Muhtar-i Sakafi’nin Kıyamı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 9 Mayıs 2010 6.399 kez okundu İslam Tarihi 4 Yorum

Bismillahirrahmanirrahim

Muhtar  Süleyman’ın Tevvabin hareketine  katılmamıştı. Abdullah b. Zubeyr’in Medine’deki temsilcisi de Muhtar ile karşılaşınca onunla savaşmamış, aksine onu Kerbela katillerini cezalandırmak hususunda teşvik etmiştir.Ama Muhtar İmam Hüseyin (as)’ın özel temsilcisi olan Müslim b. Akil’e gösterdiği vefasızlık sebebiyle Ehl-i Beyt dostları arasında fazla sevilmeyen biriydi. Bu yüzden Muhtar; Abdullah b. Zubeyr, Muhammed b. Hanefîye ve İmam Seccad gibi nüfuz sahibi şahsi­yetlerle de görüşerek onların desteğini aradı. Muhtar bununla da yetinmedi Abdullah b. Zübeyr’e biat ederek onun kudretinden is­tifade etmeyi düşündü. Bütün bunlardan da anlaşıldığı gibi Muh­tar oldukça siyasi manevraları ve taktikleri becerebilen bir insan­dı. Muhtar, Abdullah b. Zubeyr’in gözlerini boyayarak ondan Kufe’deki taraftarlarının komutanlığını aldı: Muhtar bir hareketin en önemli unsurlarının savaşçı güçler olduğunu bildiğinden özel bir güç toplamaya çalışıyordu. Muhtar bu yüzden Muhammed b. Hanefîye’nin desteğini almaya çalıştı ve bu konuda da başarılı ol­du. Aslında Muhtar, Muhammed b: Hanefiye’nin desteğini al­makla İmam Seccad (as)in desteğini de alabileceğini düşünüyor­du. Muhtar gerçekten de doğru düşünüyordu. Zira Muhammed b. Hanefîye tarihçilerin de naklettiği üzere Muhtar’ı açıkça destek­leyeceğini ilan etmeden önce İmam Seccad ile meşveret etmişti. İmam Seccad (as) ise kendisine şöyle buyurdu: “Ey amca eğer zen­ci bir köle dahi biz Ehl-i Beyt’in hakkını almak için kıyam ederse, ona yardım etmek herkese farzdır. Ben bu işi senin ihtiyarına bı­rakıyorum. Sen nasıl istersen öyle yap.” Muhtar-i Sakafî s. 64

Bunun üzerine Muhammed b. Hanefîye Küfe halkına mektub yazarak zamanın hakimi Abdulmelik b. Mervan karşısında Muhtar’ı desteklemelerini istedi. Böylece Muhtar, Muhammed b. Ha­nefiye’nin özel temsilcisi olarak kıyamını başlattı.

Muhtar kendi askeri ve siyasi hedefine ulaştı. Kerbela katille­rinden intikamını alarak Ehl-i Beyt’i (as) sevindirdi. Böylece Muhtar’ın inkılabı gerçekleşti ve Muhtar Ermenistan sınırlarına ka­dar dayandı. Ama tüm devletleri yıkıp yok eden ihtilaf ateşi çok geçmeden Muhtar’ı da sardı. Muhtar ordusunda yer alan herkes İmam Hüseyin (as)’ın intikamını almak hususunda ittifak oluş­turmuş ve seferber olmuşlardı.

Bu hedefleri artık gerçekleşmiş ve Kerbela canileri cezalandı­rılmıştı. Şimdi başka sorunlar ortaya çıkmıştı. Yeni kurulacak olan devlet nasıl olmalı ve bu devletin rehberi kim olmalıydı. Muhtar’ın ordusunda yer alanlar İmam Hüseyin’in şahsiyeti hu­susunda bile ihtilaf içindeydiler. İmam Hüseyin kimdi sadece Resulullah’ın torunu mu, yoksa Hakk yolunun şehidi mi? Yoksa ita­ati farz olan bir İmam mı? İslam hükümetinin idare şekli nasıl olacaktı? Bu hususta müslümanlar arasında ortak bir görüş yok­tu. Abdullah b. Zubeyr Mus’ab b. Zubeyr, İmam Hüseyin (as)’ın intikamım almak için kıyam etmişlerdi. Ama zafere ulaştıktan sonra İmam Hüseyin’in yolundan ve ilkelerinden ayrılarak Muhtar’ın inkılabını yenilgiye uğrattılar.Conbeşha-i Mektebi s. 68-72

Kufe münafıklarının başı olan Mus’ab b. Eş’as, Mus’ab b. Zubeyr’i Muhtar’ın aleyhine kıyam etmeye teşvik etti. Musab b. Esas Basra’daki tüm inkılab karşıtı kimseleri ve Muhtar’ın elin­den kaçıp Basra’ya sığınan Kerbela katillerini bir araya toplaya­rak Kufe’deki yeni kurulan İslam İnkılabını ve Ehl-i Beyt dostla­rını ortadan kaldırmak için savaş ilan etti. Küfe halkı da her za­manki vefasızlığını bir daha göstererek Muhtarı yalnız bırakıp evlerine kapandılar. Musab b. Zubeyr’in ordusu büyük bir katılık ve acımasızlıkla Muhtar’ın İbn-i Şemt komutasındaki ordusunu yenerek Kufe’yi kuşatma altına aldı. Ama Muhtar teslim olma­makta direniyordu. Sonunda da bir avuç fedakar dostlarıyla inkı­lab düşmanlarıyla bizzat kanlı bir savaşa girişti. Sonunda Muhtar’ı öldürerek başını bedeninden ayırdılar. Musab b. Zubeyr Muhtar’ın kesik başını kardeşi Abdullah b. Zubeyr’e gönderdi. Böylece Taberi’nin naklettiği üzere H. 67 yılının Ramazan ayının 14’ncü günü 63 yılında şehid oldu. Muhtar oldukça zeki, fedakar akıllı ve Ehl-i Beyt’i seven biriydi. Ama Kerbela’da adalet ve dü­rüstlük zulüm ve hileciliğe yenik düştüğü gibi bu yaşlı Ehl-i Beyt aşığı da makamperest ve nefsinin esiri inkılab düşmanı kimselere yenik düştü. İmam Hüseyin’in Kerbela’da Muhtar’ın da Kufe’de acımasızca başı kesildi ve sokak sokak gezdirildi. Böylece bu İs­lam inkılabı da bir kaç ay ayakta durabildi. Aslında Muhtar’ın bu inkılabı herşeyin düzelmesi ve müslümanların asr-ı saadete dö­nüşü-için “bir ümit ışığıydı. Ama münafıkların tahriki ve bazıları­nın makam düşkünlüğü buna izin vermedi. Daha yeni doğmuş olan İslam inkılabını tüm güçleriyle savaşarak ortadan kaldırdı­lar. Böylece tüm Müslüman ve mustaz’afların ümidi yeniden suya düştü. Yüz binlerce insan haksız yere öldürüldü ve günlerce kan akıp durdu. Her yeri korku ve dehşet kaplamıştı. Hiç kimse yarı­nın ne olacağını bilemiyordu. İslam’ın olmadığı yerde zaten emni­yet ve güvenin olacağını beklemek bile boş bir hayaldir.

Tüm İslam beldesi, maymunla oynayan, şarapçı ve ayyaş in­sanların’ bahtına kalmıştı. Bu arada İmâm Seccad (as) vefat etti.

İmam Bakır (as) ümmetin imamlığını üstlendi. Bu dönemde İmam Bakır (as)’ın küçük kardeşi olan Zeyd b. Ali Kufe’de, Emevi sulta­sının aleyhine kıyam etti. Ama ne yazık ki bu kıyam da şiddetle bastırıldı ve Zeyd ile dostları hunharca katledildiler.

Yorum Bırak

  1. faıma muhammed diyor ki:

    İlahi Hak yolunda ölenlere Rahmet eyle ki bunlar senin pak kıldığın kimselerin yardımcısıdır. İlahi İmam Zaman Ağamızın zuhurunu acil eyle, intikamın acısını zalimlere tattır Ya Mevlam :(((((
    Allahumme Salli Ala Muhammed ve Ali Muhammed ve Accil Ferecehum

  2. Uğur diyor ki:

    “Ya Ali sen müminin dilediği ve yolundan gittiğisin; mal ise münafıkların dileğidir.” Bu hadis ışığında Muhtar’a hem Ehl-i Beyt aşığı diyorsunuz hem de makam sevdalısı. Bu yazıyı buradan kaldırın Allah Kerbela’nın öcünü alan birini cehennemliklerden seçecek kadar hikmetsiz mi? Yuh olsun size. Lanet boynunuza. Asıl Ehl-i Beyt aşığı olduğunu iddia eden yalancılar bu yazıları buraya koyandır.

  3. beytül ahzan diyor ki:

    MUHTAR SAKAFÎ

    Ebu Ubeyd b. Mesud b. Umeyr’in oğlu olan Muhtar, hicretin birinci yılında Taif’de dünyaya geldi. Babası Ebu Ubeyd Sakafî, İslam ordusuna komutanlık da etmiş tanınmış şahsiyetlerdendi. Ömer’in hilafeti döneminde Kadisiye Savaşı’nda öldürülmüştü. Muhtar bu savaşta henüz 13 yaşında bir çocuk olmasına rağmen babasının yanında yer almıştı. Ancak yaşının küçük olması dolayısıyla babası onu tehlikeden uzak tutmuş ve savaşa katılmasına mani olmuştu.

    Muhtar; mertliği yanı sıra üstün zekâsı, cesareti, cömertliği, hazır cevapçılığı ve mücadeleciliğiyle tanınırdı. Yaşıtlarına nazaran oldukça atak ve kurnazdı. İmam Ali’yi görme şerefine erişenlerden Asbag b. Nubate, onun hakkında şöyle der:

    “Muhtar’ı çocukluk yıllarında bir gün İmam Ali’nin dizleri üzerine oturmuşken gördüm. İmam, eliyle Muhtar’ın başını sıvazlıyor, ‘Seni gidi kurnaz, seni gidi kurnaz'[1] deyip gülüyordu.” Bu nedenle ona “Keysan” (kurnaz), taraftarlarına da “Key-saniye” (kurnaz yanlısı) denmiştir.

    Muhtar hakkında methedici rivayetlerin yanı sıra aşağılayıcı rivayetlerin de oluşu tarih boyunca Şiîleri şüpheye düşürmüştür. Ancak, çoğu tarihçiler methedici rivayeti esas alarak Muhtar’ın övgüye layık biri olduğuna inanmışlardır. İmam Bâkır (a.s) bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

    “Muhtar’a sövmeyin; çünkü o katillerimizi öldürmüş, intikamımızı almıştır…”[2]

    Muhtar, Irak’ta Ehl-i Beyt’in fazilet ve kerametini halka duyurmakla meşguldü. Bu nedenle bulunduğu bölgede Ehl-i Beyt dostlarının tek mercii olmuştu. İmam Ali, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in velayetlerine canı gönülden inanıyor, onları diğerlerinden üstün tutuyordu.[3]

    Kûfe’de sükunet eden Muhtar, İmam’ın Kûfe’ye elçi olarak gönderdiği Müslim b. Akil’in şehre ayak basmasıyla onu himayesi altına alıp evinde ağırladı. Halktan biat toplaması konusunda ona yardımcı oldu.

    Müslim’in şehadeti sırasında Kûfe’de değildi. Ubeydullah, Müslim’in şehadetinin ardından Muhtar’ın da tutuklanma emrini verdi. Askerleri tarafından elleri-kolları bağlı bir şekilde yanına getirildiğinde öfkeyle karşısına geçip “Bizim düşmanlarımıza biat toplamaya çalışan sen miydin?” diye sordu. Muhtar henüz cevap vermeden Ubeydullah’ın sadık dostlarından Amr b. Hureys öne atılarak “Hayır, o böyle bir şey yapmaz!” deyip Muhtar’ı korumaya çalıştı. Bunun üzerine Ubeydullah, Muhtar’a dönerek “Eğer Amr’ın tanıklığı olmasaydı kesinlikle seni öldürürdüm” deyip çirkin laflar etmeye başladı. Elindeki bir çubukla Muhtar’ı öldüresiye dövdü. Öyle ki, bu darbeler sonucu Muhtar kan revan içinde kalmış, göz kapaklarında çizikler oluşmuştu. Ubeydullah dövmekten yorulunca askerlerine onu zindana atmalarını emretti.

    O aralar Meysem b. Temmar[4] da zindana atılanlar arasındaydı. Bir gün fırsatını bulup Muhtar’a şöyle dedi: “Sen bir gün kıyam edecek, İmam Hüseyin’in intikamını alacak ve bizi öldürmeyi hedefleyen şu adamı (Ubeydullah b. Ziyad’ı) öldüreceksin. Bunu yaptığın zaman onun kesik başı ayaklarının altına serilmiş olacak!”[5]

    Dolayısıyla Muhtar, İmam’ın şehadeti sırasında zindandaydı ve bu sebeple de Hüseynîlere katılamamıştı. Ancak, İmam’ın şehadet haberini aldıktan sonra zindanda kalmaya dayanamaz olmuştu. Bu durumu çok iyi bilen Ubeydullah, İmam’ın kesik başı huzuruna getirilir getirilmez askerlerini çağırarak Muhtar’ı zindandan çıkarıp yanına getirmelerini emretti. Muhtar saraya getirildiğinde İmam’ın kesik başını görüp ağlamaya başladı. Hüznünün şiddetiyle dayanamayıp bayıldı. Bir müddet sonra ayıldığında kendisini toparlayıp öfkeyle karışık Ubeydullah’a “Gününüzü karartacağım günü iple çekiyorum!” diye bağırdı. Ubeydullah sinirlenerek Muhtar’ın ölüm fermanını verdiyse de yanındakiler çabucak onu bu fikrinden caydırdılar. Sonuçta onun tekrar zindana atılmasına karar verdiler.[6]

    Muhtar bu olaydan sonra zindandan çıkmanın yollarını aramaya başladı. Bu amaçla kız kardeşi ve aynı zamanda Abdullah b. Ömer’in eşi olan Safiye’ye bir mektup yazarak serbest bırakılması için kendi adına kocasından Yezid’e mektup yazmasını rica etmesini istedi. Muhtar’ın bu mektubu, Zaide b. Kuddame Sakafî vasıtasıyla Medine’de bulunan Safiye’ye ulaştı. Safiye kocası Abdullah’ı bir an önce Yezid’e mektup yazıp durumu izah etmesi için ikna etti. Kısa sürede mektup Şam’a gönderildi. Yezid, Abdullah’ın mektubunu hükümetine karşı bir hoşgörü olarak telakki edip onun bu isteğini kabul etti. Bu amaçla Ubeydullah b. Ziyad’a bir mektup göndererek Muhtar’ın serbest bırakılmasını istedi.

    Ubeydullah, üç gün içinde Kûfe’yi terk etmesi şartıyla Muhtar’ı serbest bıraktı. Muhtar yeniden özgürlüğüne kavuşunca Kûfe’den ayrılarak Hicaz’a[7] doğru yola koyuldu. Vakısa’da Sâkab b. Züheyr[8] ile karşılaştı. Birbirleriyle selamlaştıktan sonra Sâkab ona gözündeki yaraların sebebini sordu. Bunun üzerine Muhtar şöyle cevap verdi: “Ubeydullah b. Ziyad sopayla vurduğunda böyle olmuştu. Eğer onu öldürmesem, bedenini paramparça etmesem ve İmam Hüseyin’in intikamını almasam Allah da benim canımı alsın! Yahya b. Zekeriyya’yı öldürenlerin sayısı kadar, yetmiş bin kişiyi öldüreceğim!..”[9]

    Muhtar, Hüseynî kanın intikamını alma hazırlıklarına başladığı sıralarda nihayet 64 (hicri kameri) tarihinde (hicretin 64. senesinde) Yezid öldü. Onun bu ani ölümüyle Hicaz halkı Ubeydullah b. Zübeyr’e, Şam halkı Mervan b. Hakem’e, Basra halkı da Ubeydullah b. Ziyad’a biat etti.

    Bu arada Irak halkı da kararsız kalmıştı. Öte yandan Kûfeliler İmam Hüseyin’e yardım etmedikleri için pişmanlık duymaya başlamışlardı. İmam Hüseyin’in şehadetinin ardından her sene dökülen gözyaşları Kûfelileri inanılmaz derecede değiştirmiş, onlarda diriliş duygusunu yeniden canlandırmıştı. Ortam Yezîdilere karşı ayaklanmak için bulunmaz bir fırsat haline gelmişti. Süleyman b. Surad bu fırsattan yararlanarak İmam Hüseyin’in intikamını almak üzere kıyama kalkıştı. Yaptığı savaşlar sonucu binlerce Yezîdiyi cehenneme gönderdi. Emevî hükümeti onun bu kıyamıyla kan kaybetmeye başladı.

    Ubeydullah b. Zübeyr de Hicaz’ı tamamen sultası altına almış, Abdullah b. Mutî’i Kûfe ve Irak’a vali olarak atamıştı. Onun da saltanatı gün geçtikçe ilerliyordu.

    Bu olayların gelişmesi üzerine Muhtar, Hicaz’da Abdullah b. Zübeyr’le bir görüşme yaptı. Onun Ehl-i Beyt’in çizgisinden saptığını fark edince hayal kırıklığına uğradı. Bunu kimselere belli ettirmeden gizlice Kûfe’ye gitti. Hâni b. Ebu Hayya ile görüşerek Kûfe ortamı hakkında ondan bilgi aldı. Hâni; “Eğer iktidar sahibi biri çıkar da bayrağı eline alır, Kûfe halkını etrafında toplayabilirse işte o zaman zaferi ümit etmek yerinde olur” diyerek Muhtar’ı bu işe teşvik etti. Muhtar da cevap olarak şöyle dedi: “Allah’a ant olsun ki ben onları hakkı esas alarak etrafımda toplayacak, onlarla birlikte zalimlerin üzerine yürüyeceğim!..”

    Muhtar daha sonra büyük bir azimle evine giderek önde gelen Ehl-i Beyt dostlarını evine davet etti. Onlara İmam Ali’nin (a.s) oğlu Muhammed b. Hanefiye tarafından Ehl-i Beyt’in kanını yerde bırakmamak ve intikamlarını almakla görevlendirildiğini açıkladı. Ehl-i Beyt dostları, bunun üzerine Muhtar’a cevap olarak kendisinin bu iş için uygun bir kimse olduğunu, ancak Süleyman b. Surad’ın kıyamını beklemesi gerektiğini söylediler. Fakat Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Zeyd ve İbrahim b. Muhammed b. Talha vasıtasıyla onun gizli işlerinden haberdar olunca yakalatarak zindana attırdı. Süleyman b. Surad’ın savaşları ve şehadeti dönemini zindanda geçirdi.

    Ancak Muhtar zindanda da çalışmalarına devam etti. Gizlice mektup yazarak halkla temasa geçti. Zindanda olmasına rağmen kısa sürede çok sayıda taraftar topladı.

    Öte yandan eniştesi Abdullah b. Ömer de Abdullah b. Zeyd ve İbrahim b. Muhammed b. Talha’ya bir mektup yazarak Muhtar’ı serbest bırakmalarını istedi. Sonuç olarak Muhtar kefaletle serbest bırakıldı.

    Abdullah b. Zübeyr valilerinin Muhtar’ı serbest bıraktıklarını öğrenince ikisini de azlederek yerlerine Abdullah b. Mutî’i atadı. Abdullah b. Mutî, böylece hem Basra’nın, hem de Kûfe’nin tek valisi oldu.

    Muhtar’ın serbest bırakıldığını işiten halk, bir an evvel biat etmek için gruplar halinde evine hücum ettiler. Çok geçmeden Muhtar’a biat edenlerin sayısı bini aştı. Bu sayı, her geçen gün biraz daha artıyordu. İmam Ali’nin (a.s) meşhur ashabından Malik-i Eşter’in oğlu İbrahim’in de Muhtar’a katılmasıyla güçleri daha da arttı.

    Abdullah b. Zübeyr tarafından Kûfe ve Basra’ya vali olarak atanan Abdullah b. Mutî, çok sayıda taraftarı olmasına rağmen Muhtar’ın karşısında duramayacağını anlayınca kadın kılığına girerek saraydan kaçtı. Sarayı ele geçiren Muhtar, kısa sürede tüm Kûfe’yi kontrolü altına almayı başardı. Bu olay, Süleyman b. Surad’ın şehadetinin ardından bir yıl sonra gerçekleşti.

    Muhtar saraya yerleştikten sonra askerlerine emrederek Ömer b. Sâd’ın ve ordusunda görev alan herkesin yakalanmasını emretti. Zindanlar kısa sürede Ömer’in askerleriyle dolup taşmıştı. Muhtar feci şekilde onları öldürtüyor, başlarını bedenlerinden ayırıyordu.

    Kesik başlar gün geçtikçe artıyordu. Öyle ki kısa sürede bu başların sayısı on sekiz bine ulaşmıştı.

    Uzun süren savaşlar ve koşuşturmalar sonucu kesik başlar bir bir artmaya devam ediyordu. Sonunda ele başlarının da kesik başları gelmiş, İmam Hüseyin’in intikamı alınmıştı. Vaktiyle Meysem b. Temmar’ın bildirdiği haber gerçekleşmişti nihayet: Ömer b. Sâd, Şimr, Harmele, Sinan, Şebs, Ubeydullah b. Ziyad ve daha birçoklarının kesik başları, artık ayaklarının altındaydı…

    Muhtar Sakafî, “Yâ Lesaret’il-Huseyn!” şiarıyla başlattığı kıyama, arzu ettiği hedefleri gerçekleştirerek son vermişti. Ancak Muhtar, bu olaylardan sonra çok yaşayamadı. On yedi aylık hükümetinin ardından (14 Rebiyülevvel 66 ila 14 Ramazan 67 yılları arası) 67-68 yaşlarındayken Mekke’de, Musab b. Zübeyr’in komutası altındaki Abdullah b. Zübeyr’in ordusuyla yaptığı savaşta şehit edildi. Türbesi, Kûfe’de Müslim b. Akil’in türbesine varan yol üzerine kuruludur.

    [1]- Arapça tabiriyle; “Ya keyyis, ya keyyis!”

    [2]- Biharu’l-Envar, c.45, s.343.

    [3]- Bihar’ul Envar, c.45, s.350-353.

    [4]- İmam Ali’nin (a.s) has dostlarındandı. İmam’ın yanında Kuran ilimleri alanında kendini yetiştirdi. O yüce şahsiyetin dizleri dibinde bir takım sırlar öğrendi. İmam ona bir gün şöyle buyurmuştu: “Ey Meysem! Ben öldükten sonra seni yakalayıp darağacına asacaklar. Yakalanışının ikinci günü burnundan ve ağzından kan açılacak, sakalını kana boyayacak. Üçüncü gün karnına mızrak saplayıp hayatına son verecekler. O halde Amr b. Hureys’in evindeki darağacına gideceğin günü bekle. Sen darağacına giden onuncu kişi olacaksın. Senin payına düşen darağacı diğerlerininkinden daha kısa ve yere daha yakın olanıdır. Senin için darağacı yapılacak olan ağacı sana göstereceğim.”

    İmam iki gün sonra o ağacı Meysem’e gösterdi. Meysem sürekli bu ağacı ziyaret eder, altında namaz kılar, “Sen mübarek bir ağaçsın, benim için yaratıldın!” derdi. Ağaç kesilene kadar da gözetlemeye devam ederdi. Nihayet bir gün ağaç kesildi, direk haline getirildi. Meysem, yine onu gözetlemeye devam etti. Kesilen parçaların Amr b. Hureys’in evine götürüldüğünü gördü. Amr’ın yanına varıp ona komşu olmak istediğini söyledi. O zamanlar Amr, Meysem’in neyi kastettiğini bilmiyordu.

    Bir gün askerler tarafından yakalanarak Ubeydullah b. Ziyad’ın huzuruna çıkarıldı. Ubeydullah onun kim olduğunu sordu. Askerleri “Ali’nin (a.s) katında herkesten daha saygın makamı olan bir acemdir” dediler. Ubeydullah şaşırarak; “Bu acem mi onun yanında daha saygın?” diye sordu. Evet, denilince bu kez de Meysem’e dönerek “Rabb’in nerededir?” diye sordu. Meysem; “Kâfirler için pusudadır ve sen de onlardan birisin!” diye cevap verdi. Ubeydullah bu cevaba sinirlenerek onu Muhtar’ın da içinde bulunduğu zindana attı. Bir süre sonra ikisinin de ölüm fermanını verdi. Bu arada Yezid’den bir mektup aldı. Mektupta Muhtar’ın serbest bırakılması isteniyordu. Ubeydullah bunun üzerine Muhtar’ı serbest bıraktı, Meysem’i de darağacına gönderdi. Amr b. Hureys’in evindeki darağacında üç gün asılı kaldı. Sonunda karnına saplanan bir mızrakla şehit edildi. (Bkz. Nefesu’l-Mehmum; Şeyh Abbas Kummî, (Farsça tercümesi, Der Kerbela Çigozeşt), s.162-169.

    [5]- Biharu’l-Envar, c.45, s.353.

    [6]- Daha fazla bilgi için bkz: Tenkih’ul-Makal, c.3, s.204; Fersan’ul-Heycâ, s.242-259.

    [7]- Eskiden Medine şehrine de Hicaz denirdi. Dolayısıyla Hicaz’dan kasıt, Medine’dir.

    [8]- Bir başka görüşe göre Muhtar burada İbn-i İrk ile karşılaşmıştır.

    [9]- Biharu’l-Envar, c.45, s.353; Nefesu’l-Mehmum, s.332

  4. serdar diyor ki:

    böyle bir ehli beyt aşığı kahraman insan için biz ne yorum yapabilirizki biz onların ayağının tozu kapısının iti olemmeniy onlar ele bir ehlibeyt aşığıydı