Nesibe

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Nisan 2011 İslam Tarihi Yorum Yok



Nesibe’nin omzundaki derin yara, geçmişteki yaşadığı büyük bir olayın nişanesiydi. Allah Resulü’nün (saa) dönemini görmemiş olan kadınlar ve genç kızlar, Nesibe’nin omzundaki yarayı görünce, merak ederek başından geçen korkunç olayı soruyorlardı. Herkes Nesibe’nin Uhud Savaşı’nda yaşadıklarını kendi ağzından dinlemek istiyordu…

Nesibe, kocası ve iki oğluyla beraber, Uhud Savaşı’nda yan yana savaşacağını ve Resulullah’ı koruyacağını hiç aklından geçirmemişti. O, sadece su tulumunu taşıyıp yaralılara su vereceğini düşünüyordu. Yanında biraz da bez parçası getirmişti. Kendince yaralıların yarasını saracak, onlara pansuman yapacaktı.

Müslümanlar sayı olarak az ve silah bakımından daha zayıf olmalarına rağmen, savaşın başında düşmana ağır bir yenilgi tattırdılar. Böylece düşman ordusu kaçışmaya başladı.

Ama çok geçmeden tepedeki okçuların birçoğunun görev yerlerini terk etmelerini fark eden ve bu fırsatı ganimet bilen düşman askerleri Müslümanlara arkadan saldırdı.

Neticede gidişat tamamen değişti ve Müslümanlar, Resul-i Ekrem’in (saa) etrafından dağılmaya başladılar.

Nesibe, durumun böyle olduğunu görünce, su tulumunu yere bırakarak eline bir kılıç aldı. Bazen kılıç kullanıyordu, bazen de ok… Kaçanlardan birinin kalkanını da almıştı.

Düşman ordusundan birinin: “Muhammed’in kendisi nerede, Muhammed’in kendisi nerede?” diye bağırdığını duyunca, koşarak ona saldırdı. Birkaç kılıç darbesi indirmesine rağmen, üst üste iki zırh giymiş olan adama bir şey olmadı. Ama o, Nesibe’nin omzuna öyle bir darbe indirdi ki, bir yıl o yaranın tedavisiyle uğraştı.

Allah Resulü (saa), Nesibe’nin durumunu fark edince, Nesibe’nin oğullarından birine seslenerek: “Çabuk annenin yarasını bağla.” Dedi.

O da hemen annesinin yarasını bağladı. Nesibe yine savaşmaya devam etti.

Bu arada çocuklarından birinin yaralandığını gördü. Yanında getirdiği bez parçalarından çıkarıp alelacele oğlunun yaralarını bağlamaya başladı. Resul-i Ekrem (saa), bu kadının şecaatini görünce, yüzünde bir tebessüm belirdi. Nesibe, oğlunun yaralarını bağladıktan sonra ona:

-Oğlum! Çabuk ol, savaşmaya devam et, dedi.

Nesibe, oğlunu yaralayan adamı savaş meydanında gördüğünde tıpkı bir aslan gibi o adama saldırdı ve bir kılıç darbesiyle adamın ayağını kopardı. Bunu gören Resul-i Ekrem (saa) şöyle buyurdu:

-Sana zafer bahşeden ve sana göz aydınlığı sunan Allah’a şükürler olsun. İntikamını güzel aldın.

Müslümanların bir kısmı şehit olmuştu, bir kısmı yaralanmıştı. Nesibe de, ağır yaralar almıştı ve uzun süre yaşayacağına ihtimal verilmiyordu.

Uhud Savaşı’ndan sonra, Resul-i Ekrem (saa) düşmanın durumundan emin olmak amacıyla Müslümanlara hemen Hamrau’l-Esed’e doğru hareket etmelerini, düşmanın peşine düşmelerini emretti. Ordu da hemen harekete geçti.

Nesibe de onlarla birlikte gitmek istemişti. Ancak aldığı yaralardan dolayı hareket etmeye gücü kalmamıştı.

Bir süre sonra Resul-i Ekrem (saa), Hamrau’l-Esed’den döndü. Daha evine girmeden bir adam göndererek, Nesibe’nin durumunu öğrenmesini istedi. Allah Resulü’ne (saa), Nesibe’nin iyi olduğu haberini getirdiklerinde sevinmişti. [1]

—————

1-Şerh-i İbn Ebi’l-Hadid, c.3, s.568-570

————–

“Doğruların Öyküsü-1” kitabından alıntıdır.

Derleyen: Murtaza Mutahhari

Sayfa:143

Yorum Bırak