Şiiliğin Doğuşu – 1

Yazar: beytül ahzan Tarih: 23 Kasım 2010 9.6K kez okundu Şia'lık 4 Yorum

hz ali

Şiiliğin İslam Peygamberi (s.a.a) Döneminde Ortaya Çıkışı Üzerine

Özet:

İslam’ın büyük fırkaları kendi mezheplerinin asaletini ispatlamak için mezheplerinin kökünü Resul-i Ekrem’in (s.a.a) döneminde aramaya gayreti içindedirler.

Şia mektebinin ortaya çıkışı hususunda İslam düşünürleri ve tarihçiler tarafından çeşitli görüşler sunulmuştur. O görüşlerden biri de Şiilik mektebinin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde ortaya çıkma görüşüdür. Bu görüş genelde Şii âlimleri tarafından ileri sürülmüş ve kimi Ehlisünnet âlimi ve oryantalist de bunu teyit etmişlerdir. Bu görüşün ispatı için genel olarak sunulan kanıtlar Hz. Ali (a.s) hakkında Resul-i Ekrem’den (s.a.a) nakledilen hadisler, tarihi olaylar ve o hazrete yorulan birkaç ayetin tefsiridir. Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde özel bir grup “Ali’nin Şia’sı” olarak tanınmaktaydı. Yine Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) özel ilgi göstermesi ve hazretin Ali (a.s) ve Şiaları hakkında tefsir ettiği bir ayet belirli bir grubun o hazrete uymasını sağlamıştır. Bu kanıtlar ve tarihi belgeler sayıları az da olsa az bir grubun Peygamber (s.a.a) döneminde Ali’nin Şia’sı olarak tanınmalarının göstergesidir. Gerçi bu dönemde Şiiliğin İslami bir fırka olduğu söz konusu olmamıştır, ancak az sayıdaki bu grubun Şia olarak var olması inkâr edilmez bir gerçektir.

Görüşlerin Değerlendirilmesi

Şiilerin genelinin, bazı Ehlisünnet araştırmacıları ve oryantalistlerin görüşüne göre Şiilik Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde tarihi geçmişi olan asil bir fikri akımdır. Bu görüş Şiiliğin siyasi alandaki manifestosunun çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Şii âlimleri arasında Kaşifu’l-Gita (m. 1373), Şeyh Muhammed Rıza Muzaffer (m.1383), Muhammed Hüseyin Zeyn Amili, Muhammed Cevad Muğniye, Abdullah Nimet ve Türk tarihçi Abdulbaki Gölpınarlı (m.1982) bunun senetlerini kendi eserlerinde kaydetmişlerdir.

Bu tarihçiler ve yazarlar Şiiliğin ortaya çıkış tarihi konusunda Şiiliğin Resul-i Ekrem’in (s.a.a) döneminde ve o hazretin kendi eliyle başlatıldığını savunmuşlardır; gerçi Şiiliğin faaliyeti Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra İslami ve siyasi bir mezhep olarak Hz. Ali’ye (a.s) uymakla başladığı daha meşhur bir görüş haline gelmiştir.

Şii yazar Muhammed Hüseyin Kaşifu’l Gita konuyla ilgili şöyle der: “Şiilik tohumu İslam tohumlarıyla beraber aynı zamanda serpilmiştir.” Bir başka Şii yazarı Muhammed Hüseyin Muzaffer şöyle diyor: “Şiiliğe davet Resul-i Ekrem’in (s.a.a) “La İlahe İllallah” kelimesine davet ettiği dönemden itibaren başlamıştır. O, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Ali (a.s) hakkında Haşimoğulları’nı topladığı vakaya ilişkin buyurduğu sözüne istinat etmiştir ki Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şu (Ali) benim kardeşim, varisim, vezirim, vasim ve aranızdaki halifemdir. Sözünü dinleyin ve ona itaat edin!”

Bir başka Şii yazar Muhammed Hüseyin Zeyn Ali şöyle diyor: “Allah Resulü’nün (s.a.a) sahabesi arasında şu dört kişi; Ebuzer Gifari, Selmani Farisi, Mikdad b. Esved ve Ammar b. Yasir Ali’nin (a.s) Şiileri olarak tanınmaktaydılar.”

Muhammed Nimet ise görüşünü şöyle bildirmiştir: “Şiilik ilk kez bir mezhep ve fırka olarak Sakife’de ortaya çıkmıştır. Ancak oluşum olarak ilk kez Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde doğmuş ve ortaya çıkmıştır.”

Sa’dul Eş’ari Kummi (m.299 veya h.301), Nevbahti (m. 310) Şiiliğin Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde varlığından bahsetmiş ve onu İslam’ın ilk fırkası olarak bilen kimselerdendir.

Ebu Hatem Razi ise görüşünü şöyle dile getiriyor: “Şia, Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde Hz. Ali’nin (a.s) yanında yer alan Selman, Ebuzer, Mikdad b. Esved, Ammar Yasir ve diğer samimi arkadaşlarına verilen isimdir ve onlar bu isimle tanınmaktaydılar. Allah Resulü (s.a.a) Ali’nin (a.s) Şiileri olarak bilinen bu kimseler hakkında şöyle buyurdu: cennet, dört kişiye görmeye müştaktır; onlar Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar’dır. O günden itibaren günümüze kadar Ali’nin üstünlüğüne inanan herkese Şii denilmiştir.”

Ehlisünnet âlimleri arasından Muhammed Kürd Ali’de (m.1953) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) sahabesi arasında Ali’nin (a.s) Şiaları olarak bilinen kimselerin varlığını kabul etmiştir. Onlar; Selmani Farisi, Ebuzer Gifari, ammar Yasir, Huzeyfe b. Yeman, Huzeyme b. Sabit, Ebu Eyyubi Ensari, Halid b. Said b. As ve Kays b. Sa’d b. İbade gibi şahısları o hazretin Şiileri olarak belirtmiştir. Yazar konuyla ilgili olarak şöyle demiştir: “Resul-i Ekrem’in (s.a.a) sahabesinden bir grup Ali’nin Şia’sı olarak tanınmaktaydı.”

Alman yazar Shubert’de konuyla ilgili şöyle görüş belirtmiştir: “Resul-i Ekrem (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: Allah’ın en üstün kulları sen ve senin Şiilerindir. Benimle sizin vadeniz (buluşma yerimiz) Kevser Havuzu’nun başıdır. İnsanlar hesap vermek için oraya geldiklerinde sizler “Seçkin ve büyük şahsiyetler” olarak çağrılacaksınız!”

Yine bu konuyla ilişkin Seyyid Muhammed Bakır Sadr (m.1400) şöyle diyor: İslam Peygamberi (s.a.a) İslam’ı istenilen kemale erdirmek için, bizzat kendisinden sonra planlı bir program hazırlıyordu. Merhum Sadr bu mukaddimeyi açıkladıktan sonra sözlerine şöyle devam ediyor: “Şiiliğin, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) doğal olarak mantıklı davetini başlattığı o zaman ve şartlarda misyonunu üstlendiği dönemde başladığını söyleyebiliriz.”

Bu görüşü savunan kimseler şuna inanmaktadırlar; Şiilik mezhebinin geçmişi İslam’ın geçmişiyle aynıdır. Yani İslamiyet’in başlamasıyla beraber Şiilikte başlamıştır. Bu görüşü savunanlar Şiiliğin fikri bir akım olarak Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra Hz. Ali’nin (a.s) imametine nassın gereği ile inanmış ve onun İslam’ın doğuşuyla ortaya çıkmasından öteye Şiiliği Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin bir parçası olarak görmüşlerdir.

Bu Görüşün Beyanı

Bu görüşe göre İslam’ın ilk ortaya çıktığı ve Yevmu’d-Dar vakasında Resul-i Ekrem (s.a.a) “(Önce) en yakın hısımlarını uyar” ayetinin hükmü gereği kendi kabilesinin bireylerini misafirliğe davet etti ve onlardan Müslüman olmalarını istedi. Sonra onlara şöyle buyurdu: “İçinizden hanginiz benim kardeşim, vasim ve halifem olarak bu işte bana yardım edecek!” O kabalıkta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) davetine Hz. Ali’den (a.s) başka icabet eden olmadı. Resul-i Ekrem (s.a.a) elini Hz. Ali’nin (a.s) boynuna koymuş bir halde misafirlere şöyle buyurdu: “Bu (Ali) benim kardeşim, vasim ve aranızdaki halifemdir. O halde sözünü işitin ve ona itaat edin!”

Seyyid Muhammed Bakır kendi kitabında şöyle diyor: “Resul-i Ekrem (s.a.a) kendisinden sonra İslam’ın geleceğini düşünüyor ve bu iddiaları akli ve nakli belgelerle ispatlamaya çalışıyor ve bu doğrultuda şöyle yazıyor: “Resul-i Ekrem (s.a.a) vefatından sonra İslam’ın geleceği için kendi hayatı döneminde olumlu bir strateji belirledi ve bu iş için de girişimde bulundu. Allah’ın emriyle yerine birini seçerek davet ruhunu vücudunun derinliklerine aşıladı. Sonra İslam’ın fikri merciliğinin ve siyasi önderliğinin onda şekillenmesi ve Resul-i Ekrem’den (s.a.a) sonra Ensar ve Muhacirlerden oluşan agâh bir kurulun yardımıyla İslam’ın önderliğini ve ümmet inancının yeniden yapılandırılması için onu hazırladı. Bu işi ümmet rehberlik sorumluluğunu kabullenmeye liyakat bulana kadar devam ettirecekti. Bu yol İslam’ın geleceğini garanti altına alacak ve İslam’ın ilerlemesi yolunda sapmalardan uzak kalmasını sağlayacak tek sağlıklı yoldu. Nitekim Resul-i Ekrem’de (s.a.a) bunu yaptı ve hayata geçirdi.

Gerçek şu ki Peygamber (s.a.a) efendimiz döneminde dini, siyasi ve toplumsal alandaki yegâne şahsiyet Allah resulünün kendisiydi ve o hazretin sözü bütün konuşmalarda ve söyleşilerde Müslümanlar arasında “Faslul Hitap” yani bağlayıcı olarak kabul edilirdi. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) varlığı Müslümanlar arasındaki ihtilafların giderilmesini sağlıyordu. Öyle ki kimse Allah Resulü’nün (s.a.a) sözünün karşısında aleni olarak siyasi bir muhalefet etmeye cesaret edemiyordu.

Hal böyle iken Allah Resulü’nün (s.a.a) hayatı döneminde kâfir ve müşriklerle yapılan savaş ve cihatlarda Müslümanlar arasında çeşitli siyasi eğilimler göze çarpmaktaydı ki bunların etkisi siyasi ve nizami alanlarda kendini gösteriyordu. Gerçekleşen çeşitli hadiselerde Peygamberin (s.a.a) sahabesi arasında yavaş yavaş sevgiler ve nefretler belirmişti. Resmi olmayan bazı küçük gruplar ortaya çıkmıştı. Bir grup büyük ve önde gelen sahabe Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bisetinin ilk başlarından itibaren Hz. Ali’ye (a.s) sevgi duydular ve “Ali’nin Şiileri” olarak tanındılar. Resul-i Ekrem’de (s.a.a) Şia ismini onlar hakkında kullanmış ve defalarca onlara “Ali’nin Şiileri” diye hitap etmiştir.

Resul-i Ekrem (s.a.a) Ali’nin (a.s) Şiilerine birçok müjdeler vermiş ve bizleri onlara uymaya tavsiye etmiştir. Şia ismi Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde de yaygın bir isimdi ve bir grup bu isimle tanınmaktaydı. Onlar Şiiliğin ilk çekirdeğini oluşturan kimselerdi.

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında Resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden çok sayıda nakledilen rivayetlerde risalet döneminde belirli bir gruba “Ali’nin Şiileri” tabiri rapor edilmiştir. Bu rivayetler hadis ve tarih kitaplarının metinleri arasında dağınık bir halde nakledilse de hadislerin nakledilme sebepleri göz önüne alınarak çeşitli tabirlerle kullanıldığı dikkat çekmektedir. Ancak bu hadislerin tamamında özel anlamda ve lügatte “Ali’nin Şiileri” tabiri bir grubun bu isimle tanınmasının ötesinde oldukça değerli bir metot ve yola işaret edildiği göze çarpmaktadır. Örnek olarak Suyuti kendi tefsirinde “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.” Ayetinin tefsirinde silsile senet olarak Cabir B. Abdullah Ensari’ye dayanan rivayette bu büyük sahabenin dilinden şöyle nakleder: “Allah Resulü’nün (s.a.a) huzurunda bulunduğumuz sırada Ali (a.s) yanımıza geldi. Resul-i Ekrem (s.a.a) Ali’yi görünce şöyle buyurdu:  “Canım elinde olan Allah’a andolsun ki şüphesiz ki bu (Ali) ve Şiileri kıyamet günü saadete ermişlerin ta kendileridir.”

Yeri gelmişken bu hadislerden birkaçını nakledelim:

Hadislerde Şiilik ve Konumu

Ehlisünnet ve Şia kaynaklarında resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden çok sayıda hadisler nakledilmiştir ki bu hadislerde Ali’nin Şia’sı ve onların konumundan bahsedilmiştir. Şimdi, o hadislerden bazılarını naklediyoruz.

Taberani “el-Mu’cem”, İbni Hacer Haysemi “es-Savaiuku’l-Muhrika” ve Muttaki Hindi “Kenzu’l-Ummal” adlı eserlerinde Hz. Ali’nin (a.s) dilinden şöyle naklederler. Hazret şöyle buyurdu: “Habibim Allah Resulü (s.a.a) bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Sen ve Şiaların Allah’ın hoşnutluğunu elde etmiş bir halde Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız! Sonra düşmanlarınız üzgün ve elleri boyunlarına bağlanmış bir halde Allah’ın huzuruna gelecekler.

Bir başka hadiste Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Sen ve Şiaların nurlu yüzlerinizle Allah’tan hoşnut bir halde Kevser Havuzu’na gireceksiniz! Düşmanlarınız ise yüzleri siyah, susuz dudaklar ve başları önlerine eğik bir halde gelecekler!”

Uzun bir hadiste Hz. Ali (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) dilinden şöyle nakleder: “Allah Resulü (s.a.a) Hayber Savaşı’nda bana şöyle buyurdu: Ey Ali! Eğer Hıristiyanların İsa Mesih hakkında dedikleri aşırı (guluv) sözleri ümmetimden bazılarının senin hakkında söylemelerinden korkmasaydım bugün senin hakkında öyle bir söz söylerdim ki (bundan sonra) yanından geçtiğin her Müslüman ayakkabının toprağını ve abdestinden arta kalan suyunu şifa olarak alırdı. Üstünlüğüne şu yeter ki sen bendensin bende senden, mirasın benden benimde mirasım sendendir. Senin benim yanımdaki konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir, ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sen dinimin tebliğcisisin ve benim sireme bağlı kalarak (düşmanlarla) savaşacaksın! Sen kıyamette insanlardan bana en yakını ve yarın yerime Kevser Havuzu’nun başına geçecek halifemsin. Takipçilerimden cennete ilk girecek kişi sensin. Kuşkusuz ki Şiilerine Kevser suyundan içirilecek temiz ve ak yüzlerle etrafımda nurdan olan yüksek yerlere yaslanırlar. Onlara şefaat edeceğim ve cennete benim komşularım olacaklardır. Ancak senin düşmanların yüzleri siyah, dudakları susuz ve başları önlerine eğik bir halde olacaklardır.”

Bir başka rivayeti de Sıbt b. Cevzi Ebu Said Hudri’den, yine bir diğer hadisi Ebu Hureyre Allah Resulü’nden (s.a.a) nakletmiştir. Bu konuyla ilgili çok sayıda hadis mevcuttur ancak biz bu kadarıyla yetiniyoruz.

**Konunun ikinci bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -2

**Konunun  üçüncü bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -3

Yorum Bırak

  1. Suleyman dedi ki:

    Herkese Allahin salami olsun.
    Hormetli Ehlisunnet kardeslerim kimse şirk soylemiyor.Sadece Nasil ki, cok yaygin hadiste Hazreti Muhammed(s.a.a.s) buyurmustur ki;Hazreti Ali(a.s) bana gore durumu Hazreti Musanin Hazreti Haruna oldugu gibidir.Fakat benden sonra peygamber gelmiyecek. Bir hadiste de Hazreti Muhammed(s.a.a.s) buyurmustur ki ben kimin mevlasiyam ise Ali (a.s) da onlarin mevlasidir.(Bunun gibi hadisler çok.Yani soylemek istedigim Ali (a.s) mominlerin emiridir.

  2. ali dedi ki:

    “bende sizin gibi bir kulum” diyen peygamberimiz (s.a.v)deyilmiydiki bu gun kalkıp hz. ali (r.a.)’ı insanlıktan daha üstün bir varlık gibi gösterip onu olmaması gereken bir konuma getiriyorsunuz ve ayrıca peygamberimiz (s.a.v.) döneminde tek mezhep tek yol islamiyetti başkada mezhep yoktu şia’ya çok büyük bir saygı duyarım ama hz. ali (r.a.)’ı olmaması gereken bir konumda düşünerek şirke giren ve peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber islamiyet için çarpışıp bu uğurda canlarını ortaya koyan sahabilerine olmadık lanetler savuran allahı sapkın kularına hiç saygım olamaz. hep derler şiiler alevi degildir evet doğru şiiler alevi degildir tam tersi aleviler siidir bir hadiste peygamberimiz (s.a.v) hz. ali (r.a.)’a “iki topluluk senden dolayı cehenneme gidecek biri sana inanmayan ve seni hiç sevmeyenlerek küfre girenler diyeri ise seni olmaman gereken bir konuma getirerek şirke girenler”

  3. ayten dedi ki:

    biz siaiz hic bir zaman donmeriz yolumuzdan bizi vazgecirmeyin mumkunu yok

  4. […] birinci bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -1 Önceki Yazı: « Ali Var Sonraki Yazı: Etiketler:ali şiası, caferi, caferi […]