Şahitlerin Şahitliği

Yazar: beytül ahzan Tarih: 16 Nisan 2011 1.7K kez okundu Usul-i Din Yorum Yok

Herkes yeniden dirilmiş, ne olacaklarını düşünüyor bir durumdadır;

Acaba akıbetim cehennem mi olacak?

Yoksa Cennet-i A’la mı olacak?

Nasıl mükâfatlandırılacağız?

Korku içerisinde kendi kendine şöyle dersin:

“Ben ne yapmalıyım? Yaptığım suçları itiraf etmemem acaba mümkün müdür?”

Evet, evet! Suçlarımı kabul etmeyeceğim! Ve yüksek sesle şöyle çığlık atarsın:

“Ben, yaptıklarımı itiraf etmeyeceğim! Yaptıklarımı kimseye söylemeyeceğim!”

Ancak bu çığlıktan sonra titretici bir ses yükselir:

“Hiçbir işe girişmezsin, onun vahyettiği Kur’an’dan hiçbir ayet okumazsın ve siz hiçbir iş işlemezsiniz ki o işe koyulduğumuz zaman biz, sizi görmeyelim, tanık olmayalım ve yeryüzünde ve gökte zerre miktarı bir şey bile yoktur ki Rabbinden gizli kalsın; bundan daha da küçük, daha da büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık kitapta tespit edilmiş olmasın.” [1]

Bu ayeti duyunca sırları gizlemenin hiçbir yolu olmadığını anlayacak ve dünyada da bu ayeti defalarca duyduğunu, ancak hiç dikkate almayarak hep günaha meylettiğini hatırlarsın.

İşte burada pişmancıl bir ses edasıyla şöyle dersin:

“Allah’ım! Pişmanım! Ben, kendime zulmettim! Beni affet!”

Ancak çok geç olmuştur, vicdanın dile gelmiş ve aleyhinde konuşmaya başlamıştır. O açıkça şöyle der sana:

“Buradan asla kaçış yolu yoktur. Mahşer çölünde tüm kaçış yolları kapalı ve buradaki pişmanlıkta fayda vermez. Burası tövbe yeri değil tam aksine yapılan işlerin hesabının verildiği yerdir.”

Dünyada, “Pişman olacağın işleri yapma “ denildiğini hiç duymadın mı?

Ama sen hiç aldırmadın ve bu sözleri umursamadan üzerinden geçtin ve böylece de şeytana uyup, nefsine kandın. Şimdi pişmanlık duyarak bunların üstesinden gelebileceğini mi sanıyorsun!

Hayır, asla…

“Artık kim, bir zerre ağırlığı hayır yapmışsa görür onu. Ve kim, bir zerre ağırlığı şer yapmışsa görür onu.” [2]

Sen, aleyhindeki tüm şahitlikleri duyunca sinirlenip şöyle feryat edersin:

“Neden benim aleyhime şahitlik yapıyorsunuz ki?”

O sırada vücudundaki derin de şöyle şahitlik eder:

“Ve bedenlerine, ne diye aleyhimizde tanıklık ettiniz derler, onlar da her şeyi söyleten Allah derler, bizi de söyletti ve O’dur sizi halkeden ilk defa ve gene de dönüp O’nun tapısına varacaksınız.” [3]

Cildinden kurtulmadan dilin seni yermeye başlar:

“O günde ki kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeylere dair kendilerinin aleyhinde tanıklık eder.” [4] Ve şöyle der:

Ey ihanetkâr! Beni her kötü yola çektin, benimle istediğini söyledin, sevmediklerinin gıybetini ettin! Bununla kendini güçlü sandın. Hâlbuki bilmez misin ki:

“Gıybet, acizlerin işidir.” [5]

İşte burada gördüklerin, acizliğinden dolayı yaptıklarının sonucudur. Bu perişanlık ve mahcupluk senin ihanetinden dolayıdır. Zira bilmez misin ki;

“Kim emaneti hafife alır, emanete ihanet eder, kendini ve dinini bu ihanette korumazsa dünyada zillet ve rüsvalık kapılarını yüzüne açar, kıyamette ise daha aşağı ve daha da perişan olur.” [6]

Bundan dolayı bu rüsvalığa tahammül etmeli ve ebedi cehennem ateşinde yanmalısın.

O sırada kulağın feryat edercesine:

“Allah’a and olsun! Bu söylenenlerin tamamı doğrudur” der.

Sen, bir gün yoldan geçerken cami minarelerinden bir ses yükseliyordu ve o sırada hatip de şöyle diyordu:

“Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Yoksa sizi ancak boşu boşuna yarattık gerçekten de dönüp tapımıza gelmeyeceksiniz mi sanıyordunuz?” [7]

Ey insanlar! Kendinize gelin! Aklınızı başınıza alın! Kıyamet yakındır, hatta çok yakın!…

Neden Allah’ı anmaktan bu kadar gafilsiniz?

Her gün düşüncem budur

Her gece ise sözüm

Neden kendimden gafilim?

Nereden geldim?

Niçin geldim?

Nereye gideceğim?

Son vatanım neresi olacak? Ben kendim bu dünyaya gelmedim ki,

Kendim de buradan gideyim,

Beni bu dünyaya getiren,

Yine bir gün götürür vatanıma,

Melekût bahçesi bülbülüyüm,

Yarım toprak âleminden,

Birkaç günlük kafes,

Yaptılar bedenimden…

Ve sen, kulağından alay edercesine ona hakarette bulunursun!

…Bu sırada yeryüzü dile gelir ve şöyle der sana:

İşte o gün (yer) haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin (bunu) ona vahyetmiştir.”[8]

Ve kulağın onun dediklerini doğrulayarak şöyle der:

“Rabbim, beni bu olaylara şahit kıldı. Bugün de bana konuşma hakkı verdi ve ben bu adamın çirkin işlerini söylemekle yükümlüyüm. Fakat o, bana en büyük ihaneti yaptı…

Ve sen, tüm şahitlerin şahadetlerini duyunca, yılan sokmuş gibi acılar içerisinde kıvranıp durursun.

Hatalarını gizleterek onlardan kurtulman imkânsız bir hale gelmiştir. Bütün şahitler senin aleyhinde bir araya toplanmış ve ilahi memurlar da tüm kaçış yollarını tutmuşlardı. Ne bir ölüm var, ne de sığınabileceğin bir kimse…

Tek bir yol kalmıştı, o da cehenneme doğru hareket etmekti.

Bu sırada cehennem görevlileri etrafını sarmışlardı ve sen onların ortasında ebedi mekânın olan cehenneme doğru hareket ederek orada yaptıklarının cezasını tatmaya hazırlanıyordun.

Bu sırada derin endişeler seni kaplamış, burada duyulan pişmanlığın hiçbir faydası olmadığını ve hiçbir derdine derman olamayacağını kestirebiliyordun. Çünkü burası tövbenin kabul edilmediği bir yer idi…

———————–

1-Yunus, 61

2-Zilzal, 7-8

3-Fussilet, 21

4-Nur, 24

5-Nehcü-l Belağa, hikmetli sözler, 461

6- Nehcü-l Belağa, 26. Mektup

7-Mu’minun, 115

8-Zilzal, 4-5

———————–

Ali Şirazî’nin “Kıyamet Yakındır” kitabından alıntıdır.

Sayfa:51

Yorum Bırak