Tanınamamış İnsan

Yazar: beytül ahzan Tarih: 25 Eylül 2009 Yazı ve Makale Yorum Yok




Bismillah…

Rahmetiyle kalplere huzur dolduran, merhametiyle buruk kalplere şifa veren ve affediciliğiyle güçsüzleri, tövbe ehlini affeden rabbime en güzel salat ve selam olsun. O ki insanı alemde en üstün varlık olarak karar kılmış ve güzelliklerinin tecellisi olarak ademoğlunu seçmiştir.O halde insan olarak kusursuz örnek olan Ehlibeyte de en güzel salat ve selam olsun.Onlar yaratıcının en güzel  güzellik tecellileridir. Onların hepsi güzeldir.

Rabbim en son din olarak İslam’ı insanlara göndermiş ve gönderilen bu yüce İslam diniyle beraber en çok sevdiği kulunu da insanlara peygamber olarak göndermiştir. Hz. Muhammed(s.a.v) güzel ahlak üzere gönderilmiş bir peygamber olmakla beraber Allah katında en sevimli kuldur. Allahu Teala yüce kitabı Kuran-ı Kerimde Peygamberi hakkında şöyle buyurmakta;

“Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin .” (Kalem 49)

Yüce rahman gönderdiği İslam dinini sadece peygamberiyle değil peygamber efendimizden sonra İslam’ı devam ettirecek ve kıyamete dek yaşatacak peygamber varisleri seçmiş ve onları da günahlardan, pisliklerden, kötülüklerden arındırmıştır ve onları da güzel ahlak ile donatmıştır. Bu yüce vasiler hakkında da Allahu Teala Kuran-ı Kerimde yine buyurmaktadır ki:

“Ey ehlibeyt, ancak Allah sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.”

Allahu Teâlâ’nın seçmiş olduğu vasiler ve imamlar on iki olmakla beraber bunların sayısı peygamber efendimiz tarafından kendi zamanında açıkça insanlara bildirilmiştir. Ve zamanımızın imamı, hücceti ve sahibimiz Hz. Mehdi (a.s) hala hayatta olmakla beraber vaad edilen güne kadar zuhur etmeyecektir. Zamanının, Allah’u Teala dışında kimsenin bilmediği zuhurun bir an önce vuku bulmasını Allahtan diler ve yeryüzünün nura boğulmasını büyük bir sabırsızlıkla beklemekteyiz.

İslam’ın temel taşları, dini ayakta tutacak olan Ehlibeyt imamlarının her birinin kendi döneminde kıymeti  bilinmemiş ve hakları gasp edilmiştir .Makam ve mevki hırsıyla  yanıp tutuşan ve Hz. Adem (a.s)’dan bugüne kadar gelmiş ve sürekli var olacak  zalimler tarafından Ehlibeyt imamları da büyük cefalar görmüştür. Kalben iman etmemiş fakat dilde Müslüman olan insanlar sürekli bu yüce şahsiyetlerin makamına göz dikmiş ve ellerinden gelen her türlü fitne, fesat ve zulümden kaçınmamışlardır. Açıkça Ehlibeyt’e zulmeden ve haklarına göz diken insanlar bir yana ahdilerine vefa etmeyen Küfe ehli gibi insanlar bir yana. Onların kalpleri imamlarıyla beraber fakat kılıçları yine imamlarına karşı idi. Sadece Hz. Hüseyin döneminde olmamakla beraber yine tekrarlama gereği duyuyorum ki, diğer imamlar da aynı vefasızlıklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Bunca vefasızlıkların temel sebeplerinden birisi şudur ki; insanların yaşadıkları dönemde kendi imamlarını ve hüccetlerini hakkıyla tanımamalarıdır. Zira bu yüce şahsiyetler hakkıyla tanınmış olsalardı yeryüzü ve insanlık bu günkü hale gelmezdi. Sayıları parmak sayılarını geçmeyecek kadar imamlarını, hüccetlerini tanımış insanların var olması sebebiyledir ki, İslam dini bu gün yaşamaktadır. Rabbimden dilerim ki, zamanımızın hücceti ve imamı olan Hz. Mehdi (a.f.)’ı hakkıyla tanıyanlardan ve ona destek olan kullardan olalım.

Ehlibeyt imamlarının her birinin döneminde insanlar sınanmaktaydı. Ahdilerine vefasızlık edenler ya da Allah’ın emir ve yasaklarına uymayanlar sınavlarından başarısız çıkmışlardır. Bu sınama Adem’den (a.s) kıyamete dek sürecektir. Ehlibeytin imametini, masumluğunu ve hak tarafından seçilmiş vasiler olduğunu kabul edenler de sınamaya tabidirler. Tarihte  Hz. Ebuzer ,Hz. Miktat , Hz. Ammar-ı Yasir, Hz Malik-i Eşter, Hz. Sümeyye, Hz. Eba Salt ve  diğer yüce şahsiyetler ise  zamanının hüccetine iman etmiş ve kendilerini onlara teslim etmiş insanlardır ve sınavlarından yüz akıyla çıkmışlardır ki, bunun sebebi de Ehlibeyt’i hakkıyla tanımış olmalarıdır… Bu yüce şahsiyetler mertebelerini hakka iman ederek kazanmışlardır. Onlarda tarihte nice zulümlere maruz kalmış ve eziyetler çekmiş insanlardır. Fakat sabır ve iman onları ehlibeyte dolayısıyla da yaratıcıya ulaştırmıştır. Şehit gibi yaşayıp şehit gibi can vermişleridir.

Zamanımızın imamı ve hüccetimiz olan Hz. Mehdi (a.f)  döneminde, yani bu dönemde bizlerinde imamını ve hüccetini hakkıyla tanımamız gerekmekte ona, davası uğrunda bir asker olmamız gerekmektedir. Bu ise o kadar basit bir iş değildir. Allah geçmişte imamını hakkıyla tanıyanları nasıl sınadıysa bizleri de öyle sınamaktadır. Ve bizler bu sınavlardan yüz akıyla çıkamazsak değil bu davaya ve Allah’ın dinine hizmet etmek, tam aksini gerçekleştirmiş oluruz ve bu bizim hüsranımız olur. Bizler de aynı sınavlardan ve yollardan geçeceğiz. Zira Allahu Teala yüce kitabında buyurmaktadır ki;

“Yoksa sizden öncekilerin örnek ve ibret olmuş halleri başınıza gelmeden cennete giriveririz mi sandınız.”(Bakara 214)

Bir diğer ayetinde yine Allahu Teala şöyle buyurmaktadır;

“İnsanlar denenmeden sınanmadan iman ettik demeleriyle yetineceklerini mi sanıyorlar?”(Ankebut, 2)

Bu ayetler gerçeği  açıkça dile getirmektedir ki , Allahu Teala bizleri de diğerleri gibi sınayacaktır.

Davamız hak davasıdır ve yolumuz hakkın yoludur. Gerçekler bilinmekte. Ehlibeyt öğretileri bizlere öğretilmiştir. Nelerin  haram ve nelerin helal olduğu açıkça ortada. O halde imamımızı tanımamız adına yapacağımız en büyük iş olan bildiklerimizi amelen tasdik etmektir. Yani iman etmek. İman kalben inanıp, aklen doğrulayıp ve amelen tasdik etmek değimlidir? Evet öyledir.

Peki   gerçeklerle yüzleşme zamanı ne zamandır?

Yani  bizler hem zamanımızın imamını tanımak ve dolayısıyla hakka ulaşmak adına hangi aşamadayız.

İmamımızı, hüccetimizi ne kadar tanımaktayız?

Ona ne kadar asker olmuşuz ve cenneti ne kadar hak ediyoruz?

Hiç kendimizi sorguluyor muyuz acaba?

Acaba bunca günaha müptela olan bizlerin Küfe ehlinden bir farkımız var mıdır?…

Bir rivayet bize gerçekleri ve düşünmemiz gerekenleri açıkça ilan ediyor. O rivayet şöyledir:

“Hz. İmam Rıza (a.s) bir gece rüyasında Hz. Hüseyin’ı (a.s)  görüyor ve bakıyor ki , bedeninde ok ve mızrak yaraları var. Soruyor ey imam bedenindeki bu Kerbela yaraları hala iyileşmedi mi? Hz. Hüseyin (a.s) torununa şöyle cevap veriyor: Ey oğul bu yaralar Kerbela yaraları değildir. Kerbela yaraları çoktan iyileşti ve geçti. Bu yaralar bizim Şialarımızın işlemiş olduğu günahların yaralarıdır. Onlar her günah işleyince o günahlar benim bedenime bir ok ve mızrak yarası açıyor.”

Ehlibeyt öğretileriyle amel etmeyen ve güzel ahlaka sahip olmayan bizler ne imamımızı hakkıyla tanımakta ne de Allahın davasına, onun dinine hizmet etmekteyiz. Acı bir gerçek olan bir rivayet bizleri Küfe ehlinden eder mi bilmem ama şuna inanmaktayım ki;

Bizler Allahın emir ve yasakları çiğnendiği vakit ne İslam’a hizmet etmiş oluruz ne de zamanın imamını tanınmış oluruz…

Rabbim biz nefsimize kötülük ettik ve günah işledik ve zarara düşenlerden olduk. Bizleri imamını ve hüccetini hakkıyla tanıyan kullardan et. Bizleri yüce dinin uğruna canını, cananını ve mallarını feda edecek kullardan et. Bizleri iman etmiş kullardan et. Biz hata ettik sen bizi affet.

“Kim bir kötülük eder yahut nefsine karşı zulümde bulunur da sonra Allahtan yarlıganmak dilerse Allah’ı suçları örtücü ve rahim olarak bulur.” (Nisa, 10)

Vesselam.

ALİ KAÇAN

Yorum Bırak