İlham olundu yine, aldım kalem elime Güzel zikrin Ali can, döküldü şu dilime Seni Kur’ân’a sordum; dedi: “Resul’ün nefsi” Bu cümlede toplanmış, faziletlerin hepsi Yine sordum; okudu, bana tathîr ayetin “Tefsiridir Murtezâ bendeki her âyetin” Dedim “Başka ne dersin?” Dedi: “Yetmez mi artık? Ben Kur’ân-ı sâmitim, odur Kur’ân-ı nâtık” Seni İslam’a sordum; dedi: “Dinin direği Ali’nin velâyeti, dindarlığın gereği” Resul’e sordum...
Neredesin ey sevgili?! Neredesin aşıkların maşuğu?! Duy sesimizi artık Silmeye gel gözyaşlarımızı. Gel de dolsun bu dünya adaletle Seniz çağırıyoruz ey Allah’ın kayıp hücceti… Biz seni işte böyle çağırıyoruz “Ey Mehdi” Duyuyorsun sende “Ey Mehdi” bizi Bakıp bakıp halimize “izliyorum sizleri” Dediğinin farkındayız.. Seni bilip de; bilmezden gelende biziz. Geleceğini bilip de, sana layık olmayan. Her gün günahlarına günahlar katan Bunlar yine biziz...
Rastladı üç perli bir peykan boğazına Kimin dudakları değmişti o mübarek boğaza Ya Rabb! Sen şahit ol bu mazluma Titret arşı Ali Asğar kanıyla. Huseyn baktı ki kesildi kuzunun ağlaması “Allah’ım benden taraf kabul et bu kurbanı” Diyerek kılıcıyla kazdı mezarını Gidemedi heymegaha Rubab’dan utandı. Savurdu o mazlum kanı göklere Huseyn Süsledi semayı o kanla Huseyn Altı aylık yavrusunu bile Maşuğuna armağan edendi Huseyn Kanatlandı arşa o mazlum kurban Dedi...
Leyla çiçeklere şöyle bir baktı Baktı ki çiçekler Ali diyordu Ali’ye ulaşmak aşk ister kardeş Aşk’a gelen güller Ali diyordu. Şemsini aradı yıllarca belki Mevlana dönerken Ali diyordu Nemrut’un yaktığı alevli ateş Birden söner iken Ali diyordu. Kuyuya varınca dertleşmek için İnan ki kuyu da, Ali diyordu İbni Mülcem, vurdu ama darbeyi Vallahi kılıç ta Ali diyordu. İlim kapısını gösterdi Resul Kapı açıldıkça Ali...



