Seyyid Muhammed Sadr (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 11 Haziran 2011 Yakın Tarih Yorum Yok




[Ö.H/1419, M/1998]

DOĞUM YERİ

Sadr Hanedanı Irak, İran ve Lübnan’da Şia âleminin taklit merciliğini ve liderliğini uzun yıllar üstlenmiş meşhur bir hanedandır. Bu hanedan silsile nesep olarak İmam Kazım’a (Aleyhisselam) ulaşmaktadır.[1]
Muhammed Sadr’ın (r.a) dünyaya gelişinin halk arasında meşhur ve ilginç bir hikâyesi vardır. Seyyid Muhammed’in (r.a) annesi uzun yıllar çocuk sahibi olamadığı için artık bir çocuk sahibi olacağından ümidini kesmiştir. O mümine hatunun kalbine hacca müşerref olup orada hacetini Rabbinden istemesi ilham olur. O yıl hac hazırlığı yaparak Seyyid Muhammed Sadık (r.a) ile birlikte o yıl hacca müşerref olur ve o kutsal yolculukta kendi kendisine şöyle nezreder; eğer Allah bana bir evlat inayet ederse ona son Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) ismini vereceğim.”
Yüce Allah annesinin duasını kabul etti ve o mümine hanım Hz. Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) mübarek doğum gününde bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. Ahdine bağlı kalarak ona Muhammed adını verdi.[2]

Seyyid Muhammed (r.a) çocukluk dönemini ve eğitimini büyük fakih ve taklit mercii olan dedesi Şeyh Muhammed Rıza Âl-i Yasin (r.a) ve babasının gözetiminde geçirdi.
Seyyid Muhammed (r.a), amcası Seyyid Muhammed Cafer Sadr’ın (r.a) kızıyla evlendi. Bu evliliğinden Mustafa, Mukteda, Muammel ve Murtaza adlarında dört erkek ve iki de kız çocuğu oldu. Çocuklarından üçü Şehit Muhammed Bakır Sadr’ın (r.a) damadı olma saadetine nail oldular.

TAHSİL VE EĞİTİM DÖNEMİ

Seyyid Muhammed (r.a) 11 yaşına kadar dedesinde ve babasından ilmi istifadeler etti. 11 yaşında ruhani elbisesi giyerek Necef Havzası’nda tahsile başladı.
Seyyid Muhammed (r.a) Necef Havzası’nda mukaddime derslerini başarıyla bitirdikten sonra 1379 yılında Necef Fıkıh fakültesinde tahsiline devam etti. Seyyid Muhammed (r.a) fakültede son derece başarılıydı. 4 yıl okuduğu fakültede İngilizceyi mükemmel bir şekilde öğrenerek mezun oldu. Fakülteyi bitirdikten sonra tekrar havzaya dönerek derslerine devam etti. Havzanın büyük şahsiyetlerinin huzurunda satıh derslerini başarıyla bitirdi. Döneminin büyük ve namdar fakihlerinin huzuruna giderek hariç derslerini tahsil etti ve 34 yaşında Ayetullah Şehit Muhammed Bakır Sadır (r.a) ve Ayetullah Hoî’den (r.a) içtihat izni aldı.

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) ÜSTATLARI

Seyyid Muhammed Sadr (r.a), havzada ve fakültede uzun yıllar birçok üstat ve fakihin huzurlarından istifade etti. Bu zahmetlerinin sonunda Necef Havzası’nın büyük fakih ve muhaddislerinden rivayet izni alma şerefine nail oldu.
Seyyid Muhammed Sadr’ın (r.a) üstatlarından bazıları:
Rivayet izni aldığı üstatları:
1-Şeyh Ağa Buzurgi Tahranî (r.a)
2-Babası Seyyid Muhammed Sadık Sadr (r.a)
3-Dayısı Şeyh Murtaza Âl-i Yasin (r.a)
4-Seyyid Abdülala Sebzivarî (r.a)
5-Seyyid Hüseyin Hadim eş-Şeria (r.a) [3]

Mukaddime derslerini huzurlarında okuduğu üstatları:
1-Babası Seyyid Muhammed Sadık Sadr (r.a)
2-Seyyid Talib Rufaî (r.a)
3-Şeyh Hasan Terrad Amulî (r.a)
4-Seyyid Muhammed Taki Hekim (r.a)[4]
5-Şeyh Muhammed Taki İrevanî (r.a)
Fakültedeki üstatları:
1-Felsefe üstadı Şeyh Muhammed Rıza Muzaffer (r.a)
2-Usul ve Fıkh-i Mukarin üstadı Seyyid Muhammed Taki Hekim (r.a)
3-Muhammed Taki İrevanî (r.a) (Fıkhı İstidlalî üstadı)
4-Seyyid Abdülvahhab Kerbelaî (r.a) (İngilizce üstadı)
5-Dr. Hatem Kabî (r.a) (Psikoloji üstadı)
6-Dr. Fazıl Hüseyin (r.a) (Tarih üstadı)
Hariç derslerindeki üstatları:
1-Amcasının oğlu Seyyid Muhammed Bakır Sadr (r.a)
2-Seyyid Ebul Kasım Hoî (r.a)
3-İmam Humeynî (r.a)
4-Seyyid Muhsin Hekim (r.a)
5-Şeyh Sadruddin Badkubeî (r.a)

AYETULLAH MUHAMMED SADR (R.A) TEDRİS KÜRSÜSÜNDE

Seyyid Muhammed Sadr’ın (r.a) fıkıh ve usuldeki dâhiliği herkes tarafından bilinmekteydi. 1369 yılında havzadan bir grup büyük ve fazıl öğrenci Şehit Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ın (r.a) huzuruna giderek ondan hariç dersleri vermesi konusunda fikir istediler. Şehit Sadr (r.a) onlara teşekkürlerini bildirdikten sonra; “Seyyid Muhammed Sadr (r.a) hariç dersi vermeye layıktır” diyerek onları teşvik etti. Aynı grup Seyyid Muhammed’in (r.a) yanına gelerek kendilerine hariç dersleri vermesini talep ettiler.
Seyyid Muhammed (r.a) aynı yıl fıkıh ve usul dalında hariç dersleri başlattı ve ömrünün sonuna kadar havzada bu dersleri tedris etti.
Seyyid Muhammed (r.a) havzadaki hariç dersleri dışında Perşembe, Cuma ve havzanın diğer tatil günlerinde tefsir dersleri de tedris etmekteydi. Tefsir derslerinde kendisine özgü bir üslupla Nas Suresi’nden başlayarak tedrisine devam etti. Seyyid Muhammed (r.a) kendi üslubu hakkında şöyle diyor:
“Genelde Kuran müfessirleri tefsire Fatiha Suresi’nden başlarlar, Kurân’ın ortalarına ve sonlarına doğru geldiklerinde geniş açıklamalar yapmayarak öğrencilere önceki konulara müracaat etmelerini söylerler.”

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) AHLAKI

Seyyid Muhammed Sadr (r.a) ilmî ve fikhî konulardaki başarılarının yanı sıra nefis tezkiyesi ve maneviyattan da gafil değildi. Ahlak ve irfan üstadı Necef’in mahalle bakkallarından Hacı Abdüzzühre Karavî (r.a) adında bir şahıstı. Bu üstadını aşırı derecede çok severdi. Adamın biri Ayetullah Sadr’dan (r.a) sıradan bir esnafın âlim ve fakih birinin nasıl ahlak ve irfan sahibi olabileceğini sorunca şöyle cevap verdi:
“Rivayette şöyle gelmiştir: Yüce Allah evliyalarını kullarının içinde gizlemiştir. Dolayısıyla Allah’a yaklaşma ölçüsü insanın ilmi değildir, bilakis nefis tezkiyesi ve Allah’a gerçek manada kul olmaktır. Tabii ki bu, herkes için hâsıl olmuyor, Allah’ın layık gördüğü kullar için mümkün olur. Bu kul âlim de olabilir, esnaf da.”[5]

Ayetullah Sadr (r.a) gece namazlarını ve müstahapları gençliğinden beri alışkanlık haline getirmişti. Yakınlarından biri şöyle naklediyor: “Vaktiyle Seyyid Muhammed’in (r.a) babası, Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ın (r.a) yanında oğlundan şikayetlenerek şöyle dedi: Oğlum geceleri saatlerce ibadet ve müstahaplarla meşgul oluyor, sizden ricam ona nasihat edin de biraz kendisine dikkat etsin. Seyyid Muhammed Bakır Sadr (r.a) öğrencisini yanına çağırarak nasihat etti. O da üstadının nasihatine kulak vererek dediklerini yaptı.[6]

Ayetullah Sadr (r.a) son derece alçakgönüllü biriydi. Kesinlikle elini öpmelerine izin vermezdi. Elini öpmek isteyenlere şöyle derdi:
“Sen bu amelinle cennete, ben de cehenneme giderim. Sen Allah rızası için elimi öpüyorsun ve eğer elimi öpmen bana gurur ve kibir getirirse cehenneme girerim.”
Vaktiyle mukallitlerinden biri ona el öpmenin caiz olup-olmadığını sorunca şöyle cevap verdi:
“El öpmenin haram olduğunu söyleyemem; fakat ahlakî olarak benim için çok zor bir meselidir. El öpülmesine izin verenler harama duçar olabiliyorlar.”

AYETULLAH MUHAMMED SADR (R.A) SADDAM ZİNDANINDA

Bu büyük taklit mercii üstadı Şehit Muhammed Bakır Sadr (r.a) ile faaliyetlerinden dolayı üç kez Saddam zindanına atıldı. İlk olarak 1351 yılında ardından da 1353 yılında 150 öğrencisi ve bir grup Hizbu’d-Davet üyeleriyle tutuklanarak zindana atıldı. Son defasında ise meşhur Şabaniye İntifadası’ndaki faaliyetlerinden ve yaptığı ateşli konuşmalarından dolayı 106 devrimci mücahitle birlikte tutuklanarak zindana atıldı.[7]

Ayetullah Muhammed Sadr (r.a) Saddam esaretinden kurtulduktan sonra siyasetten uzaklaşarak inzivaya çekildi. Saddam rejimi Ayetullah Sadr’ın (r.a) bu tavrını görünce Necef Havzası’nın sorumluluğunu ona vererek Iraklıların resmi taklit mercii olduğunu ilan etti. Ayetullah Sadr’ın (r.a) merciliğini kabul etmesiyle bir grup onu Bas Partisi’yle işbirliği yapmakla suçladılar. Ancak büyük fakih halkın bu iftira ve suçlamalarına tahammül etti. Hakikatte merciliği kabul etmekteki gayesi unutulmaya ve yok olmaya yüz tutmuş büyük Necef Havzası’nı yeniden ihya etmek, dağılmış ve öndersiz kalmış Iraklı Şiîlerini bir bayrak altında toplamak, fakirlere yardım etmek ve Müslümanları savunmaktı.

Ayetullah Sadr (r.a) merciliği kabul etmesinin nedeni şöyle açıklıyor:
“Ben de diğer fakihlerin tehlikede oldukları gibi tehlikedeyim, fakat faaliyetim Allah rızası doğrultusunda, halkın menfaati, emr-i maruf, nehy-i münker farizasının ve Necef Havzası’nın korunmasıysa neden korkayım? Eğer şehit olursam Allah yolundadır ve bu arzuların en yücesidir.”[8]
Ayetullah Sadr’ın (r.a) Saddam eliyle şehit edilmesinde herkese onun Baas Partisi’yle hiçbir irtibatının olmadığını, aksine onlara karşı olduğunu kanıtlamıştır.

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) KÜLTÜREL FAALİYETLERİ

1-Cuma Namazı
Ayetullah Sadr’ın (r.a) önemli faaliyetlerinden biri asırlarca unutulmuş ve vacibi tehir diye terk edilmiş Cuma namazını başlatmasıdır. Kufe Camii’nde her hafta düzenli olarak Cuma namazı kıldırması diğer Irak şehirlerinde Cuma namazların kılınmasını sağladı. Onun bu bereketli adımı kısa bir zamanda Irak’ın 86 büyük şehir ve kasabasında vekilleri tarafından Cuma namazı ikame edilmesine neden oldu.

Cuma namazlarını kendine özgü bir üslupla kıldırırdı:

1-O gün Cuma hatiplerinin görevlerinden biri de Baas Partisi’nin kesin emri gereği namazların kunut duasında Saddam’a dua etmekti. Ayetullah Sadr (r.a), bu emre rağmen kendisi dua etmediği gibi tüm vekillerine de şöyle fetva verdi: “Masumlar dışında hiç kimseye dua etmek caiz değildir.”
Ayetullah Sadr (r.a) Cuma namazına gelirken halkın “Nem nem lil Gaid Saddam Hüseyin”, “Birruh biddem nefdiyke ya Saddam” solaganlarını “Nem nem lil İslam”, “Nem nem lil Havza” olarak değiştirdi.

2-ABD ve İsrail gibi emperyalist güçler aleyhine konuşmalar yaparak Müslümanları özellikle de Irak halkını bilinçlendirerek onlardan uzak olmalarını öğütlüyordu. Halk arasına “Kella kella Amerika, Kella kella İsrail!” (ABD’ye, İsrail’e hayır!” sloganlarını yerleştirdi. Ayetullah Sadr (r.a) kıldığı 45 Cuma namazında Baas Partisi’nin deyimiyle kırmızı hattı aşmıştı. Sonunda da Baas Partisi tarafından şehit edildi.

2-İyiliğe Emretmek, Kötülükten Sakındırmak
Ayetullah Sadr’ın (r.a) faaliyetlerinden biri de “Emr-i maruf ve nehy-i münker” farizasının üzerinde önemle durarak halka tebliğ etmesiydi; hatta bu yolda hiç bir güçten korkmadı. Daha da öteye, Irak’ta ahlak dışı yayınlar yapan Saddam’ın oğlu Udey’in el-Şabab TV kanalını seyredilmesine haram fetvası verdi.

3-Şehirlere Hatipler Yollaması
Ayetullah Sadr (r.a) Irak’ın büyük-küçük tüm şehir ve kasabalarına vekiller gönderiyordu. 80 ayrı yerde cemaat ve Cuma namazları kılınmasını sağladı. Şeyh Evs Nasirî (r.a), Şeyh Fazil Emşanî (r.a), Dr. Ebu İshak Ekilî (r.a) gibi onlarca mücahit vekilleri yaptıkları ateşli ve devrimci hutbelerinden sonra Baas Partisi tarafından şehit edildiler.

4-İslamî Mahkeme Teşkili
Ayetullah Sadr’ın (r.a) önemli faaliyetlerinden biri de resmi mahkemeler karşısında İslami ve şer’i mahkemeler teşkil etmesiydi.

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) SİYASİ DÜŞÜNCELERİ

1-İslam Devleti Teşkili
Ayetullah Sadr (r.a) Şehit Muhammed Bakır Sadr’ın (r.a) başlattığı siyasi hareketi devam ettirmeye kararlıydı. Fakat bir taraftan Irak’ın siyasi ve toplumsal yapısı, diğer taraftan da diktatör Saddam’ın baskıları önünde büyük engeldi.
Ayetullah Sadr (r.a), İmam Ali’nin (Aleyhisselam); “Din esastır, hükümet ise onun bekçisidir, esası (dini) olmayan hükümet yıkılmaya mahkûmdur ve bekçisi (hükümeti) olmayan din ise hiçbir işe yaramaz.”hadisine isnat ederek İslam hükümetinin kurulmasını farz biliyor ve tüm Müslümanlara İslam hükümeti kurmayı emrediyordu.

2-İran İslam Cumhuriyetini Müdafaa Etmek
Ayetullah Sadr (r.a) İran İslam Cumhuriyeti’nin en büyük savunucularından biriydi. İran’daki Iraklı mücahitlere yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Allah, İran halkını korusun. Onlar bizim din ve mezhep kardeşlerimizdir. Yüce Allah dünyada İslam’ın izzeti olan İran’ı korusun.”[9]
Ayetullah Sadr’ın (r.a) İmam Humeynî (r.a) ve Ayetullah Hamaneî’ye özel bir alakası vardı. İran’dan söz açılınca şöyle derdi: “İran Hükümeti’nin veliyy-i fakihi Ayetullah Hamaneî Müslümanların lideridir.”[10]

Ayetullah Sadr (r.a), İran İslam Cumhuriyeti’nin muhalifleriyle yapılan her türlü işbirliğini günah sayarak haram fetvası vermişti.
Mukallitlerinin biri huzurunda şöyle bir soru sordu: Müslümanların lideri olan İmam Sadr’ın (r.a) huzurlarına! Ben ve kardeşim halkın mücahitleriyle (münafıklar) alış-veriş yapıyoruz. Sebze ve meyve gibi yiyecek maddeleri verip karşılığını alıyoruz, bizim bu muamelemizin hükmü nedir?
O büyük fakih şöyle cevap verdi: “Bu muamele şer’an caiz değildir; zira bu, günaha yardım etmektir. Derhal münafıklardan irtibatınızı kesin!”[11]

3-Takiyye Caiz Değil!
Ayetullah Sadr (r.a), takiyye, maslahat gereği de olsa zalimin zulmüne ve adaletsizliğine göz yummaya sebebiyet verirse caiz değildir diyordu. Cuma namazını fitne ve ihtilaf kaynağı olduğunu iddia edenlere şöyle cevap veriyordu: “Bugün takiyye yapmaya ihtiyaç yoktur. Cuma namazının fitne unsuru olduğunu söyleyenler bilsinler ki asıl Cuma namazına katılmayanlar fitne unsurudurlar. Onlar, Cuma namazına katılmamakla bilerek ya da bilmeyerek İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmektedirler.”[12]

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) ESERLERİ

Ayetullah Muhammed Sadr (r.a), toplumsal, siyasi ve ilmi faaliyetlerinin yanı sıra başta fıkhî ve ahlakî konular olmak üzere birçok ilim dalında faydalı kitaplar kaleme almıştır.
Ayetullah Sadr’ın (r.a) eserlerinden bazıları:
1-Nezaratu’l-İslamiyye Fi İlan-i Hukuki’l-İnsan
2-el-Kanunu’l-İslamiyye
3-Eş’etun Min Akaidi’l-İslamiyye
4-Felsefetu’l-Hacc Ve’l-Mesalihu Fi’l-İslam
5-Maverau’l-Fıkıh
6-Fıkhu’l-Ahlak
7-Ezva Ala Savreti’l-Hüseyin (a.s)
8-Fıkhu’l-Aşair
9-Mesail Fi Hurmeti’l-Gina
10-Menhecu’l-Usul
11-Salatu’l-Leyl
12-Mebahis Min Kitabi’t-Taharet
13-Minhacu’s-Salihin
14-Buhusun Kesir Havle’l-Beda
15-Buhusun Kesir Havle’l- Kizb

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) ŞEHADET AŞKI

Ayetullah Muhammed Sadr (r.a) Allah yolunda şehadet aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Sanki Allah yolunda öldürüleceğini biliyordu. Bir toplantıda yakın dostlarından birine şöyle dedi: “Şeyh Garevî ve Şeyh Burucerdî şehit oldular. Ben de onların üçüncüsüyüm.”[13]

Ayetullah Sadr’ın (r.a) yakınlarından biri şöyle naklediyor: “Bir gün onun yanına giderek şöyle dedim: Seyyid Muhammed Bakır (r.a) ve kız kardeşi öldürüldüler. Amcanın acısı ve ayrılığı bizlere yeter, seni de kaybetmek istemiyoruz. Senden sonra halkın ve havzanın önderliğini kim üstlenir? (Böyle ateşli konuşmalar yapmayın, biraz dikkat edin) Seyyid Muhammed biraz sustuktan sonra şöyle dedi: “Benim ve Seyyid Muhammed Bakır’ın (r.a) kanı İmam Hüseyin’in (Aleyhisselam) kanından değerli değildir. Ben, mazlum Irak halkı ve havza için canımı feda etmeye hazırım.”[14]

Ayetullah Sadr (r.a) şehadetinden birkaç gün önce dostlarından birine şöyle dedi: “Ben tehlikedeyim ve her zaman da tehlikede olacağım. Ben de Meysem-i Temmar, Hucr b. Udey, Said b. Cubey ve Tuf şehitleri gibi şehit olacağım.

KEFEN GİYEN CUMA HATİBİ

Ayetullah Sadr’ın (r.a) son Cuma hutbelerindeki konuşmalarından son derece rahatsız olan Saddam, ondan Cuma namazını tatil etmesini istedi. Fakat o bu teklifi reddederek; “Ben görevimi ifa etmeye mecburum” diyerek cevap verdi.[15]

Ayetullah Sadr (r.a) son Cuma namazında omuzlarına kefen alarak vakarlı ve cesur adımlarla Kufe Mescidi’ne hareket etti. Baas Partisi tarafında şehit edilen vekillerinin üzüntüsüyle şöyle dedi: “Ben defalarca şunu dedim; öldürülen her bir müminin ölümü benim ölümümdür; zira müminler tek vücuttur. Bir uzuv darbe aldığında diğer uzuvlarda rahatsız olur.”[16]

Daha sonra uzun bir dua okuyarak 14 Masum’a (a.s) dua etti. Hutbesi şehadet kokusu veriyordu. İmam Hüseyin’den (Aleyhisselam) ve şehadetinden bahsetti. Sanki ecelinin geldiğini ve dünyadan ayrılacağını anlamıştı.

AYETULLAH MUHAMMED SADR’IN (R.A) ŞEHADETİ

Ayetullah Muhammed Sadr (r.a) iki oğluyla birlikte her Cuma akşamı Necef’in el-Beranî bölgesinde matem ve ağıt toplantısına katılırdı. 2 Zilkade 1419 yılının Perşembe akşamı her zaman olduğu gibi oğulları Mustafa ve Muammile ile birlikte ağıt merasiminden sonra şahsi aracıyla evine doğru hareket etti. Fakat aracı el-Henane denen yerde ABD markalı bir araç tarafında durduruldu ve kurşun yağmuruna tutuldu. Bu silahlı saldırıda Ayetullah Muhammed Sadr (r.a) iki oğluyla birlikte olay yerinde şehit oldular. Pak naaşları katiller tarafından araçla birlikte kaçırıldı. Ertesi gün cenazesi Baas Partisi’nin kesin emriyle hiçbir merasim düzenlenmeden defnedildi.[17]

Ertesi gün el-Kabasa isimli Kuveyt gazetesi bu suikastın Saddam’ın küçük oğlu Kusey’in özel timleri tarafından gerçekleştirdiğini yazdı.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun!

———————-

[1]-Dairetu’l-Maarif, c.1, s.192.
[2]-Şehit Sadr’ın Hayatı, s .5.
[3]-Şehit Sadr’ın Hayatı, s.10.
[4]-Mucemu’l-Fikir ve’l-Edeb fi’n-Necef, s.419.
[5]-Ricalu’l-Fikir ve’l-Meydan, s.53.
[6]-Şehit Sadr’ın Hayatı, s.22.
[7]-Merceiyyetu’l-Meydan, s.356.
[8]-es-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.8.
[9]-Merceiyyetu’l-Meydan, s.368.
[10]-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.22.
[11]-Merceiyyetu’l-Meydan, s.368.
[12]-Ricalu’l-Fikir ve’l-Meydan, s.52.
[13]-Sadru’s-Sani el-Şahid ve’ş-Şehid, s.22.
[14]-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.12.
[15]-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.223.
[16]-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.82.
[17]-Sadru’s-Sani eş-Şahid ve’ş-Şehid, s.82.

———————-

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar

Etiketler:,

Yorum Bırak