Şiiliğin Doğuşu – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 23 Kasım 2010 4.1K kez okundu Şia'lık 5 Yorum

hz ali, imam ali

Kuran-ı Kerim’de Şiiliğin Varlığına Deliller

Bu görüşü savunanlar iddialarını ispatlamak için başka bir delil ikame etmektedirler; o da bazı ayetlerin yorumuyla ilgili ayetlerin tefsirinde zikredilen hadislerdir ki bu ayetlerin Hz. Ali (a.s) ve Şiileri hakkında olduğunu savunmuşlardır. Örneğin “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır.” Ayetinin tefsirinde Allah Resulü (s.a.a) Ali ve Şia’larını –saadete ermişlerin ta kendileri olarak tanıtmış, onları Allah’tan hoşnut olmuş ve Allah’ında onlardan hoşnut olduğu kimseler olarak nitelemiştir- bu ayetin kapsamına aldığı bariz örnekleri saymıştır.

“İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır” ayeti indiği zaman birçok ashap: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en hayırlıları kimlerdir? Diye sorduklarında Allah Resulü (s.a.a): “Onlar Ali ve Şia’larıdır” buyurdu.

İbni Abbas şöyle diyor: Yukarıda zikredilen ayet nazil olduğunda Allah Resulü (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar sen ve senin Şia’larındır ki onlar Allah’tan hoşnut Allah’ta onlardan razıdır.

Bu konuyla alakalı olarak Hz. Ali’den (a.s) bir hadis nakledilmiştir ki Resul-i Ekrem (s.a.a) hazrete şöyle buyurdu: “Allah’ın “İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır” sözünü işitmedin mi; onlar ve Şia’ların insanların en üstünlerisiniz. Benim ve sizin vadeniz (buluşma yerimiz) Kevser Havuzu’dur. Bütün ümmetler hesap için haşr edildiklerinde senin Şia’ların “Alınları ak” olanlar olarak çağrılacaklardır.”

İbni Asakir tarih kitabında Cabir b. Abdullah Ensari’den ve Suyuti’de kendi eserinde şöyle naklederler: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “… Canım elinde olan Allah’a andolsun ki bu (Ali b. Ebu Talib) ve onun Şia’ları kıyamet günü kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler. Sonra İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır… Ayeti nazil oldu.”

Bazı Ehlisünnet hadis kaynaklarında da şöyle gelmiştir:

“Ey Ali! Allah’ın şu sözünü işitmedin mi ki buyurdu: İnanan ve güzel amel işleyenler de insanların en hayırlılarıdır… Onlar senin Şia’larındır. Buluşma yerimiz Kevser Havuzu olacaktır. İnsanlar hesap vermek için oraya toplandıklarında senin taraftarlarına “Alınları ak” diye nida edilecektir. (Yani hesaptan alınlarının akıyla çıkanlar)”

Bu Görüşle İlgili Hadislerin Tevili ve Cevapları

Ehlisünnet’in büyük muhaddislerinden bazıları bu hadisleri naklettikten sonra onları tevil etmeye çalışmışlardır. İbni Ebil Hadid (m.656) şöyle diyor: Birçok hadiste kendilerine cennet vaat edilen Şia’dan maksat Hz. Ali’nin (a.s) bütün insanlardan üstün olduğuna inanan kimselerdir. Şöyle ki bizim mutezile âlimleri kendi tasniflerinde ve eserlerinde şöyle yazmışlardır: Hakikatte biz Şia’yız ve bu söz sağlam ve hakka daha yakındır.”

İbni Hacer Heytemi’de kendi kitabında bu hadisleri naklederken şöyle bir tevile başvurmuştur: “Bu hadislerde Şia’dan maksat Şiiler değildir, bilakis Ali’nin (a.s) hanedanından ve taraftarlarından olup ta ashaba küfür etme bidatine düşmemiş kimselerdir.”

İbni Hacer’in bu hadislerde geçen Şia’dan maksadın Ehlisünnet olduğunu iddia etmesi gerçekten ilginçtir. Ben bunu anlamış değilim acaba o Şia ve Sünni kelimesini müteradif olarak mı görmüştür yoksa bu iki fırkanın aynı fırka olduğunu mu sanmıştır veyahut Ehlisünnet, Şia’lardan daha mı fazla Ehlibeyt’e (a.s) tabi olmuş ve onları sevmiştir?

Merhum Kaşiful Gita da konuyla ilgili olarak şöyle diyor:

“Şia lafzını Hz. Ali’ye (a.s) nispet vermekle maksadı anlamak mümkündür; çünkü bu sınıfın dışında kalanlar başkalarının Şialarıdır.”

Bu görüşü savunanlara göre Şia’nın ne olduğu ve kimler olduğu Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hadislerinden net olarak anlaşılmaktadır. Bu yazarlar ilginç tevillere başvurarak aslında hakikati kabullenmekten kaçmak istemişlerdir. Şunu da belirtmek gerekir ki Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde Şia denildiğinde fert ve şahıs anlaşılmaktaydı ve o dönemde zaten belirli bir grup Ali’nin (a.s) Şia’sı olarak tanınıyordu.”

Eldeki mevcut hadislere göre herkesten önce Resul-i Ekrem’in (s.a.a) kendisi Şia ismini Ali’nin (a.s) taraftarlarına vermiştir. Sakife, Cemel Savaşı, Hakemlik ve Kerbela Vakası ile ilgili hadisler bu kavramın yaygınlaşmasında ve Şia öğretilerinde etkili olmuştur.

Bu rivayetlerde en önemli ya da tartışma kabul etmeyen husus şudur ki Şia düşüncesini ayakta tutan ve bu mektebi ayakta tutan unsur Ali’nin (a.s) yolundan gitmektir ve Şia mektebi bununla tanınmıştır. Bilinen gerçek şudur ki İslam dininin banisi yani Resul-i Ekrem (s.a.a) buna tavsiye etmiştir.

Tarihi Belgeleri İncelemek

Konunun daha da netleşmesi ve açıklık kazanması için burada Hz. Ali’nin (a.s) Resul-i Ekrem (s.a.a) dönemindeki konumunu tarihi olgularla incelemek istiyoruz.

Resul-i Ekrem’in (s.a.a) siresini, davetinin başlangıcında “Akrabalarını uyar” ayeti nazil olduğundan itibaren Hz. Ali (a.s) ile olan muaşereti ve davetinin başlangıcında buyurduğu meşhur “Dar Hadisi, Sakaleyn ve Menzilet” hadisleri gibi tarihi belgeler ve hadisler açıkça şunu gösteriyor ki Resul-i Ekrem (s.a.a) layık bir ferdi terbiye etmek istiyordu. Bu tarihi olayları ve hadisleri yan yana koyup incelediğimizde mantıklı bir netice elde edebiliriz.

Hz. Ali (a.s) Resul-i Ekrem’in (s.a.a) en yakın ve en samimi ashabıydı. Mekke’de kıtlık baş gösterdiği yıllarda Resul-i Ekrem’in (s.a.a) muhafızlığını yapıyordu. Yüce İslam Peygamberi (s.a.a) Hz. Ali’yi (a.s) gerek hicretinden önce gerekse Medine’de kendi kardeşi olarak tanıtmıştı.

Tarihte Ali (a.s) Müslüman olan ilk kişi , Hz. Hatice (s.a) ise Müslüman olan ilk kadındır. Ali (a.s) Peygamberin (s.a.a) yadigârı ve yegâne kızı Hz. Fatıma’nın (s.a) eşidir. Resul-i Ekrem (s.a.a) torunları Hasan (a.s) ve Hüseyin’i (a.s) son derece çok severdi.

Tüm bu imtiyazlar, faziletler ve kişisel meziyetler Ali’nin (a.s) Peygamberin (s.a.a) sahabesi ve aile fertleri arasında çok daha üstün ve yüce bir makama sahip olduğunu gösteriyor. Ali’nin (a.s) ilahi renge bürünmesi ve takvası bir grubun hatta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hayatı döneminde kalplerini fethetmiştir ve bu şahıslar ömürlerinin sonlarına kadar kendilerini o hazrete vakfetmişlerdir. Beklide bu delile göre Şia, hatta Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hayatı döneminde Şiiliğin var olduğunu iddia etmiştir.

Milel ve Nihel (İslami fırkaları tanımada uzman) ilimlerinde en eski yazarlardan olan Sa’dul Eş’ari ve Nevbahti açıkça ifade ederler ki Şiilik (Hz. Ali’nin kişisel imtiyazlarını nazara alarak) Hz. Muhammed’in (s.a.a) hayatı döneminde ortaya çıkmıştı.  Buna ilave olarak Resul-i Ekrem (s.a.a) kendi zamanında cereyan eden birçok olayda Hz. Ali’nin (a.s) erdemlerini dikkate alarak ona özel teveccüh etmiş ve hilafet zeminini ona müsait etmek için çaba sarf etmiştir.

Hilafete Hz. Ali’nin Daha Layık Olduğu Konusunda Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Teveccühü

Hz. Ali’nin (a.s) Resul-i Ekrem’den (s.a.a) sonra hilafet makamına her kesten daha layık olduğu konusunun daha da netleşmesi için şunu söylemek mümkündür: Peygamberin (s.a.a) bu konunun tespitinde yani Şiiliğin kendi döneminde olduğu konusundaki özel inayeti Şiiliğin o zamanda var olduğunun göstergesidir. Burada iddiamızın ispatı için birkaç tarihi olayı hatırlatıyoruz:

1-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin başlangıcında “(Önce) en yakın hısımlarını uyar” ayeti nazil olduğunda (yaklaşık olarak ilk vahyin inmesinden üç yıl sonra) Hz. Hatice (s.a), Hz. Ali (a.s) ve Ebubekir’in Müslüman olmalarından sonra Resul-i Ekrem (s.a.a) tüm Abdülmuttalib oğullarını etrafına toplayarak risaletini ve davetini onlara bildirdi. Sonraki işlerin yapılması için birtakım vazifeler belirleyerek onlardan kendisini savunmalarını istedi. Onlar Resul-i Ekrem’e (s.a.a) yardım edeceklerine alay etmeye başladılar. O zamanlar henüz 13 yaşında olan Hz. Ali’den başka kimse yardım etmedi. Ali (a.s) tüm varlığıyla hiçbir şeyden çekinmeden Resul-i Ekrem’e (s.a.a) yardım edeceğini bildirdi ve davetine icabet etti.

2- Resul-i Ekrem (s.a.a) ile Hz. Ali (a.s) arasındaki gerçekleşen mezhebi din kardeşliği bu tarihi olaylar arasında özel bir yere sahip olmalıdır. Resul-i Ekrem (s.a.a) hem hicretten önce hem de Medine’de Hz. Ali’yi (a.s) kendisine mümin kardeş olarak seçti. Bu olay öylesine büyük ve şüphe edilmez bir tarihi olaydır ki hiçbir tarihçi bunu inkâr etmemiştir.

3-Hz. Ali (a.s) Bedir, Uhud Ve diğer gazvelerde Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından bayraktarlığa seçilince makamı ve şahsiyeti ashap arasında çoğaldı.

4-Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Tebuk’e askeri sefer hazırlığı sırasında Hz. Ali’yi (a.s) Medine’de kendi yerine naip ve vekil olarak bırakması Hz. Ali’nin (a.s) fazilet ve makamının yüceliğine bir başka tarihi belgedir.  İşte buradaydı ki Allah Resulü (s.a.a) meşhur Menzilet hadisini buyurdu: “Ey Ali! Senin bana olan konumun Harun’un Musa’ya olan konumu gibidir, ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir.” Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bu hadisi Tebuk Gazvesi sırasında buyurduğunu tarihçilerin büyük bir çoğunluğu zikretmiştir. Burada Resul-i Ekrem’in (s.a.a) risaletinin önceki peygamberlerin risaletine benzerliği göze çarpmaktadır. O hazretin (s.a.a) bu benzerliği ümmete hatırlattığına dikkat ettiğimizde bu hadisin kabulünde hiçbir sıkıntı yaşamayacağımızı göreceğiz. Kuran-ı Kerim’in birkaç ayetinde Hz. Musa’nın Allah’tan şöyle bir istekte bulunduğunu görmekteyiz: “Ailemden birini bana yardımcı ve naip kıl; kardeşim Harun’u bana vezir yap ve onunla sırtımı güçlendir ve onu (risalet) işinde bana ortak et!”

Bu yüzden Hz. Harun (a.s) olmadan Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Hz. Musa (a.s) ile mukayese edilmesi eksik ve hatalı olurdu ve Ali’den (a.s) başka hiçbir Müslüman tıpkı Harun (a.s) gibi Resul-i Ekrem’e (s.a.a) hizmet edemezdi.

5-Bir diğer önemli tarihi belge Beraet  Suresi’nin müşriklere iblağ edilme hadisesidir. Hicretin dokuzuncu yılında Resul-i Ekrem (s.a.a) Ebubekir’i Emirül-Hac (hac kafilesi başkanı) olarak hacca gönderdi. Ebubekir’in Mekke’ye hareket etmesinden sonra Beraet (Tevbe) Suresi Allah Resulü’ne (s.a.a) indi. Peygamber (s.a.a) bu sureyi halka bilhassa da müşriklere ulaştırmakla görevlendirilmişti. Halk, Allah Resulü’ne (s.a.a) bu sureyi müşriklere ulaştırmak için Ebubekir’i görevlendireceğini sorduklarında hazret: “Hayır, ben bu sureyi Ehlibeyt’imden bir kişinin aracılığıyla göndereceğim!” buyurdu ve ardından Hz. Ali’yi (a.s) huzuruna çağırdı. Hz. Ali (a.s) hazretin huzuruna gelince ondan hiç zaman kaybetmeden Kuran-ı Kerim’in mesajını  kendisinden taraf müşriklere iletmesi için Mekke’ye hareket etmesini istedi.

İslam mezheplerinin genelinin naklettiği bu tarihi rivayetin sıhhati konusunda hiçbir şüpheye mahal kalmıyor. Hatta gereğinden fazla ihtiyatkâr ve şüpheci bir şahıs bile Hz. Ali’nin (a.s) hakkında nakledilen ve tarihin geniş sayfalarına yayılmış bunca tarihi olayları ve hadisleri inkâr edemez. Öyle ki muhaddis ve tarihçilerin büyük bir çoğunluğu ta eski zamanlardan beri bu somut tarihi belgeleri kaydetmek zorunda kalmışlardır.

**Konunun birinci bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -1

**Konunun üçüncü bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -3


Yorum Bırak

  1. ŞİİLİK dedi ki:

    «Şiiliği kuran İbni Sebe isimli Yemenli bir Yahudidir. Bu dalâlet fırkası her asırda başka başka hal almış. Şah İsmail zamanında belli bir şekle sokularak kitaplar yazılmıştır.”

    • harun boysal dedi ki:

      ondanmı bugün yahudilerin ve ingilizlerin bileğini bükemediği en büyük düşmanları şialar ve kafirlerin ezelden beri müttefiki ehli sünnet?

    • harun boysal dedi ki:

      şia demek ali ve ehlibeyt taraftarlığıdır kuranda ve hadislerde geçer ayrıca biri tarafından kurulmamıştır bunları çıkaranlar ehlibeyt düşmanları ve kafirlerdir çünkü onlara göre şiaları nekadar karalayabilirlerse gerçek islamıda yeryüzünden silmeleri okadar kolay olacaktır çünkü kafirlerin ve emevi islamını yaşatmak isteyenlerin en büyük düşmanı şialardır. ayrıca iftira unsuru ibni sebe yaşamış olsa bile yahudi kökenli olması müslüman olmasına engel değildir islamın doğduğu o dönemde binlerce yahudi cemaatleriyle beraber islama dönmüştür. buradaki yahudi kelimesini şaşırtmaca olarak kullanmaya kalkmayın. ayrıca ehli sünnetin biat ettiği emevi halifesi muaviye daha önce islam ordusuna karşı savaşan bir müşrikti savaş esnasında müslüman oldu ibni sebeyi onu bunu bahane eden zümrelere cevap olsun.

  2. […] ikinci bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu – 2 Önceki Yazı: « Aynadaki Yabancı Sonraki Yazı: Etiketler:ali şiası, caferi, […]

  3. […] ikinci bölümünü okumak için linke tıklayın: Şiiliğin Doğuşu -2 Önceki Yazı: « Bu Yola Baş Koyan Gelsin Sonraki Yazı:Ali Var » […]