Nebevi Bir Hadisin Şerhi-1

Yazar: beytül ahzan Tarih: 13 Ağustos 2010 2.7K kez okundu Hadis 1 Yorum


Bismillahirrahmanirrahim

Resul-i Ekrem (s.a.a)’den şöyle nakledilmiştir:

“Siz bana altı şeyi yapma sözü verin; ben de sizin cennete girmenize kefil olayım:

1- Konuştuğunuzda yalan söylemeyin.
2- Söz verdiğinizde onu yerine getirin.
3- Size bir şey emanet edildiğinde, emanete hıyanet etmeğin.
4- Gözlerinizi (haramlara) kapayın.
5- Cinsel organlarınızı haramlardan koruyun.
6- Ellerinize ve dillerinize hakim olun (onları harama bulaşmaktan koruyun).”

Hadis kaynaklarında Resulullah’ın (s.a.a) veya Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s) bazı kişilere bazı taahhütlere karşılık  cennet vaat etmeleriyle ilgili bir çok örnek zikredilmiştir ki biz yukarıdaki hadisi şerh etmeğe geçmeden önce bunlardan birkaç örnek vermeği faydalı görüyoruz:

1- İbn-i Şehr Aşub Menakıp kitabında, Ravendi ise El-Haraic isimli eserinde Hişam bin Hakem’den şöyle nakletmektedirler: “Cebel bölgesinin büyüklerinden birisi her yıl hacca gidiyor ve bu arada Medine’de İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın da yanına uğrayıp İmam’ı ziyaret ediyordu; İmam da bu süre zarfında onu Medine’deki bir evine yerleştiriyordu. Bu iş birkaç yıl böyle devam etti. Bilahare bu seferlerin birinde adam, İmam’a on bin dirhem para vererek İmam’ın kendisine Medine’de bir ev almasını istedi ve hacca gitti. Dönüşte İmam (a.s)’ın yanına vararak “Kurban olayım benim için ev aldınız mı?” diye sorunca, İmam “Evet” buyurdu ve hazırladığı bir tapuyu kendisine verdi. Tapuda şöyle yazıyordu: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Cafer İbn-i Muhammed’in Filan İbn-i Filan’a satın aldığıdır. Ona Firdevs (cennetinde) öyle bir ev almıştır ki onun birinci sınırı Resulullah (s.a.a), ikinci sınırı Emir-ül Mu’minin (a.s), üçüncü sınırı (İmam) Hasan İbn-i Ali (a.s), üçüncü sınırı ise (İmam) Hüseyn İbn-i Ali (a.s)’dır.

Adam tapuyu okur okumaz, sevinçle “Kabulümdür kurbanın olayım” dedi.

İmam (a.s) buyurdu ki: “Ben senin o malını alıp İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in (müstahak) evlatlarının arasında paylaştırdım. Allah-u Teala’nın, bunu senden kabul etmesini ve buna karşılık sana cennet nasip etmesini  ümit ediyorum.

Olayı rivayet eden Hişam İbn-i Hakem diyor ki: “Daha sonra o adam kendi memleketine geri döndü ve söz konusu tapuyu da kendisiyle birlikte götürdü. Kısa bir süre sonra hastalanıp yatağa düştü. Ölüm anı gelip çattığında ailesine toplayıp onları yemin ettirerek aldığı tapuyu kendisiyle mezara gömmelerini istedi. Onları da onun bu isteğini yerine getirdiler. Fakat ertesi gün mezarının başına gittiklerinde cenazeyle birlikte gömdükleri tapu senedinin, mezarın üzerinde olduğunu gördüler ve baktılar ki onun üzerine şöyle yazılmıştır: “Allah’a yemin olsun ki Cafer İbn-i Muhammed (İmam Sadık) (a.s) vaat ettiği şeyi yerine getirdi!”

2- İmam Sadık (a.s)’ın değerli ve meşhur sahabesinden Ebu Basir diyor ki: “Benim, Beni Ümeyye hükümetinde çalışan bir komşum vardı. Bu adam bu yolla büyük bir servet toplamış, bir çok cariyeler almıştı. Sürekli içip eğlendikleri meclisler düzenliyor ve beni rahatsız ediyorlardı.  Defalarca ona hatırlatma ve nasihatte bulunmuş ve bu rezil işlerini bırakmasını ve bu eziyete son vermesini istemiştim, ama bir sonuç alamamıştım. Bir gün çok ısrar edince şöyle dedi: “Adam, ben müptela olmuş bir kimseyim, sen ise azad; eğer beni efendin (İmam Cafer-i Sadık’a) tanıtırsan, ümid ediyorum ki Allah senin vesilenle beni bu durumdan kurtarır.” Onun bu sözleri yüreğime oturdu. Medine’de İmam Sadık (a.s)’ın yanına vardığımda, komşumun bu durumunu anlattım. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Sen Kufe’ye vardığında  o senin yanına gelecektir; ona de ki: “Cafer İbn-i Muhammed sana diyor ki, sen içinde bulunduğun bu durumu bırak ben sana cennet garantisi veriyorum.”

Ebu Basir diyor ki ben Kufe’ye döndüğümde, bir çokları gibi o adam da benim ziyaretime geldi. Onu beklettim, ev müsait duruma gelince, İmam Sadık (a.s) ile aramızda geçen konuşmaları ve İmam’ın gönderdiği mesajı kendisine aktardım. Adam ağladı ve “Allah aşkına, bunu gerçekten (İmam) Cafer aleyhisselam mı sana söyledi?” Ben de yemin ederek evet dedim İmam (a.s) söyledi. Adam “Tamam bu bana yeterlidir” dedi ve gitti.

Birkaç gün geçtikten sonra peşime adam göndererek beni istedi. Kapısına gittiğimde, bir de baktım ki kapının arkasında durmuş ve çıplaktır! Dedi: “Ey Eba Basir, artık evimde hiçbir şey kalmamıştır, hepsini verdim gitti. İşte gördüğün gibi durumum bundan ibarettir.” Ebu Basir diyor ki arkadaşlar ve kardeşlerime haber saldım. Birlikte ona giyeceği elbise temin ettik. Birkaç gün geçtikten sonra tekrar adam salarak hasta olduğunu haber verdi ve beni istedi. Ben de yanına giderek ona bakmaya başladım. Bilahare ölüm anı gelip çattığında da ben yanındaydım. Baygındı; bir ara ayıldığında gözünü açıp bana şöyle dedi: “Ey Eba Basir, efendin bana vaat ettiği sözü yerine getirdi!”

Daha sonra ben hac seferine gittiğimde, İmam Caferi Sadık (a.s)’ın evine de uğradım. Daha odaya girmeden, bir ayağım avluda birisi antrede iken İmam (a.s) odanın içerisinden şöyle seslendi: “Ey Eba Basir, arkadaşına verdiğimiz sözü tuttuk!”

3- Bazen İmamlarımızın bazı seçkin dostları dahi böyle vaatlerde bulunabiliyorlardı. Örneğin Yukarıda bahsi geçen Ebu Basir’de şöyle rivayet edilmiştir: “Şam ehlinden bir kişi bizim yanımıza geldi. Ben Ehl-i Beyt mektebini kendisine anlattım ve o kabul etti. Ölüm anında yanına gittim. Bana dedi ki: “Ey Eba Basir, ben senin dediklerini kabul ettim. Şimdi benim cennet işim nasıl olacak?” Ben de “Ben İmam Cafer-i Sadık’tan taraf sana cennet garantisi veriyorum” dedim. O böylece dünyadan göçtü ve ben İmam Sadık (a.s)’ın yanına vardım. Daha ben konuşmadan İmam (a.s) söze başlayıp şöyle buyurdu: “(Ey Eba Basir,) arkadaşına vaat ettiğin cenneti ona verdiler!”

4- Ali b. Ebi Hamza şöyle nakletmektedir: Benim bir arkadaşım vardı; bu Beni Ümeyye’nin yazarlarından sayılırdı. Bir gün dedi: “Bana İmam Sadık’tan görüşme izni alır mısın? Ben de İmam (a.s)’dan izin aldım. Adam İmam’ın huzuruna varınca selam edip şöyle arzetti: “Kurbanın olayım ben şunların sisteminde çalışıyorum ve bu yoldan bir hayli servet elde edinmişim ve (helal haram açısından) dikkatli davranmamışım.” İmam cevabında buyurdu ki: “Eğer Beni Ümeyye onlara hesap kitap tutup, mektup ve evrak yazacak, haraç toplayacak, onlar için savaşıp onları savunacak ve toplantılarını kalabalık gösterecek kimseler bulmasalardı, biz (Ehl-i Beyt’in) hakkını gasbetmezlerdi. Eğer insanlar bunları kendi hallerine bıraksalardı, bu kadar güçlenmezlerdi.

Genç adam “Acaba benim kurtuluşum için bir yol var mı?” diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Eğer söylersem amel edecek misin?” Adam “Evet” dedi. İmam şöyle devam etti: ” Bunların sisteminde kazandığın her şeyi bırakacaksın. Sahiplerini tanıdığın malları sahibine iade et. Sahiplerini tanımadıklarının mallarını onlardan taraf sadaka ver. Ben de bunlara karşılık sana cennet garantisi veriyorum!”

Adam başına aşağıya dikerek uzun bir müddet düşündü.  Sonra başını kaldırarak “Tamam yaptım” dedi.

Ali b. Hamza diyor ki: “Genç adam bizimle Kufe’ye döndü. Sahip olduğu hiçbir şeyi bırakmadı ve İmam (a.s)’ın buyurduğu şekilde dağıttı. Hatta üzerinde bulunan elbisesini dahi verdi. Biz aramızda para toplayarak ona elbise aldık ve bir miktar masrafı için harçlık verdik.

Birkaç ay geçmeden hastalandı ve ben onun ziyaretine gidiyordum. Son gittiğimde o can verme halindeydi. Aniden gözünü açıp bana şöyle dedi: “Ey Ali, Allah’a and olsun ki efendin (İmam Sadık) bana verdiği sözü yerine getirdi.” Sonra can verdi ve biz ona gusül verip kefenleyip defnettik. Daha sonra ki seferimde İmam’ın yanına gittiğimde İmam (a.s) beni görür görmez: “Ey Ali, Allah’a and olsun ki arkadaşına verdiğimiz sözü yerine getirdik.” Ben, “Doğru buyuruyorsunuz kurbanınız olayım, onun kendisi de ölüm anında aynı şeyi söyledi.”

Şimdi ilk başta naklettiğimiz hadisin geniş açıklamasına geçelim.

1- Konuştuğunuz zaman yalan konuşmayın.

En önemli büyük günahlardan birisi, “yalan” söylemektir. Bu günah maalesef çok büyük, tehlikeli ve önemli olmasına rağmen insanlar arasında en yaygın günahlardan birisidir.  Yalancılığın ne kadar kötü ve büyük bir günah olduğunu açıklamadan önce İslam’da dürüstlük ve doğruluğun önemi üzerinde biraz durmak uygun olacaktır.

İslam açısından her şeyde doğru olmanın ve doğru söylemenin ne derece önemli olduğunu Kur’an’ın bir çok ayetinden anlamak mümkündür. Kur’an-ı Kerim nerede bir peygamberi övmek istemişse, onun çeşitli sıfatları içerisinde özellikle doğru olduğu ve doğru söyleyen birisi olduğu üzerinde vurgu yapmıştır. Kur’an-ı Kerim Allah’ın Halil-i (dostu) put kıran İbrahim (a.s)’ı bu sıfatla anmış, pak ve iffetli Hz. Yusuf’u (a.s) bu sıfatla övmüş, Hz. İsmail’i (a.s) doğru söyleyen birisi olarak tanıtmış. Hz. İdris’i (a.s) bu sıfatla methetmiş ve kısacası Peygamberler ve Allah velilerinden söz ederken doğru konuşmayı onların en bariz ve önemli sıfatlarından birisi olarak ön plana çıkarmıştır.

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: “Allah (azze ve celle) bütün Peygamberleri doğru söylemek ve emanete hıyanet etmemek emri ile gönderilmiştir.”

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kişinin namaz kılıp oruç tuttuğuna aldanmayın. Çünkü namaz ve oruç onun için bir alışkanlık haline gelmiş olabilir. İnsanları doğru söylemeleri ve emaneti eda etmeleriyle tanıyın.”

Yine şöyle buyuruyor: “Dili doğru söyleyenin ameli de temiz olur. Resul-i Ekrem (s.a.a) de doğru konuşup emaneti eda eden kimselere şefaat vaad etmiştir. Hz. Ali’ye ettiği vasiyetlerin başında da doğru söylemek gelmektedir.”

Hz. Ali (a.s) da şöyle buyurmaktadır doğruluk hakkında: “Her zaman doğru konuşun; çünkü o kurtarıcıdır.”

Bunlar İslam’ın doğruluğa verdiği önemi açıkça ortaya koymaktadır. Fakat bundan da önemlisi İslam’ın yalan ve yalancılık hakkında yaptığı tehdit ve sınamalardır ki onlara dikkat edildiğinde  bu günahın ne kadar büyük ve önemli  olduğu anlaşılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim yalancıları Allah’ın ayetlerine iman etmeyen ve Allah’ın hidayetinden mahrum kalan kimseler olarak tanıtmaktadır. Onların akıbeti hakkında da şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün.”

Evet yalan söylemek insanın fıtratına ters düşen bir şeydir. Zira çocuklar dahi yalan söyleyenden hoşlanmazlar ve rahatsız olurlar. En ufak bir çocuğa dahi gel sana elma vereyim deyip de geldiğinde vermezsen senden nefret eder. Bütün semavi dinlerde bile yalan en şiddetli şekliyle kötülenerek kınanmıştır.
Bu günah görünüşte basit, hiçbir zorluğu olmayan, her hangi bir masrafı ve harcı olmayan, her mekan ve zamanda kolayca işlenebilen, fakat batında çok büyük ve önemli olan bir günah olduğu için, insanın son derece dikkatli olması gerekir. Evet yalanın ne kadar büyük olduğunu şu hadislerde görebiliriz:

On birinci İmamımız İmam Hasan Askeri (a.s): Eğer bütün kötülük bir evde toplanırsa, o evin anahtarı yalan söylemektir.”

Resul-i Ekrem (s .a .a): “Bir mümin korkak ve cimri olabilir, ama yalancı olamaz.”

Hz. Ali (a .s): “Bir insan, yalanın ciddisini de şakasını da terk etmediği müddetçe, imanın tadını hissetmez.”

İmam Bakır (a.s): “Yalan imanı tahrip edip yıkar.”

Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kurtuluşunuzu yalanda görseniz dahi ondan uzak durun; çünkü onda helak olmaktan başka bir şey yoktur.”

Evet İslam yalancılarla arkadaş olmayı bile yasaklamıştır.

Hz.  Ali (a.s): “Müslümana yalancıyla arkadaş olmak yakışmaz.

İmam Zeynülabidin (a.s) oğlu imam Bakır’a (a.s) şöyle vasiyette bulunmaktadır: “Sakın yalancıyla dost olma; o, serap gibidir; yakını uzak, uzağı yakın gösterir.

YALANIN SONUÇLARI

Evet kötülüklerin kaynağı olan bu büyük günahın eserlerini ve sonuçlarına da dikkat etmeliyiz ve aşağıda bu sonuçlara kısaca değinmek istiyoruz.

1- Nifak (iki yüzlülük): Hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Yalan insanları yavaş yavaş iki yüzlülüğe ve münafıklığa götürür.”

2- Değersizlik: Yalan, toplum arasında insanın değerini düşürür ve kimsenin ona güveni kalmaz. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Yalancıların ilminden fayda gelmez.”

3- Hayasızlık: Yalancı adam rezil olduğu için artık hürmetleri korumaz ve hiçbir şeyde haya etmez. Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Yalancı adamın hayası olmaz.”

4- Başkaları hakkında kötü düşünmek: Yalancı adam kendisi yalan söylediği için başkalarının da kendisine yalan söylediğini zanneder.”

5- Vicdanı önünde mahcup olmak: Yalancı adam, söylediği her yalandan sonra vicdan ateşinde yanıp durur ve huzur görmez.

6- Sürekli korku, kaygı ve ıstırap içinde olmak: Günahkar sürekli yalanının ortaya çıkıp rezil olacağından korktuğu için, hep korku ve ıstırap içinde yaşar. Onun için sevgili Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Doğruluk, rahatlık ve huzur vesilesidir yalan ise şüphe ve ıstırap vesilesidir.”

7- Tahkir olmak ve aşağılanmak: Bazen yalancıyla dalga geçilir; “Hadi bir yalan uydur da bizi biraz eğlendir…”

8- Rezil ve rüsva olmak: Evet toplumun içerisinde rezil olmak yalanın en önemli ve acı sonuçlarından birisidir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
“Allah, bir gün, sakladığınız yalanları ortaya çıkaracaktır.”

YALAN SÖYLEMENİN SEBEPLERİ

Evet yalanın önemini ve sonuçlarını kısaca öğrendik. Şimdi yalan söylemenin sebeplerini de kısaca öğrenelim ki böylece bu hastalığın sebeplerini teşhis edip onu tedavi etmeye çalışalım. Acaba bizi neler yalan söylemeye itebilir?

1- Yersiz utangaçlık ve çekingenlik: Bazı kimseler, bazı şeylerden dolayı yersiz yere utandığı için yalan söylüyor ki bu utangaçlığının önünü alsın. Halbuki hadis-i şerifte de beyan edildiği gibi bu tür utangaçlıklar akılsızlıktan başka bir şey değildir.

2- Hased ve kin: Birine karşı hasedi ve eski bir kini olduğu için onun hakkında yalan söylüyor. Onun iyiliklerini örtmeye veya tersine yorumlamaya kalkışıyor ve ona yersiz kusurlar bulmaya çalışıyor.

3- İmanın zayıflığı: Allah’tan korkmadığı ve onu kendisine hazır ve nazır görmediği için yalan söylüyor. Halbuki bütün söylediklerinin kaydedildiği ve hepsinden hesaba çekileceğini bilir ve inanırsa ister istemez yalandan kaçınır.

4- Kendini temize çıkarmak: Bazen kendi kusurlarını örtmek ve kendini suçsuz göstermek için yalana yelteniyor ve suçu başkalarının boynuna yıkmaya çalışıyor. Şu cümleleri çok duymuyor muyuz?: “Benim dersim iyiydi ama, öğretmen bana gıcık gittiği için zayıf aldım!” “Gücüm az değildi ama, düşman çoktu!” “Ben iyi çalıştım ama, sınav çok zordu!” Ve benzeri bahaneler…

5- Şaka ve eğlenme: Bir çok zaman yalan şakadan başlar ve azar azar artar ve ciddileşir. Bu yüzden İmamlarımız, yalanın şakasından da ciddisinden de sakındırmışlardır
Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurmuştur:
“Halkı güldürmek için yalan konuşan kimseye yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!”

6- Kendinde bir eksiklik hissetmek: Bazıları aşağılık kompleksine kapılarak eksikliklerini tamamlamak için yalan söyler ve kendilerini daha iyi göstermeye çalışırlar.

7- Makam ve mal hırsı: Bir çokları yalan konuşmadan makam veya servete, paraya pula erişemeyeceklerini gördükleri için yalan konuşuyorlar. Tarihte ve günümüzde örnekleri çoktur.

Semure bin Cündep adlı bir güya sahabi, Muaviye zamanında dört yüz bin dirhem alarak Hz. Ali’nin hakkında Resulullah’ın yatağında hicret gecesi yattıktan sonra nazil olan “İnsanlardan bazısı Allah’ın rızasını kazanma karşılığı canını satar.” Ayetinin, Hz. Ali’yi şehit eden İbn-i Mülcem hakkında nazil olduğu hadisini uydurmuştur!

Rabbim, cümlemizi bu Şeytani ve nefsani tehlikelerden korusun. Amin!

2- Söz verdiğinizde onu yerine getirin.

Verilen sözü yerine getirmek ve ahde vefa etmek de İslam açısından bir mu’minde bulunması gereken en önemli sıfatlardan birisidir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayet  ve Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyti’nden (a.s) nakledilen bir çok hadis vardır ki biz bunlardan sadece bir kaçına değinmekle yetineceğiz:

İsra suresinde şöyle buyurmaktadır: ” Ahde (verilen söze) vefa edin; hiç şüphesiz ahitten  (verilen sözlerden dolayı) hesap sorulacaktır.” (İsra, 34)

Mu’minun suresinde ise mu’minlerin özelliklerinden bahsederken şöyle buyurmuştur:
“Onlar ki emanetlerine ve verdikleri sözlere sahip çıkarlar.” (Mu’minun, 8 ]

Saf Suresindeki ayet ise şöyledir:
“Yapmayacağınız sözü söylemeniz, Allah katında büyük bir günahtır.” (Saf, 3)

Şimdi de hadislerden bazı örnekler:
Merhum Şeyh Saduk, Ebu Malik isminde bir raviden şöyle nakletmektedir; dedi ki İmam Zeyn-ül Abidin (a.s)’a dedim ki:
“Dinin bütün kurallarını bana anlat.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “(O kurallar şu üç şeyde özetlenmiştir) Hakkı söylemek, adaletle hükmetmek  ve ahde (verilen söze) vefa etmek, yerine getirmek.”

İmam Sadık (a.s)’dan ise şöyle nakletmektedir: “Üç şey vardır ki onları ihmal etmekte kimsenin bir mazereti olamaz: Emaneti sahibine iade etmek, ister iyi olsun isterse kötü; verilen sözü yerine getirmek, ister (söz verdiğin adam)  iyi olsun, isterse kötü; anne babaya iyilik etmek ister iyi olsunlar, isterse kötü.”

Merhum Tabersi, Mekarim-ül Ahlak kitabında Ebu-l Humeysa isimli bir şahıstan şöyle nakletmiştir: “Ben, Resulullah peygamberliğe seçilmeden önce onunla bir anlaşma yaptım ve belli bir mekanda onunla buluşmak için sözleştim. Fakat daha sonra iki gün peş peşe verdiğim sözü unuttum ve üçüncü gün hatırlayıp söz verdiğim yere geldim.  Hz. Muhammed (s.a.a) beni gördüğünde şöyle buyurdu: “Ey genç beni zor durumda bıraktın. Üç gündür ben burada  (seni bekliyorum)!”

Şu hadisler de Allah Resulü (s.a.a)’den nakledilmiştir: Sözünde durmayan kimsenin dini olmaz.”
“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse, mutlaka verdiği sözü yerine getirsin.”

Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala İsmail isminde bir peygamberden bahsederken onu “Sadık-ül Va’d” (sözüne, vaadine sadık kimse) olarak övüyor. (Meryem suresi, ayet 54) Elbette bu İsmail’den maksat Hz. İbrahim’in oğlu İsmail değil, Hızkıl Peygamberin oğlu İsmail’dir ki peygamber olarak gönderildiği kavim tarafından şehid edilmiştir.

Bu peygambere bu lakabın veriliş sebebi hadislerde şöyle açıklanmıştır: İmam Rıza (a.s) birisine şöyle buyurdu: “Biliyor musun neden İsmail “Sadık-ül Va’d” olarak adlandırılmıştır? Zira o, bir kişiye (bir yerde buluşma) sözü verdi ve (o kişi gelmediği için) bir yıl orada onu bekledi!”

Allah Resulü (s.a.a)’in şu hadisi de bu konuda çok önemlidir; şöyle buyurmaktadır: “Yarın Kıyamet gününde içinizden bana en yakın olanınız, konuşurken en doğru konuşanınız, emaneti en iyi eda edeniniz, verdiği söze ve ahde en çok sadık kalanınız, ahlakı en güzel olanınız, ve halka en yakın olanınız (onların dertleriyle en çok ilgileneniniz).”

İmam Muhammed Bakır’dan şöyle nakledilmiştir; buyurdu: “Dört şey vardır ki onların cezası her şeyden çabuk (yapan kimseye) ulaşır: “Kendisine iyilik edildiği halde bu iyiliğine kötülükle karşılık veren kimse, sen haksızlık ve zulüm etmediğin halde, sana zulmeden kimse, bir işte sözleştiğin kimseye sen vefa ettiğin halde sana hile yapıp sözünde durmayan kimse ve akrabalarına sılay-ı rahim yaptığı halde onunla ilişkisini kesen akrabalar.”

MUSA AYDIN


Yorum Bırak

  1. Hilal dedi ki:

    1.Sizin en hayırlınız Kuranı öğren ve üğretdir