Yüce Allah’ın Hz. Davud’u (as) İmtihan Etmesi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Temmuz 2011 6.754 kez okundu İslamiyet Öncesi Tarih 4 Yorum

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

‘’Sabret ne derlerse ve an güçlü kuvvetli kulumuz Davud’u, şüphe yok ki o, daima Rabbine dönen, tövbe eden bir kuldu. Şüphe yok ki biz, dağları ram etmiştik ona, akşam ve kuşluk çağlarında onunla beraber Rabbi tenzih ederlerdi. Ve kuşlar da toplanmıştı, hepsi de ona itaat ederdi. Ve onun saltanatını kuvvetlendirdik ve ona peygamberlik ve gerçekle batılı ayırt ediş bilgisini verdik.’’ [Sad/17–20]

‘‘Sen, o davacılardan haber aldın mı? Hani Davud’un ibadet ettiği yerin duvarına tırmanmışlardı. Hani Davud’un tapısına girmişlerdi de Davud, onlardan pek korkmuştu; korkma demişlerdi, iki hısımız, birimiz, öbürünün hakkına tecavüz etti, adaletle hükmet aramızda, birbirimize meylederek hakkı aşma ve bizi dosdoğru yola sevket. Şüphe yok ki şu, benim kardeşimdir, doksan dokuz dişi koyunu var ve benimse bir dişi koyunum; öyleyken onu da bana ver dedi ve konuşmamızda beni alt da etti. Dedi ki: Senin dişi koyununu, kendi koyunlarına katmayı istemekle gerçekten de zulmetmiş sana ve şüphesiz ki ortakların çoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder, ancak inanan ve iyi işlerde bulunanlar müstesna ve fakat bunlarda pek azdır ve Davud, biz, kendisini sınadık sandı da Rabbinden yarlıganma(günahı bağışlanmak, mağfiret olunmak) diledi ve eğilerek yere kapandı ve Rabbine döndü. Ve biz de onun bu suçunu örttük ve şüphe yok ki onun, katımızda bir yakınlık derecesi ve dönüp geleceği güzel bir makamı vardı.’’ [Sad/21–26]

Ali b. İbrahim kendi tefsirinde şöyle rivayet ediyor: Yüce Allah Hz. Davud’u (as) yeryüzünde kendisine halife tayin ettikten sonra, Zebur’u da ona gönderdi. Dağlara ve kuşlara da Davud ile birlikte tespih ve zikir etmeleri için emir verdi.

Bazı rivayetlere göre yüce Allah’ın Hz. Davud’u (as) imtihan etmesinin nedeni şöyleydi. Hz. Davud (as) namazını tamamladıktan sonra, veziri her zaman ayağa kalkar, Yüce Allah’a hamdü senada bulunduktan sonra, geçmiş peygamberleri teker teker  söyler ve onların üstünlük, fazilet ve özelliklerini anlatırdı. Yine onların bela ve musibetler karşısında göstermiş oldukları ibadet ve şükürlerinden de söz ederdi. Fakat Hz. Davud’dan asla söz etmezdi.

Bir gün Hz. Davud (as): “Ya Rabbi! Tüm peygamberlerin yaptıkları amelleri karşısında onlara sena (övgü) ettiriyorsun da, bana neden sena emretmiyorsun?’’diye münacatta bulundu. Yüce Allah da Hz. Davud’a şöyle vahyetti: ‘’Ya Davud! Diğer peygamberlerim öylesine bir insanlardır ki, ben onları teker teker imtihan ettim. Bir kısım belalar gönderdim. Onlar da bu belalar karşısında sabrettiler ve sınavlarından başarılı bir şekilde çıktılar. Bu nedenledir ki, ben onları sena ettiriyorum.’’

Yüce Allah’tan gelen bu vahiy  karşısında Hz. Davud şöyle arz etti: ‘’Ya Rabbi! Bana da bela gönder!  Ve beni de imtihan et, böylece ben de sabredip diğer peygamberlerin derecesine ulaşmış olayım.’’

Yüce Allah da: Ya Davud, belayı afiyete tercih ettin, şimdi sana haber verip imtihan edeceğim. Artık falan yılda falan ayın filan gününde benim imtihanıma kendini hazırla’’ diye vahyetti.

Hz. Davud (as) bir gün hüküm döşeğinde oturup, halkın meseleleri ile ilgileniyor ve davalarına bakıyordu, diğer bir gün ise, halktan tamamen uzaklaşıp, kendini halvete çekiyor ve Rabbi’yle niyaz edip, ibadetle meşgul oluyordu. Yüce Rabbi’nin kendisini imtihan etmek için vaat ettiği gün geldiğinde o gün ibadetini daha da arttırdı ve hiç kimsenin yanına gelmemesini emretti. Böylece yalnız başına mihrapta ibadetini yapıyordu.  Aniden önünde çok güzel bir kuşun konduğunu gördü. Kuş öylesine güzeldi ki, görenleri kendinden geçiriyordu. Kanatları yeşil zümrütten, ayakları kırmızı yakuttan ve gagası ise zebercüt’dendi. Hz. Davud (as) bu kuşu görünce çok hoşlandı. Onu görür görmrz kendinden geçti. Onu yakalamak için ayağa kalktı. Kuş hemen uçtu. Hz. Davud (as) ile Urya b. Hennan’ın evinin arasındaki bahçe duvarının üzerine kondu. O günlerde de Hz. Davud, Urya’yı savaşa göndermişti. Hz. Davud kuşu yakalamak için duvarın üzerine çıktı. Aniden gözü, soyunup yıkanmakta olan Urya’nın karısına takıldı. Urya’nın karısı Hz. Davud’un gölgesini fark edince, saçları ile kendi vücudunu örttü. Böylece de Hz. Davud (as) gönlünü Urya’nın karısına kaptırdı. Duvarın üzerinden inip yine önceki yeri olan mihraba döndü ve kendinden geçti. Hemen ordu komutanına şöyle bir mektup yazdı: ‘’ Filan bölgeye gidin, o bölge halkı ile savaşın, Tabut’u da düşman ile kendi ordunuzun orta yerine bırakın, Urya’yı da savaşması için Tabut’un önüne koyun.’’

Ordu komutanı derhal harekete geçti ve Hz. Davud’un (as) emrettiği gibi yaptı. Urya’yı Tabut’un ön tarafına yerleştirdi. Savaş başlar başlamaz Urya düşman tarafından öldürüldü. Ordu savaşırken ve Urya da öldürüldükten sonra hemen iki melek Hz. Davud’un (as) evinin tavanından içeri girip yanına geldiler. Kapısında güçlü bekçileri olmasına rağmen bu iki insan görünümdeki meleklerin Hz. Davud’un yanına gelmeleri Hz. Davud’u (as) çok korkuttu, kendisini öldüreceklerinden çekindi. Bu insan görünümündeki iki melek hemen Hz. Davud’un önünde diz çöküp oturdular ve: “Ya Davud! Korkma, biz bir dava için buraya geldik. Bu benim kardeşimdir. Kendisinin doksan dokuz tane dişi koyunu vardır, benim de yalnızca bir tane dişi koyunum var, şimdi benim bir tek dişi koyunumu da  almak istiyor. Şimsi bana zulüm ediyor ve o tek koyunu da zorla benden almak istiyor’’diye şikâyette bulundu. (O dönemde Hz. Davud’un (as) doksan dokuz tane eşi ve cariyesi vardı.)

Hz. Davud (as) bu sözleri duyunca, hiç düşünmeden ve duraklamadan: “O kardeşin, senin bir tek olan dişi koyununu elinden alıp kendi koyunlarının arasına katmak istemesi ile sana zulmetmiştir’’ diye cevap verdi. Davalı görünümdeki melek gülerek: “Kendi kendisi hakkında hükmetti” diye söyledi. Hz. Davud (as) da öfkelenerek: “Hem Allah’a karşı günah işliyorsun ve hem de gülüyorsun, senin ağzını kırmak gerek’’ diye bağırdı. Melekler aniden kaybolup gökyüzüne gittiklerinde, Hz. Davud (as), Yüce Allah’ın o melekleri kendisini tembih etmeleri için gönderildiklerini anladı. Çok pişman oldu. Hemen secdeye kapandı. Kırk gün hiç istirahat etmeden namaz vakitleri hariç hep secdede  kaldı. Durmadan gözlerinden yaş döktü. Öyle ki, mübarek alnı yaralandı ve kaşları arasından kan akmaya başladı. Kırk gün sonra yüce Allah ona şöyle vahyetti:  “Ey Davud! Senin bu kadar ağlamana neden olan şey nedir? Aç isen yiyecek içecek verelim, çıplak isen giydirelim, korkuyor isen kendine güven emniyet indirelim.’’
Hz. Davud (as) da şöyle arz etti: “Ya Rabbi! Nasıl ağlamayayım ve nasıl olurda korkmayayım, çünkü biliyorum ki sen adilsin, zalimliği affetmezsin.’’ Yüce Allah: “Ya Davud! Tövbe et” Hz. Davud (as): ‘’Ya Rabbi! Benim tövbem nasıl kabul olabilir, zira boynumda hakkı olan şahıs hayatta değildir, ölmüştür, böylece de o hakkı hak sahibine bağışlamadan nasıl tövbe edebilirim’’diye yakardı.

Yüce Allah: “Ya Davud! Urya’nın kabrinin yanına git, ben onu dirilteceğim, onu dirilttikten sonra, sen ondan kendine helallik al ve seni bağışlamasını söyle, böylece de seni bağışlayacağım’’diye buyurdu. Hz. Davud (as): “Ya Rabbi! Şayet helallik vermez ve beni bağışlamaz ise ne yapmalıyım?’’diye arz etti. Yüce Allah: “Ben ondan seni bağışlamasını isterim’’ diye buyurdu.

Hemen Hz. Davud (as), Urya’nın kabrinin yanına gitti, hem ağlıyor hem de Zebur’u okuyordu. Hz. Davud (as) Zebur’u okuduğ zaman, bütün ağaçlar, dağlar, taşlar, kuşlar, vahşi hayvanlar da sese gelip, seslerini Hz. Davud’un sesine katıyorlardı. Bu kadar ses birbirine karışınca her şey kendinden geçiyordu.

Bu şekilde Hz. Davud (as) hem ağlıyor hem de Zebur’u okuyordu ve diğer yaratıklar da sesleri ile birlikte Hz. Davud’a (as) eşlik ediyorlardı. Hz. Davud (as) Urya’nın kabrine gitmek için yola çıktı. Bir müddet gittikten sonra, bir dağa vardı. O dağda bir mağara bulunuyordu. O mağarada da Hazkil peygamber namında bir peygamber yaşıyordu. Hazkil peygamber vahşi hayvanların ve dağın sesini işitince, Hz. Davud’un geldiğini anladı ve onun günah işlediğini fark etti. Hz. Davud (as) mağaraya yaklaştı.Yüksek sesle “Ya Hazkil! Senin yanına gelmeme müsaade eder misin?” diye söyledi. Hz. Hazkil: “Hayır müsaade etmem çünkü sen günahârsın ya Davud!” diye cevap verdi. Hz. Davud (as) bu cevabı alınca ağılması daha da arttı. Yüce Allah Hazkil peygambere şöyle vahyetti: “Ya Hazkil! Davud’u yaptığı günahla ayıplama, onun hatasını bağışlamamı benden talep et, şayet sen de onu kendi haline terk edersen, sen de günah işlersin” diye buyurdu.  Hazkil peygamber derhal kalktı. Hz. Davud’un yanına gitti. Onun elini tutup ihtiram ile kendi mağarasına getirdi.

Hz. Davud (as): “Ya Hazkil! Hiç günah işlemeyi arzu ettin mi?” diye sordu.

Hazkil peygamber de: “Hayır arzu etmedim.” diye cevap verdi.

Hz. Davud (as): “Ya Hazkil! İbadet halinde iken, hiç sen acayip bir durumla karşılaştın mı?”

Hazkil peygamber: “Hayır karşılaşmadım”

Hz. Davud (as): “Hiç dünyaya meylettin mi? Dünyanın şehvet ve lezzetli şeylerini arzu ettin mi?”

Hazkil peygamber: “Evet kalbimden bazen öyle şeyler geçiyor, fakat yapmadım.” 

Hz. Davud (as): ” Ya Hazkil! Şayet böyle bir durum ile karşılaşır isen, o isteğinin ve arzunun önüne nasıl geçiyorsun?”

Hazkil peygamber: ” Bu dağda mağara gibi bir boş yer var, oraya gidiyorum ve orada bulunanlara bakıp ibret alıyorum, böylece de o gibi arzu ve isteklerimin önüne geçiyorum” diye cevap verdi.

Hz. Davud (as) da o yerde bulunanları görmek için oraya gitti. Gördü ki oraya demirden taht koymuş, tahtın üzerine de bir insan cesedinin iskeletini yerleştirmiş. O iskeletin üzerine de bir levha koymuş ve o levhada şöyle yazıyor: “Ben, Selim’in oğlu Ervi’yim. Bin yıl padişahlık ettim. Bin tane şehir yaptım, bin tane bekâr kızla evlendim, işte sonunda toprak benim döşeğim, taş benim yastığım, hayvanlar ve sürüngenler ise benim komşularım oldular, kim benim bu halimle görürse, dünyanın hilesine düşmez.’’

Hz. Davud (as) bu durumu böyle gördükten sonra Urya’nın kabrine doğru hareket etti. Kabrin yanına gelince Urya’yı çağırdı. Urya’dan cevap gelmedi. İkinci kez yine çağırdı. Yine cevap vermedi. Üçüncü kez çağırdığında  Urya’dan cevap geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın elçisi! Ben şimdi çok güzel bir şey ile meşgul idim, neden beni rahatsız edip o işimden el çektiriyorsun?”  Hz. Davud (as): “Ya Urya! Beni affet ve günahımı bağışla.” O anda yüce Allah’tan şöyle vahy geldi: “Ya Davud! Urya’ya karşı ne yapmış isen onu iyice açıkla ve sonra seni bağışlamasını iste.”

Hz. Davud (as) üç kez Urya’yı çağırdıktan sonra cevap geldi. Cevap aldıktan sonra, Hz. Davud (as) Urya’ya yaptıklarını teker teker anlattı. Urya Hz. Davud’a (as): “Ya Davud! Peygamberler öyle bir iş yaparlar mı?” diye söyledi ve sesi kesildi. Hz. Davud her ne kadar Urya’yı çağırdı ise Urya’dan cevap gelmedi. Hz Davud (as) kendisini yere attı, ağlayıp sızlanmaya başladı. Yüce Allah cennetlerin en yüksek derecesi olan Firdevs cennetinin sorumlu meleğine: “Urya ile Firdevs cennetinin arasındaki perdeyi kaldırmasını” emretti. Melek derhal Firdevs cenneti ile Urya’nın arasındaki perdeyi kaldırdı.  Urya Firdevs cennetini gördü, melekten o cennetin kime ait olduğunu sordu. Yüce Allah: “Davud kulumu affedenin yeridir” diye vahyetti. Urya hemen: “Ya Rabbi! Davud’un hatasını bağışladım” diye arz etti.  Hz. Davud (as) hatasını Urya’ya bağışlattıktan sonra İsrailoğullarının arasına döndü. O günden sonra her zaman namazını bitirir bitirmez veziri ayağa kalkıyordu. Yüce Allah’a hamdü sena ettikten sonra diğer peygamberlere de selam gönderiyordu. Hz. Davud (as) hakkında da şöyle söylüyordu: “Davud peygamberin de günah işlemeden önce şöyle faziletleri vardı.’’ Hz. Davud (as) bu sözü işitince, üzülmeye başladı. Yüce Allah da ona şöyle vahyetti: “Ya Davud! Senin hatanı bağışladım, fakat hatanın ayıbını İsrailoğullarına mal ettim.” Hz. Davud (as): “Ya Rabbi sen adilsin, zalim değilsin. Nasıl olur da benim yaptığım hatanın ayıbını İsrailoğullarının üzerine döküyorsun” diye arz etti. Yüce Allah da şöyle vahyetti: “Ya Davud! Sen bu hatayı işlemeye azmettiğin vakit, İsrailoğulları sana engel olmadılar. Bu nedenle de senin hatanın ayıbını onlara yıkıyorum.” Daha sonra da Urya’nın eşini Rabbi’nin emri ile aldı ve Hz. Süleyman peygamber de o kadından dünyaya geldi.

Hz. Muhammed Bakır’dan (as) şöyle rivayet ediliyor: “Hz. Davud (as) tövbe ettikten sonra, Urya öldü. Hz. Davud (as) Urya’yı huzuruna talep etti. Urya, Hz. Davud’un huzuruna geldikten sonra sekiz gün yaşadı ve ondan sonra öldü. O öldükten sonra Hz. Davud (as) onun karısı ile evlendi.

KONU ÜZERİNDE BİR TAHLİL:

Yukarıda naklettiğimiz rivayet, peygamberlerin günah işlemelerini caiz gören görüşlerin naklettikleri rivayetlerdendir. Bizim inancımıza göre peygamberler kesinlikle masumdurlar ve günah işlemezler. Bu rivayetin içinde bir kısım rivayetler takiyye icabı söylenmiştir. Nitekim güvenilir bir rivayette Ebu Beşir, Hz. Cafer Sadık’a (as) şöyle soruyor: ‘’Ey Allah’ın Resulünün evladı! Halkın arasında Hz. Davud ile Urya’nın karsı arasında söz edilen olay hakkında ne buyuruyorsunuz? Hz. Cafer Sadık (as): ‘’ O sözler Ehl-i Sünnet’in iftirasıdır’’ diye cevap vermiştir.

Ehlisünnet vel cemaat âlimlerinden birçoğu Hz Ali’den (as) şöyle rivayet etmişlerdir: Kim Davud peygamberin elini Urya’nın karınsa uzattığını benim yanımda söyler ise, ben ona iki hadd (ceza) uygularım. Biri iftirasında dolayı, ikincisi de peygamberlere uygun olmayan şeyi onlara nispet vermesinden dolayı. İşte bu hadisten de anlaşıldığı üzere peygamberlerde günahın baş göstermesi bizlerin inancına göre doğru değildir ve böyle isnatlarda bulunmak suçtur. Fakat Hz. Davu’un (as) istiğfar etmesi ve Allah’ın onu imtihan etmesi hususunda değişik rivayetler vardır.

Bir rivayete göre Hz. Davud’un istiğfar etmesi, günah işlemsinden dolayı değildi, yalnızca Yüce Rabbinin huzurunda nefsini kırmak ve kendisini küçümsetmekten dolayı idi.

İkinci bir rivayete göre ise Urya bir kadın istiyordu. Aynı kadını Hz. Davud (as) da istedi, fakat Urya’nın hiçbir karısı yokken Hz. Davud’un (as) 99 karısı vardı. Hâlbuki Hz. Davud (as) için iyi olanı ve onun şanına yakışanı, o kadını istememesiydi. Böyle yaptığı için yüce Allah onu suçladı. Hz. Davud (as) da yaptığı hatayı anlayıp istiğfar etti.

Üçüncü bir rivayete göre ise Hz. Davud (as) Urya’yı savaşa göndermişti. Urya savaşta şehit edildi. Onun ölüm haberi Hz. Davud’a geldiğinde yeterince üzülmedi. Zira Urya’nın iyi bir eşi vardı. Hz. Davud (as) onun eşiyle evlenmeyi düşündü, işte bu davranış ona yakışmıyordu. Her ne kadar böyle düşünce günah değildiyse de fakat mekruh bir düşünceydi. Böylece de yüce Allah, onu ikaz etmesi için insan suretinde iki meleği yanına gönderdi.

Dördüncü bir rivayete göre de Hz. Davud’un yanına gelen o iki kişi melek değillerdi, aksine o hazrete zarar vermek amacıyla  gelen iki hırsız insandılar.. Hz. Davud’a bir kötülük yapamayacaklarını anlayınca, kendi düşüncelerini gizlemek için, koyun davasını ortaya attılar. Fakat Hz. Davud (as) onların hırsız olduklarını anlamıştı. Onlara zarar vermek istedi. Sonra onlar koyun davasını ortaya atınca Hz. Davıd da bu niyetinden vazgeçti. İşte böyle bir düşüncede bulunmak (yani karşıdakinin düşüncesi gerçekleşmeden, peygamberin o düşünce sahibi hakkında kötü düşünmesi) peygamberliğin şanına uygun değildir. Bu nedenle de Hz. Davud hatasını anlayıp hemen istiğfar etti.

Beşinci bir rivayete göre ise şöyledir: Yüce Rabbin Hz Davud’u (as) ikaz etmesindeki amaç şu idi, iki şahıs, Hz. Davud’un yanına geldiklerinde, Hz. Davud davacının davasını dinleyip, davalının ifadesini almadan o davaya hemen karar verdi ve davalının haksız olduğunu söyledi. Hâlbuki Hz. Davud’un amacı: “Sen doğru söylüyorsan ve söylediğin söz gerçek ise, kardeşin sana zulmetmiştir’’ demekti. Fakat en iyi olanı ve onun şanına yakışanı, davalının da ifadesini alıp ondan sonra karar vermesiydi. İşte bu hatasını anladıktan sonra istiğfar etti.

Yine diğer güvenilir bir rivayette şöyle naklediliyor: Ali b. Cehim, Memnun el-Reşid’in meclisinden Hz. Rıza’dan (as) Hz. Davud’un (as) hakkında nazil olan o ayetin manasını sordu. Hz. Rıza (as) şöyle buyurdu: ‘’ Ey Ali b. Cehim! Sizin âlimleriniz Hz. Davud (as) hakkında ne söylüyorlar. Ali b. Cehim şöyle cevap verdi: “Ey Allah Resulünün evladı! Bizim âlimlerimiz Hz. Davud (as) hakkında şöyle söylüyor: Bir gün Davud peygamber kendi mihrabında namaz kılıyordu. Aniden şeytan çok güzel bir kuş görünümünde onun yanına kondu. Hz. Davud namazını bıraktı kalkıp kuşu yakalamak istedi. Kuş görünümündeki şeytan uçup evin bahçe duvarına kondu. Hz. Davud da oraya gitti. Kuş oradan da uçup evin çatısına kondu. O hazret de evin çatısına çıktı. Kuş oradan da uçup Hennan oğlu Urya’nın evine gitti. Hz. Davud da kuşun hemen ardından Urya’nın evine gitti. Davud peygamberin gözü aniden yıkanmakta olan Urya’nın karsına takıldı. Urya’nın karısı çırılçıplaktı. Hz. Davud Urya’nın karısını görür görmez ona  gönlünü kaptırdı. Derhal Urya’yı bazı savaşlara gönderdi. Ordu komutanına da Urya’yı ordunun önünde savaşması için emretmesini bildirdi. Urya, ordunun önünde savaştığı zaman yara almadan düşmanı yenilgiye uğrattı. Hz. Davud (as) ikinci kez savaş anında Urya’yı sancağın önünde savaşa soktu. Bu savaşta Urya şehit edildi. Sonra da Hz. Davud (as) Urya’nın karısı ile evlendi.’’

Hz. Rıza (as), Ali b. Cehim’den Hz. Davud (as) hakkındaki kendilerinin (Ehl-i Sünnet’in) inandıkları bu sözü işitince elini mübarek alnına vurdu ve:  “İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun’’ deyip sözüne şöyle devam etti: “Siz nasıl olurda Allah’ın peygamberlerinden birine bu gibi şeyleri nispet verebiliyorsunuz ve bir peygamberin bir kuş yüzünden namazını terk ettiğini ve halkın karsına aşık olduğunu ve o yüzden de kocasını öldürttüğünü hangi cesaretle söylüyorsunuz?’’

Ali b. Cehim: “Ey Allah Resulünün evladı! Peki, Davud peygamberin günahı neydi” diye sordu. Hz. Rıza (as) şöyle cevap verdi: “Davud peygamber Yüce Allah’ın kendisinden daha bilgin birisini yaratmadığını düşünüyordu. Bu nedenle Yüce Allah insan görünümünde iki meleği evin duvarından aştırarak Hz. Davud’un yanına gönderdi. Bu melekler Hz. Davud’un yanına vardıklarında davacı kendi davasını Hz. Davud’a anlattı. Nitekim Yüce Allah da Kur’an’da buyuruyor ki, Davud davacının davasını dinleyip  ve davalının ifadesini almadan ve davalının davasına şahit istemeden, davasında haklı mı haksız mı olduğunu anlamdan karar verdi ve davacıya “sana zulmetmiştir’’ diye hükmetti. İşte tahkik etmeden bir davaya karar vermek onun için Terk-i Evla (iyi olanı terk etme) oluyordu. Bu da onun için suç sayılıyordu. Onun (Davud’un) suçu bu idi. Sizin söylediğiniz şeyler değildi. Görmüyor ve duymuyor musunuz ki yüce Allah bu hadiseden şöyle söz ediyor: “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında adalet ile hüküm ver.’’

Ali b. Cehim: Ey Allah Resulünün evladı! Öyleyse Urya ile Davud’un arasında olan hadise nedir” diye sordu. Hz. Rıza (as) şöyle cevap verdi: “Hz. Davud peygamberin zamanında şöyle bir adet vardı: Kocası ölen veya şehit edilen bir kadın, kocaya varmazdı. İlk olarak kocası ölen bir kadını yüce Allah Hz. Davud için helal kılmıştır. Urya öldükten sonra ve karısının iddesi (belirli yas tutma günleri) sona erdikten sonra Hz. Davud Urya’nın karısı ile evlendi. Bu evlenme işi Urya’nın ruhuna çok ağır geldi. Çünkü ilk olarak Urya’nın karısı üzerinde bu hüküm icra ediliyordu. Davud peygamber ile Urya arasında olan hadise bu kadardır.’’

————-

Hasan Kanaatlı’nın “Peygamberlerin Hayatı” kitabından alıntıdır.

Cilt:2

Sayfa:186

Yorum Bırak

  1. SALİH diyor ki:

    Metnin sonunda şöyle yazıyor bakmadınız mı?
    Hasan Kanaatlı’nın “Peygamberlerin Hayatı” kitabından alıntıdır.

    Cilt:2

    Sayfa:186

  2. SiYah diyor ki:

    Yahudilere ait inanis bu. Biz muslumanlar peygamberlerin gunahsiz oldugunu bilir ona inaniriz,Bunu Allah in ayeylerinden anliyoruz.ayrica dikkat ederseniz Hz Musa ile Allah arasindaki konusmalarin bir kaynagi yok,ne Kur’an’dan ayet numarasi var ne de kudsi hadis oldugundan bahsediliyor…zaten sayfa da alevi sayfasi .bu sekilde dusunmeleri beni sasirtmiyor…..

  3. burhan diyor ki:

    erol kardeş zaten öyle bir hadise yaşanmamıştır ki sen rüşvet diyorsun sen inanabiliyormusun bir peygamberin öyle ağır büyük bir günah işleyeceğine bu yüzden cennet yer verildi affet gibi birşey söz konusu değil

  4. Erol diyor ki:

    Ne yani Allah cc sevdiklerinin günahını bağışlamak için zulmettikleri kullarına rüşvet mi veriyor. Hani yanıma kul hakkıyla gelmeyin diyordu…

    Ben Allah cc nin ayetlerine inanıyorum ve bu hikayenin saçma olduğuna inanıyorum. Bu hikayenin doğruluğu Allah cc nin şanına yakışmaz. Hadi Urya cennette kendisine rüşvet olarak verilen makamla hakkından vazgeçti, peki Urya’nın karısı, çocukları onların hakkı ne oldu…