Neden Şia Hilafetin Tayin ile Olduğuna İnanır?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 6 Temmuz 2009 4.8K kez okundu Şia'lık 11 Yorum

hz ali

Cevap: Açıktır ki mukaddes İslâm dini, evrensel ve ebedî bir dindir. Hz. Peygamber hayatta olduğu müddetçe halkı idare etme, toplumu yönetme makamı onun yetkilerinden idi. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra ise bu makam, ümmetin en lâyık ferdine bırakılmalıdır. Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra toplumun liderliği makamının tayin (Allah’ın emri ve Hz. Peygamber’in bildirmesi) ile mi, yoksa seçilme ile mi belirleneceği hususunda iki görüş vardır:

Şiîler, önderlik makamının ilâhî tayin ile belirlenen bir makam olduğuna, dolayısıyla da Hz. Peygamber’in halifesinin bizzat Allah tarafından tayin edilmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Ehlisünnet ise, bu makamda oturacak kişinin seçimle belirleneceğine, dolayısıyla da Hz. Peygamber’den sonra ümmetin ülke işlerini idare etmek için birini seçmesi gerektiğine inanmaktadır.

Sosyolojik Değerlendirmeler, Hilâfet Makamının Tayin İle Olduğuna Şahittir

Şia âlimleri, hilâfet makamının tayin ile olması gerektiği hakkında kendi itikadî kitaplarında birçok delil beyan etmişlerdir. Fakat biz burada, konuya bir de şu açıdan yaklaşmak istiyoruz: Bize göre, risalet asrında dünyaya hâkim olan şartların tahlili, Şia’nın inancının doğruluğunu ortaya koymaktadır. Risalet asrında İslâm”ın izleyeceği iç ve dış siyasetin doğru bir analizi, Hz. Peygamber’in halifesinin Allah’ın emriyle Peygamber tarafından seçilmesini gerektiriyordu.

Zira İslâm toplumu, sürekli olarak bir şer üçgeni (Roma İmparatorluğu, İran Şahlığı ve Münafıklar) tarafından tehdit edilmekteydi. Böyle bir durumda ümmetin maslahatı Hz. Peygamber”in siyasî bir önder tayin ederek bütün ümmeti dış düşmanlar karşısında bir safta toplamasını, düşmanın İslâm toplumuna nüfuz edip sulta kurmasının zeminini ortadan kaldırmasını gerektiriyordu.

Bu Konunun Beyanı

Bu tehlikeli üçgenin bir kenarını Roma İmparatorluğu teşkil ediyordu. Arap Yarımadası’nın kuzeyinde yer alan bu büyük güç, sürekli Peygamber’in kafasını meşgul etmişti ve Hz. Peygamber hayatının son anına kadar Rumlardan yana büyük bir endişe içerisinde olmuştur. Müslümanların Hıristiyan Rum ordusuyla ilk askerî karşılaşması, H. 8. yılda Filistin topraklarında gerçekleşti. Bu karşılaşma, Cafer-i Tayyar, Zeyd b. Harise ve Abdullah b. Revaha’nın öldürülmesi ve İslâm ordusunun acı yenilgisiyle son buldu.

İslâm ordusunun küfür ordusu karşısında geri çekilmesi, Kayser ordusunun küstahlaşmasına sebep olmuş ve her an İslâm merkezine saldırması bekleniyordu.Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.a), H. 9. yılda büyük bir orduyla Şam sınırlarına doğru hareket etti. Hz. Peygamber, Rum ordusuyla aralarında çıkabilecek çatışmada İslâm ordusuna bizzat komuta etmek istiyordu. Bu baştan sona zahmet ve sıkıntı dolu seferde İslâm ordusu eski haysiyetini tekrar elde edebilmiş ve siyasî hayatını yenileyebilmişti.

Bu nispî zafer, Hz. Peygamber’i ikna etmemişti. Bu yüzden, hastalanmadan birkaç gün önce İslâm ordusunu Üsame komutasında Şam sınırlarına kadar gidip Rumlara göz dağı vermekle görevlendirdi. Bu üçgeninin ikinci kenarını ise, İran Şahlığı oluşturuyordu. İran Şahı Hüsrev Perviz, Hz. Peygamber’in kendisine mektup göndererek kendisini İslâm’a davet etmesini içine sindirememiş ve kızgınlığının şiddetinden Hz. Peygamber’in mektubunu yırtmış, elçisini aşağılayarak dışarı attırmış ve Yemen valisine, Hz. Peygamber’i yakalamasını, karşı koyduğu takdirde ise öldürmesini yazmıştı.

İran Şahı Hüsrev Perviz, Allah Resulü’nün (s.a.a) zamanında öldü ise de, uzun bir süre İran’ın sömürgesi olan Yemen bölgesinin İslâm sayesinde bağımsızlığına kavuşması, İran şahlarının kolaylıkla kabullenebilecekleri bir şey değildi. Büyük bir güç olmanın getirdiği gurur ve tekebbür ruhu, İranlı siyasîlerin bu yeni ortaya çıkan güce (İslâm gücüne) tahammül etmelerine müsaade etmiyordu.

Üçüncü tehlike ise, münafıkların tehlikesiydi. Bunlar, sürekli düşmanın beşinci kolu olarak Müslümanlar arasında bölücülük yapmak ve kötülük çıkarmakla meşgul idiler. Hatta Hz. Peygamber’in canına bile kastetmiş ve onu Tebûk’ten Medine’ye dönerken öldürmek istemişlerdi. Bunlar, Allah Resulü’nü öldürürlerse, İslâm hareketinin sona ereceğini düşünüyorlardı.[1]

Münafıkların yıkıcı gücü, Kur’ân’ın Âl-i İmran, Nisâ, Mâide, Enfâl, Tevbe, Ankebût, Ahzâb, Muhammed, Fetih, Mücâdele, Hadîd, Münâfıkûn ve Haşr surelerinde zikredilecek kadar büyüktü.[2]

İslâm’a pusu kuran böylesine güçlü bir düşman karşısında İslâm Peygamberi’nin bu yeni kurulmuş İslâm toplumu için dinî ve siyasî bir önder tanıtmaması doğru olur muydu?!

Sosyolojik değerlendirmeler, Hz. Peygamber’in Müslümanlar için bir önder ve lider tayin ederek kendisinden sonra her türlü ihtilâfı ortadan kaldırmasını, sağlam ve temelli bir savunma hattı oluşturarak İslâm toplumunu sigortalamasını gerektiriyordu. Çünkü ancak bu şekilde
Hz. Peygamber’den sonra çıkabilecek her türlü kötü ve tatsız olaylara engel olunabilir, her grubun, “Emir bizden olmalıdır.” demesinin önüne geçilebilirdi.
Bu sosyal realiteler, bize, Hz. Peygamber’den sonra önderlik makamının tayin yoluyla olması gerektiği görüşünün daha gerçekçi ve doğru olduğunu göstermektedir.

Allah Resulü’nün Kendisinden Sonraki Lideri Tayin Ettiğinin Kanıtları

Bu toplumsal şartlar doğrultusunda ve başka açılardan Allah Resulü (s.a.a.), peygamberliğin ilk günlerinden ömrünün son günlerine kadar her fırsatta hilâfet konusunu gündeme getirmiş ve kendisinden sonraki halifesini, hem peygamberliğin başlangıcında -akrabalarına peygamberliğini ilân etme münasebetiyle düzenlediği merasimde, hem de ömrünün son günlerinde Veda Haccı’ndan dönerken -Gadir-i Hum’da- ve hayatı boyunca çeşitli münasebetlerde tayin etmiş, tanıtmıştır. Biz, On Altıncı Soru’ya verdiğimiz cevapta, Peygamberimizin bu konudaki üç önemli ve açık sözünü, belgeleri ve kaynaklarıyla birlikte aktarmışız.

İslâm güneşinin doğduğu yıllardaki toplumsal şartlar göz önünde bulundurularak Hz. Peygamber’in Müminlerin Emiri Ali’yi kendi halifesi olarak tayin ettiğini bildiren sözlerine müracaat edildiğinde, hilâfet makamının ilâhî tayin ile olmasının zorunlu ve kaçınılmaz olduğu görülecektir.

—————-
1- Tûr, 30
2- Üstat Cafer Subhanî’nin Furuğ-i Ebediyet adlı eserinden iktibas edilmiştir.

———-

“Seyyid Rıza Hüseynineseb”in “Cevaplıyoruz” kitabından alıntıdır.

Sayfa:85

Yorum Bırak

  1. rauf dedi ki:

    selamun aleykum eziz qardaslarim,Alinin vilayetini qebul etmeyen asla sia deyildir,biarifen haqqi tanimayan hec vaxt nicat tapmaz,kerbibela bir subutdur ki, haq kiminledir.Allahdan dileyirem ki,mugmin baci ve qardaslarimi dunya ve axiretde xosbext etsin,ve ehlibeyt asiqlerinden etsin.

    • Mesut dedi ki:

      Bir olayı imanın meselesi saymanız için ayetlerde olması gerekir. Allah’a İman Allah’ın kitabı olan Kuran-ı Kerimde yazar. Kuranı kerimin hiçbir yerinde Hz. Ali ve onun soyundan gelen 11 tane imamım olacağı bnların Allah tarafından seçildiği yazmıyor. Kuran-ı kerimde olmayanı imanın şartlarından saymak yoldan çıkmaktır. Allah hepimizi doğru yola iletsin….

  2. kerbela dedi ki:

    buket kardesim …
    peygamber efendimiz sosyologlar kadar düsünmedi mi ? diyor ardindan da gadiri hum olayini yüzeysel olarak adlandiriyorsun. Ne kadar arastirdin bilmiyorum ama ebubekirinkine yada ömerinkine delil var diyip bunu gadiri humla karsilastirman arastirmadiginin kanitidir. evet Ali en layikidir. Hz. Muhammed (s.a.v dir bunu söyleyen Ben ilmin sehriysem Ali ilmin kapisidir. ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir …
    Bunu ispatlayan bir cok hadis vardir ve bircok kaynak sunni kaynaklarida dahildir buna, sayet gercek anlamda ögrenmek istiyorsan arastirmalisin. senin yaptigin bilgiyi konusmak degil fikrini konusmakdir buda kayda alinacak bisey degildir. ve gelelim secim olayina secim halkin iradesine birakilmaliydi diyorsun. Tam 124 bin peygamber gelmistir. Senin mantiginla gidersek bu 124 bin peygamberde nass la degil insanlarin secimleriyle olmaliydi. Emin ol ki halifelik insanlara peygamberden sonra imam olmak halkin oyuna birakilacak kadar basit degildir.. selamün aleyküm

  3. buket dedi ki:

    sosyolojik açıdan imametin tayinle olacağını belirtmişsinizde peygamber sosyologlar kadar düşünmedi mi acaba? bu yüzden kesin ve net ifadelerle belirtmedi gadiri hum olayını delil getirmek ne kadar yüzeysel…birçok yerdede ömerin ebubekirinkine delil var o zaman ki bence bunların hepsi yanlış…şeytan üçgeni demişsinde o zaman müslümanlar altın çağını yasıyordu bu çağ medineye hicretle basladı ömer zamanındada güçlendi …Ali en layıktır demek ne kadar haksızlıksa İmamlar Kureyştendir diyen Ebubekirde bi o kadar haksızdır sahabiler insandır yanlış yapabilirler bu gayet normaldir hilafet nassla tayin olmadı efendimiz bunu insanlara bıraktı ki islamın muhtevasına en uygun olanda seçimdir zaten her ne kadar dört halifeninde halifeliğe gelişi problemli ve seçimle olmasada realiteden olması gerekendem bahsedecek olursak islam eşitliktir adalettir bu yüzden imamet nassla değil seçimle olmalıydı

  4. beytül ahzan dedi ki:

    Allah razı olsun kardeşim, çok güzel bir yorum yaptınız.
    Sözün özü: ” Müslümanlar kardeştir“…

  5. zamin dedi ki:

    önce sunu soyleyeyım ben sunnu sıa ayırmam mumınler bır bırııyle kardesdır hep dostlarıma arkadaslara soylerım mumın mumını sevmezse ıbadetının bır anlamı yoktur.sadece sevmem alay edenlerı yanı messeplere alayı yanı,hata arasan sunnıde de var sıada da dıyerlerınde de var.ben alay edılıyor sandım siayla onun icin yazdım yazıyı da okumadım.kolu baglı muhurlu yada uc defa namaz yada bes fark etmez dınde samımıyet vardır basqa sey yok.yani ihlas.allah razı olsun kimseni kırmak istemem.

  6. beytül ahzan dedi ki:

    Aleykum Selam
    Mühürün toprak olduğunu bilmeyen bazı cahiller “şia taşa tapıyor” gibisinden yorumlar getiriyor konuya o yüzden belirttim… Ayrıca yazdığınız yanlıştır demedim, müslümanların birliğine ters düşen şeyler yazmayın dedim. Bu yorumlar sunni kardeşlerimizi kırıyor… Umarım anlıyorsunuzdur beni?

    • Mesut dedi ki:

      Peki neden kabe’nin toprağından yapmıyorsunuz da kerbelanın toprağından yapıyorsunuz? Müslümanların kıblesi kabedir.

  7. zamin dedi ki:

    selam kardesım ben yazıya gore bunu yazmadım genellıkle bu konusulur ona gore yazdımçayrıca muhurun toprak oldugunu da bışlırım yanı tas toprak cokta fark etmez:sen nerelisınki?yazdıgım yanlısmı hepsi?

  8. beytül ahzan dedi ki:

    Aleykum Selam

    Kardeşim birincisi ben de şiayım. İkincisi mühür taş değil topraktır…
    Yazının tamamını okudunuz mu? Konu ile yorumunuz arasında bir bağ kuramadım. Lütfen vahdete ters düşen şeyler de yazmayın…

  9. zamin dedi ki:

    SELAMUN ALEYKUM.ÖNCE ŞUNU SÖYLEYEYIM ŞIA YIM AMMA HER TURLU ŞİA VAR.BEN YANIMDA TAŞ GEZDIRMEM TEMİZ OLAN HER ŞEYİN ÜZERİNE SECDE EDİLE BİLİR OĞLE YAPIYORUM BENDE.SİZ SÜNNÜSÜNÜZ PEKİ SİZ HER ŞEYİ DOĞRUMU BİLİYORSUNUZ?FATIMA ANAMIZA ZÜLÜM EDEN ÖMER.EBU BEKİR MÜSLÜMAN EBUZERİ ÖLDÜREN OSMANI NEDEN BÖYLE ÖVÜYORSUNUZ.YALANMI BUNLAR FATIMA ANAMIZIN ÖLÜMÜNE SEBEP OLMADILARMI?EVİNİ YAKTILAR HZ ALİYE ZORLA BİAT ETMESİNİ İSTEDİLER.SAYGILAR CEVABINIZI BEKLİYORUMÇ