Söz Yangını / Senai Demirci

Yazar: beytül ahzan Tarih: 2 Ekim 2009 3.411 kez okundu Kitap Tanıtımı


Kitabın Adı: Söz Yangını

Yazar: Senai Demirci

Sayfa:175

Yayınevi: Timaş


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları


“Söz Yangını” Senai Demirci’nin gıybet ile ilgili yazdığı bir kitaptır. Herkes mutlaka okumalı bu kitabı. Çünkü maalesef öyle bir zamanda yaşıyoruz ki büyük günahlardan birisi olan, Allah tarafından ölü kardeşinin etini yemek diye tanımlanan gıybet çok normal bir şey olarak algılanıyor. Gıybet eden birisini uyardığımız zaman bu ve buna benzer cevaplarla karşılaşıyoruz: “Ben olan şeyi söylüyorum vs” Yok bir de olmayanı söyle iftiraya da bulaş! Tövbe estağfirullah!…

Neyse ben geleyim kitaba, işte tam da böyle bir çağda yaşarken gıybet ile ilgili kitap okumanın, öğrendiklerimizi çevremizdekilere anlatmanın gerekliliğini uzun uzadıya anlatmama gerek yok herhalde…

İnşaallah kitaptan az da olsa etkileniriz de  kitabı bitirdikten hemen sonra gıybete başlamayız, kendimizi gıybetten alıkoymaya çalışırız… Ve inşaallah okuduklarımızı çevremizdekilere de uygun bir dille anlatıp onların da bilinçlenmelerine vesile oluruz. En azından gıybet ettiklerini kabul etseler  içlerinde bu büyük günahla  mücadeleye de başlarlar Allah’ın izniyle…

Arka kapaktaki tanıtım yazısı:


“Gıybet etmemek, “Allah’ı görür gibi yaşama” çabasıdır. Allah’ın duyduğunu bilerek konuşma duyarlılığıdır. Allah’ın işitmesine göre nefes tüketme inceliğidir. Allah işitmiyormuş gibi konuşmak günah değil mi? Senai Demirci, bir insanın, gıyabında da onurunun korunduğu, olmadığı yerde de saygı gördüğü, işitmediği kapı arkalarında da hatırının sayıldığı biricik medeniyetin mensupları olarak, gıybetsizliğe davet ediyor bizleri. Gıybet Gönülsüzlüğüne…
Hep birlikte, sözlerimizden çıkan yangını söndürelim diye.”

***

Kitaptaki “99 Esma 99 Özür ” bölümünü okumak isteyenler yorum bölümüne baksın. Her Esma’ya yazılan duayı teker teker yorum olarak ekledim…

100 Yorum Söz Yangını / Senai Demirci

  1. türkan diyor ki:

    mutlaka okuyun çok güzel

    okuduktan sonra kendinizdki değişimi fark edeceksiniz…

  2. beytül ahzan diyor ki:

    Selamun Aleykum

    “Söz Yangını” kitabından alıntıladığım yazının linkini veriyorum: Kitap hakkında bir fikriniz olsun diye. Kitaptan yine alıntı yaptığım zaman linkini yorum yoluyla bildiririm inşaallah.
    Buyrun: http://www.ehli-beyt.org/ehlibeyt/soyledigimin-dogru-olmasi-soylememi-dogru-yapmaya-yetmiyor.html

  3. beytül ahzan diyor ki:

    Selamun Aleykum

    “Söz Yangını” kitabının son bölümünde “99 Esma 99 Özür” diye bir bölüm var. Allah’ın izniyle ara ara “99 Esma 99 Özür”
    konusundan alıntı yapıp yorum yoluyla  sizlerle paylaşacağım…

  4. beytül ahzan diyor ki:

    Câmî

    Kardeşlerimle beni bir arada, bir zamanda toplayan Sensin. Hep bir arada olduğumuzu unuttum, gıybet ettim. Sonunda huzurunda toplanıp arkasından kouştuklarımla yüzleşeceğimi unuttum.

    Dağınık sözleri aklımda toparlayıp ölü nefesleri boğazımda diriltip beni konuşur eyleyen Sensin. Konuşurken Seninle birlikte olduğumu unuttum, hoşnut olmadığın sözler söyledim, tiksinti verici nefesler alıp verdim.

    Unutuş kuyularından, hiçliğin karanlığından tenimi ve ruhumu çekip varlık sahasına süren Sensin. Hoşnut olduğun sözleri en önce benden beklediğini, Senin hatırın için gerektiğinde susmam gerektiğini unuttum.

    Beni huzuruna affedilmiş olarak kabul eder misin ey Câmî?

    Sayfa:168

  5. beytül ahzan diyor ki:

    Rahman

    Sen, yokluğunda bile kulunun hatırını bilip, onu yokluktan varlığa getirdiğin halde, ben gıybetini ederek, ardından kem sözler söyleyerek varlığında bile kulunun hatırını hiçe saydım. Sen, kulunu unutulduğu halde bile güzelce anıp insan eylerken, ben Senin kulunu  herkes andıktan sonra kötü sözlerle andım. Üzerimde eserlerini gördüğüm rahmetine aykırı davrandım.Pişmanım, Senden affımı diliyorum ey Rahman.

    Sayfa:108

  6. beytül ahzan diyor ki:

    Evvel

    Benden evvel olup bitenler yüzünden, ben sonradan günah sahibi oldum, kaybettim. Evvelce olup bitmesine izin verdiğin işleri beğenmediğimi söyledim, böylece kendimi de sözlerimi de beğenilmez yaptım. Benim ağzımı açmamdan önce takdir ettiklerine razı olsaydım, gıybet etmeye dilim varmazdı. Senden razı olamamışım meğer, affet beni ey Evvel.

    Sayfa:156

  7. beytül ahzan diyor ki:

    Muktedir

    Kalbimi zanlardan kolla, dilimi ve kulağımı boş sözlere yorma ey Kadîr. Ayıpları araştırmada, kusurlar için casusluk etmede felç eyle gönlümü ey Rabbim. Gıybette, arkadan çekiştirmede beni dilsiz eyle ey Muhtedir. Söz taşıyacak  mecal bırakma kalbimde ey Rabbim. Kardeşlerimin hatalarını yüzlerine söyleyecek cesaretle donat beni ey Muktedir.

    Sayfa:153

  8. beytül ahzan diyor ki:

    Muksît

    Doğru, Senin “doğru” dediğindir. Doğrular Senin emrinle doğrulur. Gıybet ederek “doğru”nun en çirkinini dilime değdirdim. Her doğruyu söylemek doğru değilmiş; şimdi anladım.

    Hak Senin  yanındadır. Haklıların hakkı Senin katındadır.Haklı da olsam, arkadan konuştuğum için haksızlığa bulaştım. Hakkım Senin yanında olmakmış, şimdi fark ettim.

    Bana “doğru”yu eğriltmeyecek bir dil ver ey Muksît. Bana hakkın hatırı için susacak sabır ver ey Muksît.

    Sayfa:167

  9. beytül ahzan diyor ki:

    Vahid

    Nereye dönsem Senin veçhini bulurum. Yüzümü bir Sana döndüğümü biliyorum.Yüzüm yalnız Saba yönelmişken, başka yüzlerden çekinerek ikiyüzlü olduğum için özür diliyorum.

    Sayfa:150

  10. beytül ahzan diyor ki:

    Rahîm

    Sen, sonsuz merhametinle, kulunun dillendiremediği sonsuzluk arzusunu, ebedî cennetini yaratarak doyururken, ben Senin kulunu, duyunca rahatsız olacağı ve bildiğinde hoşlanmayacağı kusurlarıyla ebediyen etiketlemeye kalktım.

    Sen, kulunu toprak olduğunda bile unutmazken, unutulduğunun bile unutulduğu zamanlarda da adını anarken ve ebediyen diri kılacağını vaad etmişken; kulunun, kulağının işitmediği yerlerde, gözünün görmediği köşelerde hiç sayılmasına, aşağılanmasına, başka nazarlarda çirkinleştirilmesine razı oldum. Merhametsizlik ettim. Kalbime yağdırdığın  merhametin en azını bile kardeşime çok gördüm. Özür diliyorum. Bağışlanacağımı umuyorum ey Rahîm.

    Sayfa:108

  11. dilan diyor ki:

    hz.zeynepi çokkkkkkk merak ediyordum okudum merakım kalmadı çok etkileyici  size öneriyorum okumanızı:D

  12. beytül ahzan diyor ki:

    Melîk

    Bana dilimi, damağımı borç verdiğini, canımı hiç yoktan bahşettiğini, beni çamurdan süzüp insan eyleyerek mülkünde başköşeye oturttuğunu bildiğim halde, bana mülk olarak verdiklerinle Sana karşı çıktım, “iğrenç” dediğin işler yaptım. Bu ayıbı kendime yakıştıramıyorum.

    Bana nefeslerimi hiç yoktan verdiğin halde, Senin mülkünde, Senin gördüğün yerde, Senin verdiğin mülkü kullanarak, benim de iğrenç bulmamı istediğin, vicdanımın tiksindiği, Senin hoşnut olmadığın lüzumsuzluklar yaptım. Bana gerekli olduğu için verdiklerini, gereksiz yerlerde kullandım. Böylesine acı bir nankörlük yaptığım için pişmanım ey Melîk. Özürler diliyorum; kusurumu bilerek Sana dönüyorum.

    Sayfa:109

  13. beytül ahzan diyor ki:

    Kuddûs

    Kudsiyetinle, aldığım her nefesle, verdiğim her nefesle kanımı temizlerken Sen, nefeslerimi kardeşlerimin ölü etini seve seve yeme iğrençliğiyle kirlettim, sesimi tiksinti verici sözlere buladım. Senin temiz verdiğini kirlettim. Seninpak eylediğin nefesimi, kanımı, canımı, pisliklere buladım. Kalbimi bana da kardeşlerime de faydası olmayan ölü sözlerin ardına koydum. Beni bu ağır günahtan temizler misin ey Kuddûs?

    Sayfa:110

  14. beytül ahzan diyor ki:

    Selâm

    Sen, kulun İbrahim’i (as) ateşin ortasında bile yakmadığın halde, ateşe bile yakıcılığını “dost”un hatırına terk ettirdiğin halde, gıybetini ettiğim kulunu benim nefret ateşimde yaktırır mısın, benim yıkıcı intikam duygularımla hırpalanmasına razı olur musun?

    Kardeşimin en başta kalbimin kötü zanlarından emin olmasını, bu da olmazsa, bari dilimden selâmette olmasını isteyen  Sensin ey Selâm. Şu halde, gıybetini ettiğimi de, beni de, gıybetimi dinleyenleri de yakıp yıkan o kırıcı sözlerin dilime değmesine elbette ki razı olmazsın. Ben hata etmişim  ey Rabbim. Nefsimin  şerrinden kollayamamışım kendimi. Bundan böyle kalbimi kötü zanlardan, aklımı ayıpları araştırmaktan, dilimi gıybetten salim eyle ey Selâm.

    Sayfa:110

  15. beytül ahzan diyor ki:

    Mü’min

    Mü’min olarak, hiç kimse benden bir şey beklemezken, benden bir iş istemezken, Sen bana güvendin ey Mü’min. Kimseler benim insan olabileceğime inanmazken, beni insan etmeyi Sen tercih ettin. Mü’min isminin gereğince bana güvendin, insanlıktan ne beklenirse, benden beklediğini söyledin. Hiç hak etmediğim halde “adam” yerine koyup sözlerine muhatap edecek kadar güvendin bana. Her biri birer mektup olan varlığın mesajını anlayışıma emanet ettin, kardeşlerimin onurunu insafıma bıraktın. Sen bana bunca güvenmişken, varlığıma bunca görev emanet etmişken, emniyet edip de varlık sahasına sürmüşken, beni hiç önemsemiyormuşsun gibi kendi başıma buyrul yaşadım. Sen beni hiç işitmiyormuşsun hibi hevesime göre sözler söyledim. İleri geri konuştum. Açıkça “iğrenç”  bulmamı istediğin eylemi, güvendiğin bu kuluna yakıştırdım. Gıybet ederek güvenini boşa çıkardım ey Mü’min. Bundan böyle, bu acı pişmanlığımı, bu ağır hüsranımı güzelce terbiye olmam için güvencem eyler misin ey Mü’min.

    Sayfa:111

  16. beytül ahzan diyor ki:

    Müheymin

    Zayıfları kuvvetlilerin şerrinden himaye eden Sensin. Gıyabında konuşurken elini bile kaldırmayacak bir ölü gibi çaresiz olan kardeşimin hakkını bende bırakır mısın hiç?

    Ortalıkta yok diye hiçe sayarak, nasılsa işitmiyor diye sözlerimle hırpalayarak, özür bile dilemesine fırsat vermeden ayıplarını  sayıp dökerek zulmettiğim kardeşimin onurunu elbette ki kollarsın. Müheymin olduğunu unutmuşum ey Rabbim. Dilimi gıybetten, kalbimi gıybetin çirkinliklerinden himaye eyle ey Müheymin.

    Sayfa:113

  17. beytül ahzan diyor ki:

    Aziz

    Kendisini Sana nisbet ederek kul olma izzetini üzerinde taşıyan kulunu izzetini, kulu işitmiyor diye, kulu bilmiyor diye, kulu ortalıkta görünmüyor diye kırabiliyorsam, Senin kuluna bahşettiğin izzeti de, Senin izzetini de hafife alıyor olmalıyım.

    Senin bir bilerek/birleyerek, yalnız Seninle yaşadığını, sadece Senden yardım dilediğini söyleyen kulun işitmiyorsa da Sen işitiyorsun, kulun bilmiyorsa da Sen biliyorsun, kulun ortalıkta yoksa da Sen hep yanımdasın… Kulun izzetini incitmek, Senin izzetini incitmeye kalkmak demektir. Öyleyse kardeşimin yokluğunda kardeşimin ve benim Rabbimden çekinerek susmalıydım! Öyleyse, kardeşimin duymadığı yerde, kardeşimin ve benim Rabbimin duymasından korkarak susmalıydım!

    Hem sonra, Rabbimden çekinmezken, aciz kulundan çekinmem beni zelil etmez mi?

    Hem sonra, Senden korkmayı bilmezken, çaresiz kulundan korkuyor olmam beni ödlek ve onursuz biri yapmaz mı? Şu halde, ben de Senin izzet bahşettiğin bir kulun olarak kendi izzetimi kırma hakkına sahip değilim.

    Biliyorum; aslandan korkmak ceylan huyluların harcıdır, fare huylular aslandan korkmayı bilmez, onlar ancak kediden korkar. Ben Senden korkacağıma kulundan korkarak, Senden çekineceğime yarattığından çekinerek, kendimi nasıl da aşağılamışım! Ceylan huylu olsaydım “aslan”dan korkardım, fare huyluyum ki kediden korkuyorum.

    Şimdi anladım ki, başka kullarını tahkir etmeme de, kendimi başka kullaru tahkir ederek aşağılamama da Senin izzetin izin vermez. Çünkü “İzzet, Allah’a, elçisine ve müminlere aittir.”[Bk. Münafıkûn Suresi] Senin bana verdiğin, kardeşlerime verdiğin o izzeti yok saymaya hakkım yok; kabul ediyorum.

    Beni gıybet etmeyen, kendisiyle gıybet edilmeyen ve gıybeti edilmeyen izzetli kulların arasında kabul eyle ey Azîz.

    Sayfa:114

  18. beytül ahzan diyor ki:

    Cebbâr

    Kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eyleyen Sensin. Gıyabında kusurlarını sayarak kardeşimi küçültürken, aslında kendimi büyük göstermeye çalıştığımı yeni fark ettim.

    Ayıplarını ayıp görmeyenleri, kusurlarını kusur bilmeyenleri kibirlerinin pençesine hapseden Sensin. Kardeşimin ayıplarını sayarken, günahlarını açık ederken kendimi belki de İblis gibi kusursuz ve ayıpsız etmeye çalıştığımı şimdi anlıyorum.

    Gıybet ederek gizlice kibirlenişimi, kusurları hep başkalarına yakıştırırken farkına varmadan şeytana yoldaş oluşumu bağışla ey Cebbâr!

    Sayfa:116

  19. beytül ahzan diyor ki:

    Mütekebbir

    Sen ki büyüksün; Seni büyüklemeye sözlerimiz yetmez. büyük bildiğimizden de büyüksün. Senin kullarını gıybetimle üstü kapalı küçük düşürerek, kendimi yüceltmeye kalktım. Sen ki yüceler yücesisin; yücelik yalnız sana yaraşır. Kulunu küçük düşürerek, büyüklenmek benim haddim değildi. Özür diliyorum

    Boyunlarına, çenelerine kadar uzanan kibir halkaları geçirdiğin ve ister istemez kafaları yuları kalkık halde dolaşan zavallı kibirlilerden eyleme beni.

    Sayfa:116

  20. beytül ahzan diyor ki:

    Hâlık

    Bir çiğnemlik et halindeyken ana rahminde biçimlendirdiğin kulunu; kimsenin tanımadığı, yüzüne bakamadığı bir haldeyken, yüzüne bakılır bir hale getirdiğin, kimse tanımazken önemseyerek insan kıldığın kardeşimi; yüzüne bakılır haldeyken, adı sanı anılırken yok saydım, gıybetini ederek bir çiğnemlik et gibi ağzımda çiğnedim. Özür diliyorum ey Hâlık’ım.

    Sayfa:117

  21. beytül ahzan diyor ki:

    Bâri

    Yokluktan çıkarıp, belirsizlikten kurtardığın kulunu; simasını bana sevimli ve tanıdık eylediğin kardeşimi, yokluğunu fırsat bilerek, hiç yokmuş gibi, gıybetimle ezdim. Başkalarının gözünde çirkinleştirdim, güzel yüzüne sevimsiz sıfatlar yapıştırdım. Kulunu hiç örneksiz ve modelsiz , hiçlikten çıkarıp güzelce var etmendeki hikmeti ciddiye almadım ey Bâri. Affedileceğimi umuyorum.

    Sayfa:117

  22. beytül ahzan diyor ki:

    Musavvir

    Dostlarıma tanıdık ve sevimli kıldığın sesimi, bana her an taptaze verdiğin nefesimi, yüzleri güzelleştiren, gülleri tebessüm ettiren tasvirine rağmen çirkin bir işte kullandım, pisliğe bulaştırdım. Yüzünü karanlıklardan çıkardığın, çirkinlikten sıyırıp aldığın kardeşimin yüzüne kara çaldım. Güzelce tasvirine aykırı işler yaptım. Beni bağışlar mısın ey Musavvir?

    Sayfa:117

  23. beytül ahzan diyor ki:

    Gaffâr

    Sonsuz bağışınla, günahlarını rahmetinin denizinde erittiğin, kötülüklerini gözyaşlarının hatırına iyilik diye yazdığın, hatalarını pişman oldu diye ebediyen örtüp “unuttuğun” kuluna, ben hiç acımadım. Günahlarını orada burada dilime doladım, kötülüklerini ona buna anlatarak çoğalttım, hatalarını herkese açık ettim. Senin bağışladığını hiç bağışlanmaz gördüm. Senin ümidini hiç kesmediğin kulundan ümit kestim, hiç hatasından dönmeyecek sandım. Dönüşünü beklemedim. Acımadım kardeşime. Utandırdım Senin kulunu. Hatalarını unutulmayacak şekilde zihinlere yazmaya kalktım. Mahcubiyet perdesini yırttım. Pişmanım, gözyaşları içindeyim, özür diliyorum. Beni bağışlar mısın ey Gaffâr?

    Sayfa:118

  24. beytül ahzan diyor ki:

    Kahhâr

    Hata eden her kulunu hemen kahrınla helâk edeceğin halde, acele etmeyip de tövbe etmesini beklemende gizli lûtfunu göremedim. Haddimi aşıp hatalı kulunu ben kahretmeye kalktım. Kahrının, kulunun günahlarını bir anda yok edeceğine inandığım halde, ben günahlarını değil, kulunu kahretmeyi tercih ettim. Haddimi bilemedim. Gıybetle ettiğim, ettirdiğim günahları da yok eder misin ey Kahhâr? Tekrarlayarak zihinlere kazıdığım kusurları da siler misin ey Kahhâr?

    Sayfa:118

  25. beytül ahzan diyor ki:


    Vehhab

    Yokluğumda bile beni var sayıp insan eylediğin halde, adımın anılmadığı o zamanlardan beni alıp adımı anılır kıldığın halde, ben kardeşimin yokluğunda onu öldürdüm. İsmini önemsediğin, önemsettiğin, cismini el üstünde tuttuğun kardeşimi rezil ettim, aşağıladım, ismini kötüler arasında andım. Hoş göremedim eksikllerini, sabrımdan ikramda bulunamadım. Sevaplarımı kendi ellerimle yaktım. Müflisim. Sevapça fakirim. Bana kerem eyle ey Vehhab!

    Sayfa:119

  26. beytül ahzan diyor ki:

    Rezzâk

    Hatalarına rağmen rızık vermeyi sürdürdüğün kulunun gıybetini yaptım. Kendi rızkımı “ölü eti”nden seçti. İsyanlarına rağmen, beslediğin büyüttüğün kardeşimin gıybetini ettim. Bana rızık olarak verdiğin dilimi, damağımı, dudağımı, nefesimi, sesimi israf ettim. Senin rızık verdiğini, ben rızık verilmez bir halde gördüm. Rezzak oluşunu itham ettim. Hem de ağzıma “iğrenç” bir rızık aldım. Beni bundan böyle susmakla rızıklandırır mısın ey Rezzâk?

    Sayfa:119

  27. beytül ahzan diyor ki:

    Fettâh

    Ben hiç haketmediğim halde, Sen bana varlığın kapılarını açtın. ama ben varlığımı çirkin işlere adadım. Hiç ummadığım halde, bana hayatın imkânlarını açtın. Ama ben hayatımı ölü işler için harcadım. Ben, hiç bilmediğim halde, Sen bana güzelliğin perdelerini araladın. Ama ben nefsimi çirkin sözler için harcadım. Ben hiç farkına varmadığım halde, Sen bağlı dilimi çözdün, beni konuşur eyledin. Ama ben gıybetlerimle, ağzımı faydasız sözler için açtım, dilimi iğrenç kelimelere doladım. Pişmanım, kendime zulmettim, emanet olan varlığımı karanlıklara sattım. Yine hayır için açtırır mısın ağzımı? Güzel sözlere döndürür müsün dilimi? Pişmanlığımdan affına kapılar aralar mısın ey Fettâh?

    Sayfa:120

  28. beytül ahzan diyor ki:

    Alîm

    Korkup kendime sakladıklarımı bilirsin Sen. Ben başkalarının bilmesinden daha çok korktum. Senin bildiğini bildiğim halde, çekinmeden gıybet ettim, dedikoduya karıştım.

    Utanıp kendimden sakladıklarımı da, çekinip kendime itiraf edemediklerimi de bilirsin Sen. Ben kendimi kendimden utandırdım. Ayıp işlediğimde aynadaki yüzüne bakamadığım adamı, Senin en çok da yüzüne nazar ettiğini göre göre çirkin işlere koşturdum. Yalan konuştuğunda kendi kendisiyle göz göze gelemeyen adamı, Senin bildiğini bile bile gıybetli sözlere özne yaptım.

    Olmadığı, duymadığı, bilmediği yerlerde, kardeşimi gıybetle aşağılarken, gizlice kendimi yücelttiğimi Sen bilirsin zaten. Senin yüceliğini anmaya ayırmam gerekirken dilimi, dudağımı, nefeslerimi kendimi yüceltmeye adadım. Pişmanım ey Rabbim!

    Güya iyiliğini istermişçesine, kardeşimin kusurlarını sayıp dökerken, farkında olmasam da, kendimi kusursuz göstermeye niyetlendiğimi Sen bilirsin zaten. Senin kemâlini, kusursuzluğunu anlamaya ayırmak gerekirken bilincimi, kendimi kusursuz bilmeye adadım, kendimi beğenmekle oyaladım. Özür diliyorum ey Rabbim.

    Sayfa:121

  29. beytül ahzan diyor ki:

    Kâbıd

    Mülk Senindir. Dilediğince genişletir, dilediğince daraltırsın.

    Daraldığımda, gıybete daldım. Başkalarını ezip kendimi sahte genişlikler peydahladım. Senin mülkünde, Senin
    verdiklerinle, Senin hoşnut olmadığın işler yaptım. Gıybet için harcadığım nefeslerimi daralt ey Kâbıd.

    Varlığım Senin elindedir. Dilersen darda koyar, dilersen ferahlatırsın.

    Darda kaldığımda, gıybete sarıldım. Kendimi üste çıkarıp başkalarını aşağılayarak, uğursuz ferahlıklar aradım.
    Ölüyken diri kıldığın varlığımı ölü sözlere harcadım. Gıybetimle yaptığım intikam hesaplarını aklımdan çıkart ey  Kâbıd.

    Sayfa:122

  30. beytül ahzan diyor ki:

    Bâsıt

    Sen “Sus!” dedin diye sustuğumda ferahlık ver bana ey Bâsıt.

    Senin bildiğini bilerek çirkin konuşmaktan çekindiğim anları genişlet ey Bâsıt.

    Senin işittiğini bilerek tiksindirici sözleri susturduğum yerleri genişlet bana ey Bâsıt.

    Sayfa:122

  31. beytül ahzan diyor ki:

    Hafîd

    Öyle Hafîdsin ki, alçaltırsın gıybetiyle kardeşini tahkir edip kendini tekebbür eyleyeni.

    Öyle Hafîdsin ki, küçültürsün gıyabında kardeşini küçük düşürüp büyükleneni.

    Öyle Hafîdsin ki, yokluğa yuvarlarsın varlığını kardeşi hiç yokmuş gibi aşağılayarak gıybet etmekte kullananı.

    Öyle Hafîdsin ki, zillete düşürürsün kardeşinin kusurlarını açık ederek kendisini yücelteni.

    Kardeşimin yokluğunu fırsat bilip alçalarak gıybetini yapanlardan eyleme beni.

    Kardeşinden korkup gerçeği yüzüne karşı söyleyemeyen ödlekler arasından çıkar beni.

    Sayfa:123

  32. beytül ahzan diyor ki:

    Râfi

    Beni yokluğun zilletinden kurtarıp varlığın zirvesine oturttun, insan olmakla şereflendirdin. Râfisin sen ki, şerefini arttırırsın başkalarının yokluğunda bile Senden korkup tevazu eyleyenin. Başını göğe eğdirirsin Senin bilmene göre davranarak, Senin işitmene göre konuşarak haddini bilenin.

    Kulunun işitmesinden çok, Senin işitmenden çekindiğim bir yüceliğe eriştir beni.

    Yarattığının bilmesindense, Senin bilmenden dolayı sustuğum şerefle şereflendir beni.

    Senin varlığını her yerde hisseden, işittiğini her sözünde bilen, gördüğünü her bakışında gören yüksekçe bir duyarlılıkla donat beni.

    Sayfa:124

  33. beytül ahzan diyor ki:

    Muizz

    İzzetim varsa, Senin verdiğin kadardır.
    Sensiz zilletlere düşer, alçaklara uğrarım.
    Senin işitmeni kulak ardı ettiğim her yerde zillete düşerim.
    Senin işittiğini bilerek susma izzeti ver bana.
    Senin gördüğünü göz ardı ettiğim her köşede alçaklara uğrarım.
    Senin gördüğünü görerek yaşama lezzeti ver bana.
    Senin varlığını hesaba katmadığım odalarda çirkinleşirim.
    Seni görüyormuş gibi davranma inceliği ver bana..


    Sayfa:124

  34. beytül ahzan diyor ki:

    Muzill

    Sana itaat etmeyen kâinat dolusu korkular içindedir. Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir.

    İntikam duygularım kabardığı halde sustuğumda, Sana itaatin sevincini tattır kalbime.

    Seni büyük bilmeyen, her şey karşısında küçülmektedir. Nefretim yakamdan tutup gıybete zorladığı halde,

    Seni yanımda bilerek susmanın lezzetini ver dilime.

    Sayfa:125

  35. beytül ahzan diyor ki:

    Semî’

    Senin işittiğini kimselerin duymadığı yerde de işitecek bir kulak ver bana ey Semî’.

    Bana verdiğin kulağı, Senin tiksinmemi istediğin sözlere sağır edecek bir kalp ver bana ey Semî’

    Kullarının işitmediği yerde Senin işittiğini bilerek konuşma nezaketi ver bana ey Semî’. Kulaklarıma boş söz ve  yalanın erişmediği, dilime yalan ve gıybetin değmediği cennet kokulu odalarda ağırla beni.

    Sen işitmiyormuşsun gibi dilimi değdirdiğim savruk sözler için, nefesime doladığım gıybetler için, dudaklarıma  aldığım yalanlar için özürler diliyorum ey Rabbim.

    Sayfa:125

  36. beytül ahzan diyor ki:

    Basîr

    Perdeler senin görmene perde değil. Perdeler ardında da gördüğünü görecek gözler ver bana.

    Kapalı kapıların arkası gizleyemiyor sözlerimi. Kapalı kapıların ardında konuşulanların da açık edildiği günü hesap  edecek sözler ver bana.

    Kullarına görünen yerlerde utanan bu kuluna, Senin her an her yerde gördüğünü görerek yaşama estetiği ver.

    Veçhine baka baka, hoşnut olmadığın sözleri ısrarla söyleme edepsizliğinden kurtar beni.

    Gördüğünü göre göre, başkalarının görmemesine sığınıp inatla nahoş işler yapma hayasızlığından uzak tut  bedeni..

    Sayfa:126

  37. beytül ahzan diyor ki:

    Hakem

    Sen beni varlık ağacının tatlı ve mütebessim meyvesi eylemişken, ben nasıl olur da, ağzıma boş sözleri yakıştırırım, nahoş kokulu gıybetleri alırım?

    Sen kalbimi sonsuzluğa taşıyan bir çekirdek gibi göğsüme yerleştirmişken, ben nasıl olur da, faydasız ve  hikmetsiz, lüzumsuz ve anlamsız sözlere adanırım?

    Sen Hakem’sin; her işi hikmetli ve anlamlı eyleyensin. Hikmetinin dili olan konuşmayı, anlamın göğü olan  kelâmı, fesatlı ve nifaklı işlere yakıştırdım, affet beni ey Rabbim.
    Hakem Sensin; kendimi kendime faydalı eyleyensin.

    Varlığın zirvesi olan hayatımı, hayatımın meyvesi olan aklımı, öldürücü ve zehirleyici sözler için harcadım, bağışla beni ey Rabbim.

    Sayfa:127

  38. beytül ahzan diyor ki:

    Adl

    Şerefli olarak yarattığın kulunun, yokluğunda haksız yere hırpalanmasına, insafsızca aşağılanmasına hiç razı  olur musun Sen, ey Adl?

    Kendini hiç savunamayan kulunun gıyabında yargılanmadan mahkûm edilmesinden hoşnut olur musun hiç ey Adl?

    Kulunun iyilikleri de varken, sevapları da çokken, sırf bir hatasıyla, bütünüyle hatadan ibaret sayılmasının  hesabını sormaz mısın hiç ey Adl?

    Pişman olması için mühlet verdiğin kulunun, hiç pişman olmayacakmış gibi sırf günahlarıyla anılması, günahını terk ettikten sonra bile terk ettiği günahıyla hatırlanması gazabını uyandırmaz mı hiç ey Adl?

    Haksız yere hırpaladığım, insafsızca aşağıladığım, yargısız infaz ettiğim, iyiliklerini yok saydığım,  kötülüklerinden hiç  vazgeçmeyecek sandığım, pişmanlığına fırsat vermediğim, günahını terk etmesinden ümit  kestiğim bütün  kardeşlerimin cümle haklarını bana helâl eder misin ey Rabbim?

    Kalbimle cinayet işledim; kötü zan besledim.Aklımla zorbalık yaptım; ayıp ve kusur aradım.Sivri dilimle yaralar açtım; gıybetler ettim.Beni affeder misin?

    Sayfa:128

  39. beytül ahzan diyor ki:

    Lâtif

    Lûtfedip de, etten kemikten bin tebessüm eylediğin insan yüzünü, ben gıybetimle karalamaya kalktım.
    Lûtfedip de cesedime bin gül gibi üflediğin hayatı ben ölü sözler için harcadım, diriltici nefeslerimi kokuşmuş laflara adadım.
    Senin varlığını her yerde, her demde, her köşede, her kuytuda, her sözde, her gözde hissedecek bir letafet verir misin bana, ey Lâtif?

    Sayfa:129

  40. beytül ahzan diyor ki:

    Habîr

    Başkalarından gizlim saklım olabilirdi belki; Senden gizli saklım olmazdı ki… Sen yaptığımdan haberdar iken, yaptığımdan haberdar olduğunu da bana haber vermiş iken, ben sanki haberin olmayacakmış gibi arkadan  konuşmayı iş edindim.

    Başkaları habersiz olabilirdi söylediklerimden belki; Senden habersiz ne söylemiş olabilirim ki… Senin  huzurunda, Senin işittiğin yerde, Sen bildiğin halde, Senin gördüğün yerde, Senin mülkünde, Senin verdiğin  nefeslerle, ben uğursuz fısıltılara daldım, sinsi sözlere bile bile aldandım.

    Bildiğini gerçekten bilseydim eğer, bunca yanılgının karanlığına,bunca sapmanın uçurumlarına düşer miydim hiç?

    Yaptığımdan haberli olduğunu bilerek yaşama inceliği ver bana ey Habîr…

    Sayfa:129

  41. beytül ahzan diyor ki:

    Halîm

    Sen kullarının hatalarını yumuşaklıkla giderirken, ben kabalık ettim.Gıybetimle, kullarının hatalarını yaydım.

    Sen yarattıklarının kötülüklerini sabırla karşılayıp hemen ceza vermezken, ben hemen ceza kestim.Gıybetini edip kötülüklerini hiç silinmeyecek şekilde zihinlere kazıdım.

    Sen kullarına isyanlarına rağmen hayat ve rızık bağışlarken, ben hemen gazaplandım, yok saydım, küçümsedim, ötekileştirdim.Gıybetimle isyanlarını açık ederek damgaladım, etiketledim onları.

    Sayfa:130

  42. beytül ahzan diyor ki:

    Azîm

    Azametini unuttum; başkasından korktum.Kullarından korkmak yerine Senden korksaydım, hiç gıybet edemezdim.

    Büyüklüğünü hesaba katmadım;başkasından çekindim. Yarattıklarından çekinmek yerine Senden çekinmiş  olsaydım, kardeşlerimi çekiştirmez, arkalarından verip veriştirmezdim.

    Azametin karşısında susanlardan eyle beni. Büyüklüğünü bilerek dilini çirkin sözlerden çekenlerden eyle beni.

    Sayfa:130

  43. beytül ahzan diyor ki:

    Gafûr

    Sen kusurlarıma aşina olduğun halde, başkalarına açık edip mahcup etmedin beni.
    Ama ben kardeşlerimin kusurlarını açık ettim, mahcup ettim onları.

    Sen cürümlerimi pekâlâ bildiğin halde, pişman olmamı bekledin, vazgeçmem için süre verdin bana.
    Ama ben kardeşlerime pişmanlık fırsatı tanımadım, yanlışlıklarından vazgeçmelerini beklemedim.Vazgeçebileceklerini düşünmeden, belki de çoktan vazgeçtikleri cürümleri yüzünden cezalar kestim.

    Sen kullarının kötülüklerinin hepsini bildiğin halde, kötülükleri terk eder etmez, terk ettikleri kötülüklerin miktarınca iyilikler, sevaplar yazdın.

    Ama ben Senin iyiliğe çevirdiğin kötülükleri yazmaya devam ettim.Zavallı ben! Asıl failine, terk ettiği için sevaplar kazandıran kötülükleri, sırf dilime doladığım için günah kazanmayı sürdürdüm.Yapanına sevap kazandıran eylemlerben yapmadığım halde, bana günahlar kazandırdı.

    Gıybetlerimle çıkarılmaz etiketler yapıştırdım yakalarına.
    Sözlerimle silinmez damgalar vurdum yüzlerine.

    Sayfa:131

  44. beytül ahzan diyor ki:

    Şekûr

    Bu ıssız dünyadai şu kısa ömürde, vefasız ve umursamaz insanlar arasında, yanıma kardeşlerimi verdiğin için  Sana minnet duymam gerekirdi.Ben ise hoş görülebilecek küçük hataları, pişman olabilecekleri kusurları  yüzünden kardeşlerimin varlığından şikâyetçi oldum.
    Gıybetlerimle nankörlük ettim.

    İman nimetiyle inananları kardeşim eylediğin için, dilimi, dudağımı, nefesimi, sesimi Sana şükür için kullanmam
    gerekirdi.Ama ben kardeşlerimin Kâbe gibi kutlu imanları dururkendağlar gibi teslimiyetleri ortadayken, çakıl  taşları gibi önemsiz ve ufak tefek kusurlarını sayıp dökmekle meşgul oldum.

    Gıybetlerim yüzünden kadir kıymet bilmezlerden oldum.
    Sırf konuşabilir olduğu için bir ömrü şükürle geçirmesi gereken bu nankör kulunun diline sadece hayır, sadece iyilik dokunsun ey Rabbim.

    Sayfa:132

  45. beytül ahzan diyor ki:

    Aliyy

    Kerem edip hatırı sayılır eylediğin bu kulun, kendini çirkin işlerin öznesi eyledi.
    Beni bu çirkinliğin çamurundan çekip al ey Aliyy.
    Tenezzül edip yüksek makamlara getirdiğin bu kuluni kendini iğrenç sözlerin sahibi eyledi.
    Beni bu tiksindirici hâlden çıkar al, ey Aliyy.

    Sayfa:133

  46. beytül ahzan diyor ki:

    Kebîr

    Büyük Sensin.Ama ben gıybetimle başkalarını küçümserken büyüklenmeye kalkmışım.Bir acizin yüzüne karşı konuşamyacak kadar küçültmüşüm kendimi.

    Kibriyâ Senin hakkındır.Ama ben gıybetimle başkalarını aşağılarken tekebbüre kalkışmışım.Bir çaresizin duymayışını fırsat bilecek kadar, bir yaratılmışın bilmeyişini kollayacak kadar korkakmışım meğer.

    Sayfa:133

  47. beytül ahzan diyor ki:

    Hafiz

    Tohumun kalbine ağaçlar yazan Sensin.Senin işittiğini bilerek sustuğum anların kalbine ebedi sohbet neşeleri yaz.
    Kalbimi boş sevdalardan kollayan Sensin.Senin hatırına terk ettiğim sözlerin tenhasına sonsuz muhabbet çiçeklerinin tohumlarını sakla.

    Aklımı hiçlik korkularından koruyan Sensin.Dilime değen her hecede beni işittiğini, alıp verdiğim her nefeste yanımda olduğunu hissedecek bayramlar lûtfeyle bana…

    Sayfa:134

  48. beytül ahzan diyor ki:

    Mukît

    Zayıf ve acizleri kollayan Sensin.Gıyabında kendini savunamayacak kadar zayıf, elini kaldıramayacak kadar aciz  olan kardeşimizin hakkını dillerimizin tecavüzlerinden koru.Konuşturma bizi ey Mukît.

    Yetim ve öksüzleri görüp gözetirsin.Sesimizi duymadığı ortamlarda, eksiği ve kusuruyla, kolu kanadı kırık bir yetim ve öksüz gibi savunmasız kalan kardeşimizin onurunu sözlerimizin saldırılarından Sen koru.Sustur bizi ey
    Rabbim.

    Her muhtaca kut ve gıda yetiştirirsin. Sohbetlerimize Seni anmanın ulvi tadını yetiştir, Senin adına  konuşmanın sonsuz lezzetlerini değdir ki ’’ölü kardeş eti’’ni dişlemekten hep birlikte iğrenebilelim.

    Sayfa:134

  49. beytül ahzan diyor ki:

    Hasîb

    Gıybet ettim;hesaplarımı kardeşimin duymamasına göre yaptım.Senin her an her yerde işittiğini hesaba  katmadım. Pişmanım.Gıybetlerimi hesabımdan düşer misin ey Rabbim!

    Kardeşlerimi arkalarından çekiştirdim;hesapta iyilikleri için yaptım bunu.Yüzlerine karşı söylememekle aslında
    onlara kötülük ettiğimi yeni hesap ettim.Özür dilerim.Bundan böyle hesabımı iyilik üzerine yapacağım.Söz veriyorum ey Rabbim.

    Sayfa:135

  50. beytül ahzan diyor ki:


    Celîl

    Kalbimin katılığı,kardeşimi hiç savunmasızken hırpalamama izin verdi.
    Haşyetinle katılıklarımı parala ey Celîl.
    Celalin karşısında zilletimi ve küçüklüğümü bilmem gerekirken, kardeşlerimin kusurlarını sayarak yücelttim kendimi, kardeşlerimi küçük düşürerek büyük gördüm kendimi.
    Benlik dağlarımın taşlarını celalinle yumuşat ey Celîl.

    Sayfa:135

  51. beytül ahzan diyor ki:

    Kerîm

    Kerem eyledin, konuşur eyledin beni. Konuşmaya değer kardeşler bahşettin.

    Konuşmalarımda kardeşime kerem eyleyemedim. Yokluğunda da kerim bilmeliydim kardeşimi, sözlerimle onuruna zedelememeydim.

    Kerem eyledin bana; her şeyin sustuğu kimsenin beni konuşmaya değer bulmadığı o dipsiz suskunluktan çekip aldın. Sözleriyle teselli bulduğum sohbetleriyle sevindiğim dostlar ikram ettin.

    Dostlarımın işitmediği yerde de onların hatırına susmalıydım. Onların olmadığı yerde onları kötü ananları, onlara izzeti ikramda bulunmak adına susturmalıydım.

    Bana ettiğin keremi”n kıymetini bilemedim; ele ayağa düşürdüm.

    Kereminle ‘’kerîm’’ve izzetli kıldığın insanların dokunulmazlığını ihlâl ettim.

    Pişmanım.

    Sayfa:136

  52. beytül ahzan diyor ki:

    Rakîb

    Senin hep yanımda olduğunu nasıl da unutmuşum… Hep Senin nazarında yaşadığıma nasıl da kör olmuşum… Her sözümü her yerde işittiğine nasıl da sağır olmuşum…

    Sen ki söylediklerimi kendi hafızamda kaydediyorsun, böylece kendimi kendime tanık ve gözetleyici kılıyorsun.

    Kardeşlerimin arkasından söylediklerimi, yüzleri olunca suskunluğumla yalanladım. Kendi kendime yalan konuşmaktan utandır beni ey Rakîb.

    Kardeşlerim hakkında beslediğim zanlar, sıra yüzlerine söylemeye gelince güya’’unuttum’’.Kendi yüzüme karşı da ikiyüzlü olmaktan utandır beni ey Rakîb.

    Sayfa:137

  53. Farsiyan diyor ki:

    Selamün aleyküm canlar üye olabileceğimiz bi köşecik yok mu yahu

  54. beytül ahzan diyor ki:

    Aleykum Selam

    Sitemizde üyelik yok kardeşim…

  55. beytül ahzan diyor ki:

    Mucib

    Sözün olduğu her yerde Senin işitmen vardır.

    Kelâmın değdiği her dilin yanında hazırsın.

    Kem sözlerin öznesi eyleme beni yâ Mucîb.

    Dilimi ateşe değdirme ey Rabbim.

    Sayfa:138

  56. beytül ahzan diyor ki:

    Vâsi’

    Her ses Senin kuşatman altındadır. Senden kaçırdığım seslerim oldu sandım. Aldandım.
    Hoşnut olduğun sesleri dola nefesime.
    Her hece Senin mülkünde dillenir. Senin mülkünün haricinde konuştuğumu sandım.
    Yanıldım. Her hecemi hoşnutluğuma yanaşan adımlar eyle.

    Sayfa:138

  57. beytül ahzan diyor ki:

    Hakîm

    Dilimi faydasız işlerde kullandım. Hikmetine aykırı davrandım. Kelimelerin kalbine anlam koyan hikmetine hürmeten, gıybeti dilime uzak edeceğime söz veriyorum.

    Her an diri kıldığın dudağıma sürekli ölü sözler değdirdim. Ölüden diri çıkaran hikmetini anlayamadım. Cesedime üflediğin ruh hatırına aklıma ölü ve öldürücü sözler geldiğinde dilimi dudağıma değdirmeyeceğime söz veriyorum.

    Nefesimi anlamsız konuşmalarda tükettim. Hikmetini yok saydım. Hiçbir nefesi boşa verdirip aldırmayan hikmetine hürmeten nefesimi diriltici sözler için harcayacağıma söz veriyorum.

    Sayfa:139

  58. beytül ahzan diyor ki:

    Vedûd

    Sen sevdiğin için bakar yüzler yüzlere. Ben sevdiğin ve sevdirdiğin yüzleri kem sözlerimle karaladım. Senin her an muhabbetle nazar ettiğin yüzlere bir daha bakılmayacakmış gibi çirkinlikler yakıştırdım.
    Sen sevdiğin için güneş doğar günlere. Ben o günlere kötü zanlarımla karalar çaldım.Senin her an muhabbetinle nurlandırdığın günlerebir daha yaşanmayacakmış gibi ölü işler bulaştırdım.
    Bağışla beni ey Vedûd!
    Yeniden sev beni.
    Sevdir.
    Sevindir.
    Sevdiğin kardeşimi, gıybetini etmekten utanacak kadar sevdir bana.
    Sevdiğin kardeşime gıybetimi etmekten utanacak kadar sevdir beni.
    Severek var ettiğin yüzümü, gıybet etmekle utandırmaktan utanacak kadar sevdir bana.

    Sayfa:140

  59. beytül ahzan diyor ki:

    Mecîd

    Sen nihayetsiz ulviyetinle birlikte bana sonsuz yakınlığını lutfettiğin halde, ben bu zilletimle kardeşimi kendimden uzak gördüm, gıybetini ettim.

    Senin hatırına susmakla yücelt beni.

    Sayfa:141

  60. beytül ahzan diyor ki:

    Bâis

    Kuruyup toz olmuş kemiklerin bile hatırını sayıp ebedi diriltirken Sen, ben Senin dirilttiğin ve diri tuttuğun kuluna toz muamelesi yaptım.Gıybetini edip küçük düşürdüm.Olmadığı yerlerde, duymadığı köşelerde yüzüne kara çaldım.Affet beni.

    Sayfa:141

  61. beytül ahzan diyor ki:

    Şehid

    Senin şahitliğin susmam için yeterdi bana.Ama ben Senin şahit olduğun kapalı kapılar ardında, sırf kardeşim şahit değil diye hoşnut olmadığın sözler söyledim.
    Senin işitmen çekinmem için kafi olmalıydı bana.Ama ben Senin duyduğun kuytularda sırf kardeşim duymuyor diye çekinmeden kem sözler ettim.
    Şahitliğini azımsadığım için özür diliyorum ey Rabbim.

    Sayfa:142

  62. beytül ahzan diyor ki:

    Selamun Aleykum

    “Söz Yangını” kitabından alıntıladığım bir konunun linki:

    http://www.ehli-beyt.org/ehlibeyt/giybet-testi.html

  63. beytül ahzan diyor ki:

    Hakk

    Benim hakkım susmak, kenhak etmediğim sözler ettim.Kendimi kusursuz, başkalarını kusurlu ilan ettim.
    Benim hakkım tevazu iken, haddimi bilmedim kibirlendim.Kardeşlerimi küçümserken, kendimi büyük gösterdim.
    Haklarımın hepsi Senin yanındadır.Bana haksızlık da edilmiş olsa, gıybet ederek yeni bir haksızlık üretmekten uzak tut beni, hak sözlere değdir dilimi.

    Sayfa:142

  64. beytül ahzan diyor ki:


    Vekîl

    Kardeşimin yokluğundaonun adına Sen varsın yanımda.Öyleyse, nasıl gıybet ettim ben?
    Kardeşimin işitmediği yerde, onun yerine Sen işitiyorsun sözlerimi.Sana işittire işittire nasıl çirkin sözler söyledim ben?
    Kardeşimin kendini savunamadığı odalarda, onun hatırına Sen karşı çıkıyorsun arkasından çekiştirilmesine.O seni kendine vekil ettiği halde, hangi cüretle etini kemirdim, hakkını yağmaladım ben?
    Özür diliyorum ey Vekîl…

    Sayfa:143

  65. beytül ahzan diyor ki:

    Kavî

    Ben ve Sen, ey Rabbim, yeterince kalabalığız. Tenha yerlerde gıybetlere direnecek kuvvet ver bana.

    Sayfa:143

  66. beytül ahzan diyor ki:

    Metîn
    Dağlar Sana boyun eğmişken, ben küçücük dilimi Senin emrine veremedim.
    Taşlar katılığından Senin hatırına vazgeçtiği halde, ben kalbimi yumuşatamadım;kem sözler döküldü dilimden.
    Ateş yakıcılığını Senin için terk ettiği halde, ben nefesimle gıybet ateşini üfledim.
    Bağışla beni ey Rabbim.
    Sayfa:144

  67. beytül ahzan diyor ki:

    Velî

    Sensin benim asıl dostum, biricik Velîm, uğruna bir şeyler terk edilmeye en lâyık Sensin.
    Senin için terk ettiğim gıybetleri terk ettiğime beni sevindir.
    Senin hatırına gıybetleri terk ettikçe beni daha çok sevdireceğine eminim.

    Sayfa:144

  68. kul diyor ki:

    konusu ilgimi çekti okuyacam

  69. beytül ahzan diyor ki:

    Hamîd

    Konuşmalarımın hepsini beni konuşur eylediğin için teşekküre ayırsam az gelir.
    Nefeslerimin cümlesini bana nefes verdiğin için şükretmeye ayırsam yeridir.
    Kalbimi her an Sana minnettarlığımla meşgul etsem, yine yetersizdir.
    Gıybete ayıracak kelamım, çekiştirmeye harcayacak nefesim, zanla ve tecessüsle meşgul edecek bir kalbim olmamalıydı.Bağışla beni ey Rabbim.

    Sayfa:145

  70. beytül ahzan diyor ki:

    Muhsî

    Sen ki niyetlerimi bile hesaba katıyoryapıp ettiğimi kayda geçiriyorsun.Kardeşimi incitmemek için niyetlendiğim susmalardagıybetleri duymamak için kaçtığım sessizliklerde bana muhabbetini ihsan eyle.

    Sayfa:145

  71. beytül ahzan diyor ki:

    Mübdî’

    Sen varlığımı hiç yoktan çıkardığın halde, ben varlığımı yok yere harcadım.
    Sen sözlerimi anlamsız hecelerden ve suskun harflerden inşa ettiğin halde, ben sözlerimi anlamsızca ve faydasızca sarf ettim.

    Sayfa:146

  72. beytül ahzan diyor ki:

    Muîd

    Söz ağızdan çıktı mı, iadesi olmaz;geri alınmaz.Sen mağfiretinle unuttur gıybet sözlerimi, bana suskunluğumu iade eyle ey Muîd.
    Ayıplar bir kere yağmalandı mı, günahlar açığa çıktı mı, geri dönüşü olmaz, hatıralardan silinmez.Sen yağmaladığım ayıpları, ulu orta açıkladığım günahları kardeşlerimin defterinden sil, bana pişmanlığımı geri ver ey Muîd.

    Sayfa:146

  73. beytül ahzan diyor ki:

    Muhyî

    Ölüden diriyi çıkaran sensin.Diri kıldığın bu dudağımdan ölü sözler çıkardım.
    Toz olmuş kemiklere yeniden ten bahşeden Sensin.Her dem taze tuttuğun nefeslerimi bayağı sözler için harcadım.
    Kardeşimin ölü etini seve seve dişlediğimi bilmiyordum, ölü gibi olduğu yerlerde de kardeşimi diri bileydim ki, gıybetini etmeyeydim.
    Dudağıma kardeşimi ölü yerine koyan gıybetler yerine, kardeşimi ihya edecek diri sözler nasip eyle ey Muhyî.

    Sayfa:147

  74. beytül ahzan diyor ki:


    Mümit

    Nefsimi gıybete yetirme.
    Dilimi ayıpları sayıp dökmeye çevirme.
    Dudağımı kötü sözlerin ölüsü eyle ey Mümit.
    Sayfa:147

  75. beytül ahzan diyor ki:

    Hayy

    Gıyabında ölü saydığım kardeşimin hatırını hep diri tut kalbimde.
    İşitmediği yerde bir ceset gibi çiğnediğim kardeşimin izzetini diri tut sözlerimde.
    Hayata çağıran hayatı çağıran sözler dola nefeslerime…

    Sayfa:148

  76. beytül ahzan diyor ki:

    Kayyum

    Olmadığı yerde, duymadığı odalarda, görmediği kapı arkalarında, dilsiz ve elsiz, sessiz ve savunmasız sandığım kardeşimin her daim yanında olduğunu unuttum.Onun yanında her an Sen varsan, her yerde onun yerine duyarsın, onun adına görürsün, onun hatırını bilirsin.
    Senin her an yokluktan çıkarıp verdiğin bu nefesleri, hiç işe yaramayan, kısır ve doğurmayan, meyvesiz ve diri olmayan sözlere harcadığım için pişmanım ya Kayyum…

    Sayfa:148

  77. beytül ahzan diyor ki:

    Vacid

    İntikam hırsıyla dolduğumda, nefretimi arkadan konuşmakla bastırmaya kalktığımda, beni bensiz bırak.
    Kimselerin duymamasını, karşı çıkmamasını fırsat bildiğimde, beni Sensiz bırakma.

    Sayfa:149

  78. beytül ahzan diyor ki:

    Macid

    İzzetimi de itibarımı da bana Sen verdin.Susup izzetimle kalabilirdim;aziz bildiğim kardeşimi arakadan çekiştirerek kardeşimi de kendimi de küçük düşürdüm.
    Senin yüceliğinin her boşluğu doldurduğuna inanmış olmalıydım.Sen yokmuşsun gibi, konuştuklarından hesaba çekilmeyecek önemsiz biriymişim gibi boş sözler söyledim.Affeder misin yüceliğinle beni ey Macid?

    Sayfa:149

  79. beytül ahzan diyor ki:

    Ehad

    Yüzümün biricikliği Senin eserin.Yüzümü bütün yüzler içinde bi`tane eyler ehadiyetin.
    Senin nazarında biriciğim;bi`taneyim.Bu biricik yüze Sen ikiyüzlülüğü yakıştırmadığın halde, ben ikiyüzlü olabildim.Bir Sana çevirseydim yüzümü, arkadan başka, yüze karşı başka konuşan o ‘’iki yüz’’ü kendi kendine utanmadan bakamayan bu ‘’kirli yüzü’ ’kendime yakıştırmazdım. Özür dilerim.

    Sayfa:150

  80. beytül ahzan diyor ki:

    Samed

    Sen kimseye muhtaç değilsin.Sana bir an bile muhtaç olmamak mümkün değil.
    Her şey her an Sana muhtaç.Sensiz bir an bile var olmak mümkün değil.Ben beni Sensiz sandığım yerlerde, Senin izninle var olduğumu unuttum.Senin hiç karşılıksız verdiğin dili, damağı, dudağı, sesi, nefesi boş sözlere harcadım.Varlığımı bana karşılıksız bahşettiğin halde Senben Senin, varlığıma yakıştırmadığın işler ettim.Affeder misin beni?

    Sayfa:151

  81. beytül ahzan diyor ki:

    Kadir

    Kudretin olmasa’’kaf’’ ile ‘’nun’’ buluşamaz’’Kün!’’ emri yerine gelmezdi.Kudretin olmasa’’var’’diye bir şey olmaz’’yok’’un yokluğu bile bilinmezdi.Sen ‘’Ol!’’ dedin, işte oldu alem.Sözünün her hecesidir cümle alem.Senin bir hecen hatırına var olduğumu unuttum, gereksiz ve boş hecelere harcadım nefesimi.Bağışlar mısın beni ey Kadir?

    Sayfa:151

  82. beytül ahzan diyor ki:

    Mukaddim

    Gıybetlerime konu olan kusurlar, zanlarımı besleyen hatalar benim gıybetimden önce olup bitti.Benden önce Sen gördün o kusurları, benden önce bildin o hataları.Olup bitmesini takdir etmendeki hayrı görmek için beklemek yerine, acele edip konuştum, sonunu beklemeden ayıpladım.Hiç aklıma gelmedi, kardeşimin pişmanlığını benim dedikodumun öncesinde takdir edebileceğin.Hiç düşünemedim kardeşimin istiğfarını ve tövbesini benim onun gıybetini etmemden önceye koyabileceğin.Onun benden önce terk edip sevap aldığı kötülükler yüzünden, şimdi ben günah kazanıyorum.Ne büyük hüsrandayım ben!Kendi hevesimi ve hırsımı Senin takdirinin önüne geçirdim.Önce Senin duyduğunu unuttuğum kusurları, ben Sana rağmen duyurmaya kalktım.Önce Senin bağışladığın kötülükleri, ben Sana rağmen ona buna anlatarak çoğaltmaya kalktım.Affet beni ey Mukaddim.Senin işitir olduğuna beni emin eyleyen imanı, konuşmalarımın öncesine yerleştir.Senin beni gördüğünü gördüğüm ihsan sırrını, kendimi bilmezliklerin önüne geçir ey Mukaddim.

    Sayfa:154

  83. beytül ahzan diyor ki:

    Muahhir

    Sen günahkar kulların için gazabını tehir ederken, ben onları hemen dilimle cezalandırmayı tercih ettim.
    Sen kötülük sahiplerinin ecelini pişmanlıklardan sonraya ertelediğin halde, ben onları hiç pişman olmayacaklarmış gibi kötülükleriyle ömür boyu etiketledim.
    Ben de bilip bilmeden ettiğim gıybetlerim için pişmanım, affedilmeden önce alma canımı ey Muahhir.Ben de gıybetini ettiğim kardeşlerimin günahını yüklendim, onların bana haklarını helal etmelerinden sonraya bırak hesabımı ey Muahhir.

    Sayfa:155

  84. beytül ahzan diyor ki:

    Âhir

    Âhir Sensin, kötülüklerin ardında, onları terk edenler için iyilikler saklarsın.Âhir Sensin, günah ve isyanların sonrasına, sahiplerine hayırlar kazandıran pişmanlıklar, ağlamalar, tazarrular, niyazlar, mahcubiyetler koyarsın.Ahirine sevaplar takdir ettiğin kötülükleri en başından kötü bildim, hep öylece terk edilmeden kalacak gibi kardeşim üzerinde dondurdum.
    Sonuna pişmanlıklar ve tövbeler koyduğun günahları ve kusurları, hiç pişman olunmaz zannettim, hiç geri dönülmez bildim, hiç affedilmez diye etiketledim, kardeşime yakıştırdım.
    Ben bilemedim; gıybet ettim. Kardeşlerimi hep kötülüğe mahkum gördüm.Ben fark edemedim, gıybet ettim. Kardeşlerimi günahta ısrarcı sandım.Affet beni ey Âhir.

    Sayfa:157

  85. beytül ahzan diyor ki:

    Zâhir

    Kardeşimin üzerinde gördüğüm ayıp ve kusurları, kendime sakladığım ayıplarımdan, kendimden bile gizlediğim kusurlarımdan daha büyük gördüm.Kendime ettiğim iyiliği ona çok gördüm. Saklamadım ayıplarını, örtmedim kusurlarını.Kusurlarını açık ettim, ayıplarını gün yüzüne çıkardım.Kendi içimi onun dışından daha kirli bilip susmalıydım oysa… Susmadım. Nefesime doladığım zehirle, sesime yüklediğim gıybetle kendi içimi daha da kirlettim.Üstelik dış görünüşümü temizlemek adına yaptım bu ayıbı.Dışımı da kirletti gıybetim.Ağzımdan taşanlar yüzüme bulaştı, çamurlandı suretim.Affet beni Rabbim!

    Sayfa:158

  86. beytül ahzan diyor ki:

    Bâtın

    Zahirinde günahkâr görünenin, batınında nice tövbeler sakladığını göremedim.Dışında ayıplı olanın, içinde nice ayıpsızlıktan daha temiz pişmanlıklar beslediğini bilemedim.Bana şerli görünenin, gerçekte hayır olabileceğini hesap edemedim.İçimde tanık olduğum ayıplarım, beni dışarıdaki ayıplara kör etmeliydi; göremedim. Gıybetimin içinde, kendimi kusursuz görme/gösterme niyeti saklıydı, kendi kendime bile söyleyemedim. Beni benim gördüğümden önce gören Sensin. Gıybet niyetlerimi temizle içimden.Sen beni benim bildiğimden daha çok bilensin.Gıybete giden tuzakları al içimden. Sen herkese gizli kalırsın, hiçbir şey Sana gizli kalamaz. Kardeşime gizli kalıyor diye cesaretlendiğim gıybetlerimi, Sana da gizli kalıyor sanma uykusundan uyandır kalbimi.

    Sayfa:159

  87. beytül ahzan diyor ki:

    Vâlî

    Kuluna her an her yerde arka çıkan Sensin.Kulunun yokluğunda onun hatırını kullarından fazla gözetirsin.Ben kulunun yokluğunu fırsat bilip, hatırının saymadım.Kulunu, kulun kendisinden bile fazlasıyla dokunulmaz bilirsin.Kulun, onuruna dokunmamı hoş karşılasa bileS, en nahoş karşılarsın, bundan tiksinmemi beklersin.Kendime Senin koyduğun sınırlar ötesinde haklar, yetkiler tanıdım.Kullarının onuruna dokundum, hatırlarını hiçe saydım.Affet beni ey Vâlî!

    Sayfa:160

  88. beytül ahzan diyor ki:

    Müteâl

    Sen bütün yüceliklerden yücesin.Yüceler yücesi Sensin. Kullarına aşağılanmayı ve küçük düşürülmeyi yakıştırmazsın. Kullarına aşağılamayı daküçük düşürmeyi de yasakladın.Yarattıklarını ulvi ve pak hallerde görmek istersin.Ben gıybet ederek, hem kullarını aşağıladım, hem onlara benim de aşağılanabilecek biri olduğumu ima ettim, hem de aşağılayan biri olarak aşağılık bir hale yuvarlandım. “En güzel kıvam”da, temiz fıtratta yarattığın insanlığımı yere düşürdüm, çamura bulaştırdım, bozdum, alçalttım.Beni bu halden çekip al, yücelere eriştir yeniden ey Müteâl!

    Hem sonra, kardeşimde gördüğüm kusur Senin ne kadar kusurdan ala ve mukaddes olduğunu anlamam içindi;görmedim. O kusura bakıp Seni yücelteceğime, kardeşimi aşağıladım.Kendimde gördüğüm noksanlıklar da Senin kemalini fark etmem içindi, Senin kudsiyetini teslim etmem içindi.Kendi kusurlarıma kör oldum, başkalarının kusurlarını görür oldum.Kendi kusurlarımı görür, başkalarınınkine kör olsaydım, hep Seni tesbih etmeye, takdis etmeye ayırırdım sözlerimi.Ama aldandım. Bari bu aldanışımı, bu ağır kusurumu da gördüğüm için, Seni tesbih etmeye yorulan bir dil, Senin kusurdan pak ve münezzeh bilen bir kalp ver bana.

    Sayfa:161

  89. beytül ahzan diyor ki:

    Berr

    İyilik ettin, iki dudak bir dil verdin bana. İyilik ettin,istemeye bile dilim dönmezken, konuşur eyledin beni.İyilik ettin,kelimelerin kalbine anlamlar koydun,heceleri aşklarımızın zinciri eyledin. İyilik ediyorsun her daim, nefes veriyorsun bana, nefesimi alıyorsun benden. İyilik ediyorsun, ses veriyorsun nefeslerime, sözleri çiçekler gibi açtırıyorsun dilimde damağımda.
    İyilik ediyorsun,sessizliğin köklerinden,anlamsızlığın çöllerinden Senin katına kadar yükselen, dal budak serpilen söz ağaçları verdin bana. Ama ben dilimi ve dudaklarımı ölü sözlere sarf ediyorum. Ama ben kelimelerin kalbindeki anlamlara ihanet ediyorum, heceleri kirletiyorum, harfleri israf ediyorum. Ama ben aldığım nefeslerle kötülükler üretiyorum, verdiğim nefesleri çirkinliğe alet ediyorum. Ama ben sesimi tiksindirici işlere koşturuyorum,söz çiçeklerini gıybetlerin ayağı altında eziyorum, tiksinti bulaştırıyorum. Ama ben, sessizlik tarlasına kötülük tohumları ekiyorum, anlam ağaçlarının dallarını budaklarını kırıyorum. Beni affeder misin ey Berr!

    Sayfa: 162

  90. beytül ahzan diyor ki:

    Tevvâb

    Sen kulunun günahlarını tövbe edinceye kadar görmezden gelirsin, gizlersin, kaydettirmezsin.Ben ise Senin kulunun en önce günahını görür ve gösteririm, onu hiç tövbe edemeyeceği bir utanca mahkûm ederim.
    Sen kulunun isyanlarına karşılık acele etmez, pişman olmasını bekler, hemen cezalandırmazsın.Ben ise Senin kulunun isyanlarını hemen dilime dolar, ayıplarım, hiç pişman olmayacakmış gibi üzerine yapıştırırım.
    Sen kuluna, yaptığı kötülükleri terk ettiğinde iyilikler yazarsın, yüz çevirdiği kötülükleri ‘’unutur’’ yüzüne vurmazsın.Ben ise Senin kulunu tümüyle kötülükten ibaret bilir, iyiliklerini hiç hesaba katmaz, kötülüklerini hiç terk etmeyecekmiş farz eder, ömür boyu kötülüklerle hatırlar ve hatırlatırım.
    Gıybetlerimden tövbe edecek fırsat ver bana ey Tevvâb.
    Gıybetlerimle tekebbür ederek düştüğüm isyanlara pişman eyle beni ey Tevvâb.
    Terk ettiğim gıybetler için, yüz çevirdiğim dedikodular için bana da iyilikler yaz ey Tevvâb.

    Sayfa:163

  91. beytül ahzan diyor ki:

    Müntakîm

    Sen ki mazlumların ah’larını işitir, ezilenlerin halini görürsün.
    Gıybetimle zulmettiğim kardeşimin ah’ını aldım.
    Arkadan konuşarak ezdiğim kardeşimin hakkına girdim.
    Zalim olduğumu yeni fark ettim, ezdiğimi şimdi bildim.
    İntikamından korkuyorum.
    Bağışlar mısın beni ey Müntakîm!

    Sayfa:164

  92. beytül ahzan diyor ki:

    Afuvv

    Sen affedicisin. Ben kardeşimin hatalarını affedilmez buldum, arkasından karaladım onu. Benim bu hatam da affedilir mi?
    Sen affetmeyi seversin. Ben kardeşimin hatalarını affetmeyi sevseydim, arkasından susar, yüzüne karşı konuşurdum. Benim bu hatam da affedilecek kadar sevimli mi?
    Sen severek affedersin. Ben kardeşimi severek affedebilseydim, yüzüne söylediğimi bir de arkasından söylemezdim, yüzüne söylerim nasılsa diye arkasından söylenmezdim.
    Benim bu hatam da severek affedilmeye değer mi?

    Sayfa:164

  93. beytül ahzan diyor ki:

    Raûf

    Biliyorum ki, biz kullarının üzerine titreyip şefkat edersin. Yokluğumuzda bile hatırımızı sorup var eyleyensin. Bulunmadığımız yerlerde, işitmediğimiz köşelerde, bilmediğimiz odalarda, kötülenmemize, küçük düşürülmemize, aşağılanmamıza, hepten kötü diye etiketlenmemize razı olmazsın. Kardeşlerimin yokluğunda hatırlarını onlardan ve benden daha çok gözetiyorken Sen, ben Sen’in olduğun, işittiğin, bildiğin yerlerde kardeşlerimin onuruna laf etmemeliydim, dokunulmazlıklarına dil uzatmamalıydım. Hatalı da olsam, isyan da etsem, rahmetinin üzerimden esirgemeyen Sen, beni yine de merhametinle bağışlar mısın?

    Sayfa:165

  94. beytül ahzan diyor ki:

    Mâlik’ül Mülk

    Senin mülkünde, Senin verdiğin bedeni, Senin verdiğin nefesleri, Senin verdiğin zamanları Senin hoşnut olmadığın, benim de tiksinmemi istediğin yersiz, anlamsız, faydasız sözlere sarf ettim.

    Senin mülkünden başka gidecek yer yok; bunu bile bile gıybetler ederim. Senin verdiğin bedenle Senin hoşnut olmadığın işler yapmayı terbiyesizlik bilirim, haya ederim. Sen bana nefes verdin diye, nefeslerimi Senin kullarını incitmek için tüketmeyi kendime yakıştırmam, ayıp ederim. Senin bana bahşettiğin sakin saatleri, huzurlu dakikaları, hoşnut olmadığını bildirdiğin işlere ayırmakla hata ettim, pişmanlığımı bildiririm. Beni bağışlamanı umarım ey Mâlik’ül Mülk.

    Sayfa:165

  95. beytül ahzan diyor ki:

    Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm

    Celâlin, kerem edip kalp verdiğin bu kulunun zanlardan temiz kalmasını ister.
    Celâlin, lûtfedip yüz verdiğin bu kulunu ikiyüzlülükten alıkoymak ister.
    İzzetin, varlık sofrasına oturtup ikramlarda bulunduğun kullarına nankörlüğü ve kadirbilmezliği yakıştırmaz.
    Celâlin, kelâmınla tenezzül edip muhatap seçtiğin kullarından boş lâflar, faydasız çekişmeler, zehirleyici gıybetler duymamak ister.
    Kalbimi zanlarla oyalayıp keremini israf ettim. Kalbini kötülüklerden salim eyleyenlerden eyle beni.
    Lûtfünla biricik eylediğin yüzüme ikilik bulaştırdım, kendisinden utandıracak hale getirdim. Beni yalnız Senin veçhine dönerek konuşanlardan eyle.
    Sözüne muhatap ettiğin aklımı lüzumsuz düşüncelerde çarçur ettim. Beni yalnız Seni zikredenlerden eyle.

    Sayfa:166

  96. beytül ahzan diyor ki:

    Ganî

    Ben Sana muhtacım. Sen bana muhtaç değilsin. Gıybetle kirlettiğim nefeslerimi dilersen kesebilirdin.Nefes alıp vermeye değer gördüğün bu kulunu bağışlayıp, temiz nefeslere, pak sözlere özne eyler misin?

    Ben Sana mecburum. Sen bana mecbur değilsin. İkiyüzlülüklerle işgal ettiğim mülkünü, ölü sözlerle harcadığım bu dili ve dudağı, istersen bana çok görebilirdin. Mülkünde yer vermeye değer gördüğün bu kulunu, diriltici sözlere, hayırlı işlere heveslendirir misin?

    Sayfa:169

  97. beytül ahzan diyor ki:

    Muğnî

    Dilime değdirdiğin sözler de, sözlere değen dilim de Senin ihsanındır.
    Kalbime inen muhabbetler de, muhabbetleri özleyen kalbim de Senin ikramındır.
    Beni kelâmına muhatap ederek zengin eyledin. Hidayetini göndererek beni yalnızlıktan kurtardın.
    Yalnız Senin işittiğini bilerek konuşan, sözünün özüne eşitleyenlerden eyle beni.
    Yüzümü ikiyüzlülükten, dilimi “ikisözlülük”ten uzak eyle.
    Yalnız Senin yakınlığını bilerek yaşayan, dudağını kalbine yapıştıranlardan eyle beni.
    Kalbimi kötü zanlardan, dudağımı kalpsiz sözlerden uzak eyle.

    Sayfa:169

  98. beytül ahzan diyor ki:

    Mani’

    Kardeşimin ölü etini seve seve dişleyecek sürçmelerden koru beni.
    Gıybete giden yollardan kalbimin ayağını çek, dilimin elini tut.
    Suskunluğun duraklarında durdur gıybete heveslenen dudaklarımı.
    Sabrın serinliğinde yatıştır kin ve nefretlerimi, dudağımdan sıçrayan kıvılcımları söndür.
    Men eyle, bana dedirtme, kardeşimin hatırını bilmeme neler engelse.
    Kes sözümü, kıs sesimi, tut dilimi, uyut öfkemi, eğer gıybete giderse…

    Sayfa:170

  99. beytül ahzan diyor ki:

    Dârr

    Zarar da fayda da Senin izninledir. Zarara izin vermen de bir hikmetledir.
    Sen hakkımda zarar murad etmezsin, bilirim. Ama ben bana zarar ettirdim.
    Ağzımı zararlı sözlere yordum. Dilimi faydasız işlere çevirdim. Kardeşimin sonunda pişmanlığı sebebiyle kâr ettiği günahını dilime dolayarak sürekli zarar içinde zarar etmeye mahkûm oldum. Şimdi ben de pişmanım, gıybetlerimden dönüşümü de bana kâr diye yazar mısın?

    Sayfa:171

  100. beytül ahzan diyor ki:

    Nâfî

    Konuşarak zarar ettim. Faydasız sohbetlere katıldım. Dinleyerek hüsrana uğradım.
    Kârlı suskunluklar ver bana da ey Rabbim. Sevaplı yalnızlıklar ver bana da ey Rabbim.

    Sayfa:171

Yorum Bırak