Tevella ve Teberra – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 28 Kasım 2010 2.7K kez okundu Füru Din Yorum Yok

Kur’an-ı  Kerim ve hadisler, bu iki  temel konuyu beyan etmiştir. Kur’an, mu’minler hakkında şöyle buyuruyor: “İnsanlardan bazıları, Allah’tan başkasını Allah’a denk ilahlar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler, mu’minler ise Allah’ı her şeyden daha güçlü bir sevgiyle severler.” (Bakara / 165) Ayet-i celilede yalan ve batıl sevgiyi de beyan buyuruyor; onlar putları Allah’ı sever gibi sever ve  putlara gönül bağlar. Putları Allah’a ortak koşuyorlar. Onlar batıla gönül vermişken, mu’minlerin Allah’a muhabbeti daha şiddetli ve daha güçlüdür. Çünkü mu’minlerin hem canları ve imanları onlarınkinden daha üstündür; hem de Mahbub’ları yüce ve üstündür. Dolayısıyla mu’minlerin sevgi ve muhabbetleri daha güçlü olacaktır.

Allah’a muhabbet besleyip onu sevmenin yolunu da Kur’an şöyle beyan etmektedir: “De ki Allah’ı seviyorsanız, bana uyun.” Ayet Resulullah (s.a.a)’e itaati, risaleti kabullenmeyi, Allah’ın sevgisinin nişanesi olarak belirtiyor. Risalet, Allah’ın emir ve nişanelerindendir; Mahbub’un eser ve emirlerini sevip onlara tabi olmak, sevginin alametidir. Mahbub’un eserini, yani risaleti sevmek, insanda ona karşı bir iradet (alaka ve bağ) oluşturur, bu da insanı tevelli makamına ulaştırır. Tevellisi olan, harekete geçip amele yönelir. İşte bunun için ayet Resulullah‘a (s.a.a) tabi olmaya, getirdiklerine amel etmeye davet ediyor: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun”. Bu itaat insanı sevdiğine, Mahbub’u olan Allah’a yaklaştıracaktır. İnsanı Allah’a yaklaştıran yol, Resulullah’ın (s.a.a) getirdiği ilahi öğretilerden ibaret olan dindir. Bu yolu takip etmek seveni sevdiğine, kulu Allah’a yaklaştırır. İnsan, bu yolu takip edip Mahbub’una yaklaştı mı, Mabhub olan Allah da onu sevecektir, bu karşılıklı sevgi ve muhabbet bağı muhib ile mahbubu buluşturacak ve kavuşmalarını sağlayacaktır. İlk adım insan tarafından atılacak ve ayetin belirttiği gibi (Allah’ı seviyorsanız, bana uyun,) Resulullah’a (s.a.a) uyacak ve daha sonra Allah’ın sevgisini hak edecek, (Allah da sizi sevsin)”. Birinci merhalede insan muhib ve Allah mahbub idi; ama bu merhalede insan mahbub olmuştur Allah muhib. Yani Allah kulunu sevecek ve sevginin meyvesi olarak da onun günahlarını bağışlayacaktır: “..ve günahlarınızı bağışlasın.” Tevellinin meyvesi Allah’ın sevgisini kazanmak ve günahların bağışlanmasıdır.

İnsanı, Mahbub’una yaklaştıran ve tevelli makamına ulaştıran yollar, Kur’an’da geniş bir şekilde açıklanmıştır.

İnsanı, Allah’a yaklaştıran bir diğer yol takvadır. Takva, insanı Allah’a ulaştıran onun sevgisini kazanmasına sebep olan bir ameldir. Allah’ın mahbubu olmak için takvalı olmak gerekir; takvalı oldu mu ister istemez Allah da onu sevecektir. “Allah muttakileri sever” (Tevbe /4)

İhsanda bulunmak: “Allah ihsan edenleri sever.” (Bakara / 195)

Sabırlı  olmak: “Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân / 146)

Allah’a tevekkül etmek: “Allah tevekkül edenleri sever.” (Âl-i Îmrân / 159)

Tevbe etmek ve günahlardan temizlenmek: “Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.” (Bakara / 222)

Allah yolunda cihat etmek: “Şüphe yok ki Allah kendi yolunda yan yana kurşunla kenetlenip kurulmuş duvar gibi saf kurarak savaşanları sever”/ (Saf / 4). Allah yolunda cihat bazen dış düşmana karşı yapılır bazen de iç düşmana; yani heva ve heveslere karşı yapılır; her iki alanda da düşman karşısında direnip mukavemet ederek zafere ulaşanlar, Allah’ın mahbubu olurlar. Allah’ın sevgisini kazanarak tevelli makamına ulaşırlar. İmam Zeynülabidin(a.s) her iki alanda da kendisini başarılı kılmasını Allah’tan istiyor; hem dış düşmana karşı savaşta, şehadet şerbeti içmesini kendisine nasip etmesi için Allah’a dua ediyor: “Öyle bir hamd ki, sayesinde saadetli dostlarının arasında saadete erelim ve düşmanlarının kılıcıyla şehid düşenlerin arasında yer alalım.” Hem de nefisle mücadelesinde, yani cihad-ı ekberde kendisini başarılı kılmasını istiyor: “Allah’ım, bu ayda (Ramazan ayında) bizi kullarına vaad ettiğin saygınlığa ehil kıl; sana itaat etmekte adeta yarışan kullarına vereceğin şeyleri bize de ver ve rahmetinle bizi en yüksek makamı hakkedenlerin arasına kat.” Eğer bir insan şehit olursa, Allah’ın mahbubu olur; eğer düşmana karşı savaşında zafere ulaşırsa, yine Allah’ın sevgisini kazanıp mahbub olur. Her iki yol da Allah’a yakınlaşmak için gidilmesi gereken yoldur. Eğer insan bu yolları kat etmezse Mahbub’a yaklaşamaz; yaklaşamayınca da Allah’ın mahbubu olamaz. Allah’ın sevgisini kazanıp ona yakınlaşmak ve neticede tevelli makamına ulaşılmak isteniyorsa, bu yolların kat edilmesi gerekir. İnsan kendisini Allah’a yaklaştıran namazı yerine getirir, Allah’a yaklaşmak için şehadet yolunu seçer, insanın takvalı olmasını sağlayan dini vecibeleri yerine getirirse, o zaman Mahbub’a yakınlaşmış olur ve Allah onun Mahbub’u olur. İnsan bu yolları kat eder ve Allah’ın mahbubu olursa, yani Allah onu severse, o zaman onun kalbi Allah’ın muhabbetinin ve velayetinin tecelligâhı olur. Allah’ın rızasının dışında hiçbir şeye gönül bağlamaz.

Allah-u Teala, Tevbe ve Mucâdele surelerinde ilahi muhabbetin ana hatlarını  beyan buyurmuştur. Tevbe suresinde, Allah yolunda yürümek isteyenin yolunda engel olmaması gerektiğini, batıl muhabbetlerden hiçbirisini kalbinde barındırmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Kendisini engelleyen bir şeyi sevmemeli, bu yolda gitmesini engelleyecek birisine karşı kalbinde herhangi bir alaka ve sevgi olmamalıdır. Tevbe süresinde insanı engelleyebilecek dünya sevgilerinden sekiz noktayı beyan etmektedir. Eğer bunlardan biri engel olursa, insan Allah’a ulaşamaz. Bunlardan birinin muhabbet veya meveddeti insanın yolunu keser ve ilerlemesini engellerse, ilahi azaba duçar olacağını bilmelidir. Anlaşılıyor ki, bunlar Allah’ın muhibleri değillerdir. Eğer Allah’ı sevmiş olsalardı, insana engel olmazlardı; engel oldukları için insanın azap görmesine sebep oluyorlar. Tevbe süresinde Resulullah’a (s.a.a): “De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz alış-veriş ve hoşunuza giden evler size Allah’tan, Peygamber’inden ve onun yolunda cihattan daha sevimliyse, bekleyin Allah’ın emri gelinceye dek…” (Tevbe / 24) Ayette belirtilen sekiz gruba muhabbet, örnek olarak zikredilmiştir; bunlardan herhangi birisinin veya Allah’tan başka herhangi bir şeyin muhabbet, Allah’ın, Resulü’nün ve Allah yolunda cihat etmenin muhabbetinden üstün olursa, o zaman böyle birisinin ilahi azaba duçar olması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda asla hedefe ulaşılmayacaktır; çünkü bu sapıklık ve fasıklıktır. Ve ayetin sonunda buyuruyor ki: “Allah fasık kavmi hidayet etmez.” Sırat-ı müstakimden sapma fısk olarak belirtiliyor. Fasık, asla insani ve ilahi hedeflere ulaşamaz; çünkü o yanlış yola sapmıştır.

Mucâdele süresinin 20- 21-22. ayetlerinde ise aynı meseleyi farklı  bir şekilde, konuyu ispat açısından beyan ediyor: “Allah’ın ve Resulü’nün sınırlarına uymayanlar ve karşı gelenler yok mu, onlardır en aşağılık kişilerin içinde bulunanlar.” Ayette, Allah’ın koymuş olduğu kanunları ve çizmiş olduğu sınırı çiğneyip kendileri kanun ve sınır belirleyenlerin en aşağılık kimseler olduğunu belirtip şöyle buyuruyor: “Allah yazdı, takdir etti ki, and olsun ben ve Resul’üm galip geleceğiz; şüphe yok ki Allah pek güçlüdür, galiptir.” Bu, Allah’ın değişmez sünnetidir; Allah’ın peygamberleri güçlü ve galip olan Allah’a dayandıkları için devamlı galip olacaklardır. Daha sonra  mu’minlerin tevellisini ispat makamında şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir topluluğu, Allah’ın ve Resulünün sınırlarına aykırı hareket edip onlara karşı gelen birini sever bulamazsın..” Bu topluluk Allah’ı sevdiklerinden, Allah’ın yolunda gitmeyenlere sevgi besleyemezler. Çünkü, “Allah, bir kişiye iki kalp vermedi” ayeti gereği kalplerinde başka sevgi ve muhabbete yer yoktur. Sahip oldukları kalbe Allah muhabbetini yerleştirdikten sonra başkasını sevmezler. Allah’ın kanunlarını tanımayıp çiğneyenleri dost edinmezler, “İsterse onlar babaları, yahut oğulları, yahut kardeşleri, yahut da aşiretlerinden olsun”. Tevbe süresinde belirtilen sekiz gruptan en önemli dört tanesi, bu ayette zikredilmiştir. Onların tevellilerinin nişanesi, Allah’ın yolunda olmayanları sevmemeleridir, Allah’ın onlara muhabbetinin alameti ise ayetin devamında beyan ediliyor: “..onlar, öyle kişilerdir ki Allah onların kalplerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruhla kuvvetlendirmiştir ve onları kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar, orda ebedi olarak kalırlar; Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır; onlardır Hizbullah, bilin ki şüphe yok ki Hizbullah  kurtulanların ve muradına erenlerin ta kendileridir. Kalpte Allah muhabbeti varsa o kalp başka sevgi kabul etmez, eğer kalp kirlenmişse Allah muhabbeti oraya girmez.

Muhabbet bir yoldur, insan bu yolun merhalelerini kat ettikçe, Mahbub’a olan muhabbeti artarak güçlenir ve Mahbub’a daha fazla yaklaşmış olur. Muhabbet, yerinde saymakla bağdaşmaz, hareket ister, durmak, oturmak ile bağdaşmaz, yürümek, gitmek ister. Muhabbet, mahbubun yolu diye adlandırılan bir yoldur; muhibbi mahbuba ulaştıran yoldur. Al-i İmran süresinde buyurduğu gibi, “Allah’ı seviyorsanız, bana uyun”, Peygamber önde siz de arkasından yürüyün; muhabbet yolunu kat edin. Peygamber Habibullah’tır, Habibullah’ı takip etmek Mahbub’a ulaşmaktır. İlahi vecibeleri yerine getirmek, Allah yolunda cihad etmek; hem dış düşmana karşı hem de iç düşmana karşı savaşta, Resulullah’a tabi olmaktır. Böylece tevveli ve teberri gerçekleşmiş olur ve insan Allah’ın mahbubu haline gelir.

Görüldüğü  gibi tevelli ve teberrinin temelini muhabbet ve adavet (düşmanlık) oluşturuyor. Kur’an’daki bu iki kelimenin yer aldığı ayetler incelendiğinde, tevelli ve teberinin, insanın yaratılış hedefinde ne kadar büyük bir rol oynadığı görülecektir; tevelli ve teberrinin, insanın hedefe ulaşmasında ne kadar önemli ve temel konuma sahip olduğu anlaşılacaktır.

Ayetullah el-Uzma Cevadi Amuli

Tercüme: Rasthaber


Yorum Bırak