Vahid Behbehani (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 29 Eylül 2010 1.9K kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok
Vahid Behbehani (ra)
Bu yazıyı değerlendirin

[Ö. H/1205, M/1784]

DOĞUM YERİ

Muhammed Bakır hicri 1118 yılında İsfahan’da dünyaya geldi.[1] Babası dönemin müçtehitlerinden ve Şeyh Tusi’nin torunlarındandı. Annesi Allame Muhammed Taki Meclisi’nin damadı Molla Salih Mazenderani’nin torunlarındandı.[2] Muhammed Bakır (r.a), böyle ilim ehli bir hanedanda dünyaya geldi.

TAHSİL DÖNEMİ

Muhammed Bakır küçük yaşta babasını kaybetti. Siyasi durumların kötüleşmesiyle Muhammed Ekmel ailesi hicri 1135 tarihinde Necef’e hicret etti.[3] O, mukaddes ve emniyetli Necef şehrinde Seyyid Muhammed Tabatabai Burucerdi ve Seyyid Sadruddin Kummi gibi büyük fakihlerin derslerine katılarak ilmini geliştirdi. Üstadı Seyyid Muhammed Tabatabai Burucerdi öğrencisindeki zekâyı ve yeteneği görünce kızını onunla evlendirdi.[4]

Muhammed Bakır (r.a), gün geçtikçe ilmi kariyerini ilerletiyor, büyük üstatlar ve fakihler safında yer alıyordu. Yılmak bilmeyen Muhakkik ilahi vazifesini ifa etmek için Necef’ten doğum yeri olan Behbehan’a gitti. O dönemlerde Behbehan’da iki türlü inanç yaygındı:

a)-Ahbariler

b)-Kanevatiler

Ahbariler ve Kanevatiler arasında eskiden beri süre gelen bir kin ve düşmanlık vardı. Bu büyük fakih Behbehan’a geldiğinde Kanevatiler mahallesinde ikamet ederek cemaat namazı ve Ehlibeyt (a.s) kültür ve ahlakını tedris etmeye başladı. Seyyid yöre halkının isteği üzerine Mescid-i Emir İbrahim-i ilim merkezi yaptı. Vahid Behbehani (r.a) birçok bölgeyi hidayet nuruyla aydınlatarak öğrenciler yetiştirdi. Gece gündüz yılmadan eşsiz bir mücadale örneği göstererek iki grup arasındaki buzları eritti. Ahbarilik inancının kökünü tamamıyla bölgeden silip yok etti. Fakat bu o kadar da kolay olmadı. O büyük zat ömrünün en güzel baharı olan ilk 30 yılını bu yolda sarfetti. Behbehani (r.a) ilahi vazifesini başarıyla ifa ettikten sonra Ahbarilerin Necef ve Kerbela’da baş göstermesiyle onlarla mücadele etmek için oraya hicret etti. Bu büyük müçtehit birkaç gün Necef fakihlerinin derslerine katılarak istifade edemediğini görünce şehitler diyarı Kerbela’ya gitti. O dönemlerde Kerbela çok hassas dönemlerini geçiren Kerbela Ahbarilerin merkezi konumundaydı. Usul dersleri orada haram edilmişti. Behbehani (r.a) Ahbarilerin itikatlarını detaylı bir şekilde öğrenmek için Ker-bela’nın meşhur üstatlarından olan Şeyh Yusuf Beh-rani’nin (r.a) derslerine katıldı. Ancak onunda Ahbari olduğunu görünce derslerine katılmadı. Hidayet meşalesi Vahidi Behbehani (r.a) ders ve tedrisin müsait olduğu bir ortama hicret ederek öğrenci yetiştirmek istiyordu. Dolayısıyla Kerbela’yı terk etmek istiyordu. Fakat gördüğü sadık rüyayla bu düşüncesinden vazgeçti. Bu büyük fakih bir gece rüyasında İmam Hüseyin’i (a.s) görür, İmam Hüseyin ona rüyasında şöyle buyurur: ”Şehrimden gitmene razı değilim. ”Vahidi Behbehani (r.a) Kerbela’nın mahalle mescitlerinden birinde cemaat imamı olarak halkı hidayet ve irşada başladı.

Bu büyük fakih Ahbariler karşısında sessiz kalamazdı. Ama nereden ve nasıl başlamalıydı?

Bu önemli soruya şöyle cevap verdi: ”İşe en başından başlamlıyım. Ahbarilerin büyük üstadı Şeyh Yusuf’la uygun bir zamanda tartışma ortamını yaratmalıyım.” Bu düşüncesi gördüğü sadık rüyayla güçlendi. Behbehani üstadı Şeyh Yusuf’un evine giderek dedi: ”Bu gece rüyamda İmam Hüseyin’i (a.s) gördüm; bana ”Tırnağını kısalt” diye buyurdu.

Uykudan uyandığımda rüyayı şöyle tabir ettim: “Tırnağını kısaltmaktan maksat Ahbarilik inancını yok etmek ve onlarla tartışmaktır. Bu konuda seninle tartışmaya geldim.” Ahbarilerin üstadı bu teklifi kabul etti. Tatrtışma toplantıları kuruldu ve günlerce münazara ettiler.

ALLAH’IN HÜCCETİ

Uzun tartışmaların sonucunda Şeyh Yusuf, Vahid Behbehani’nin delillerine teslim olarak Behbehani ile beraber Ahbarilik inacını yok etmeye dair söz verdi. Bu anlaşmadan sonra öğrenciler ve İmam Hüseyin (a.s) ziyaretçileri hayretler içerisinde kaldılar.

Bir gün fakihler üstadı Behbehani (r.a), İmam Hüseyin (a.s) türbesinde halka yüksek sesle şöyle seslendi: ”Ey millet! Ben, sizlere Allah’ın hüccetiyim.” Araştırmacılar ve öğrenciler her taraftan üstadın etrafına toplanarak: ”Ne istiyorsun?” diye sordular.

Bu büyük muhakkik, Şeyh Yusuf’tan ders kürsüsünü ve ögrencilerini bana vermesini istiyorum.

Öğrenciler bu önemli haberi Şeyh Yusuf’a haber verdiler. O, Vahidi Behbehani’nin haklı olduğunu bildiği için tedris kürsüsünü ona verdi. Vahidi Behbehani Şeyh Yusuf’un yerine oturarak tedrise başladı. Kısa bir zamanda birçok öğrenciyi doğru yola hidayet ederek Şeyh Yusuf’un beğenisini kazandı. Vahidi Behbehani Ahbarilerin kökünü kazımak için Şeyh Yusuf’un cemaat namazlarına katılmayı yasaklayarak haram ilan etti. O büyük zat ise canla başla Vahidi Behbehani’nin buyruğuna kulak vererek namaz kıldırmadı. Şeyh Yusuf’un taraftarları bu duruma itiraz ederek Şeyh’e karşı çıktılar. Şeyh onlara Şöyle dedi: ”O şer’i görevine amel ediyor. Benim şer’i vazifem de onun sözlerine itaat etmemdir. Herkes kendi şer’i teklifine amel etmelidir.” ‘Vahidi Behbehani, Şeyh Yusuf’un da yardımıyla Kerbela’da Ahbarilik inancını kökünden kazıyarak yok etti. Kerbela İlimler Havzasının büyük üstadı Şeyh Yusuf, hicri 1187’de vefat etti.[5] Şeyh ile Vahidi Behbehani samimi bir dosttular. Bunun açık kanıtı ise, Şeyh Yusuf’un Behbahani’yi kendi cenazesine namazını kıldırmasını vasiyet etmesidir.[6]

VAHİD BEHBEHANİ’NİN (R.A) SİRESİ

Kerbela fakihinin gösterişsiz ve fakirhane bir yaşamı vardı. Fakirlerle oturup kalkmayı ve onlara yardım etmeyi çok seviyordu. Namazı isticari (para karşılığı kılınan namaz) kılarak Mirzai Kumi (r.a) gibi fakir öğrencilerine yardım ediyordu. Bir kış mevsiminde hanımı o zata kışlık bir cübbe diker. Behbe-hani (r.a), onu omuzlarına atarak mescide doğru hareket eder. Yolda fakir bir adam karşısına dikilerek; “Efendim başımı örtecek bir şeyim yok, başım üşüyor, benim şu halime bir çare düşünün.” Der. Vahidi Behbehani (r.a) adamın durumuna baktı ve şöyle dedi; “Bıçağın var mı? Adam: ”Evet, var dedi.” Üstat bıçakla yeni cübbesinin astarını keserek ona verdi. Eve döndüğünde bu durumu gören hanımı, ”Efendim, ben bunu dikmek için zahmet çektim, bunu neden kestin? dedi.

Vahidi Behbehani (r.a) kendisine dikkat ettiği gibi ailesinin de giyim kuşamına dikkat etmekteydi. Bir gün evde hanımlardan birinin dikkat çekici, renkli ve yeni bir elbise giydiğini görünce yanındakine bu hanım kimdir? Diye sorar. Yanındaki: “Efendim, gelininizdir dedi; Abdülhüseyin bey ona yeni bir elbise almış.”

Üstat sinirli bir şekilde oğluna dönerek bir daha böyle bir şeyin tekrarlanmamasını ister. Bunun üzerine oğlu Abdülhüseyin şu ayeti okur: ”De ki, kim Allah’ın kulları için yarattığı süsleri haram etti?” Üstat; “Bende bu ayeti biliyorum, ancak etrafımızdaki fakirler bizim bu sade yaşantımızı gördüklerinde teselli buluyorlar” dedi.

Vahidi Behbehani’nin torunlarından biri şöyle naklediyor: ”Hayatı boyunca dünya malı biriktirmek için bir çaba sarfetmedi. Belki de döneminin dinar ve dirhem çeşitlerinden de haberdar değildi. Zenginlerle oturmaktan kaçınıyor ve fakirlerle oturup kalkardı.”

Bu büyük üstat hediye kabul etmiyordu. Öğrencilerinden hediye yerine derslerine iyi çalışıp, araştırmalar yapmalarını isterdi. Öğrencilerinden biri şöyle naklediyor:

”Kerbela’da üstadın huzurundan istifade ederken tacirlerden biri üstada cübbelik bir parça hediye getirdi. Tacir, üstadın hediye kabul etmediğini de duymuştu. Yanıma gelerek benden bu hediyeyi üstada vermemi istedi. Ben onun bu teklifini reddedince, tacir şöyle dedi: “Eğer üstadı bu hediyeyi alması konusunda ikna edersen, sanada bir cübbe alacağım.” Parçayı tacirden alarak üstadın evine götürdüm. Kapıyı çaldım ve üstat kapıyı açtı. Beni görünce; “Ne oldu?” dedi.

“Efendim, müminlerden biri size bir hediye verdi ve benden bunu size ulaştırmamı istedi.” Üstat sinirli bir şekilde şöyle dedi:

”Bende bu sıcak havada ilmi bir meseleyi sormaya geldiğini sanmıştım diyerek kapıyı kapattı ve içeri girdi.

“Efendim bir arzım daha var, dedim. Üstat kapıyı açtı; “Ne istiyorsun, söyle dedi.

“Efendim, tacir parçayı verirken bana dedi ki; “Eğer bunu üstada verebilirsen bir cübbede sana alacağım. Bu fırsatı kaçırmama razı olmayın. Üstat tebessüm ederek: ”Evladım, git ilim tahsil et, vaktini böyle şeylerle geçirme dedi. Üstat hediyelik parçayı alarak şöyle dedi: ”Bir daha bu gibi şeyleri yapmamak şartıyla kabul ediyorum.”

Kerbela’nın büyük taklit mercii yalnız avam tabakasına böyle davranmıyordu. O, Şah ve hükümdaların da gönderdiği hediyeleri kabul etmiyordu.

Firdevsu’l Tevarih kitabında şöyle nakledilir:

”Sultan Muhammed Han, Mirzai Tebrizi’nin kendi el hattıyla yazdığı ve değerli taşlarla süslenmiş bir Kuran’ı Vahidi Behbehani’ye hediye gönderdi. Hediyeyi getiren şahıs Kerbela’ya gelerek üstadın kapısını çaldı. Üstat elinde kalemle kapıyı açtı ve sultanın adamını görünce; “Ne istiyorsunuz, buyurun dedi.

Adam: “Sultandan taraf size bir Kuran hediye getirdim dedi.”

Üstat Kurana bakarak şöyle dedi: “Kuran’ın cildindeki bu süsler nedir?”

Adam: “Değerli taşlardır.” dedi.

Bunun üzerine üstat: “Niçin, Kuran’ı böyle süsleyerek onu hapsettiniz? Kuran’ın üzerindeki taşları satın ve parasını öğrencilere paylaştırın dedi.”

Adam: “Ama efendim bu Kuran’ı alın lütfen çok değerlidir.” dedi.

Üstat: “Kuran’ı bana getiren onu kendisine alsın ve tilavet etsin” diyerek kapıyı kapattı.[7]

Bir gün bir grup mümin üstada bir mektup yazarak başarısının sırrını, sordular.

Üstat onlara şöyle cevap yazdı: ”Ben, kendimi hiçbir zaman bilmiyorum diyen insanların safına koymadım. Büyük âlimleri saygıyla anarak tahsil ve tedrisi terk etmedim.”

VAHİDİ BEHBEHANİ’NİN (R.A) ÖĞRENCİLERİ

Vahidi Behbehani (r.a) bir ömür tebliğat ve mücadeleden sonra topluma büyük âlim ve fakihler kazandırdı. Onlardan bazıları:

1-Allame Behru’l Ulum (r.a)

2-Mirza Muhammed Mehdi Şehristani (r.a)

3-Seyyid Akil Tabatabai (r.a)

4-Şeyh Cafer Kaşifu’l Gita (r.a)

5-Mirzai Kummi (r.a)

6-Seyyid Muhsin Arabî (r.a)

7-Molla Mehdi Neragi (r.a)

8-Hacı Muhammed İbrahim Kelbasi (r.a)

9-Seyyid Muhammed Bakır Şifti (r.a) [8]

KALICI MİRASLAR

Üstat onca uğraş ve toplumdaki sorumluluklarının yanı sıra yetmişe yakın değerli ve ilmi kitaplar kaleme alarak sonraki nesillere miras bıraktı.

Üstadın eserlerinden bazıları:

1-Şerh’u Mefatihi’l Fıkıh (Molla Muhsin Feyz-i Kaşani’nin 8 ciltte yazdığı eserdir.)

2-Fevaidu’l Hairiyye

3-Fevaidu’r Ricaliyye

4-Medarik-i Haşiye

5-el-İctihad’u vel Ahbar

6-Cebr ve İhtiyar

7-Mesalik-i Haşiye

KERBELA ÜSTADININ VEFATI

Üstat artık iyice yaşlanmıştı. Bereketli ömrünün üzerinden tam doksan yıl geçmişti. Melekler o yüce insanın ölmünü bekliyordu. Onunla bir an önce mülakat etmek için saatleri ve dakikaları sabırsızlıkla sayıyorlardı. Mukaddes ruhunu yüce arşa götürmeyi bekliyorlardı. Hicri 1205 yılının Şevval ayında melekler üstadın ziyaretine inerek o temiz ruhu ebedi mekânına doğru götürdüler. Matemli dostlar ve müminler üstadın temiz bedenini şehitler serveri İmam Hüseyin’in (a.s) türbesine defnettiler.

———————–

[1]-Fevaidu’l Razaviyye, s.404.

[2]-Kısasu’l Ulema, s.157.

[3]-Vahidi Behbahani, s.112-151.

[4]-Vahidi Behbehani, s.112-151.

[5]-Fevaidu’l Razaviyye, s.715.

[6]-Fevaidu’l Razaviye, s.407.

[7]-Firdevsu’l Tevarih, 2.bab.

[8]-Vahidi Behbehani, s.136, “Ali Devani.”

—————————————–

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar


Yorum Bırak