Seyyid İbni Tavus (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 4 Mayıs 2010 4.6K kez okundu Yakın Tarih 1 Yorum

[Ö. H. 664, M/1243)

DOĞUM YERİ

Seyyid b. Tavus (r.a) hicri 589’da Ebu İbrahim Musa b. Cafer’in evinde dünyaya gelerek Ali ismini aldı.[1] Ebu İbrahim’in hanımı Hille’nin meşhur âlimi Verram b. Ebu Faris’in kızıydı.

Ali dedesi Verram ve babası Ebu İbrahim’in yanında alfabeyle tanıştı. Ali’nin 13. babası İmam Hasan Müçteba’dır.

Verram şöyle diyor: “Ebu İbrahim Şeyh Tusi’nin kız tarafından torunudur.[2]

Verram 2 Muharrem hicri 605’de dünyadan göçtü. Bu zatın ölümünden fazla geçmeden Ali b. Musa’da vefat etti. Şunu da belirtmek gerekir ki Hille yıldızları bunlarla tükenip gitmedi.

SEYYİD B. TAVUS’UN (R.A) ÜSTATLARI

Seyyid b. Tavus (r.a) birçok üstatların huzurlarından istifade etti. Onlardan bazıları

1-Şeyh Necibuddin b. Nema (r.a)

2-Seyyid Şemsuddin Feggar b. Medu’l Musevi (r.a)

3-Seyyid Sefiyuddin Muhammed b. Medu’l Musevi (r.a)

4-Şeyh Tacuddin el-Hasan el-Derbi (r.a)

5-Şeyh Sediddin Salim b. Mahfuz b. Aziz (r.a)

6-Seyyid Ebu Hamid (r.a)

7-Esed b. Abdülkahir İsfahani (r.a)

8-Seyyid Kemaleddin Haydar b. Muhammed b. Zeyd b. Muhammed b. Abdullah el Hüseyni (r.a)

Seyyid b. Tavus (r.a) bu büyük üstatlar ve muhaddislerden hadis rivayet etme izni de almıştır. Seyyid b. Tavus’un (r.a) derse olan alaka ve aşkı onu diğer öğrencilerden farklı kılıyordu. Öğrencilerin iki yılda aldığı dersleri Seyyid bir yılda başarıyla tamamlıyordu.

Şeyh Tusi (r.a) Nihaye kitabını bitirdiğinde İbni Nema ona içtihat izni verdi. Dedesi Verram’nın nasihati kulaklarını çınlatıyordu. Başladığı her konuda ihtisas sahibi oluyordu. Üstadının içtihat iznine yetinmeyerek Nihaye’nin ikinci cildini de bitirdi.

İki buçuk yıl fıkıh eğitimi aldıktan sonra döneminin meşhur üstatlarından oldu.

FAKİH VE ARİF SEYYİD B. TAVUS (R.A)

Seyyid b.Tavus (r.a) taklit mercii makamına ulaşınca, Hille âlim ve üstatları ondan önceki fakihler gibi fetva makamında oturup halka fetva vermesini istediler. Seyyid b. Tavus (r.a) onların bu isteğine el-Hakka süresi’nin son ayetleriyle cevap verdi: “Eğer Muhammed bize atfen bazı sözleri uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna engel olamazdınız.”

İçinden bir ses Seyyid b.Tavus’a (r.a), Allah, Peygamberi yapılacak hatadan böyle şiddetli bir şekilde tehdit ediyor; hayır benim vereceğim fetvalar yanlış ve hatadan masum değil diyerek fetva makamının sorumluluğunu üstlenmekten kaçındı. Hille ahalisi Seyyid b. Tavus’u (r.a) bırakmadılar. Bir kez daha evine gelerek ondan şehrin kadılığını yapmasını istediler. Seyyid onlara şöyle cevap verdi: “Bir süredir isteklerimle nefsim arasında çekişme var. Ben bir ömürdür bu iki düşman arasında hâkimlik yapıp barışı sağlayamadım. Bir ömür iki şey arasında hakemlik yapamayan toplumdaki ihtilaflara nasıl hakemlik yapabilir. Öyle birini bulun ki nefsi ve istekleri arasındaki hakemliği başarıyla yapmış olsun.

SEYYİD B. TAVUS’UN (R.A) EVLİLİĞİ

Seyyid b. Tavus (r.a) evlenme çağına gelmişti. Babası Ebu İbrahim oğlunun geleceği için Şia vezirlerden olan Nasir b. Mehdi’nin kızı Zehra hanımla evlenmesini istiyordu. Seyyid ise kendi maslahatını evlenmemekte görüyordu. Baba oğul arasındaki bu çekişme bir süre devam etti. Seyyid İmam Kazım’ın (a.s) türbesine gitti ve ilahi maslahat için istihare etti. Maslahatı o hanımla evlenmesinde gördü. Bilahare Seyyid o hanımla evlenerek Tavus ailesini sevince boğdu.[3]

ŞEYTAN’IN BAŞKENTİ

Seyyid’in şöhreti yavaş yavaş her tarafa yayılıyordu. Bağdat Şiilerinin daveti üzerine Bağdat’a gitti. Abbasi vezirlerinden Muyeddin Muhammed b. Ahmed b. el-Alkani kendi evlerinden birini Seyyid’e verdi. Seyyid, insanları irşat etmek ve saadete ulaştırmak için Bağdat’a gitti. Bu şehirde de Seyyid’e kabul edemeyeceği teklifler sunuldu. Halife Mustensi Seyyid’ten fetva makamında oturmasını istedi. Sey-yid, halifenin bu isteğini geri çevirdi. Ancak yinede düşmanların hedefi olmaktan kurtulamadı. Halife Seyyid’i cezalandırma kararı aldı. Kısa bir süre sonra halife aracılar vasıtasıyla fakihi Al-i Tavus’a Nekabet makamını sundu. Seyyid ona da ret cevabı verdi. Çünkü Seyyid halifenin sunduğu önerilerinin arkasında ne yattığını çok iyi biliyordu. Halife, Seyyid’in hükümetle iş birliği yapmayacağında kararlı olduğunu görünce: “Niçin bizimle beraber çalışmıyorsun? Seyyid Murtaza ve Seyyid Razi hükümette görev almamışlar mıydı? Onların mazur mu yoksa birer zalim olarak mı görüyorsun? Kuşkum yok ki onları mazur görüyorsundur! dedi. Seyyid şöyle cevap verdi: “Onlar Şia hükümdarları Al-i Bûye zamanında yaşıyorlardı. O hükümet muhalif hükümetlere karşı Şiiliği savunuyordu ve onların hükümette yer almaları Allah’ın rızası doğrultusundaydı.”

Halife Mustensir tüm tekliflerinin geri çevrildiğini görünce Seyyid b. Tavus’a kendisi hiçbir şeye karışmamak şartıyla vezirlik makamını sundu. Seyyid her zamanki gibi ret cevabı verdi. Halife ise ısrarla kabullenmesini istiyordu. Ehlibeyt (a.s) fakihi halifenin ısrarları karşısında şöyle dedi: “Eğer vezirlikten kastın diğer vezirler gibi ilahi yasalara uymayarak yönetmek istiyorsan bana ihtiyacın yoktur. Günümüzdeki vezirler zaten bunu uyguluyorlar. Eğer kastın Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetine uymak ise, biliyorsun ki yakınların ve hizmetkârların bunu kabul etmezler. Yalnız bunlarla kalmaz hatta büyük padişahlar ve vezirleri de kabul etmezler. Eğer insaf ve adaletle davranırsam bazıları şöyle diyecekler; hilafet bizim elimizde olsaydı bizde böyle yönetirdik söyleyeceklerdir. Şüphesiz buda önceki hilafet etmiş babalarına nefret doğuracaktır. Bu durumda da sen beni öldürmek isteyecek ve küçük bir bahanede beni yok edeceksin. Eğer sonumun böyle olmasını istiyorsan şuan huzurundayım, dilediğini yap. Padişahsın buna da gücün var. Seyyid’in bu mantıklı sözü padişahı isteğinden vazgeçirmişti. Artık Seyyid’in o topraklarda kalma gücü tükenmişti. Bu yüzden tekrar doğduğu yere geri dönmek zorunda kaldı.

YEŞİL HATIRALAR

Seyyid b. Tavus’un (r.a) hicri 627’de Bağdat’tan ilk yolculuğuna çıktı. Kâbe’yi ziyaret ederek manevi bir hediye ile geri döndü. Oradan getirdiği hediye bir parça kefendi. Arafat, Baki mezarlığı ve Kâbe’den getirdiği o kefen parçası onun için en kutsal hediyeydi.[4] Ehlibeyt fakihi fırsat buldukça Masum İmamların (a.s) ziyaretine gidiyordu. Seyyid Muheccu’t-Deavat kitabında Samerra ziyareti hatırasını şöyle naklediyor: “13 Zilkaade hicri 638 Çarşamba gecesi Samerra’da bulunuyordum. Seher vakti İmam Mehdi’nin (a.f) Şialarına dua ettiğini duydum. Duasında şöyle buyuruyordu; “Allah’ım Şialar bizim nurumuzdan ve bizden artan çamurdan yaratılmışlardır; birçok günahı, bize ve velayetimize güvenerek işlemişlerdir. Eğer işledikleri günahlar seninle aralarında mesafeler açmışsa onları ıslah et! Günahlarını bizim humusumuzla telafi et! Ya Rabbi, ateşi onlardan uzaklaştır, yerlerini cennet et, düşmanlarımızla beraber gazap ve azabına uğratma!”[5]

Seyyid b. Tavus (r.a) hicri 641’de Hille’ye gitti. Aynı yıl yakın dostlarından olan Seyyid Muhammed b. Muhammed Avi ile birlikte İmam Ali (a.s) ziyaretine müşerref oldu. Perşembe gecesi ilahi rahmet ve Alevi inayete nail oldular. Muhammed Avi Seyyid’i rüyasında gördü. Sabah erkenden gördüğü rüyayı nakletti. Rüyamda şöyle gördüm;

Elinde bir lokma vardı; bu lokma mevlam İmam Mehdi’nin (a.f) lokmasıdır dedin. Lokmanın birazını bana verdin. Perşembe sabah erkenden her zamanki gibi İmam Ali’nin (a.s) ziyaretine gittim. İlahi rahmeti, mevla İmam Ali’nin (a.s) teveccühü ve yaşadığım mükaşifat beni kendimden geçirdi. Ayaklarım yerden kesildi. Bir an kendimden geçtim. Sanki bir an ölüm ve yaşam arasında gidip geldim. Bu sırada Allah’ın rahmeti tecelli etti; yanımdan nur yüzlü bir genç geçiyordu. Ona ve yanımdakilere bakacak gücüm yoktu. Etrafımda bulunanlara onun kim olduğunu sordum. Onlar da bana onun kim olduğunu söylediler.

SEYYİD B. TAVUS’UN (R.A) ÖĞRENCİLERİ

Seyyid b. Tavus (r.a) Hille ve Irak’ın diğer bölgelerinden olmak üzere birçok öğrenci yetiştirdi. Yetiştirdiği öğrenciler kendi dönemlerinin meşhur ve saygın üstat ve fakihlerinden oldular. Öğrencilerinden bazıları:

1-Şeyh Sediyuddin Yusuf Ali b. Mutahhar (Allame Hilli’nin babası)

2-Cemaleddin Hasan b. Yusuf (r.a), Allame Hilli,

3-Şeyh Cemaleddin Yusuf b. Hatim Şami (r.a)

4-Şeyh Takiyuddin Hasan b. Davud Hilli (r.a)

5-Şeyh Muhammed b. Ahmed b. Salih el-Kaseyani (r.a)

6-Şeyh İbrahim b. Muhammed b. Ahmed el-Kaseyani (r.a)

7-Şeyh Cafer b. Muhammed b. Ahmed el-Kaseyani (r.a)

8-Şeyh Ali b. Muhammed b. Ahmed el-Kaseyani (r.a)

9-Seyyid Kıyasuddin Abdülkerim b. Ahmed b. Tavus (r.a), kardeşinin oğlu.

10-Seyyid Ahmed b. Muhammed Alevi (r.a)

11-Seyyid Necmuddin Muhammed bin el-Musevi (r.a)

12-Şeyh Muhammed b. Beşir (r.a)

13-Seyfuddin Muhammed (r.a), Seyyid’in oğlu.

14-Raziddin Muhammed (r.a), Seyyid’in oğlu.[6]

SEYYİD B. TAVUS’UN (R.A) ESERLERİ

1-el-Eman min İhtari’l Esfar vel Zaman

2-el-İhtisab alel Bab

3-Kitabu’l Mezar

4-Misbahu’l Zair ve Cenahu’l Musafir

5-Ruhu’l Esrar ve Ruhu’l Esmar

6-el-Teraifu fi Mezahibi’l Tevaif

SON YOLCULUK

Seyyid b. Tavus (r.a) Allah’ın has rahmet ve inayetine ulaşmak için hicri 640’da İmam Ali’nin (a.s) şehri Necef’e gitti. Seyyid’in kendisi şöyle nakleder: Necef’te insanlarla irtibatı kesmiştim. Sadece zaruri durumlarda onlarla görüşmeyi kabul ediyordum. Bu nedenle büyük ilahi lütuflar nasibim oldu. Seyyid hicri 648’de Kerbela’ya ceddi İmam Hüseyin’in (a.s) yanına gitti. Üç yıl orada ikamet ettikten sonra ailesiyle Samerra’ya hicret etti. Böylelikle bu üç şehrin masumlarının resmi komşusu oldu. Seyyid hicri 652’de Bağdat’a gelerek eski evine yerleşti. Ancak bu geliş gençliğindeki gelişiyle farklıydı. Seyyid günün çoğu vaktini yalnız başına inzivada geçiriyordu. Sadece ibadet, müracaat edenlere cevap vermek ve fakirlere yardım etmek için halkın huzuruna çıkıyordu. Hicri 655’de Moğollar Bağdat’ı muhasara ettiklerinde Seyyid (r.a) müminlerin huzuru ve rahatlığı için Moğollarla görüşüp barış zeminleri hazırladı. Halife, Moğollarla barışı kabul etmedi.

Bunun üzerine Moğollar 28 Muharrem’de Bağdat’a girerek şehri yağmaladılar. Bu saldırılar sırasında Seyyid’in (r.a) kardeşi Ebulfazl Muhammed şehit edildi. Seyyid b. Tavus (r.a) olayı şöyle anlatıyor: 28 Muharrem’de Bağdat’taki evimde bulunuyordum. O vahşet ve korkulu gecede sabaha kadar uyumadım. Allah’u Taala bizleri o beladan kurtardı.

Moğol padişahı şehrin âlimlerini el-Mustensariyye Medresesinde toplattı. Daha sonra âlimlere; Kâfir ancak adil padişah mı iyidir, yoksa zalim ama Müslüman padişah mı? diye sordu. Âlimlerden bu konuda hüküm vermelerini istedi. Seyyid ayağa kalkarak kâfir ancak adil padişahın hükümetinin daha iyi olduğunu söyledi. Seyyid’in peşi sıra diğer âlimlerde Seyyid’in (r.a) görüşünü teyit ettiler.

Hicri 656’da Moğol Hükümdarı Seyyid (r.a) ve etrafındakilere emniyet güvencesi verdi. Seyyid fırsattan istifade ederek 1000 kişiyi Moğol askerleri nezaretinde Bağdat’tan Hille’ye götürdü. İlk fırsatta müminleri kurtarmak için tekrar Bağdat’a döndü.

Aynı yıllarda Moğol Hükümdarı Seyyid’e Nekabet sorumluluğunu sundular. Seyyid ilk başlarda ret cevabı verdiyse de kabullenmek zorunda kaldı. Özel bir merasimle Seyyid’i bu göreve getirdiler. Seyyid bu görevden üç yıl sonra hicri 664’de hastalanarak vefat etti.

———————–

[1]-Feyzu’l Elem fi Emeli’ş-Şuhur ve Vaki-i Eyyam, s.158, “Şeyh Abbas Kummi.”

[2]-Razvatu’l Cennat, c.4, s.337.

[3]-Kitabhane-i İbni Tavus, s.22-23.

[4]-Ravzatu’l Cennat, c.4, s.336.

[5]-Muhecu’t-Deavat, s.368.

[6]-Kitabhane-i İbni Tavus, s.50-111.

—————————-

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.
Hazırlayan: Kerim Uçar


Yorum Bırak

  1. Tavus Xanlarli dedi ki:

    Allah razi olsun. Benim ismimde Tavus