Umudunu Asla Kaybetme!

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Ocak 2010 4K kez okundu Genç Kalemler 2 Yorum

Bugün nasıl da güzel bir gün diyerek  kalktı yatağından. Üstünü değiştirip, mutfağa girdi. Her zaman olduğu gibi kahvaltısını hazırlayıp oturdu. Bir yandan bugün neler yapacağını düşünürken bir yandan da kahvaltısını ediyordu.

Güzel bir bahar günüydü. Ağaçlar baharın gelişini kutluyordu.Bin bir renge bürünmüştü doğa. Kalkıp mutfağın balkonundan dışarıya göz attı. Derin derin temiz havayı içine çekti. Neler yapacağını tasarlamıştı artık. Sofrasını toparlayıp çıktı evden.

İlk iş bir çiçekçiye uğrayıp bir demet papatya aldı. Papatyaların harika kokusunu içine çekti. Papatya demetine sarılı bir halde sahile yöneldi.Yine denizle, martılarla konuşmaya gidiyordu. Hafta sonu olduğu için sahil kalabalıktı. Gözü boş bir bank aradı. Fakat hemen hepsi doluydu. Bankın birinde 20 yaşlarında güzel bir genç kız oturuyordu. Kıza doğru yürümeğe başladı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yapıştırıp:

-Oturabilir miyim acaba? dedi.

Genç kız tuhaf tuhaf baktı yüzüne.

-Boş işte görmüyor musun otursana, dedi.

-Ne güzel bir gün değil mi?

-Yaa ne demezsin.

-İsminiz nedir?

-Neden merak ediyorsun. Ayrıca sana ne benim  ismimden!

-Hiç canım, tabi bana ne. Adım nilüfer benim.

-İyi napalım yani?

Nilüfer kızın neden böyle tepki verdiğini öğrenmeye çalışıyordu.Oldukça aksi bir tavrı vardı kızın. “Morali bozuk herhalde” dedi kendi kendine.

-Nasılsın deniz, siz nasılsınız martılar? Yine ben geldim. Anlatacak pek çok şeyim yok bu hafta. Ama size müjdeli haberim var. Annem kanseri atlattı biliyor musunuz? Öyle mutlu ki tabii ben de çok mutluyum. Ohh şükürler olsun her şey eski seyrine döndü.

Nilüfer denize doğru konuşuyordu, kıza aldırmadan.

Nilüfer’in annesi kansere yakalanmıştı. Doktorlar hemen tedaviye başlanması gerektiğini söylemişti. Ancak tedavi masrafları büyük bir meblağ gerektiriyordu. Herkes nasıl olacak diye düşünüp umutsuzluğa kapılmıştı. –Nilüfer hariç.-  O hiçbir zaman umudunu  yitirmezdi. Her dua ederdi. Annesine teselli verirdi.

Nitekim zengin bir iş adamı Nilüfer’in annesinin tedavi masraflarını üstlenmişti. Doktor, arkadaşı olan iş adamına durumu anlatmış o da hayır yapmak amacıyla bu işi kabul etmişti.

Erken teşhis  ve tedavi ile Nilüfer’in annesi kurtulmuştu.

Kız, Nilüfer’e tuhaf gözlerle  bakıyordu. Kanser lafını duyunca irkildi birden. Nilüfer’in söylediklerine dikkat kesilmişti. Nasıl oluyor da bu kadar mutsuzken, Nilüfer bu kadar mutlu olabiliyordu.

Nilüfer denizle ve martılarla vedalaşıp gitmek için ayağa kalktı. Elindeki papatyaları kıza uzatarak:

-Bu masum papatyaları kabul eder misin? Dedi.

Kız mahcup mahcup baktı Nilüfer’e. Papatyaları alıp zorla da olsa  gülümsemeye çalıştı.

-Özür dilerim, dedi. Az önce sert çıktım.Papatyalar için de teşekkür ederim.

Nilüfer büyük bir mutlulukla:

-Önemli değil, rica ederim, deyip arkasına döndü. Bir iki adım atmıştı ki;

-Nilüfer? Biraz vaktin var mı? Sorusuyla geriye döndü.

-Tabi ki diyerek tekrar oturdu.

-Az önce yanlış duymadıysam, annen kansermiş ve atlatmış öyle mi?

-Evet öyle Allah’a şükür ki atlattı.

Nilüfer annesinin durumunu başından geçenleri birer birer anlattı Emel’e .

-Peki nasıl dayandın bu duruma, dedi Emel.

-Çok basit.Aslında ilk duyduğumuzda hepimiz perişan olduk. Ama baktım ki böyle üzülmekle daha da kötüye gidiyorum. Toparlanmaya başladım. Derdi veren Allah, dermanını da vermez mi dedim. Sadece Allah’a güvendim. Çok dua ettim. Ve Allah dualarıma icabet etti.

Emel gözlerini yere dikmişti. Biraz utanç duygusu biraz da umut kaplamıştı yüreğini.

-Benim annem kanserden öldü. Erken teşhis edemediler. Sonra ki çabalarımız da fayda vermedi. Annem öldükten  sonra bıraktım kendimi. İki kardeşimle yapayalnız kaldım.İsyanın eşiğine geldim. Allah’tan koptukça koptum. İşimden oldum. Annemin yokluğu ilmek ilmek işlendi yüreğime. Kendimi eve kapattım. Kimseyle görüşmedim. Hayat acımasızlığını bize göstermişti. Evet kaderime isyan ettim.

Nilüfer duyduklarına inanamıyordu. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı:

-Çok üzüldüm. Hem annene hem de senin bu duruma gelmene.Allah anneni bağışlasın. Sana da  sabırlar versin. Kolay değil, hem de hiç değil. Biz insanlar böyleyizdir zaten, ne zaman başımız sıkışsa hatayı hep başkalarında görürüz, başkalarını suçlarız. Benciliz de. Acını kendin yaşamışsın aynı zamanda aynı zamanda kendine de, kardeşlerine de zulüm etmişsin. Bir de isyan var işin içinde. Emin ol acını yüreğine gömüp hayatına devam etmeyi başarabilseydin böyle olmayacaktı. Unutma Emel; Allah çok büyük, öyle büyük ki bir kapıyı kapatınca diğerini açar. Öyle  büyük ki o’nun şefkati tüm evreni kaplar. Öyle büyük ki her şeyin dermanı O’ndadır.O’na  yönelirsen ne demek istediğimi çok iyi anlarsın. Sadece bir anında değil Allah her anında seninle birliktedir. Senin de onunla birlikte olman gerekir. Şunu da unutma; O’ndan daha bağışlayıcı yoktur. Tövbe et ve Allah’a sığın. Emin ol her şey yoluna girecek.

KÜBRA AYDIN

Yorum Bırak

  1. aziz aras dedi ki:

    kübra çok güzel ve etkileğici bir yazı sığınacak tek kapımız ve isteyeceğimizde odur allah merhametini ehlibeyt dostlarının başından eksik etmesin inşallah.

  2. cahide dedi ki:

    deniz söylediklerine bende katılıyorum bence deniz çok güzel konuşma yaptı. Allahtan umudumuzu kesmemizi lazım .allaha sığındığım zaman herşey yoluna girecektir yani ben böyle umuyorum.