Bu gece ay bulutlar ardına saklanmış Mekke semalarında. Hira, tıpkı yıllar önce olduğu gibi sevgilisiyle tekrar buluşmakta. Sevgililer sevgilisi, Resulullah’ın(s.a.a) ibadet için geldiği vakitler tekrarlanıyordu Hira’da, bir de üzüntülü olduğunda dostu Cebrail (a.s) ile konuştuğu anlar. Bu gece Resullullah (s.a.a) üzüntülü, bu gece, konuşmuyor nebi. Yıllar öncesinin aynısı yaşanıyor Hira’da. Cebrail(a.s) geliyordu;”Ya Resullullah(s.a.a) Rabbinin sana selam...
Bismillah Unutulmuşlar arasında seni yazmak bana düştü. Mektubunu aldığımda bir gece vaktiydi. Siyah gömleğimi giymiş, efendimiz Hüseyin’in yasına hazırlanıyordum. Mum ışığının aydınlattığı çalışma odamda sanki birilerini bekliyormuşum gibi yavaş adımlarla hareket ediyordum. Ta ki senin yanına gelmeye karar verinceye kadar… Sana geldim, unutulmuşlar arasında, seni hatırladım da geldim. Medine’nin Haşim oğulları sokağından, Kufe denen bu şehre,...
Sordular birbirlerine Biliyorsa anlatsın bize Tanıyor mu gerçekten Hüseyin’i Yoksa yazmakla olmaz bir iki dize. Dedim ey kalem! Anlat dilin aşka boyansın Bir defa da Hüseyin’i ansın Deki onlara Bilmezsem eğer Hüseyin’i Bu beden ateşte yansın. Ben Hüseyin’i bilmez idim Aşk âleminde sarhoş idim Maşuk kadehimi doldurur iken Ona köle olduğumu görmez idim. Geldi, gördü, sordu derdin nedir Dedim Mevlam derdim senin aşkındır Dedi, âşıksın oysa yüzünde aşktan eser...
Eğer bir Cuma günü yolunuz düşerse Beheşti-Zehra’ya, görürsünüz onca kişinin sevdikleriyle bayramlaşmaya geldiğini. Kimisi babasının mezarını, kimisi ise kendisi gibi yetim annesini, birisi kardeşinin birisi ise hayatının sonbaharında solan çiçeğini ziyarete gelmiştir. Ama benim annem uzak yoldan yavaşça gelmektedir. Okuma-yazma bilmediğinden buranın Beheşti-Zehra olduğunu da bilmemektedir. Salı günü yola çıkmakta ancak cumartesi günü kabrimin başucunda...
Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c). Her daim hayrını üzerimizden esirgemeyen o güzel Yaratıcı’ya hamd olsun. O öyle bir yaratıcıdır ki, kulları arasında rızkını ve rahmetini eşit paylaştırır. O Allah’tır ki, nimet olarak insanlığa Ehl-i Beyt’i bağışlamış ve onları her daim yaşamlarımızda bize öncü ve örnek kılmıştır. “İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki, onlar sizi hayra çağırsın, iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye...
Çalar saatimin namaz vaktini haber veren sesiyle uyanmıştım. Dışarıda sabah ezanı okunmaktaydı. Elektrikli battaniyemin ısıttığı sıcacık yatağımdan üşengeç bir halde kalkıvermiştim. Abdestimi isteksiz bir şekilde aldığım yetmezmiş gibi, karşımda yarı açık duran seccademde, hızlı bir şekilde bitirmiştim namazımı. Affet Beni Ey İmam-ı Zaman! Ferec duasını okuyamayacak kadar özlemiştim yatağımı. Bir Aşura günüydü. Soğuktu. Dışarıda kar yağmaktaydı....
Güneş her yeri kaplayan kapkara bulutlar ardına saklanmış, yağmurlar yeryüzüne acı damlalar indirmekte, ağaçlar sonbahar gelmeden yapraklarını dökerken, dünya değil, sanki arşın sütunları sallanmış. Rüzgâr esmeyi unuturken, yıldızlar gökyüzünü süslemek için nöbet değişimine hazırlanırken, nedense her şey işlevini kaybetmiş gibi. Ne oluyor? Neler oluyor? Aradan koskoca üç gün geçti, yıkık dökük harabe içerisinde yalnız üç kişi, ben, babam ve yaşlı...
Kufe’yi görür gibiyim. Âli’siz insanların halini ve maskelerini çıkaran binlerce zebaniyi. Yabancıyım bu şehirde, Lakin ne her yer Kufe’dir şimdi, ne de her gün derd-i dil. Ne ben Selman’ım ne de gördüklerim Ebuzer… Neden ağlıyorsunuz? Ali (a.s) şehit oldu diye mi? ya da sizlere haber vermeden sessiz bir şekilde çıkıp gitti diye mi? Sizler onun takipçileri olmalısınız. Onu tanıdığını iddia edip aslında hiç tanımayan, tanımakta gayret göstermeyip...
Karanlığın içinde beş nur, yavaş ve sessiz adımlarla ilerlemekteler. Beşincisi bir battaniyeye sarılmış, nur içinde nur kendisi. Ve her zaman olduğu gibi tek sırdaşları olan ben. Rüzgâr feryat ediyor sanki çekilin gelen peygamber ailesi. Haberin yok değil mi battaniyeye kimin sarılı olduğundan? Gece vakti yol alan bu dört boynu bükük nurdan? Merak etme birazdan öğrenirsin nereye gittiğimizi. Şu karşıdaki yıkık dökük evi tanımadın mı? Önemli değil birazdan...
Ali’yi (a.s) anlatmak gerek, onu bilmeyenlere, onu yanlış tanıyanlara. Fakat önce anlamak gerek, sonra seher vaktini beklemek, sadakat şehrinden çıkıp ta Maşuk’un esir olduğu, hayâ ve vefanın olmadığı şehre gidip de aşka secde etmek gerek. Ardından varınca vefasızlıkları ile bilinen Kûfe şehrine, cami arkasına saklanıp da Ali’yi (a.s) beklemek gerek. Sabretmeli, Ali (a.s) şimdi yetim evlere erzak taşımaktadır. Son gecesini bile, yetimleri, garipleri unutmadan,...









