Neccaşi (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Mart 2010 1.8K kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok

[Ö. H/450, M/1029]

BAĞDAT UFUKLARINDA BİR YILDIZ

Şüphesiz ki geçmiş âlimlerin hayatını mütalaa etmek insana birçok dersler ve hikmetler öğretmektedir. Çünkü onlar takva ve ilim gibi hayatın değişik alanlarında insanlara örnek olmuşlardır. İşte o takva ve ilim sembollerinden ve iftihar dolu bir yaşamla insanlığa örnek olan Ahmed b. Ali Neccaşi’dir. Büyük rical üstadı Neccaşi, yaşadığı dönemde Şia’nın savunucusu olmuş, batıl iftiralar karşısında Şia mektebini hakkıyla savunmuştur. Bu uğurda gece-gündüz demeden İmam Muhammed Bakır (a.s) ve İmam Cafer Sadık (a.s) öğrencilerini tanıtmak için hiç yılmadan ravilerin hayatını tanıtan Rical-i Neccaşi adlı kalıcı eseri Şialık mektebine armağan olarak bırakmıştır. Bu ölümsüz eser tarih boyunca fakihlerin kaynak kitabı olmuştur. Gerçi o hiçbir zaman kendini övmedi ancak ismi hiçbir zaman ravilerin dilinden düşmedi. Ebu’l Hasan Ahmed b. Ali Neccaşi rical ilminin temelini atan üstatlarındandır. O, dördüncü asrın sonları ve beşinci asrın başlarında yaşamıştır. Ne yazık ki elimizde ne yazmış olduğu eserler ne de o dönemde yaşamış âlimlerin eserlerinde hayatı ve yapmış olduğu yolculuklarla ilgili elimizde kesin bilgiler yoktur. Burada zikredilen konular onu yazmış olduğu eserlerden değerlenmiştir.

BAĞDAT SEMALARINDA BİR YILDIZ

İmam Zaman’ın (a.f) Gaybet-i Kübra’sının üzerinden yaklaşık 42 yıl geçiyordu. Bu zaman içerisinde aleviler ve Hz. Ali (a.s) hanedanı çok zulüm ve işkencelere maruz kaldılar; ama onların Ehlibeyt’e (a.s) olan aşkları ve geleceğe ümitle baktıkları için tüm sıkıntı ve işkencelere katlandılar. O dönemde Bağdat, Abbasilerin başkentiydi. Zalimler sırasıyla hükümet ediyordu. Bu yıllarda Şia fakihleri Bağdat’ın Şii Mahallesi olan Kerh’de bir medrese kurarak talebe yetiştiriyordular. O yıllarda Bağdat’ın Şii mahallelerinin biri kutlu bir çocuğun dünyaya gelmesine tanık oldu. Hicri 372 yılında büyük fakih ve âlim Şeyh Ali Neccaşi dünyaya geldi.

Neccaşi’nin babası Peygamber ve soyuna beslediği muhabbetinden dolayı adını Ahmed koydu. Ahmed, anne ve babasının şefkatli kucağında terbiye görüyordu. Anne ve babası Kûfeliydi.

Neccaşi’nin (r.a) iftiharlarından biride Hz. İsmail’in (a.s) soyundan olmasıdır. Hz. İsmail’in (a.s) soyundan gelenler o dönemlerde Arabistan ve diğer İslam ülkelerinde yaşıyorlardı. Büyük rivayet üstadı Neccaşi’de (r.a) o temiz vahiy hanedanına mensup fertlerden biriydi. Neccaşi hanedanı yaşadıkları dönemde Kâbe anahtarlığını yapmaktaydılar.

Neccaşi’nin (r.a) onuncu dedesi Ebu’l Semal Saman Kufe’nin büyük ve soylu Şia hanedanlarındandı. O hanedandan İslam dinine hizmet etmiş birçok büyük fakih ve ravi yetişmiştir. Onlardan biri de Kûfe’nin güvenilir ve saygın muhaddislerinden olan Davut b. Fergad’dır.

İbrahim b. Muhammed ve kardeşi İsmail, İmam Musa Kazım’ın (a.s) ashabından ve büyük muhaddislerdendiler.

Neccaşi’nin (r.a) yedinci dedesi Ebu’l Hasan Neccaşi, Abdullah Neccai’dir. 0, başlangıçta Zeydiye itikadına sahip biriydi. Ancak daha sonraları İmam Sadık’ın (a.s) ashabından oldu. Yaşadığı sürece İmam Sadık’ın (a.s) emri olmadan hiçbir şey yapmadı. Abdullah Neccaşi, Abbasi halifesi Mansur tarafından Ahvaz valiliğine atanmıştı. Görevi boyunca İmam Sadık’ın (a.s) emir ve direktifleri doğrultusunda hareket ediyordu.

İLAHİ VAHİY İLE TANIŞMA

Neccaşi (r.a), babasının tavsiyesi üzerine mahallelerindeki Lu’lu Mescidinde cami hocasından Kuran-ı Kerim’i okumayı öğrendi.[1] Bağdat’ta çok sayıda medrese vardı. Öyle ki her âlim ve fakih evinde öğrenci yetiştiriyordu. Fakat medreseler arasında en meşhurları Bağdat’ın Kerh mahallesinde bulunan Ehlibeyt (a.s) medreseleriydi. O medreselerin ders programları ve mükemmelliği talebelerin dikkatini çekiyor ve orada ders almalarını sağlıyordu. Araştırmacılar, ilim meraklıları, talebeler ve Ehlibeyt dostları kelebek misali Ehlibeyt’in (a.s) yüce öğretileri ve buyruklarını öğrenmek için coşkuyla medreselere akın ediyor ve ders öğreniyorlardı.

Neccaşi (r.a), küçük yaşta olmasına rağmen Ehlibeyt’in (a.s) ilim ve maneviyat vadisinde insani erdemler ve İslami hadisler öğrenmeyi kafasına koymuştu.

Neccaşi (r.a), kafasına koyduğu hedefe ulaşmak için dönemin büyük muhaddisleriyle tanıştı. Küçük yaşta büyük âlimlerin huzuruna giderek onlardan öğrendiklerini temiz zihnine yazdı. Şia’nın büyük muhaddislerinden olan Harun b. Musa Telekberi’nin oğlu vasıtasıyla o büyük ilim hanedanıyla irtibata geçti.[2]

NECCAŞİ’NİN (R.A) ÜSTATLARI

Neccaşi (r.a), iyi bir hadis uzmanı ve rical âlimi olmak için birçok büyük rical üstadından ilmi istifadeler ederek onlardan hadis nakletme iftiharına nail olmuştur. Burada Neccaşi’nin kendilerinden hadis nakletme izni aldığı büyük şahsiyetlerden birkaçını zikrediyoruz:

1-Ali b. Ahmed b. Abbas Neccaşi (r.a), Neccaşi, Şeyh Saduk’un bazı kitaplarını babasının yanında okuyarak ondan hadis nakletme izni almıştır.[3]

2-Ahmed b. Muhammed b. İmran (r.a), İbni Cundi 305-396.

3-Ahmed b. Muhammed b. Musa (r.a), İbni Selti Ahvazi, 324-409.

4-Ahmed b. Abdulvahid b. Ahmed Bezzaz, (r.a) İbni Haşir, 330-423.

5-Ebu’l Kasım b. Ali b. Şebl b. Esedi (r.a)

6-Ebu’l Hasan Muhammed b. Ahmed Kummi (r.a)

7-Muhammed b. Ali Şazzan Kazvini (r.a)

8-Hüseyin b. Ahmed b. Musa (r.a)

9-Hasan b. Ahmed b. İbrahim (r.a)

10-Ebu’l Hüseyin b. Muhammed b. Ebu Said (r.a)

NECCAŞİ (R.A), ŞEYH MÜFİD (R.A) VE SEYYİD MURTAZA’NIN (R.A) HUZURUNDA

Şeyh Müfid (r.a), Şia âlimlerinin önderi ve üstadıydı. Ondan sonraki âlimler onun yazmış olduğu eserlerden istifade etmişlerdir. İslami konularda kendisinden yaklaşık 200 kitap miras bıraktı. Neccaşi böyle büyük bir üstadın karşısında yıllarca diz çöküp talebelik yapmıştır.

Şeyh Müfid’in (r.a) vefatından sonra Şiilerin önderlik makamı Seyyid Murtaza’ya (r.a) [4]intikal etti. Neccaşi, uzun yıllar kendi asrının büyük üstat ve âlimlerinden olan Seyyid Murtaza’nın yanında ilmi istifadeler etti ve onun maneviyat çeşmesinden nasbini aldı.

NECCAŞİ (R.A) DÖNEMİNDE ŞİA’NIN DURUMU

Neccaşi (r.a) dönemini, Şiilik tarihi için bir dönüm noktası ve Şia’nın gücünün doruğa ulaştığı bir dönem saymak yanlış bir tabir sayılmaz. Dördüncü asırda Şia’nın sesi dünyanın her tarafında duyulmaya başlandı. Çünkü bu dönemde İsmaili Şia’larından olan Fatimiler Mısır’da hükümet kurdular. Diğer taraftan da Al-i Bûye padişahlarının Bağdat’a nüfuz etmeleri Şiilerin kendi mezhep ve inançlarını tebliğ etmesini kolaylaştırdı. Dördüncü ve beşinci asırlar İslam kültürünün en parlak dönemlerine şahit oldu. Sahib b. İbad, İbni Sina, Ebulfazl b. Amid gibi âlimlerin Al-i Bûye hükümetinde bulunmaları İslami kültür ve ilimlerin yayılmasını sağlamıştı. Şeyh Saduk, Şeyh Müfid, Seyyid Murtaza, Şeyh Tusi ve Neccaşi gibi büyük fakih ve muhaddisler beşinci asrın yarısına kadar Şialığı tebliğ ettiler. Fakat Bağdat’ta baş gösteren iç savaşlar ve hükümetin Al-i Bûye’den Selçuklulara geçmesi Bağdat İlimler Havzasının dağılmasına ve fakihlerin bu bölgeden hicret etmelerine neden oldu. O dönemde Şia’nın önderliğini yapan Şeyh Tusi (r.a) hicri 448’de Necef’e hicret etti. Şeyh Tusi’nin Bağdat’ta ki evi yağmalandı. İki yıl sonra Safer ayında da kütüphanesi ve ders verdiği minber yakıldı.[5]

NECCAŞİ’NİN (R.A) MUASIRLARI

Neccaşi’nin (r.a) yaşadığı asır İslam’ın en parlak dönemi olmuştur. Uzaktan-yakından kısacası dünyanın her köşesinden gelen büyük araştırmacılar ve muhaddisler o günün ilim merkezi Bağdat’ta toplanmışlardı.

Neccaşi’de Bağdat semalarında parlayan o yıldızlardan biriydi. Neccaşi’nin muasırlarından bazıları:

1-Şeyh Tusi (r.a), (385- 460) 23 yaşında Bağdat’a hicret etmiş ve Neccaşi’yle birlikte o dönemin büyük üstatlarından olan Şeyh Müfid ve Seyyid Murtaza gibi büyük âlimlerden istifade etmişlerdir.

2-Ebu’l Hüseyin Ahmed b. Hüseyin (r.a)

3-Ali b. Muhammed b. Şiran (r.a)

4-Ebu Ya’la Muhammed b. Hasan Caferi (r.a)

5-Salar b. Abdülaziz (r.a)

6-Ebu’l Hasan Katib (r.a)

7-Ebu’l Hasan Curcerai (r.a)

Zikredilen bu büyük üstat ve muhaddisler Necca-şi’nin yakın, samimi ve birbirlerinin ilminden istifade ettikleri muasır arkadaşlarıdır.

NECCAŞİ’NİN (R.A) ESERLERİ

Neccaşi (r.a), rical ilminde büyük bir yol kat etmişti. Neccaşi ve Şeyh Tusi’den önce birçok âlim rical ilmi konusunda kitaplar yazmış olsalar da yazılan hiçbir rical kitabı Neccaşi’nin eserlerinin yerini dolduramadı. Neccaşi’nin Usul ve Rical dalında kaleme aldığı eserler kalıcı olarak Şia’nın tarihine geçmiştir. Neccaşi, saygın üstadı Seyyid Murtaza (r.a) döneminde kaleme aldığı Rical eserinde 1270 ravinin ismini zikretmiştir.

Neccaşi (r.a) bu değerli eserin yanı sıra İslam dünyasına birçok kitaplar yazmıştır.

1-Kitabu’l-Cuma ve ma Verede fihi mine’l-Amal

2-Kitabu’l-Kûfe vema Verede fima minel-Asar ve’l-Fezail

3-Kitabu’l-Muhtasari’l Enva ve Mevaziu’n-Nücum

4-Kitab-u Ensab-i Beni Nezr b. Guin

5-Kitabu’r-Rical veya Esma-u Musannifi’ş-Şia

Neccaşi’nin (r.a) Ehlibeyt’e (a.s) olan aşkı ve muhabbeti adeta ruhuna, kanına ve kemiğine işlemişti. Bazen velayet aşkı Gadir-i Hum onu Necef’e İmam Ali’nin (a.s) yanına, bazen de Aşura aşkı onu âşıklar diyarı Kerbela’ya götürüyordu. Her yıl Gadir-i Hum bayramı geldiğinde mevlası İmam Ali’ye (a.s) duyduğu aşk ve muhabbet ile sevinç içinde ziyaretine giderdi. Mevlası Ali’nin (a.s) maneviyat ve aşk dolu kutsal türbesinde ruhunu arındırıyor ve oradaki âlim ve muhaddislerden rivayet izni alarak Bağdat’a dönüyordu. Kûfe’ye gittiğinde peygamberler ve İmamların namaz kıldıkları mukaddes yerlerde ibadetle meşgul oluyor ve o bölgenin üstatlarından ilmi istifadeler ediyordu. Neccaşi (r.a) fazla öğrenci yetiştirmemesine rağmen Ebu Sameme Zulfikar b. Mabed Hüseyni ve Ebu’l Hasan Süleyman b. Hasan Sehreşti gibi büyük âlimler Neccaşi’den hadis nakletmişlerdir.

AYRILIK HADİSİ

Hicri 448 yıllarında Bağdat’ın dünyaca ünlü ilim merkezi olması ilahi bir takdirdi. Bütün İslami beldelerden âlimler ve muhaddisler Bağdat’a akın ediyordu. İç savaş ve etnik çatışmalar ders ve eğitim düzenini altüst etti. Al-i Bûye hükümeti devrilmiş ve Selçuklular hükümeti ele geçirmişti. Şiilerin önderi Şeyh Tusi’nin (r.a) bu şehirden hicret etmesiyle muhaddis ve fakihler birbiri ardınca Bağdat’ı terk ederek Necef ve diğer bölgelere hicret ettiler. O dönemin tanınmış muhaddisi Neccaşi’de (r.a) Bağdat’ı terk ederek Samerra yakınlarına yerleşti. O büyük insan artık ömrünün sonlarını geçiriyordu. Samerra’da sürekli İmam Hadi (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) ziyaretlerine gidiyor, Ehlibeyt’in (a.s) mazlumiyetine gözyaşı döküyor ve İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhuru için dua ediyordu. İslam ve Şia mektebine bir ömür hizmetten sonra Cemadiulevvel hicri 450 yılında Samerra yakınlarında rabbinin çağrısını icabet ederek yüce ruhunu Allah’a teslim etti.

——————

[1]-Tarih-u Bağdat, c.6, s.159.

[2]-Rical’u Neccaşi, c.2, s.407.

[3]-A’lamu’ş-Şia, c.2, s.19, “Aga Buzurgi Tahrani.”

[4]-Revzatu’l Cennat, c.1, s.63.

[5]-Dairetu’l Maarif-i Buzurg-i İslami, c.1, s.629.

—————–

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.
Hazırlayan: Kerim Uçar


Yorum Bırak