Yazık Geçen Yıllarıma

Yazar: beytül ahzan Tarih: 8 Mart 2010 1.8K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin

Hep şükrederdim. İyi ki Anadolu’da  Müslüman bir toplumda Müslüman bir aileye mensup olarak dünyaya gelmişim ve şereflerin en büyüğü ile şereflenip Yüce yaradanın  Habib’i, Peygamber efendimize  ümmet olmuşum diye.

Uzaktan bakınca çok saf ve çok iyi niyetli bir yaklaşım  olarak hatırlıyorum.

İnsanlarımızın tamamında var olan hastalık bende de vardı, ne okur ne araştırır, ne de yeni bir şey öğrenme gayretim vardı. Din adına tüm bildiğim ve yaşadığım sadece anlatılanlardı!

Bir Huseyn hatırlıyorum boşa geçen yıllarımda, tüm zamanlar içinde en çok sevilen insan, en yüce peygamber Hz. Muhammed’in (saa) cennet gençlerinin efendisi olarak tanıtılan torunu, ki O; hem efendimizin kızının hem de bir taraftan amcaoğlu bir taraftan da damadı Hz. Ali’nin kerbela da şehid edilen ve bu şehadetle cennet gençlerinin efendisi olarak  tanıtılan torunu.  Hepsi bundan ibaretti. İşin kötü tarafı ise bu kadar sığ ve kısa bilgi yetiyordu öyle ya bize anlatılanlarda din daha başkaydı. O dinde cennetle müjdelenenler vardı, Allah’a ve peygambere yakınlıkları ve üstünlükleri sıraya göre dizilmiş 4 halife inancı vardı ve  sadece 4 hak mezhep vardı. Ve her İslam büyüğünün o dönemlerde şehit olmuş birçok babaları, oğulları ve torunları vardı ve maalesef Hüseyin de sadece o şehitlerden, torunlardan biriymiş gibi anlatılıyordu.

Bir hadis vardı “Kuran ve sünnet” bunlara sıkı sıkı sarılınca sapılmaz hiçbir sorunda kalmazmış. Kuran, Allah kelamı sünnet, Resul’ün yolu. Ne güzeldi benim dinim Allah kelamını Ebu Hureyre’nin  övdüğü kişilerden ve sünneti de Ebu Hureyre’nin kendisinden öğrenince ne güzeldi, tabi etliye sütlüye dokunmadığın müddetçe!

Onların gösterdiği yola İslamiyet bunu yaşayanlara da Müslüman deniliyordu.

Ancak İslam diye peşine takıldığımız dinin Kur-an’i ve Muhammedi  İslam değil, dedelerime dedelerinden zorla miras bırakılan, geleneksel anlayışın adına İslam denilerek bize sunulduğunu ancak birkaç sene evvel bir muharrem ayının Aşura’sında inananların sel  olup akan gözyaşlarının içinde Hüseyin’i  görünce anladım.

Anladım ki Hüseyin’in  dedesine Allah tarafından ilahi vahiyle indirilen ve Maide suresinde “….Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı beğendim.”  Olarak bildirilen yüce İslam maalesef makam ve saltanat hırsıyla bir takım çapulcu sürüsünün eline adına hilafet denen makamla geçmiş ve Kur-an’i mesajları bir kenara bırakarak,  adına da din denilerek  hak hukuk bir tarafa bırakılmış gariplerin hakları gasp edilir olmuş, yine kabile üstünlükleri hortlatılmış, devlet yönetimiyle ilgili önemli makam ve mevkiler baştaki halifelerin yakınlarına peşkeş çekilir hale gelmiş, toplum İslam öncesi alışkanlıklarına güçlü bir otoritenin zalimce baskılarıyla yeniden döndürülmüştür.

Ve vahiy kokan evin gülü Hüseyin’in tüm bu olup bitenlere kayıtsız kalması mümkün müydü? “Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi ölüm insanlara yakışır” diyerek ve zillet içinde yaşamaktansa izzetlice ölmeyi tercih ederek tarihte eşi benzeri görülmeyen kıyamını başlatmış ve hiçbir insanın tahammül etmesinin mümkün olamayacağı inanılmaz eza ve acıları yaşayarak en sevdiklerine kavuşmuştur.

Görünüşte Hüseyin yok edilmiştir. Rezil oğlu rezil yezit O’nun kesik başına bakarak “keşke bedirde öldürülen atalarım burada olsaydı da Haşimoğulları’ndan nasıl bir intikam aldığımı görselerdi demişti.

Ancak Hüseyn’in şanlı şehadeti ile kan kılıca galip gelmiş, kılıç kırılmış kan ise ebedileşmişti.

Ey Allah’ın Resul’ü ne olur affet bu aciz ,zelil, düşünmekten bile bihaber olan ve ümmetin olduğunu zanneden bu zavallıyı. Bize anlatılan hiçbir hadisi şerifini Kuran ile doğrulamak aklımıza gelmedi, içinde senin adın var diye inandık,

Yüce yaradan  en büyük şahit  olarak seni gösteriyordu onun için hiçbir meali de sırf sana indirilen vahiy diye sorgulayamadık, gözümüzü açık tutamadık. Yüce Allah’ın “şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” deyip de hem de seni kendi kitabında azarlayamayacağını düşünemedik yumuşattık  sadece azar değil uyarı sadece dedik.

Bilemedik , bilemedik….

Henüz sen hayattayken bile sana nasıl karşı gelinildiğini o eşsiz kalbini defalarca bile bile nasıl kırdıklarını bilemedik…

Gadir-i Hum’da yaradanın emriyle açıkladığın halifeni o gün orda tebrik edip  senden sonra sözlerinden nasıl döndüklerini bilemedik….

Sen buyurmuşken ilmin kapısı Ali’dir diye kapıya dahi yürümeyi bilemedik…

Babasının annesi dediğin canlar feda eşsiz kızın Zehra anamızın kalbini nasıl kırdıklarını, hakkını nasıl gasp ettiklerini, evinin kapısını nasıl kırdıklarını,kapı ile duvar arasına sıkışıp Muhsin’’ini nasıl kaybettiğini bilemedik..

Bilemedik gencecik yaşında sana kavuşunca niçin gece ve bilinmeyen bir yere defnedildiğini,

Torunun Hasan’ın tabutunun nasıl oklandığını bilemedik…

Kerbela’dan sonra evlatlarının hicaplarının nasıl açıldığını, nasıl çıplak develer üstünde zincirlenerek sürgüne gönderildiklerini, sürgünde morarmış vücutlarla  aç susuz ve zulüm altında sana nasıl kavuştuklarını bilemedik…

Ve

Mızrağa takılan O şanlı başın ne canlı kuran olduğunu nede mızrakta kuran okuduğunu vallahi bilemedik….

Yaradanıma sonsuz şükürler olsun ki O ‘nu tanımak 40 yaşında nasip oldu.

O’nu tanıdıktan sonra anladık anlaşılmasını  istemeyenlerin sakladıkları İslam’ı ve  O’nu çok  ama çok sevdik. Değerli büyüğümün dediği gibi :

Ben o susuz dudağını, ben o yanan ciğerini seviyorum

Bin bir pare peykerini, hançer öpen hançereni seviyorum

Üç gün, o kanlı çölde, o yaslı çölde, o kızgın çölde kalan

Kızıl lalelerle süslü başsız bedenini seviyorum

Ben hasır kefenini seviyorum

Kesik başla okuduğun o Kur’an sesini

O İsevi nefesini seviyorum

Ben seni seviyorum ey Hüseyn!

Zalime zulme eğilmediği için mızraklara yükselen

O mukaddes, o nurlu başını seviyorum

Ben sana ağlayan gözü, ıslanan yüzü, akan gözyaşını seviyorum

Ben seni seviyorum ey Hüseyn

Seni seviyorum.

Ey gönüller sultanı şimdi anlıyorum ki seni anlayabilmenin yolu torunu anlamak ve sevmekten geçiyormuş ve O’nu tanıyana kadar sadece müslümanım zannederken şimdi anlıyorum ki ben yeni Müslüman olmuşum…

Nuh’un gemisine yeni binmişim….

CENGİZ SEYFİ


Yorum Bırak