
Kitabın Adı: Söz Yangını
Yazar: Senai Demirci
Sayfa:175
Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları
“Söz Yangını” Senai Demirci’nin gıybet ile ilgili yazdığı bir kitaptır.Herkes okumalıdır. Çünkü maalesef öyle bir zamanda yaşıyoruz ki büyük günahlardan birisi olan gıybet çok normal bir şey olarak algılanıyor.Her sözümüz gıybet omuş maalesef. O yüzden mutlaka okumalıyız. İnşaallah kitaptan azıcık etkileniriz de kitabı bitirdikten hemen sonra gıybete başlamayız, kendimizi gıybetten alıkoymaya çalışırız… Arka kapaktaki tanıtım yazısını ekliyorum:
“Gıybet etmemek, “Allah’ı görür gibi yaşama” çabasıdır. Allah’ın duyduğunu bilerek konuşma duyarlılığıdır. Allah’ın işitmesine göre nefes tüketme inceliğidir. Allah işitmiyormuş gibi konuşmak günah değil mi? Senai Demirci, bir insanın, gıyabında da onurunun korunduğu, olmadığı yerde de saygı gördüğü, işitmediği kapı arkalarında da hatırının sayıldığı biricik medeniyetin mensupları olarak, gıybetsizliğe davet ediyor bizleri. Gıybet Gönülsüzlüğüne…
Hep birlikte, sözlerimizden çıkan yangını söndürelim diye.”

konusu ilgimi çekti okuyacam
İnşaalah
mutlaka okuyun çok güzel
okuduktan sonra kendinizdki değişimi fark edeceksiniz…
senai demircinin kitap yazdığını bilmiyodum
Ben de önceleri bilmiyordum. Şiirlerini, yazılarını takip ediyordum. Hilal tv’de Senai Demirci ve eşinin konuk olduğu bir programa rast geldim. O programda öğrenmiştim. Söz Yangını kitabını da orda anlatırken çok hoşuma gitti ve ilk fırsatta aldım. İnşaallah diğer kitaplarını da okuyacağım…
Selamun Aleykum
“Söz Yangını” kitabından alıntıladığım yazının linkini veriyorum: Kitap hakkında bir fikriniz olsun diye. Kitaptan yine alıntı yaptığım zaman linkini yorum yoluyla bildiririm inşaallah.
Buyrun: http://www.ehli-beyt.org/ehlibeyt/soyledigimin-dogru-olmasi-soylememi-dogru-yapmaya-yetmiyor.html
evet mutlaka okuyun. insanı etkiliyor
Selamun Aleykum
“Söz Yangını” kitabının son bölümünde “99 Esma 99 Özür” diye bir bölüm var. Allah’ın izniyle ara ara “99 Esma 99 Özür”
konusundan alıntı yapıp yorum yoluyla sizlerle paylaşacağım…
Câmî
Kardeşlerimle beni bir arada, bir zamanda toplayan Sensin. Hep bir arada olduğumuzu unuttum, gıybet ettim. Sonunda huzurunda toplanıp arkasından kouştuklarımla yüzleşeceğimi unuttum.
Dağınık sözleri aklımda toparlayıp ölü nefesleri boğazımda diriltip beni konuşur eyleyen Sensin. Konuşurken Seninle birlikte olduğumu unuttum, hoşnut olmadığın sözler söyledim, tiksinti verici nefesler alıp verdim.
Unutuş kuyularından, hiçliğin karanlığından tenimi ve ruhumu çekip varlık sahasına süren Sensin. Hoşnut olduğun sözleri en önce benden beklediğini, Senin hatırın için gerektiğinde susmam gerektiğini unuttum.
Beni huzuruna affedilmiş olarak kabul eder misin ey Câmî?
Sayfa:168
Rahman
Sen, yokluğunda bile kulunun hatırını bilip, onu yokluktan varlığa getirdiğin halde, ben gıybetini ederek, ardından kem sözler söyleyerek varlığında bile kulunun hatırını hiçe saydım. Sen, kulunu unutulduğu halde bile güzelce anıp insan eylerken, ben Senin kulunu herkes andıktan sonra kötü sözlerle andım. Üzerimde eserlerini gördüğüm rahmetine aykırı davrandım.Pişmanım, Senden affımı diliyorum ey Rahman.
Sayfa:108
Evvel
Benden evvel olup bitenler yüzünden, ben sonradan günah sahibi oldum, kaybettim. Evvelce olup bitmesine izin verdiğin işleri beğenmediğimi söyledim, böylece kendimi de sözlerimi de beğenilmez yaptım. Benim ağzımı açmamdan önce takdir ettiklerine razı olsaydım, gıybet etmeye dilim varmazdı. Senden razı olamamışım meğer, affet beni ey Evvel.
Sayfa:156
Muktedir
Kalbimi zanlardan kolla, dilimi ve kulağımı boş sözlere yorma ey Kadîr. Ayıpları araştırmada, kusurlar için casusluk etmede felç eyle gönlümü ey Rabbim. Gıybette, arkadan çekiştirmede beni dilsiz eyle ey Muhtedir. Söz taşıyacak mecal bırakma kalbimde ey Rabbim. Kardeşlerimin hatalarını yüzlerine söyleyecek cesaretle donat beni ey Muktedir.
Sayfa:153
Muksît
Doğru, Senin “doğru” dediğindir. Doğrular Senin emrinle doğrulur. Gıybet ederek “doğru”nun en çirkinini dilime değdirdim. Her doğruyu söylemek doğru değilmiş; şimdi anladım.
Hak Senin yanındadır. Haklıların hakkı Senin katındadır.Haklı da olsam, arkadan konuştuğum için haksızlığa bulaştım. Hakkım Senin yanında olmakmış, şimdi fark ettim.
Bana “doğru”yu eğriltmeyecek bir dil ver ey Muksît. Bana hakkın hatırı için susacak sabır ver ey Muksît.
Sayfa:167
Vahid
Nereye dönsem Senin veçhini bulurum. Yüzümü bir Sana döndüğümü biliyorum.Yüzüm yalnız Saba yönelmişken, başka yüzlerden çekinerek ikiyüzlü olduğum için özür diliyorum.
Sayfa:150
Rahîm
Sen, sonsuz merhametinle, kulunun dillendiremediği sonsuzluk arzusunu, ebedî cennetini yaratarak doyururken, ben Senin kulunu, duyunca rahatsız olacağı ve bildiğinde hoşlanmayacağı kusurlarıyla ebediyen etiketlemeye kalktım.
Sen, kulunu toprak olduğunda bile unutmazken, unutulduğunun bile unutulduğu zamanlarda da adını anarken ve ebediyen diri kılacağını vaad etmişken; kulunun, kulağının işitmediği yerlerde, gözünün görmediği köşelerde hiç sayılmasına, aşağılanmasına, başka nazarlarda çirkinleştirilmesine razı oldum. Merhametsizlik ettim. Kalbime yağdırdığın merhametin en azını bile kardeşime çok gördüm. Özür diliyorum. Bağışlanacağımı umuyorum ey Rahîm.
Sayfa:108
hz.zeynepi çokkkkkkk merak ediyordum okudum merakım kalmadı çok etkileyici size öneriyorum okumanızı:D
Melîk
Bana dilimi, damağımı borç verdiğini, canımı hiç yoktan bahşettiğini, beni çamurdan süzüp insan eyleyerek mülkünde başköşeye oturttuğunu bildiğim halde, bana mülk olarak verdiklerinle Sana karşı çıktım, “iğrenç” dediğin işler yaptım. Bu ayıbı kendime yakıştıramıyorum.
Bana nefeslerimi hiç yoktan verdiğin halde, Senin mülkünde, Senin gördüğün yerde, Senin verdiğin mülkü kullanarak, benim de iğrenç bulmamı istediğin, vicdanımın tiksindiği, Senin hoşnut olmadığın lüzumsuzluklar yaptım. Bana gerekli olduğu için verdiklerini, gereksiz yerlerde kullandım. Böylesine acı bir nankörlük yaptığım için pişmanım ey Melîk. Özürler diliyorum; kusurumu bilerek Sana dönüyorum.
Sayfa:109
Kuddûs
Kudsiyetinle, aldığım her nefesle, verdiğim her nefesle kanımı temizlerken Sen, nefeslerimi kardeşlerimin ölü etini seve seve yeme iğrençliğiyle kirlettim, sesimi tiksinti verici sözlere buladım. Senin temiz verdiğini kirlettim. Seninpak eylediğin nefesimi, kanımı, canımı, pisliklere buladım. Kalbimi bana da kardeşlerime de faydası olmayan ölü sözlerin ardına koydum. Beni bu ağır günahtan temizler misin ey Kuddûs?
Sayfa:110
Selâm
Sen, kulun İbrahim’i (as) ateşin ortasında bile yakmadığın halde, ateşe bile yakıcılığını “dost”un hatırına terk ettirdiğin halde, gıybetini ettiğim kulunu benim nefret ateşimde yaktırır mısın, benim yıkıcı intikam duygularımla hırpalanmasına razı olur musun?
Kardeşimin en başta kalbimin kötü zanlarından emin olmasını, bu da olmazsa, bari dilimden selâmette olmasını isteyen Sensin ey Selâm. Şu halde, gıybetini ettiğimi de, beni de, gıybetimi dinleyenleri de yakıp yıkan o kırıcı sözlerin dilime değmesine elbette ki razı olmazsın. Ben hata etmişim ey Rabbim. Nefsimin şerrinden kollayamamışım kendimi. Bundan böyle kalbimi kötü zanlardan, aklımı ayıpları araştırmaktan, dilimi gıybetten salim eyle ey Selâm.
Sayfa:110
Mü’min
Mü’min olarak, hiç kimse benden bir şey beklemezken, benden bir iş istemezken, Sen bana güvendin ey Mü’min. Kimseler benim insan olabileceğime inanmazken, beni insan etmeyi Sen tercih ettin. Mü’min isminin gereğince bana güvendin, insanlıktan ne beklenirse, benden beklediğini söyledin. Hiç hak etmediğim halde “adam” yerine koyup sözlerine muhatap edecek kadar güvendin bana. Her biri birer mektup olan varlığın mesajını anlayışıma emanet ettin, kardeşlerimin onurunu insafıma bıraktın. Sen bana bunca güvenmişken, varlığıma bunca görev emanet etmişken, emniyet edip de varlık sahasına sürmüşken, beni hiç önemsemiyormuşsun gibi kendi başıma buyrul yaşadım. Sen beni hiç işitmiyormuşsun hibi hevesime göre sözler söyledim. İleri geri konuştum. Açıkça “iğrenç” bulmamı istediğin eylemi, güvendiğin bu kuluna yakıştırdım. Gıybet ederek güvenini boşa çıkardım ey Mü’min. Bundan böyle, bu acı pişmanlığımı, bu ağır hüsranımı güzelce terbiye olmam için güvencem eyler misin ey Mü’min.
Sayfa:111
Müheymin
Zayıfları kuvvetlilerin şerrinden himaye eden Sensin. Gıyabında konuşurken elini bile kaldırmayacak bir ölü gibi çaresiz olan kardeşimin hakkını bende bırakır mısın hiç?
Ortalıkta yok diye hiçe sayarak, nasılsa işitmiyor diye sözlerimle hırpalayarak, özür bile dilemesine fırsat vermeden ayıplarını sayıp dökerek zulmettiğim kardeşimin onurunu elbette ki kollarsın. Müheymin olduğunu unutmuşum ey Rabbim. Dilimi gıybetten, kalbimi gıybetin çirkinliklerinden himaye eyle ey Müheymin.
Sayfa:113
Aziz
Kendisini Sana nisbet ederek kul olma izzetini üzerinde taşıyan kulunu izzetini, kulu işitmiyor diye, kulu bilmiyor diye, kulu ortalıkta görünmüyor diye kırabiliyorsam, Senin kuluna bahşettiğin izzeti de, Senin izzetini de hafife alıyor olmalıyım.
Senin bir bilerek/birleyerek, yalnız Seninle yaşadığını, sadece Senden yardım dilediğini söyleyen kulun işitmiyorsa da Sen işitiyorsun, kulun bilmiyorsa da Sen biliyorsun, kulun ortalıkta yoksa da Sen hep yanımdasın… Kulun izzetini incitmek, Senin izzetini incitmeye kalkmak demektir. Öyleyse kardeşimin yokluğunda kardeşimin ve benim Rabbimden çekinerek susmalıydım! Öyleyse, kardeşimin duymadığı yerde, kardeşimin ve benim Rabbimin duymasından korkarak susmalıydım!
Hem sonra, Rabbimden çekinmezken, aciz kulundan çekinmem beni zelil etmez mi?
Hem sonra, Senden korkmayı bilmezken, çaresiz kulundan korkuyor olmam beni ödlek ve onursuz biri yapmaz mı? Şu halde, ben de Senin izzet bahşettiğin bir kulun olarak kendi izzetimi kırma hakkına sahip değilim.
Biliyorum; aslandan korkmak ceylan huyluların harcıdır, fare huylular aslandan korkmayı bilmez, onlar ancak kediden korkar. Ben Senden korkacağıma kulundan korkarak, Senden çekineceğime yarattığından çekinerek, kendimi nasıl da aşağılamışım! Ceylan huylu olsaydım “aslan”dan korkardım, fare huyluyum ki kediden korkuyorum.
Şimdi anladım ki, başka kullarını tahkir etmeme de, kendimi başka kullaru tahkir ederek aşağılamama da Senin izzetin izin vermez. Çünkü “İzzet, Allah’a, elçisine ve müminlere aittir.”[Bk. Münafıkûn Suresi] Senin bana verdiğin, kardeşlerime verdiğin o izzeti yok saymaya hakkım yok; kabul ediyorum.
Beni gıybet etmeyen, kendisiyle gıybet edilmeyen ve gıybeti edilmeyen izzetli kulların arasında kabul eyle ey Azîz.
Sayfa:114
Cebbâr
Kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eyleyen Sensin. Gıyabında kusurlarını sayarak kardeşimi küçültürken, aslında kendimi büyük göstermeye çalıştığımı yeni fark ettim.
Ayıplarını ayıp görmeyenleri, kusurlarını kusur bilmeyenleri kibirlerinin pençesine hapseden Sensin. Kardeşimin ayıplarını sayarken, günahlarını açık ederken kendimi belki de İblis gibi kusursuz ve ayıpsız etmeye çalıştığımı şimdi anlıyorum.
Gıybet ederek gizlice kibirlenişimi, kusurları hep başkalarına yakıştırırken farkına varmadan şeytana yoldaş oluşumu bağışla ey Cebbâr!
Sayfa:116
Mütekebbir
Sen ki büyüksün; Seni büyüklemeye sözlerimiz yetmez. büyük bildiğimizden de büyüksün. Senin kullarını gıybetimle üstü kapalı küçük düşürerek, kendimi yüceltmeye kalktım. Sen ki yüceler yücesisin; yücelik yalnız sana yaraşır. Kulunu küçük düşürerek, büyüklenmek benim haddim değildi. Özür diliyorum
Boyunlarına, çenelerine kadar uzanan kibir halkaları geçirdiğin ve ister istemez kafaları yuları kalkık halde dolaşan zavallı kibirlilerden eyleme beni.
Sayfa:116
Hâlık
Bir çiğnemlik et halindeyken ana rahminde biçimlendirdiğin kulunu; kimsenin tanımadığı, yüzüne bakamadığı bir haldeyken, yüzüne bakılır bir hale getirdiğin, kimse tanımazken önemseyerek insan kıldığın kardeşimi; yüzüne bakılır haldeyken, adı sanı anılırken yok saydım, gıybetini ederek bir çiğnemlik et gibi ağzımda çiğnedim. Özür diliyorum ey Hâlık’ım.
Sayfa:117
Bâri
Yokluktan çıkarıp, belirsizlikten kurtardığın kulunu; simasını bana sevimli ve tanıdık eylediğin kardeşimi, yokluğunu fırsat bilerek, hiç yokmuş gibi, gıybetimle ezdim. Başkalarının gözünde çirkinleştirdim, güzel yüzüne sevimsiz sıfatlar yapıştırdım. Kulunu hiç örneksiz ve modelsiz , hiçlikten çıkarıp güzelce var etmendeki hikmeti ciddiye almadım ey Bâri. Affedileceğimi umuyorum.
Sayfa:117
Musavvir
Dostlarıma tanıdık ve sevimli kıldığın sesimi, bana her an taptaze verdiğin nefesimi, yüzleri güzelleştiren, gülleri tebessüm ettiren tasvirine rağmen çirkin bir işte kullandım, pisliğe bulaştırdım. Yüzünü karanlıklardan çıkardığın, çirkinlikten sıyırıp aldığın kardeşimin yüzüne kara çaldım. Güzelce tasvirine aykırı işler yaptım. Beni bağışlar mısın ey Musavvir?
Sayfa:117
Gaffâr
Sonsuz bağışınla, günahlarını rahmetinin denizinde erittiğin, kötülüklerini gözyaşlarının hatırına iyilik diye yazdığın, hatalarını pişman oldu diye ebediyen örtüp “unuttuğun” kuluna, ben hiç acımadım. Günahlarını orada burada dilime doladım, kötülüklerini ona buna anlatarak çoğalttım, hatalarını herkese açık ettim. Senin bağışladığını hiç bağışlanmaz gördüm. Senin ümidini hiç kesmediğin kulundan ümit kestim, hiç hatasından dönmeyecek sandım. Dönüşünü beklemedim. Acımadım kardeşime. Utandırdım Senin kulunu. Hatalarını unutulmayacak şekilde zihinlere yazmaya kalktım. Mahcubiyet perdesini yırttım. Pişmanım, gözyaşları içindeyim, özür diliyorum. Beni bağışlar mısın ey Gaffâr?
Sayfa:118
Kahhâr
Hata eden her kulunu hemen kahrınla helâk edeceğin halde, acele etmeyip de tövbe etmesini beklemende gizli lûtfunu göremedim. Haddimi aşıp hatalı kulunu ben kahretmeye kalktım. Kahrının, kulunun günahlarını bir anda yok edeceğine inandığım halde, ben günahlarını değil, kulunu kahretmeyi tercih ettim. Haddimi bilemedim. Gıybetle ettiğim, ettirdiğim günahları da yok eder misin ey Kahhâr? Tekrarlayarak zihinlere kazıdığım kusurları da siler misin ey Kahhâr?
Sayfa:118
Vehhab
Yokluğumda bile beni var sayıp insan eylediğin halde, adımın anılmadığı o zamanlardan beni alıp adımı anılır kıldığın halde, ben kardeşimin yokluğunda onu öldürdüm. İsmini önemsediğin, önemsettiğin, cismini el üstünde tuttuğun kardeşimi rezil ettim, aşağıladım, ismini kötüler arasında andım. Hoş göremedim eksikllerini, sabrımdan ikramda bulunamadım. Sevaplarımı kendi ellerimle yaktım. Müflisim. Sevapça fakirim. Bana kerem eyle ey Vehhab!
Sayfa:119
Rezzâk
Hatalarına rağmen rızık vermeyi sürdürdüğün kulunun gıybetini yaptım. Kendi rızkımı “ölü eti”nden seçti. İsyanlarına rağmen, beslediğin büyüttüğün kardeşimin gıybetini ettim. Bana rızık olarak verdiğin dilimi, damağımı, dudağımı, nefesimi, sesimi israf ettim. Senin rızık verdiğini, ben rızık verilmez bir halde gördüm. Rezzak oluşunu itham ettim. Hem de ağzıma “iğrenç” bir rızık aldım. Beni bundan böyle susmakla rızıklandırır mısın ey Rezzâk?
Sayfa:119
Fettâh
Ben hiç haketmediğim halde, Sen bana varlığın kapılarını açtın. ama ben varlığımı çirkin işlere adadım. Hiç ummadığım halde, bana hayatın imkânlarını açtın. Ama ben hayatımı ölü işler için harcadım. Ben, hiç bilmediğim halde, Sen bana güzelliğin perdelerini araladın. Ama ben nefsimi çirkin sözler için harcadım. Ben hiç farkına varmadığım halde, Sen bağlı dilimi çözdün, beni konuşur eyledin. Ama ben gıybetlerimle, ağzımı faydasız sözler için açtım, dilimi iğrenç kelimelere doladım. Pişmanım, kendime zulmettim, emanet olan varlığımı karanlıklara sattım. Yine hayır için açtırır mısın ağzımı? Güzel sözlere döndürür müsün dilimi? Pişmanlığımdan affına kapılar aralar mısın ey Fettâh?
Sayfa:120
Alîm
Korkup kendime sakladıklarımı bilirsin Sen. Ben başkalarının bilmesinden daha çok korktum. Senin bildiğini bildiğim halde, çekinmeden gıybet ettim, dedikoduya karıştım.
Utanıp kendimden sakladıklarımı da, çekinip kendime itiraf edemediklerimi de bilirsin Sen. Ben kendimi kendimden utandırdım. Ayıp işlediğimde aynadaki yüzüne bakamadığım adamı, Senin en çok da yüzüne nazar ettiğini göre göre çirkin işlere koşturdum. Yalan konuştuğunda kendi kendisiyle göz göze gelemeyen adamı, Senin bildiğini bile bile gıybetli sözlere özne yaptım.
Olmadığı, duymadığı, bilmediği yerlerde, kardeşimi gıybetle aşağılarken, gizlice kendimi yücelttiğimi Sen bilirsin zaten. Senin yüceliğini anmaya ayırmam gerekirken dilimi, dudağımı, nefeslerimi kendimi yüceltmeye adadım. Pişmanım ey Rabbim!
Güya iyiliğini istermişçesine, kardeşimin kusurlarını sayıp dökerken, farkında olmasam da, kendimi kusursuz göstermeye niyetlendiğimi Sen bilirsin zaten. Senin kemâlini, kusursuzluğunu anlamaya ayırmak gerekirken bilincimi, kendimi kusursuz bilmeye adadım, kendimi beğenmekle oyaladım. Özür diliyorum ey Rabbim.
Sayfa:121
Kâbıd
Mülk Senindir. Dilediğince genişletir, dilediğince daraltırsın.
Daraldığımda, gıybete daldım. Başkalarını ezip kendimi sahte genişlikler peydahladım. Senin mülkünde, Senin
verdiklerinle, Senin hoşnut olmadığın işler yaptım. Gıybet için harcadığım nefeslerimi daralt ey Kâbıd.
Varlığım Senin elindedir. Dilersen darda koyar, dilersen ferahlatırsın.
Darda kaldığımda, gıybete sarıldım. Kendimi üste çıkarıp başkalarını aşağılayarak, uğursuz ferahlıklar aradım.
Ölüyken diri kıldığın varlığımı ölü sözlere harcadım. Gıybetimle yaptığım intikam hesaplarını aklımdan çıkart ey Kâbıd.
Sayfa:122
Bâsıt
Sen “Sus!” dedin diye sustuğumda ferahlık ver bana ey Bâsıt.
Senin bildiğini bilerek çirkin konuşmaktan çekindiğim anları genişlet ey Bâsıt.
Senin işittiğini bilerek tiksindirici sözleri susturduğum yerleri genişlet bana ey Bâsıt.
Sayfa:122
Hafîd
Öyle Hafîdsin ki, alçaltırsın gıybetiyle kardeşini tahkir edip kendini tekebbür eyleyeni.
Öyle Hafîdsin ki, küçültürsün gıyabında kardeşini küçük düşürüp büyükleneni.
Öyle Hafîdsin ki, yokluğa yuvarlarsın varlığını kardeşi hiç yokmuş gibi aşağılayarak gıybet etmekte kullananı.
Öyle Hafîdsin ki, zillete düşürürsün kardeşinin kusurlarını açık ederek kendisini yücelteni.
Kardeşimin yokluğunu fırsat bilip alçalarak gıybetini yapanlardan eyleme beni.
Kardeşinden korkup gerçeği yüzüne karşı söyleyemeyen ödlekler arasından çıkar beni.
Sayfa:123
Râfi
Beni yokluğun zilletinden kurtarıp varlığın zirvesine oturttun, insan olmakla şereflendirdin. Râfisin sen ki, şerefini arttırırsın başkalarının yokluğunda bile Senden korkup tevazu eyleyenin. Başını göğe eğdirirsin Senin bilmene göre davranarak, Senin işitmene göre konuşarak haddini bilenin.
Kulunun işitmesinden çok, Senin işitmenden çekindiğim bir yüceliğe eriştir beni.
Yarattığının bilmesindense, Senin bilmenden dolayı sustuğum şerefle şereflendir beni.
Senin varlığını her yerde hisseden, işittiğini her sözünde bilen, gördüğünü her bakışında gören yüksekçe bir duyarlılıkla donat beni.
Sayfa:124
Muizz
İzzetim varsa, Senin verdiğin kadardır.
Sensiz zilletlere düşer, alçaklara uğrarım.
Senin işitmeni kulak ardı ettiğim her yerde zillete düşerim.
Senin işittiğini bilerek susma izzeti ver bana.
Senin gördüğünü göz ardı ettiğim her köşede alçaklara uğrarım.
Senin gördüğünü görerek yaşama lezzeti ver bana.
Senin varlığını hesaba katmadığım odalarda çirkinleşirim.
Seni görüyormuş gibi davranma inceliği ver bana..
Sayfa:124
Muzill
Sana itaat etmeyen kâinat dolusu korkular içindedir. Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir.
İntikam duygularım kabardığı halde sustuğumda, Sana itaatin sevincini tattır kalbime.
Seni büyük bilmeyen, her şey karşısında küçülmektedir. Nefretim yakamdan tutup gıybete zorladığı halde,
Seni yanımda bilerek susmanın lezzetini ver dilime.
Sayfa:125
Semî’
Senin işittiğini kimselerin duymadığı yerde de işitecek bir kulak ver bana ey Semî’.
Bana verdiğin kulağı, Senin tiksinmemi istediğin sözlere sağır edecek bir kalp ver bana ey Semî’
Kullarının işitmediği yerde Senin işittiğini bilerek konuşma nezaketi ver bana ey Semî’. Kulaklarıma boş söz ve yalanın erişmediği, dilime yalan ve gıybetin değmediği cennet kokulu odalarda ağırla beni.
Sen işitmiyormuşsun gibi dilimi değdirdiğim savruk sözler için, nefesime doladığım gıybetler için, dudaklarıma aldığım yalanlar için özürler diliyorum ey Rabbim.
Sayfa:125
Basîr
Perdeler senin görmene perde değil. Perdeler ardında da gördüğünü görecek gözler ver bana.
Kapalı kapıların arkası gizleyemiyor sözlerimi. Kapalı kapıların ardında konuşulanların da açık edildiği günü hesap edecek sözler ver bana.
Kullarına görünen yerlerde utanan bu kuluna, Senin her an her yerde gördüğünü görerek yaşama estetiği ver.
Veçhine baka baka, hoşnut olmadığın sözleri ısrarla söyleme edepsizliğinden kurtar beni.
Gördüğünü göre göre, başkalarının görmemesine sığınıp inatla nahoş işler yapma hayasızlığından uzak tut bedeni..
Sayfa:126
Hakem
Sen beni varlık ağacının tatlı ve mütebessim meyvesi eylemişken, ben nasıl olur da, ağzıma boş sözleri yakıştırırım, nahoş kokulu gıybetleri alırım?
Sen kalbimi sonsuzluğa taşıyan bir çekirdek gibi göğsüme yerleştirmişken, ben nasıl olur da, faydasız ve hikmetsiz, lüzumsuz ve anlamsız sözlere adanırım?
Sen Hakem’sin; her işi hikmetli ve anlamlı eyleyensin. Hikmetinin dili olan konuşmayı, anlamın göğü olan kelâmı, fesatlı ve nifaklı işlere yakıştırdım, affet beni ey Rabbim.
Hakem Sensin; kendimi kendime faydalı eyleyensin.
Varlığın zirvesi olan hayatımı, hayatımın meyvesi olan aklımı, öldürücü ve zehirleyici sözler için harcadım, bağışla beni ey Rabbim.
Sayfa:127
Adl
Şerefli olarak yarattığın kulunun, yokluğunda haksız yere hırpalanmasına, insafsızca aşağılanmasına hiç razı olur musun Sen, ey Adl?
Kendini hiç savunamayan kulunun gıyabında yargılanmadan mahkûm edilmesinden hoşnut olur musun hiç ey Adl?
Kulunun iyilikleri de varken, sevapları da çokken, sırf bir hatasıyla, bütünüyle hatadan ibaret sayılmasının hesabını sormaz mısın hiç ey Adl?
Pişman olması için mühlet verdiğin kulunun, hiç pişman olmayacakmış gibi sırf günahlarıyla anılması, günahını terk ettikten sonra bile terk ettiği günahıyla hatırlanması gazabını uyandırmaz mı hiç ey Adl?
Haksız yere hırpaladığım, insafsızca aşağıladığım, yargısız infaz ettiğim, iyiliklerini yok saydığım, kötülüklerinden hiç vazgeçmeyecek sandığım, pişmanlığına fırsat vermediğim, günahını terk etmesinden ümit kestiğim bütün kardeşlerimin cümle haklarını bana helâl eder misin ey Rabbim?
Kalbimle cinayet işledim; kötü zan besledim.Aklımla zorbalık yaptım; ayıp ve kusur aradım.Sivri dilimle yaralar açtım; gıybetler ettim.Beni affeder misin?
Sayfa:128
Lâtif
Lûtfedip de, etten kemikten bin tebessüm eylediğin insan yüzünü, ben gıybetimle karalamaya kalktım.
Lûtfedip de cesedime bin gül gibi üflediğin hayatı ben ölü sözler için harcadım, diriltici nefeslerimi kokuşmuş laflara adadım.
Senin varlığını her yerde, her demde, her köşede, her kuytuda, her sözde, her gözde hissedecek bir letafet verir misin bana, ey Lâtif?
Sayfa:129
Habîr
Başkalarından gizlim saklım olabilirdi belki; Senden gizli saklım olmazdı ki… Sen yaptığımdan haberdar iken, yaptığımdan haberdar olduğunu da bana haber vermiş iken, ben sanki haberin olmayacakmış gibi arkadan konuşmayı iş edindim.
Başkaları habersiz olabilirdi söylediklerimden belki; Senden habersiz ne söylemiş olabilirim ki… Senin huzurunda, Senin işittiğin yerde, Sen bildiğin halde, Senin gördüğün yerde, Senin mülkünde, Senin verdiğin nefeslerle, ben uğursuz fısıltılara daldım, sinsi sözlere bile bile aldandım.
Bildiğini gerçekten bilseydim eğer, bunca yanılgının karanlığına,bunca sapmanın uçurumlarına düşer miydim hiç?
Yaptığımdan haberli olduğunu bilerek yaşama inceliği ver bana ey Habîr…
Sayfa:129
Halîm
Sen kullarının hatalarını yumuşaklıkla giderirken, ben kabalık ettim.Gıybetimle, kullarının hatalarını yaydım.
Sen yarattıklarının kötülüklerini sabırla karşılayıp hemen ceza vermezken, ben hemen ceza kestim.Gıybetini edip kötülüklerini hiç silinmeyecek şekilde zihinlere kazıdım.
Sen kullarına isyanlarına rağmen hayat ve rızık bağışlarken, ben hemen gazaplandım, yok saydım, küçümsedim, ötekileştirdim.Gıybetimle isyanlarını açık ederek damgaladım, etiketledim onları.
Sayfa:130
Azîm
Azametini unuttum; başkasından korktum.Kullarından korkmak yerine Senden korksaydım, hiç gıybet edemezdim.
Büyüklüğünü hesaba katmadım;başkasından çekindim. Yarattıklarından çekinmek yerine Senden çekinmiş olsaydım, kardeşlerimi çekiştirmez, arkalarından verip veriştirmezdim.
Azametin karşısında susanlardan eyle beni. Büyüklüğünü bilerek dilini çirkin sözlerden çekenlerden eyle beni.
Sayfa:130
Gafûr
Sen kusurlarıma aşina olduğun halde, başkalarına açık edip mahcup etmedin beni.
Ama ben kardeşlerimin kusurlarını açık ettim, mahcup ettim onları.
Sen cürümlerimi pekâlâ bildiğin halde, pişman olmamı bekledin, vazgeçmem için süre verdin bana.
Ama ben kardeşlerime pişmanlık fırsatı tanımadım, yanlışlıklarından vazgeçmelerini beklemedim.Vazgeçebileceklerini düşünmeden, belki de çoktan vazgeçtikleri cürümleri yüzünden cezalar kestim.
Sen kullarının kötülüklerinin hepsini bildiğin halde, kötülükleri terk eder etmez, terk ettikleri kötülüklerin miktarınca iyilikler, sevaplar yazdın.
Ama ben Senin iyiliğe çevirdiğin kötülükleri yazmaya devam ettim.Zavallı ben! Asıl failine, terk ettiği için sevaplar kazandıran kötülükleri, sırf dilime doladığım için günah kazanmayı sürdürdüm.Yapanına sevap kazandıran eylemlerben yapmadığım halde, bana günahlar kazandırdı.
Gıybetlerimle çıkarılmaz etiketler yapıştırdım yakalarına.
Sözlerimle silinmez damgalar vurdum yüzlerine.
Sayfa:131
Şekûr
Bu ıssız dünyadai şu kısa ömürde, vefasız ve umursamaz insanlar arasında, yanıma kardeşlerimi verdiğin için Sana minnet duymam gerekirdi.Ben ise hoş görülebilecek küçük hataları, pişman olabilecekleri kusurları yüzünden kardeşlerimin varlığından şikâyetçi oldum.
Gıybetlerimle nankörlük ettim.
İman nimetiyle inananları kardeşim eylediğin için, dilimi, dudağımı, nefesimi, sesimi Sana şükür için kullanmam
gerekirdi.Ama ben kardeşlerimin Kâbe gibi kutlu imanları dururkendağlar gibi teslimiyetleri ortadayken, çakıl taşları gibi önemsiz ve ufak tefek kusurlarını sayıp dökmekle meşgul oldum.
Gıybetlerim yüzünden kadir kıymet bilmezlerden oldum.
Sırf konuşabilir olduğu için bir ömrü şükürle geçirmesi gereken bu nankör kulunun diline sadece hayır, sadece iyilik dokunsun ey Rabbim.
Sayfa:132
Aliyy
Kerem edip hatırı sayılır eylediğin bu kulun, kendini çirkin işlerin öznesi eyledi.
Beni bu çirkinliğin çamurundan çekip al ey Aliyy.
Tenezzül edip yüksek makamlara getirdiğin bu kuluni kendini iğrenç sözlerin sahibi eyledi.
Beni bu tiksindirici hâlden çıkar al, ey Aliyy.
Sayfa:133
Kebîr
Büyük Sensin.Ama ben gıybetimle başkalarını küçümserken büyüklenmeye kalkmışım.Bir acizin yüzüne karşı konuşamyacak kadar küçültmüşüm kendimi.
Kibriyâ Senin hakkındır.Ama ben gıybetimle başkalarını aşağılarken tekebbüre kalkışmışım.Bir çaresizin duymayışını fırsat bilecek kadar, bir yaratılmışın bilmeyişini kollayacak kadar korkakmışım meğer.
Sayfa:133
Hafiz
Tohumun kalbine ağaçlar yazan Sensin.Senin işittiğini bilerek sustuğum anların kalbine ebedi sohbet neşeleri yaz.
Kalbimi boş sevdalardan kollayan Sensin.Senin hatırına terk ettiğim sözlerin tenhasına sonsuz muhabbet çiçeklerinin tohumlarını sakla.
Aklımı hiçlik korkularından koruyan Sensin.Dilime değen her hecede beni işittiğini, alıp verdiğim her nefeste yanımda olduğunu hissedecek bayramlar lûtfeyle bana…
Sayfa:134
Mukît
Zayıf ve acizleri kollayan Sensin.Gıyabında kendini savunamayacak kadar zayıf, elini kaldıramayacak kadar aciz olan kardeşimizin hakkını dillerimizin tecavüzlerinden koru.Konuşturma bizi ey Mukît.
Yetim ve öksüzleri görüp gözetirsin.Sesimizi duymadığı ortamlarda, eksiği ve kusuruyla, kolu kanadı kırık bir yetim ve öksüz gibi savunmasız kalan kardeşimizin onurunu sözlerimizin saldırılarından Sen koru.Sustur bizi ey
Rabbim.
Her muhtaca kut ve gıda yetiştirirsin. Sohbetlerimize Seni anmanın ulvi tadını yetiştir, Senin adına konuşmanın sonsuz lezzetlerini değdir ki ’’ölü kardeş eti’’ni dişlemekten hep birlikte iğrenebilelim.
Sayfa:134
Hasîb
Gıybet ettim;hesaplarımı kardeşimin duymamasına göre yaptım.Senin her an her yerde işittiğini hesaba katmadım. Pişmanım.Gıybetlerimi hesabımdan düşer misin ey Rabbim!
Kardeşlerimi arkalarından çekiştirdim;hesapta iyilikleri için yaptım bunu.Yüzlerine karşı söylememekle aslında
onlara kötülük ettiğimi yeni hesap ettim.Özür dilerim.Bundan böyle hesabımı iyilik üzerine yapacağım.Söz veriyorum ey Rabbim.
Sayfa:135
Celîl
Kalbimin katılığı,kardeşimi hiç savunmasızken hırpalamama izin verdi.
Haşyetinle katılıklarımı parala ey Celîl.
Celalin karşısında zilletimi ve küçüklüğümü bilmem gerekirken, kardeşlerimin kusurlarını sayarak yücelttim kendimi, kardeşlerimi küçük düşürerek büyük gördüm kendimi.
Benlik dağlarımın taşlarını celalinle yumuşat ey Celîl.
Sayfa:135