Sibel Eraslan ve Hz. Fatıma (sa)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Nisan 2011 1.823 kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok

Bismillah

Yazmanın yaşı yoktur demişti üstadım. Boynuz kulağı geçer tabiri ise sadece kendini bilmezler içindir, insanlar insafsızdır diyordu üstat, kime yazıyorsun demeden önce kimsin ki yazıyorsun diye sorarlar. İşte tam o vakit de ki Rabbin “Oku” diye emrettiği bir beşerim ve lütfettiği kalem ile de geleceğe mektup yazıyorum.

Kimseye saygısızlık etmek değildir amacım. Kimseyi yargılamak ya da önyargı ile yaklaşmak da bize göre değildir. Amacım sadece eli kalem tutan ve genç beyinlere yön veren büyüklere bazı şeyleri hatırlatmaktır. Her ne kadar bu amacımda başarı imkânımın ne kadar olacağını tahmin edemesem de yine de geleceğe ümitle bakanlar için engelli yolları temizlemektir amacım.

Geçenlerde kitap raflarını süsleyen ve çokta dikkatimi çeken bir kitapla karşılaştım. Sibel Eraslan’ın “Can Parçası Fatıma “ adlı kitabı. Şimdiye kadar hiçbir yazısı ile tanışmamıştım. Sadece daha önce aynı inancı paylaştığım Şii kardeşlerimin öve öve bitiremedikleri ve Türkiye’deki İslami gençliğin beğenerek okuduğu bir bayan yazarın, Hz.Fatıma ile yazdığı bu kitabı alma gereksinimi duydum nedense. Gerçeği söylemek gerekirse diğer Ehlibeyt taraftarları gibi yazarın isminden çok kitabın ismi cezp etmişti beni.

Büyük bir heyecanla almıştım ve aynı heyecanla bir gecede soluksuz bitirmiştim kitabı. Fatıma’yı yeni tanıyanlar için ya da Fatıma’yı tanımayanlar için mükemmel denilecek bir kitap ama ya Fatıma ile yaşayanlar için?

Vahdet ilkesinin sonsuz toleranslarını kullanan yazar, hem ehlisünnet hem de Şii ulemasının da içlerinde olduğu büyük kaynak deposunu okuyucuya sunarken, Fatıma ismi ile okuyucuyu Peygamber zamanına götürürken, ne yazık ki, sadece o dönemde kalmış ve peygamber sonrası dönemde yaşanan gerçekleri okuyucuyla paylaşmaktan kaçınmıştır.

Fatıma’nın bilinen yönlerini okuyucuya açık yüreklilikle ve muazzam cömertlikle paylaşırken nedense Fatıma’nın bilinmeyen yönlerini anlatmaktan kaçınmış ya da bu konuda gereken bilgilere henüz ulaşamamıştır.

Okumayanlar için kitabı özetlemek istiyorum. Ya da büyüklerimizin dediği gibi okuduğumuzdan ne anladığımızı anlatalım.

Eşi benzeri görülmemiş ve kadınlara has duygusallıkla Fatıma’nın babasıyla olan muhabbetini anlatmaktaydı yazar. Küçük bir çocukken babası tarafından nasıl sevildiğini ve babası tarafından kızının ne gibi faziletlere sahip olduğunu anlatmakta. Babası tarafından Fatıma’nın sadece kızı olmadığını mübarek doğumundan son nefesine kadar her şeyi olduğunu üstü kapalı paylaşmaktadır.

Yazar, Hz.Fatıma ile Mekke ve Medine sokaklarını arşınlamış, gençliğinde tanıdığı Hz.Fatıma ile kadının ne gibi bir konuma sahip olduğunu ve ne gibi görevleri olduğunu idrak etmiş. Zaman gelmiş Peygamber’in cephesi arkasında Peygamberin dönmesini özlemle beklemiş. Zaman gelmiş peygamberin sefer dönüşünü ve kızı Fatıma ile kucaklaşmasını sevinç gözyaşları dökerek izlemiş.

Ali ile Fatıma’nın evlilik öncesi hallerini ve aşklarını mükemmel bir dille anlatmış ve Ali ile Fatıma’nın ilk el tutuşlarını ağlayarak anlatmış kitabında. Her şey buraya kadar çok güzel ve çok sakin geçmekte. Peygamber dönemine ait Fatıma’yı çok güzel anlamış yazar.

Peki ya peygamber sonrası Fatıma. İspanya’da El Hamra Sarayı’nın girişine, Endülüs medeniyetinden kalma Hz.Fatıma annemizindir diye yontulmuş eli görmüş. Ve halkı sürülmüş ve oralarda yok edilmiş İslam’ın bu ele bakarak ağladığını yazmış yazar.

Bundan sonrasını izin verinde ben anlatayım. Peygamber sonrası döneme ait Fatıma’yı bırakında biz anlatalım.

Medine sokaklarını tanımasak ta, elbet Medine’de yakılı ve kırılmış kapıyı iyi tanırız. Peygamber kızı Fatıma’nın değirmen taşlarından dolayı nasırlaşan ellerini görmesek de El Hamra Sarayı’nda, kırılmış kaburgaların sıkıştırıldığı evi gözümüz kapalı, yanık kapısının kokusundan tanırız biz.

Peygamber zamanında Fatıma’nın sevincini gören Medineliler gibi olamasak da, Peygamber sonrası Hüzünler evinde ağlayan Fatıma’yı duymaktayız biz. Peygamber zamanında ellerinden tuttuğu Hasan ve Hüseyin’den ziyade, peygamber sonrası kapı arasında kaldığında kaybettiği, dünyaya henüz gelmemiş Muhsin’i de ne kadar sevdiğini iyi biliriz biz.

Bundan sonrası Vahdet ilkesini çiğnemeye gider. Bu yüzden değerli âlimlerimiz ve ulemalarımızın emrettiği üzere birlik ve beraberlik için, tıpkı peygamber sonrası Fatıma gibi Beytul Ahzan’da sözlerimizi ve haykırışlarımızı gerçekler aşikâr olana kadar saklamayı tercih ediyoruz.

Fatıma taraftarı olarak, söylemek gerekir ki, Fatıma’yı kendine örnek alan ve mübarek hayatını kaleme alan saygıdeğer yazara gerçekleri hatırlatmak adına bir nükte’yi söylemeyi kendime vazife biliyorum.

Fatıma’yı tanımanın ve anlamanın, Peygamber öncesi belli olan Fatıma evinin, Peygamber sonrası belli olmayan Fatıma kabrinin tefekküründe yattığını hatırlatmak isteriz.

Yazarın büyük zahmetlere katlanarak elinden geldiği ve tanıdığı kadarıyla Hz. Fatıma’yı yazmaya çalıştığı,İnşallah bu zahmetli çalışmasının mükâfatını da bizzat Ehlibeytin elleriyle almasını Rabbimden niyaz ediyorum.

FATİH KAHRAMANİ

Yorum Bırak