Bundan bir süre önce Kerbela’yı ziyaret etmek nasip oldu. Iğdır’dan 4 Şubat 2009’da 130 kişilik bir kafile ile karayolunu kullanarak, İran üzerinden Irak’a gittik. O Kutsal yerleri, Kazımeyn’i, Samarra’yı, İmam Mehdi’nin (af) gaybete çekildiği Samarra’daki serdab’ı, Kerbela’yı, Necef’i, Kufe ve Sehle mescitlerini, İmam Ali’nin (as) Kufe’deki evini ziyaret etmek lütfuna eriştik. Allah tüm dileyenlere de nasip etsin. Yolda, o mukaddes mekanlara gitmenin...
Hüseyin’den taraf akamaz mıydın? Yezit ordusunu yakamaz mıydın? Hiç içilmez olup kokamaz mıydın? Ne olursun söyle derdin ne Fırat… Çoğu teyemmümle kıldılar namaz Su vermeyen zaten insan olamaz. Hak için akmayan suda yaramaz Ne olursun söyle derdin ne Fırat… İsteyince kıyıları yıkarsın İstediğin yere doğru akarsın Resul’ün yüzüne nasıl bakarsın Ne olursun söyle derdin ne Fırat… Duymadın mı Peygamber’in sözünü? Nasıl üzdün...
Kendime ağlıyorum, Kerbela dendiğinde Matemler meclisinde, bazense bir düğünde Gözlerim durmaz benim, bir zincir gördüğümde Kendime ağlıyorum, Muharrem girdiğinde Kendime ağlıyorum, Zeynep adı duyunca Sayıları sayarken, yetmiş iki deyince Farkında olmayanlar hele beyaz giyince Üzüntüm artar benim, matem ayı boyunca Kendime ağlıyorum, susuz biri görünce Parçalanır yüreğim, yere hasır serince Hemen aklıma gelir yaralanmış görünce İçim...
Bir gün doğuyor Kerbela çöllerine Gökleri tunçlaşmış, ağlamaklı hallerde bulutlar Bir ordu ve karşısında 72 kahraman 72 kahraman ki şehitliğe aç, 72 kahraman ki korkudan uzak Ve zalimle mazlumun karşılaşması Ey kan içiçi Yezid muvaffak mı olacaksın? Ve Huseyn’in (a.s) başı yerlerde Ve Ebalfazl’ın kolları kalem Uyan ey Resul-i ekrem İslamın yükü yine senin üstünde ey Muhammed Mustafa (s.a.a) İslam sana muhtaç, islam kanına muhtaç Uyan Muhammed Mustafa (s.a.a) Huseyn’in...
Yüce Allah’ın Adıyla Fırat’ın her iki tarafından yürüyen insanlar siyah bir şerit gibi göz aldığına uzanıp gidiyordu. Bu sıcak havada ince toz bulutu havaya yükseliyor, güneş ışığında kızıl bir görünüm veriyordu. Fırat kıyısı boyunca kurulu köylerde herkes evini Kerbela’ya yürüyen ziyaretçilere açmıştı. Kışa yabancı olan bu topraklarda Fırat boyunca etrafa dağılan kuru hurma dallarından yakılan ateşlerde demlenen çayların kokusu yorgun ziyaretçilere...
Yalnız kaldım artık bacı Şehid oldu yarenler hep Selam ey başımın tacı Yaralandım bacı Zeynep. Veda vakti gelip çattı Bela tüm alemi tuttu Elimdeki elem yattı Yaralandım bacı Zeynep. Susuzluktan ciğer yandı Fırat kanlara boyandı Semâda hem güneş dondu Yaralandım bacı Zeynep. Önümde Kâsım’ın na’şı Ekber’imin kanlı başı Başım yardı bela taşı Yaralandım bacı Zeynep. Gülistânım hazân oldu Yerde gökte tufan oldu Dağ taş bile nâlân oldu Yaralandım...
“Güzellik kaybetti, güzellik kaybetti!” diye mırıldanıyordu. Başlarında tanıdık bir sima olan muhafızların yaklaştığını gördü sonra. Biri soluk, biri parlak iki gözü olan müfreze başı, elindeki kamçısını sallayarak öfke dolu bir sesle bağırıyordu; “Hey sen!” O ân eline bir kağıt bir de kalem verilmişti sanki. Kalemin sıcaklığını hissetti avucunun içinde. “İşte şimdi yazma zamanı!” diyordu ona kalem. “Kendi yazgını yaz! İstediğini seç....
“Eyvah! Güzellik kaybetti, güzellik kaybetti,” diye şaşkınlığını gizleme gereği duymayan, biri yakasız bir gömlek giymiş gül yüzlü birkaç gencin dışında… Herkes yatsıya kadar sığınacağı tekin bir yöne doğru yol almaya çalışıyordu. “Başlamış hikâyelerle, yarım kalmış hikâyeler arasındaki sayı, yüreksiz insanların sayısı kadardır,” demişti ona tarih dersleri aldığı bir Ehl-i Beyt sevdalısı, İmam Ali’yi anlatırken. “Yarım kalmış...
Çağırtmaçlar en ölçüsüz sesleriyle yollara düşüp, tüm şehir halkına Ulu Camide toplanılacağı emrini verdiklerinde, İbn-i Ziyad, üzerine şarap kokusu sinmiş elbiselerini değiştirmekle meşguldü. Hangisini giyse aynı koku geliyordu; çok sevdiği kara üzüm şarabının kokusu. Testiyle ve büyük bir iştahla içerken dudağının yamacından elbisesine dökülen şarabın kokusu. Bir kez daha giyindi ve soyundu. Pis kokuların hâlâ etrafa yayılışından, sadece elbiselerinin...
Yatma sıcak kumda Hüseyn Bak, açılmış râh-ı Fırât Kalk sen de bir yudum su iç Ağlaşıyor tüm kâinât Kalk ayağa ey teşne leb Yalnız kalmış bacın Zeyneb Kalk ey şehitler serveri Ey hür insanlar rehberi Kalk incitme Peygamber’î Anan Zehra-yı Ether-i Kalk ayağa ey teşne leb Yalnız kalmış bacın Zeyneb Kalk ey meydanlar aslanı Sen ey dertlerin dermânı Yatma topraklarda böyle Kalk dertlere dermân eyle Kalk ayağa ey teşne leb Yalnız kalmış...







