Takiyye Nedir?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 4 Eylül 2009 43.212 kez okundu Şia'lık 9 Yorum

TAKİYYE NEDİR?

Cevap: Takiyye, dinî, manevî veya dünyevî zararları önlemek için kişinin muhalifler karşısında imanını veya inancını gizlemesi demektir. Bu anlamda takiyye, her Müslümanın şer’î görevlerinden biridir ve bunun kökü Kur’ân’a dayanmaktadır.

KUR’ÂN AÇISINDAN TAKİYYE

Kur’ân-ı Kerim’in birçok ayetinde takiyye konusuna değinilmiştir ki, biz burada onlardan bazısına yer vereceğiz:

a) “Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah ile hiçbir ilişkisi kalmaz. Ancak takiyye ederek onlardan korunmanız icap ediyorsa, o başka.”[1]
Bu ayet, açık bir şekilde müminlerin kâfirleri dost edinmelerinin caiz olmadığını, ancak can korkusu ve tehlikeleri önleme söz konusu olduğu zaman zahirde onlara dostluk izharında bulunabileceklerini ifade etmektedir.

b) “Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu hâlde (inkâra) zorlanan başka-. Fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, Allah katından bir gazap onlaradır ve onlar için büyük bir azap vardır.”[2]
Müfessirler, mezkur ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak şöyle demişlerdir:
“Bir gün Ammar b. Yasir, anne ve babasıyla birlikte kâfirlerin eline düştüler. Kâfirler, onlardan İslâm’dan el çekmelerini istediler ve onları küfür ve şirke zorladılar. Ammar’ın dışındakiler,
Allah’ın birliğine ve Hz. Peygamber’in risaletine tanıklıkta bulundular. Bu yüzden onlardan bazıları şehit edildi, bazıları da İslâm düşmanları tarafından işkenceye tâbi tutuldu.

Fakat Ammar, kalbî isteğine rağmen takiyye edip, kâfirlerin dediği şeyleri dile getirdi ve serbest bırakıldı. Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına vardığında dile getirdiği sözlerden dolayı endişeye kapılıp üzüldü.Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a), ona teselli verdi ve mezkur ayet de bu konuyla ilgili olarak nazil oldu.”[3]

Bu ayetten ve müfessirlerin sözlerinden; canı korumak, maddî ve manevî zararların önüne geçmek için Hz. Peygamber’in zamanında da kalbî inancın gizli tutulduğu ve İslâm’ın buna rıza gösterdiği anlaşılmaktadır.

ŞİA AÇISINDAN TAKİYYE

Zalim Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları devletleri tarih boyunca Şiîlere karşı savaş ilân ettikleri ve onları öldürmeye kalkıştıkları[4] için Şiîler, Kur’ân’ın emri doğrultusunda takiyye etmiş, gerçek inançlarını gizlemiş, böylece
o zor şartlarda hem kendi canlarını ve hem de diğer Müslüman kardeşlerinin canlarını kurtarmışlardır.


Açıktır ki, baskı ve istibdat ortamında Şia’yı yok olmakla tehdit eden zulüm fırtınası karşısında takiyyeden başka bir kurtuluş yolu yoktu. Dolayısıyla da eğer zalim padişahlar ve onların kuklaları, Şiîlere düşmanlık etmeseler, onları acımasızca katletmeyi bir devlet politikası olarak sürdürmeselerdi, Şia’nın takiyye yapması için hiç bir neden olmazdı.
Ayrıca hatırlatmak gerekir ki takiyye, Şia’ya özgü bir şey değildir. Diğer Müslümanlar da, Haricîler ve her türlü haramı işleyen zalim iktidarlar gibi bütün İslâm mezheplerine muhalif olan kan içici zalimler karşısında, karşı koyma gücüne sahip olmadıkları takdirde, takiyye kalkanına sığınırlar ve canlarını koruyabilmek için kalbî inançlarını gizli tutarlar.

Buna göre, eğer büyük İslâm toplumunun bütün üyeleri birbiriyle anlaşır, birlik, beraberlik ve uyum içinde
yaşarlarsa, Müslümanlar arasında takiyye yapmak için bir ortam ve neden kalmaz.

SONUÇ

Bütün bu söylenenlerden şu sonuçlar elde edilmektedir:

1- Takiyye, Kur’ân kökenli bir ilkedir ve ashabın davranışları, Hz. Peygamber’in (s.a.a) de bu davranışları teyit etmesi, takkiyenin caiz olduğu ve İslâm’ın ilk yıllarında gerçekleştiğini göstermektedir.

2- Şia’nın takiyye yapmasının sebebi, Şiîleri acımasızca katleden ve Şia mezhebini yok etmekle tehdit eden zulüm fırtınaları idi.

3- Takiyye, Şiîlere mahsus bir şey değildir; diğer Müslümanlar arasında da mevcuttur.

4- Takiyye, Müslümanların canlarının korunmasını amaçladığı için, sadece kâfirlerin ve müşriklerin karşı sında değil, karşı konulamayan veya kendisi ile mücadele etme şartları oluşmayan her zalimin karşısında yararlanılacak
bir ilkedir.

5- İslâm toplumu üyelerinin anlaşma içinde olmaları hâlinde, Müslümanlar arasında takiyye için bir neden
kalmaz.

———-

1- Âl-i İmrân, 28
2- Nahl, 106
3- Celâluddin Suyutî, ed-Dürr’ül-Mensûr, c.4, s.131, Beyrut.
4- Şiîlerin Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları tarafından acımasızca katledilişi hakkında bilgi edinmek için, Ebu’l- Ferec-i İsfahanî’nin Makatil’ut-Talibiyyin, Allâme Eminî’nin Şüheda’ul-Fazile ve Muhammed Cevad Muğniye’nin eş-Şia ve’l-Hâkimûn adlı eserine bakınız.

———-
“Seyyid Rıza Hüseynineseb”in “Cevaplıyoruz” kitabından alıntıdır.
Sayfa: 209

Yorum Bırak

  1. İsmet ali diyor ki:

    Salat ve selamlar üZerinize olsun kardeşlerim.Bir sorum olucaktı,eğer sünni bir camiye gidersek namazımızı sünnilere göremi kılmalıyız çünkü kendi mezhebimizi takiyye etmekteyiz?

  2. ismail diyor ki:

    selam , seni gidi seni emevi ve abbasi soyuna zalim dediğine ve şii lere karşı bu tutumuna göre o vakit sen de bir şii sin

  3. HürHuseyn diyor ki:

    Uğur
    takiye değil korunma yazıyor ve tavsiye ediliyor. Takiye yorumla çıkar tevsir içinde biz zayıfız meshep öncüleri yapar. Caferi Sadık yapmışsa delili bence kesin vardır. Hz Hüseyin in yetiştirdiği oğlu Ali’nin(Zeynel Abidin ) torunudur. 14.yaşına kadar yanında bulunmuştur diye biliyorum. Babası Muhammed Bakır dır.

    Hz. Hüseyin Peygamber Torunu dur. Hz Muhammed (s.a.a) yetiştirmiştir.

  4. HürHuseyn diyor ki:

    huseyne
    Hoş geldin kardeşim bende artık Caferiye göre kılıyorum, öğreneceğimiz çok şey var anlatacak insanlar o kadar azaltılmış ki bekleceğiz çaresiz…

  5. uğur diyor ki:

    ali imran suresi 28. ayetinde takiyye sözcüğü geçmiyo

  6. kemal kambur diyor ki:

    Ey müslümanlar bunu asla unutmayın “MÜSLÜMAN MÜSLÜMANA TAKİYYE YAPMAZ” bu caiz değildir.

  7. beytül ahzan diyor ki:

    Aleykum Selam kardeşim. Namaz konusunu bir alime sorun veya taklit merciiniz kim ise onun bürosuna soru olarak ayrıntılı bir şekilde yazın ve gelen fetvaya göre amel edin…

    Oruç konusunda ise Ayetullah Hamenei’ye sorulan soru ve cevabı şöyledir:

    Soru: Genel toplantılarda ve resmî oturumlarda orucu iftar etmenin vakti hususunda Ehl-i Sünnet’e uymak caiz midir? Bu hususta Ehl-i Sünnet’e uymanın takiyye sayılmadığını ve bunu gerektiren başka bir neden de olmadığını görürse mükellefin vazifesi nedir?

    Cevap: İftar vaktinin girmesinde mükellefin (ister Şia olsun ister Ehl-i Sünnet’ten) başkalarına uyması caiz değildir. Akşamın girdiğini ve gündüzün bittiğini bizzat kendisi veya şer’î bir delille tespit etmeden ihtiyari olarak iftar etmesi caiz değildir.

    Yani takiyye yapamazsınız.İftar vaktinin ölçüsü, batıdan doğuya taraf yansıyan kızıllığın tamamen bertaraf olup batıda toplanmasıdır.

    Musa Aydın hoca bu konuda şöyle söylemiştir: “Bizim yaptığımız gözlemlerimizde bu süre en fazla on dakikadır. Yine kendiniz de bizzat gözlemleyebilirsiniz. “

    Allah’a emanet olun….

  8. huseyne divane diyor ki:

    s.a Allah razı olsun çok güzel bir paylaşım.ben 1 yıl önce şia oldum ailem sünni ve benim şia olmama şiddetle karşı çıkıyorlar.evdeyken gerektiği gibi kılamıyorum namazımı ve ramazan günlerinde tam iftar saatini değil onların iftar saatinde açmak zorunda kalıyorum.bu durumda takiyye yapabilir miyim?

  9. şia diyor ki:

    allah razı olsun çok güzel anlatılmış