Sakaleyn Hadisi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 6 Eylül 2010 6.764 kez okundu Hadis Yorum Yok

Çeşitli tariklerle hem Ehl-i Beyt, hem de Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilen Sakaleyn hadisi başta Hz. Ali (a.s) olmak üzere, Ehl-i Beyt İmamları’nın imametini açıkça kanıtlamaktadır.

Bu hadis gereğince, Hz. Resulullah kendinden sonra ümmeti içerisinde merci olarak iki paha biçilmez emanet bırakmış ve ümmetine onlardan ayrılmamasını tavsiye etmiştir. O iki emanet Kur’an-ı Kerim ve Peygamber-i Ekrem’in Ehl-i Beyt’idir. Hz. Resulullah’ın bu hadisinden, Kur’an-ı Kerim’in İslam’ın anayasası, Ehl-i Beyt’in de onun müfessir ve uygulayıcısı olarak, Müslümanlar’ın önderleri olması gerektiği açık ve net olarak anlaşılmaktadır.

Hz. Ali (a.s) da Ehl-i Beyt’in başında geldiğine göre, Hz. Resulullah’tan sonra Hz. Ali İslam Ümmeti’nin her konuda mercii ve önderi konumuna gelmektedir. Ve bütün İslam ümmetine, o Hazret’e tabi olup emirlerine itaat etmek farz olur. Zaten imametin manası da bundan gayri bir şey değildir.

Gerçi burada Hz. Resulullah’ın bu açıklamasını nakleden bütün hadislere yer vermemiz imkansızdır. Ama araştırmacı insanların araştırmalarına kolaylık olsun diye bu hadisin bazı nakillerine değineceğiz.

Bu hadislerden birinde (Cabir bin Abdullah’ın hadisi) Hz. Resulullah şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Aranızda öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sarıldığınız taktirde sapmazsınız; o, Allah’ın kitabı ve soyum olan Ehl-i Beyt’imdir.[1]

Başka bir hadiste de (Zeyd bin Erkam’ın hadisi) şöyle buyurmuştur: “Sizin aranızda öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sarıldığınız müddetçe sapmazsınız: Allah’ın kitabını, o Allah’ın gökten yere uzanan bir ipidir ve soyum olan Ehl-i Beyt’imi. Havuz başında bana dönünceye kadar onlar birbirlerinden ayrılmazlar. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız.” [2]

Yine Hazret, Ebu Said-i Hudri’nin naklettiği hadiste şöyle buyurmuştur: “Kendimi, çağrılıp icabet etmiş gibi görüyorum; ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum. Onlar Allah’ın kitabı ve benim soyumdur. Allah’ın kitabı gökle yer arasında çekilmiş olan bir iptir. Soyum da benim Ehl-i Beyt’imdir. Latif ve her şeyden haberdar olan Allah bana onların Havz-u Kevser başında tekrar bana dönünceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklarını haber vermiştir. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız.” [3]

Yine Hazret, Vedâ Haccı’ndan döndüklerinde Gadirihum denilen yerde şöyle buyurmuştur: “Kendimi çağrılıp icabet etmiş gibi hissediyorum. Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum. Onların biri diğerinden daha büyüktür. Allah’ın kitabını ve soyumu. Bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız. Çünkü onlar, havuz (Havz-i Kevser) başında bana dönünceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.”

Sonra da şöyle devam eder: “Allah benim mevlamdır. Ben de her mü’minin mevlasıyım.” Sonra da Ali’nin elinden tutarak: “Ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım! Ona dost olana dost ol ve ona düşman olana düşman ol….” [4]

Yine Abdullah bin Hanteb şöyle diyor: Hz. Resulullah Cuhfe’de bize hitap ederek şöyle buyurdu: “Ben size kendi canınızdan daha evla değil miyim?” Ashap: “Evet, ey Resulullah, evlasın” dediler. Bunun üzerine, Hazret: “Ben iki şey hakkında sizi sorgulayacağım: Kur’an ve Ehl-i Beyt’im” buyurdu. [5] Benzeri başka rivayetler de mevcuttur.

Velhasıl Hz. Resulullah’ın Kur’an ve Ehl-i Beyt ikilisine sarılmayı ve onlardan ayrılmamayı emrettiği hadisler mütevatir olarak, hem Ehl-i Sünnet, hem de Ehl-i Beyt kaynaklarında nakledilmiştir.

Bu hadisi yirmiden fazla sahabi nakletmiştir. Hazret, muhtelif vakit ve yerlerde ashabına bunu vurgulamıştır. Bir defa Gadirihum’da, bir defa Vedâ Haccı sırasında Arafat’ta, bir defa Taif’ten dönüşünde, bir defa Medine’de minberi üzerinde ve bir defa da mübarek odasında hasta yatağında iken; odanın sahabelerle dolup taştığı bir sırada konuşur ve: “Ey insanlar! Ben aniden kabzolup gidebilirim. Hüccet olsun diye size daha önce de söylemiştim. Bilin ki, ben sizin aranızda Allah’ın kitabını ve soyum olan Ehl-i Beyt’imi bırakıyorum” buyurur.

Sonra da Ali’nin elinden tutup yukarı kaldırarak: “Bu Ali Kur’an’ladır. Kur’an da Ali iledir; havuzun (Havz-i Kevser’in) başında bana dönünceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır…” buyuruyor. [6]

Ehl-i Sünnet ulemasının hemen tamamı Sakaleyn hadisinin doğruluğunu tasdik etmektedir.

Ehl-i Sünnet’in önde gelen alimlerinden olan İbn-i Hacer bu hadise değinirken şöyle der: “Bil ki, Sakaleyn hadisi çeşitli yollarla nakledilmiştir. Yirmiden fazla sahabi bu hadisi nakletmişlerdir. Bu hadisin tariki ile ilgili olarak on birinci şüphede genişçe bahsettik. Bu tariklerin bazısında bu hadisin Vedâ Haccı sırasında Arafe’de buyrulduğu, bazısında Medine’de Hazret’in hasta iken odanın sahabelerle dolu olduğu bir sırada buyurduğu, bazısında Gadirihum’da buyurduğu ve bazısında da Taif’ten dönüşü sırasında okumuş olduğu hutbede buyurduğu geçmektedir. Ancak bunlar arasında hiçbir çelişki yoktur. Zira Hazret’in bu hadisi, Kur’an ve Ehl-i Beyt’in şanına ihtimam açısından bu ve diğer yerlerde defalarca buyurmuş olmasında hiçbir mahzur görülmemektedir…” [7]

Acaba, Hz. Resulullah (s.a.a)’in işbu hadislerinde Ehl-i Beyt’i Kur’an’a bir eş kabul edilip kıyamete kadar Kur’an’dan ayrılmayacaklarının açıklanması, onların Kur’an gibi masum olup ümmetin her konuda mercii olduğunu belirtmekte yeterli değil mi?

Acaba, Hazret’in: “Onlara sarıldığınız sürece asla sapmazsınız” sözü, İslam ümmetinin onlardan ayrıldıkları her hususta sapıklığa düştüklerini göstermiyor mu?

Acaba, birilerinin onların önüne geçip, onların emir ve onayı olmadan, yaptıkları her işin, İslam’a aykırı olduğunu anlatmıyor mu?

Acaba, Teberani’nin Sakaleyn hadisinin devamında naklettiği Hazret’in: “Onlardan ileri geçmeyin, yoksa helak olursunuz, onlardan geri de kalmayın yine helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye de yeltenmeyin. Çünkü, onlar sizden daha bilgilidirler” sözü bu hakikati en iyi şekilde ortaya koymuyor mu?

Evet biz Resulullah’ın emrine itaat ederek onlardan öne geçmeyiz. Çünkü onların Kur’an gibi masum olduğuna inanıyoruz. Biz her konuda İslam ümmetinin önderliğinin onlara ait olduğunu kabul ediyoruz.

——————————-

[1]- Sahih-i Tirmizi c.5 s. 328, hadis no: 2718, Yenabi-ül Meveddet s. 30, 41, 370, Kenz-ül Ümmal c.1 s. 44, Tefsir-i İbn-i Kesir c. 4 s. 113, Mesabih-üs Sünnet Bağavi’nin s. 206, Cami-ül Usul İbn-i Esir’in c.1 s. 187, Mucem-ül Kebir Teberani’nin s. 137, Mişkat-ül Mesabih c. 3 s. 258 vs.

[2]- Sahih-i Tirmizi c. 5 s. 329, hadis no: 3721, Müsned-i Ahmet bin Hanbel hadis no: 10681, 10707, 1779, 11135, Dürr-ül Mensur Suyuti’nin c. 6 s. 7, 306, Zehar-ül Ukba s. 16, Sevaik-ül Muhrika s. 149, Yenabi-ül Meveddet s. 30, 36, Üsd-ül Ğabe İbn-i Esir Şafii’nin c. 2 s. 12, Tefsir-i İbn-i Kesir c. 4 s. 113, Kenz-ül Ümmal c. S. 154, Feth-ül Kebir Nebhani’nin c. s. 451, Mesabih-üs Sünnet Bağavi’nin s. 206, Cami-ül Usul İbn-i Esir’in c. 1 s. 187, Mişkat-ül Mesabih Amri’nin c. 3 s. 257, vs.

[3]- Kenz-ül Ümmal c. 1 s. 165, Menakıb-i Ali bin Ebu Talib İbn-i Meğazili Şafii’nin s. 235, Zehair-ül Ukba s. 16, Yenabi-ül Meveddet s. 31, 36, 191, Mucem-üs Sağir Teberani’nin c. 1 s. 131, Mecme-üz Zevaid c. 9 s. 163, Tebakat-ül Kübra İbn-i Sa’d’in c. 2 s. 194, Cami-ül Usul İbn-i Esir’in c. 1 s. 187, Müsned-i Ahmet bin Hanbel c. 3 s. 17, 26 hadis no: 10707, Sünen-i Tirmizi hadis no: 3720

[4]- Hasais-ül Emir-ül Mü’minin Nesai Şafii’nin s. 21, El-Menakıb Harezmi Hanefi’nin s. 93, Sevaik-ül Muhrika İbn-i Hacer’in s. 136, Yenabi-ül Meveddet Kunduzi Hanefi’nin s. 36, Kenz-ül Ümmal c. 1 s. 167, Mecme-üz Zevaid Haysemi Şafii’nin c. 5 s. 195, Müstedrek-üs Sahiheyn Hakim’in c. 3 s. 109, 533 vs.

[5]- Mecme-üz Zevaid c. 5 s. 195, Üsd-ül Ğabe İbn-i Esir’in c. 3 s. 147 ve…

[6]- Sevaik-ül Muhrika s. 124, Yenabi-ül Meveddet s. 285

[7]- Sevaik-ül Muhrika s. 89, 148

Yorum Bırak