafından değil tüm İslam alemi tarafından gereken hassasiyet gösterilir.
Dipnot: Kaldı ki yukarıda sayılan birçok olay Emevi ve Yezid soyu tarafından uydurulmuş şeylerdir. Takdir edersiniz ki amaç Muharrem ayının yasında boğulmamak için 10 Muharrem’i mutluluk veren bir gün haline getirmek. Velev ki bunlar olsaydı yine de bugün kutlanılacak bir gün değildir mesajı verilmek istenmiştir.
Kaynak


Yorum Bırak

  1. furkan dedi ki:

    bi kere ögrenciler ögretmenine ne zamandan beri allaha şirk koşmakla suçluyo ebu hanife imam caferi sadıkın ögrencisi degilmiydi yada sen şu hadis duymadınmı cafer bin tayyar ya resullah insanların en hayırlıları aytini okuyp bunlar kimlerdir diyo resulah onlar ali ve şilarıdır diye buyuruyor ve yazıklar olsunki size ehlibeyti bilmiyor şialara sapık diyossunuz

  2. furkan dedi ki:

    söylesene ömer peygamberimiz vefat ettiginde neredeydi sakın halife olmaya çalışması hüseyni ancak mümin sever ona ancak munafık bugz eder hüseyinin şehadeti mümin kalbinde sönmeyen ateşdir

  3. furkan dedi ki:

    hadi be orda allah şirk koşmakmı ebu hureyre gibi yalancıdan hadis alırken allah şirk koşmuyonmu yani

  4. banu koca dedi ki:

    Bizler alevi degiliz ama bayram falan yapmıyoruz bilgileriz çok yanlış bizler hz hüseyine yapılanlarıda unutmuyoruz ancak islamda yas yutma olayı yoktur bu
    Allaha şirk koşmaktır bizler herşeyin bilincindetiz

    • erhan dedi ki:

      hz.yakup yillarca oğlu hz.yusufa ağlayıp gözleri görmememesi sence şirk mi? ve bu olayı kuran-kerim yazanlar şirke mi girmişlerdir eeyyy babaları dini üzere ölecek olanlar cehennemi düşünün!!! eğer siz hz.yakubun ümmetiyseniz buyrun kutlayın evet hz.yakup ve oğlu hz.yusuf bizlerin peygamberi yanlız BİZLER HZ. MUHAMMED MUSTAFA S.A.A ümmetindeyiz onun Evlatları bir bir ebusüfyan ın soyu tarafından katledilirken siz hala ebu hureyrenin EMEVİ HANEDANI KATİBİNİN peşinden gidin yazıklar olsun ALLAH hidayet etsin etmiyorssa ALLAH İŞİNİ DAHA İYİ BİLİR !!! İMAM HÜSEYİNİ SUSUZ BIRAKANLAR SİZİN VELİNİZMİ ??

  5. banu koca dedi ki:

    Bu haber ile ilgili bir uyarı yapmak zorundayım peygamberimiz öldüğünde bile yapılasına izin verilmeyen yas tutma olayı bizleri şirke sürükler bizler zaten bu olaya her zaman üzülüyoruz

  6. ALİ EKBER dedi ki:

    …… Dikkat edilirse her yıl Muharrem ayında ve özellikle de Muharrem ayının 10. Gününde halkın birbirlerine adına Aşure çorbası yada tatlısı denilen bir yiyeceği ikram ettiği hatta bazen birbirlerini kutladıkları görülür.
    Sebebi sorulduğunda da çoğunlukla “Bugün öyle mübarek bir gündür ki! Adem bu gün yaratılmış,yerler,gökler,melekler bu gün yaratılmış,Hz.Nuh gemiden tufandan bugün kurtulmuş,Hz.Yusuf zindandan bu gün çıkmış,Hz.Yakup’un gözleri bugün açılmış, Hz.Yunus bugün balık karnından kurtulmuş, Hz.Musa bugün firavundan kurtulmuş vs vs vs “cevabını alıp;temelsiz,uydurma yada saçmalıkları sürekli olarak duyar yada dinlersiniz.Yine ‘Güya Hz.Nuh’un kurtulunca gemideki hububatı karıştırıp dağıtmış ve insanları kutlamış!’olduğu anlatılır durur.Ve yine dikkat edilirse kendisini alevi yada sünni kabul eden herkesin olayı bu şekilde izah edip sanki güzel bir iş yapıyorlarmış gibi birbirlerine aşure tatlısı dağıttıklarını da gözlemleriz.
    Ne yazıkki sadece anadoluda değil anadolu dışında da bu sözlere inananlar bulunmaktadır.Nitekim konuyu araştıran Aliyy’ul Kaarı bu uydurmaların bir kısmını ‘Mevzuatu Kebir’isimli kitabında toplamıştır.
    Muharrem ayı hicri yılın ilk ayının adıdır.
    Bilindiği gibi Aşura kelimesi arapça 10.gün anlamına gelmektedir.Ve yine bilindiği gibi Hz.Hüseyin hicri 61.yılda Muharrem ayında Kerbela çölüne ulaşmış ve 10. günde de şehit olmuştur.Peki nasıl oluyor da İmam Hüseyin gibi Allah ve Resulü katında övülmüş mübarek ,masum bir kişi katlediliyor da insanlar hele de müslümanlar! O günü bayram ilan ediyor ve kutluyorlar ?
    Ve dahası o gün insanlık tarihinin en vahşet görüntüleri sergilenmişken ,tüm güzel şeylerin o güne denk geldiği !söylenebiliyor?Burada bir tuhaflık yok mu?
    Hayır çünkü Aşura günü yezidin başını çektiği küfür ve münafık grubu birçok sahte hadis! Uydurarak kendi yaptıkları musibeti bayrama ,kutlamaya çevirmek istediler ve tüm insanlara bu sahte kurtuluş masallarını anlatarak musibetlerini örtmek,kafa karıştırmak istediler.Ve ne acıdır ki kısmen de olsa başarılı oldular.
    Hatta Ehli Beyt dostlarından bir kısmını dahi bu oyuna alet ettiler. Dikkat ettiniz mi Muharrem ayının 10.günü geldiğinde artık sadece tatlı dağıtılmıyor ve sözüm ona bazı dernekler yada kuruluşlarca özel törenler yapılıyor sazlar çalınıp,semahlar dönülüyor .Ve yine dikkat edilirse bu törenlere üst yetkililer,ilahiyatçılarda memnuniyetle !katılıyorlar.Ne acıdır ki İmam Hüseynin şehit edildiği gün kutlamalarla!,yeme içme ve halaylarla anılıyor.
    Oysa Bir Ehli Beyt dostu yada Alevi o gün ne yapmalıdır ? sorusunun cevabı birçok tarihi nakilde açık açık veriliyor.Ama cahil bırakılmış halk’ın ve duyarsızlaştırılmış Alevi aydınının bunlardan haberi olmuyor.
    Ehlibeyt Mektebinin büyük alimlerinden olan Merhum Şeyh Mufid şöyle diyor:
    “Muharrem ayının onuncu gününde Hz. Hüseyin (a.s) şehit edilmiştir. İmam Cafer-i Sadık’tan gelen rivayetler gereğince bu günde neşeden uzak durmak, yas merasimleri düzenlemek ve öğle oluncaya kadar bir şey yiyip içmemek ve öğleden sonra, sadece yaslı insanların yediği içtiği miktarda bir şeyler yemek gerekir.”(1)
    Ehlibeyt Mektebinin en büyük hadisçilerinden olan Şeyh Saduk İmam Rıza (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakleder:
    “Aşura gününü kendisine hüzün ve musibet ve ağlama günü yapan kimseye, Allah kıyamet gününü sevinç ve neşe günü kılar.”(2)
    Şeyh Saduk kendi senediyle İlelu’ş-Şerayi ve Emali kitaplarında Cibille-i Mekkiye’den şöyle nakleder:
    “Hz. Ali (a.s)’ın sır dostlarından olan Meysem Temmar’dan şöyle nakleder: Allah’a yemin olsun ki bu ümmet kendi peygamberlerinin torununu Muharrem ayının onuncu günü öldürecekler ve Allah’ın düşmanları o günü bereket günü yapacaklar. Bu iş Allah’ın ilminde geçmiş kesin kazalardandır. Hz. Ali’nin bana öğrettiği ilim üzere ben bundan haberdar oldum.
    Hz. Ali bana bildirdi ki tüm yaratıklar hatta çölün yırtıcı hayvanları, denizdeki balıklar ve gökte uçan kuşlar bile Peygamber’in torununa ağlayacaktır.
    Güneş, ay, yıldızlar, gök, yer, insan ve cinlerin mü’min olanları göklerdeki tüm melekler Rıdvan meleği (cennetin koruyucusu melek) ve cehennemle görevli olan Malik, tüm koruyucu melekler, gök ve arşı koruyan meleklerin hepsi Hüseyin’e ağlayacaklar.
    Sonra Meysem şöyle dedi: Allah’a ortak koşanlara, Yahudi, Hıristiyan ve Mecusilere Allah’ın laneti gerekli olduğu gibi Hz. Hüseyin’i öldürenlere de bu lanet gerekli olmuştur.
    Cibille diyor ki Meysem’e “Nasıl halk Hz. Hüseyin’in şahadet gününü bereket günü bileceklerdir?” diye sordum.
    Meysem bu soruya karşılık ağlayarak şöyle dedi:
    Kendileri uydurdukları bir hadis gereğince Aşura gününün Hz. Adem’in tövbesinin kabul olduğu gün olduğunu söyleyecekler; oysa Hz. Adem’in tövbesi Zilhicce ayında kabul olunmuştur. Yine onlar Aşura gününde Yüce Allah’ın Hz. Davud’un tövbesini kabul ettiğini söyleyecekler; oysa Davud’un tövbesi de Zilhicce ayında kabul olmuştur. Onlar bu günde Allah’ın Hz. Yunus’u balığın karnından kurtardığını söyleyecekler; oysa Allah-u Teala Hz. Yunus’u Zilkaade ayında balığın karnından çıkarmıştır. Onlar Aşura gününde Hz. Nuh’un gemisinin sahile yanaştığını söyleyecekler; oysa bu Zilhicce ayının 18. günü vuku bulmuştur. Onlar bu günde Beni İsrail’in kurtulması için denizin Allah tarafından Hz. Musa (a.s) için yarıldığını söyleyecekler; oysa bu Rebiulevvel ayında gerçekleşmiştir….”
    Ehlibeyt mektebinin kaynaklarında çeşitli senetlerle İmam Muhammed Bakır (a.s)’dan nakledilen ve Ehlibeyt dostlarınca sürekli okunan Aşura Ziyareti duasında şu cümleler yer almaktadır:
    “Allah’ım bu Aşura günü Ümeyye oğulları ve ciğer yiyen kadının oğlu tarafından kutlu ve mübarek bir gün olarak bilinir…. Bugün Ziyad oğullarının ve Mervan oğullarının Hz. Hüseyin’i (Allah’ın selamı ona olsun) öldürdükleri için sevindiği bir gündür. Allah’ım onlara olan lanet ve azabını iki kat eyle….”
    OLAYIN SÜNNİ KAYNAKLAR AÇISINDAN İNCELENİŞİ:
    Ehl-i Sünnet kaynaklarında bu konuda değişik nakiller ve rivayetler nakledilmiştir. Mesela bazısında diyor ki: “Allah Resulü (s.a.a) Medine’ye geldiğinde ve henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı bir sırada, Yahudilerin Muharrem’in onu olan Aşura gününü oruç tuttuklarını gördü. Bunun sebebini sorunca, şöyle dediler:
    “Bu yüce bir gündür; bu günde Allah Musa ve kavmini kurtarmış ve Fıravun ve kavmini suda boğarak (helak etmiştir).” Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) “Ben Musa’ya siz (Yahudilerden) daha evla ve onun orucunu tutmaya sizden daha layığım.” diyerek hem kendisi o günün orucunu tutmaya başladı, hem de (Müslümanlara) o günü oruç tutmalarını emretti.”(3)
    Yine Aişe’ye dayandırılarak şöyle nakledilmiştir:
    “Cahiliyet zamanında Kureyşliler Aşura gününü oruç tutuyorlardı. Resulullah da onlar gibi o günü oruç tutuyordu. Medine’ye hicret ettikten sonra da hem kendisi tutmaya devam etti hem de başkalarına bunu emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılındığında buyurdu ki “Artık isteyen bu günün orucunu tutar, istemeyen terk eder.”(4)
    Sahih-i Müslim ve diğer bazı kaynaklarda Resulullah’ın Aşura gününü vefatından bir sene önce oruç tuttuğu da nakledilmiştir. (5)
    Bize göre bu rivayetler muteber ve güvenilir rivayetler değildir. Buna bir çok delil zikredebiliriz. Ancak söz uzamasın diye bazılarına, hem de kısaca değinmekle yetiniyoruz (Akıllıya işaret yeterlidir):
    1- Her şeyden önce bu rivayetlerin senetlerinde problem var; çünkü rical kitaplarına müracaat edip bu senetlerdeki ravileri araştıran herkes onların çoğunun şaibeli ve türlü türlü ithamlara maruz kalan kimseler olduklarını açıkça görür. Kaldı ki ravilerden bazısı hicretten yıllar sonra Medine’ye gelmiştir. Ebu Musa Eş’ari gibi, bazısı hicret zamanında daha küçücük bir tıfıldı, İbn-i Zübeyr gibi; bazısı da hicretten yıllar sonra Müslüman olmuştur, Muaviye gibi. Böyle ki bir durumda bu ravilerin Resulullah’la ilgili hicret öncesi, hatta İslam öncesi olayları bizzat görüp nakletmeleri nasıl düşünülebilir?!
    2- Bu rivayetler arasında bir sürü çelişki söz konusudur. Örneğin birisinde Allah Resulü’nün Medine’de Yahudilere uyarak Aşura gününü oruç tutmaya başladığı söyleniyor; bir diğerinde, Resulullah’ın da müşrikler gibi ta cahiliyet zamanından beri Aşura gününü oruç tuttuğunu iddia ediyor. Yine birisinde Aşura orucunu Ramazan orucu farz kılındıktan sonra terk ettiğini söylüyor; diğer birisinde ise şöyle deniyor:
    “Resulullah (s.a.a) Aşura gününü oruç tuttuğunda, O’na dendi ki “Bu Yahudilerin değer verdiği bir gündür.” Bunu duyan Allah Resulü de artık gelecek yıldan itibaren (Muharrem’in) dokuzuncu gününü oruç tutma sözü verdi; ama gelecek yıl gelip çatmadan Resulullah vefat etti.”(6) Görüldüğü gibi bir rivayete göre Yahudilere uyarak oruç tutmaya başlıyor; diğerine göre ise tam tersine onlara muhalefet olsun diye, artık onuncu günü değil dokuzuncu günü oruç tutmaya karar veriyor, ama ecel mühlet vermiyor!
    Bu rivayetleri araştırıp karşılaştıran her kes, bunlar gibi daha nice tenakuz ve çelişkileri tespit edebilir ki biz bu kadarıyla yetiniyoruz.
    3- Yukarıda naklettiğimiz birinci rivayete bakarsak, bu rivayete göre Resulullah kardeşi Hz. Musa’nın sünnetini bilmiyordu ve bunu Yahudilerden öğrenmiş ve onlara taklit etmişti!! Oysa Allah Resulü Geçmiş peygamberlerin öğreti ve Sünnetlerini herkesten daha iyi biliyordu. Öyle olmasaydı son Peygamber olmasının, en üstün peygamber olmasının ne anlamı olurdu?! Bunu maalesef sadece burada söylemiyor ve “Resulullah kendisine emredilmeyen konularda Kitap Ehli’ne uymayı seviyordu.” diyerek işi daha ileri boyutlara taşıyorlar. Halbuki aynı kaynaklar, Allah Resulü’nün özellikle Yahudiler ve onlara taklit etme hususunda son derece hassas olduğunu da nakletmektedirler. Örneğin ezandan önce (güya) Yahudilerin borusu gibi boru çalınmasını veya Hıristiyanların çanından çalınmasını önerenlere muhalefet ederek kabul etmediğini, Yahudi ve Hıristiyanlara muhalefet etmek için Müslümanlara saç sakallarını boyamalarını emrettiğini, haiz kadınla muamele konusunda Yahudilerin tam tersini uyguladığını ve Kısacası İslam’da onlara taklit etmekten Müslümanları sakındırdığını nakleden yine onlardır(7)
    Doğru olan da zaten budur. Zira kaynakların nakline göre Allah Resulü Yahudilere karşı bu sert tavrını öyle bir boyuta vardırmıştı ki Onlar “Bu adam bize ait muhalefet etmediği hiçbir şey bırakmadı kalsın!”(8)
    İbn-ül Hac da kitabında şöyle yazıyor: “Allah Resulü (s.a.a) hiçbir konuda Kitap Ehli’yle mutabık kalmayı sevmezdi; öyle ki Yahudiler dediler ki “Muhammed bizim muhalefet etmediği hiçbir şeyimizi bırakmadı.”(9)
    Ehl sünnet kaynaklarında şu hadis de nakledilmiştir: “Kim bir kavime kendini benzetirse, onlardan sayılır.”(10)
    4- Aşura kelimesinin Muharrem’in onuncu gününe denilmesi, Hz. Hüseyin, Ehlibeyt’i ve ashabı Kerbela’da şehit düşüp, Ehlibeyt İmamları ve taraftarları tarafından yas ve anma merasimleri düzenlenmeğe başlandıktan sonra meşhur olmuş ve ondan önce tanınan ve yaygın olan bir isim değildi. Lügat alimleri de bunu açıkça zikretmişlerdir. Örneğin meşhur lügatçi İbn-i Esir şöyle yazıyor: “Aşura İslami bir isimdir.”(Yani İslam’dan sonra kullanılmıştır.)(11)
    Bir başka lügatçi olan İbn-i Düreyd ise şöyle kaydetmektedir: “Aşura İslami bir isimdir ve cahiliyet zamanında tanınmıyordu.”(12)
    5- Aslında Yahudi kaynaklardan haberdar olan her münsif insan Yahudi şeraitinde Aşura orucu diye bir şeyin esastan olmadığını ve Yahudilerin ne eskiden ve ne de şimdi bu günü oruç tutmadığını görür. Yani bu konuda hiçbir belge elde bulunmamaktadır.
    Bu konuda üzerinde durulması gereken bir diğer husus, Aşura gününde vuku bulduğu söylenen önemli tarihi olaylardır. Bazı Sünni kaynaklar bu konuda o kadar ileri gitmişlerdir ki tarihte vuku bulan en önemli ve meşhur olayların hemen hepsinin Aşura gününde vuku bulduğunu söylemektedirler. Hatta Resulullah’ın hicret ve doğum günlerinin dahi bu günde vuku bulduğunu kaydeden kaynaklar var!!(13) Oysa bunların Rebiülevvel ayında vuku bulduğunu, tarihten az buçuk haberi olan her münsif insan teslim etmektedir.
    Halbu ki bu olayda da yine Aşura cinayetini ört bas etmek isteyen Emevilerin parmağı vardır. Bunu, yukarıda Meysem-i Tammar’dan naklettiğimiz hadis açıkça teyid etmektedir. Yine Aşura kavramının İslami bir terim olduğunu ve İslam öncesi bu kelimenin tanınmadığını meşhur lügat alimlerinden size nakletmiştik. Ayrıca bu rivayetlerin çoğunun uydurma olduğunu bizzat Ehl-i Sünnet’in bir kısım rical alimleri de kabul etmektedir. Bu konuda örneğin şu kaynaklara müracaat edebilirsiniz: El-Lial-il Masnua Fil-Ehadis-il Mevdua, C.1, S.108 ila 116, Tezkiret-ül Mevduat, S.118, Es-Siret-ül Halebiyye, C.2, S.134.
    Son olarak Ümeyyeoğulları’nın Aşura günüyle ilgili tutumları ve uygulamalarıyla ilgili iki tarihi belgeyi de aktararak noktalamak istiyoruz.
    Meşhur filozof ve tarihçi Ebu Reyhan Beyruni “El-Asar-ül Bakiye” isimli kitabında şöyle yazıyor: “Ümeyyeoğulları (Hz. Hüseyn’i öldürdükten sonra) Aşura günlerinde yeni elbiseler giyiyor, süsleniyor, sürmeleniyor ve bayram yapıyorlardı. Bu günde ziyafetler verip güzel yemekler ve tatlılar yapıp dağıtıyorlardı. Bu onların saltanatları boyunca devam edip bir gelenek haline dönüştü ve böylece onlardan sonra da Ehl-i Sünnet içerisinde devam etti… Ama Şiiler bu günde Hz. Hüseyn’in şehadeti münasebetiyle ağıtlar yakıp ağlıyorlar…”(14)
    Meşhur Sünni tarihçi Makrizi “El-Hutat” isimli eserinde şöyle yazıyor: “Mısırdaki Ali taraftarları (Fatımiler), Aşura günlerini yas ve hüzün günü olarak bilip o günde pazarları tatil ediyorlardı. Onların devleti yıkılıp yerine Eyyübi sultanları iş başına geldiklerinde, onların tam aksine Aşura günlerini sevinç ve neşe gününe dönüştürerek, bu günde aile ve dostlarına ziyafetler vermeğe, hamama gitmeğe ve süslenmeğe başladılar. Bu vesileyle esasında Şamlıların Haccac-ı Zalim zamanından itibaren başlayan adetlerini, Şia’ya inat devam ettirmeği amaçladılar…
    Sonra şöyle devam ediyor Makrizi: “Biz kendimiz bizzat Eyyubilerin, Aşura günlerinde yaptıkları sevinç gösterilerinin kalıntılarını gözlerimizle gördük.”(15)
    Yani hem akıl ve hem de tarihi rivayetler şunu kanıtlıyor ki:Aşure çorbası yada tatlısı denilen olay cinayetlerini örtbas etmek isteyen ve de o günü kurtuluş günü ! ilan etmek isteyen ümeyye oğullarının uydurmasıdır.
    Şimdi biz Alevilere ve özelliklede Alevi aydınlarına düşen görevde halkımıza hatta sadece Alevilere değil tüm müslümanlara bu gerçeği aktarmak ve hakkın açıkça ortaya çıkmasını sağlamak olmalıdır.
    Unutmayalım ki hakkın açığa çıkması konusunda sessiz kalırsak bu masallar kuşaktan kuşağa geçecek ve Allah korusun mahşerde bizde bu yalanın sorumlularından birisi olarak hesap vereceğiz.
    Bundan sonraki ilk muharrem ayında ve özelliklede 10.günde yani Aşura gününde halkımızı her türlü yolla bu konuda uyarmak ve Aşura gününde o musibet gününü matem yapılan yerlerde anmak bizim öncelikli görevimiz olmalıdır.
    ———————–
    [1]-Vesail-üş Şia c.10, s. 394.
    [2]-İlelu’ş-Şerayi, S.227.
    [3]- Sahih-i Buhari, C.1, S.244, Sahih-i Müslim, C.3, S.150, Es-Siret-ül Halebiyye, C2, S.132-133, Tarih-ül Hamis, C.1, S.360…
    [4]- Aynı kaynaklar…
    [5]- Sahih-i Müslim, C.3, S.151
    [6]- Sahih-i Müslim, C.3, S.151
    [7]- Buhari, 60. kitap, 50.bab, 77. kitap, 67. bab, Sahih-i Müslim, 3. kitap, 16. hadis, Tirmizi, 44. kitap, 24. hadis, Nesai, 3. kitap, 48.bab, 83. hadis.
    [8]- Es-Siret-ül Halebiyye, C.2, S.115.
    [9]- El-Medhal (İbn-ül Hac), C.2, S.48.
    [10]- Nihayet-u İbn-il Esir, C.3, S.240.
    [11]- Nihayet-u İbn-il Esir, C.3, S.240.
    [12]- El-Cemheret-u Fi Lugat-il Arap, C.4, S.212.
    [13]- Tarih-ül Hamis, C.1, S.360-361, Es-Siret-ül Halebiyye, C.2, S.133-134
    [14] El-Kuna Vel-Elkab, C.1, S.431 (Asar-ül Bakiye’den naklen).
    [15]- El-Hutat (Makrizi), C.1, S.490

    • MERAL dedi ki:

      Ali Ekber Bey, öncelikle kaleminize sağlık dilerim. bu konuda ki düşünceleri iki tarafın duruşunu göstererek sonuca bağlamanız yerinde olmuş. Alışkanlıklarına bağlı yetişen bir nesil olarak, sorgulama ve düşünme yetimizi kaybetmişiz. Herbir konuyu tahlil eden biri olarak Ehlibeyte yapılan zulüm apaçık ortadadır. Bunu inkar eden dilin lal gözün kör, kulağın sağır olması gerekir. Selam olsun Ehlibeyt’i sevenlere.

  7. ALİ EKBER dedi ki:

    Admin Notu: Sayın ziyaretçimiz lütfen yorumlarınızın tamamını büyük harfle yazmayın.

  8. Mehmed Ali oktay dedi ki:

    Site notu: Lürfen yorumlarımızda hakaret ve küfürden kaçınalım.