Hüseyin’den taraf akamaz mıydın? Yezit ordusunu yakamaz mıydın? Hiç içilmez olup kokamaz mıydın? Ne olursun söyle derdin ne Fırat… Çoğu teyemmümle kıldılar namaz Su vermeyen zaten insan olamaz. Hak için akmayan suda yaramaz Ne olursun söyle derdin ne Fırat… İsteyince kıyıları yıkarsın İstediğin yere doğru akarsın Resul’ün yüzüne nasıl bakarsın Ne olursun söyle derdin ne Fırat… Duymadın mı Peygamber’in sözünü? Nasıl üzdün...
Kendime ağlıyorum, Kerbela dendiğinde Matemler meclisinde, bazense bir düğünde Gözlerim durmaz benim, bir zincir gördüğümde Kendime ağlıyorum, Muharrem girdiğinde Kendime ağlıyorum, Zeynep adı duyunca Sayıları sayarken, yetmiş iki deyince Farkında olmayanlar hele beyaz giyince Üzüntüm artar benim, matem ayı boyunca Kendime ağlıyorum, susuz biri görünce Parçalanır yüreğim, yere hasır serince Hemen aklıma gelir yaralanmış görünce İçim...
Bir gün doğuyor Kerbela çöllerine Gökleri tunçlaşmış, ağlamaklı hallerde bulutlar Bir ordu ve karşısında 72 kahraman 72 kahraman ki şehitliğe aç, 72 kahraman ki korkudan uzak Ve zalimle mazlumun karşılaşması Ey kan içiçi Yezid muvaffak mı olacaksın? Ve Huseyn’in (a.s) başı yerlerde Ve Ebalfazl’ın kolları kalem Uyan ey Resul-i ekrem İslamın yükü yine senin üstünde ey Muhammed Mustafa (s.a.a) İslam sana muhtaç, islam kanına muhtaç Uyan Muhammed Mustafa (s.a.a) Huseyn’in...
Sıcak bir Âşûrâ Aç, susuz ve uykusuz Bebekler süte Analar suya doymamış Ve doyamadan Ağlayan gözler Ve ağlamaktan halsiz kalmış bedenler Suya muhtaç dudaklar Babalar kederde, gamda ve imtihanda Bugün Âşûrâ Bildiğim tek Ağladığım tek Bu yaşıma değip de ağladığım ilk Âşûrâ 2000′e üç kalanın Âşûrâ’sı Gökyüzü, Hüseyn’e ağlamakta Gökler lânet olası Yezid’e homurdanmakta Yezid ve yezidilere lânetler, beddûalar yağmakta Evet gökyüzü...
Toprak mı kanadı, can mı çırpındı Kerbela çölünde Ali’nin oğlu Güneş mi kavruldu, sahra mı yandı Kerbela çölünde Ali’nin oğlu Bir kudret elinde sahra yakılmış Yollara şuheda kanı dökülmüş Sulara sellere zehir ekilmiş Kerbela çölünde Ali’nin oğlu Bu ne mukadderat, bu nasıl yazı? Depreşir canların kanlara nazı Bir tepsi içinde mübarek yüzü Kerbela çölünde Ali’nin oğlu Bu çöller katline ferman mı senin Başın Yezidiye derman mı senin Göğsün...
Kerbela’yı anarken, her damla gözyaşımla Kan gözümden akarken, mazlumlara yanarım Matemine yanarken, başa vurup hışımla Kervan yola çıkarken, feryad eder ağlarım Hüseyin maşukuna adarken, pak canını Sahrayı Kerbela’ya akan masum kanını Gayretim anlamaya, o irfan’î yanını Çadırlara bakarken, feryad eder ağlarım Susuz can veren erler, Fırat’ın kenarında Şimdi suya kandınız, siz Kevser pınarında Gıpta ederken size, ben bu hasret...
Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları “Kerbela” Dursun Ali Erzincanlı’nın çok güzel bir şiiridir. Devamını Oku →
Bana bir masal anlat anne! Hüseyin olsun içinde. Yanında ben olayım. Bütün utancımı gömüp kumlara, Siper edeyim şu canımı inen oklara. Hüseyin olsun anne! Bütün çaresizliğini gömsün benim bağrıma. Bütün yalnızlığını damıtsın gönlüme… Versin bana Ali Ekber’in acısını, Ali Asgar’ın çığlığını, Kasım’ın kana boyanan umutlarını versin bana. Abbas’ın kesik kollarını saplasın sol yanıma. Rugayye’nin susuz genzinde yaksın beni. Zeyneb’in...
Bilir misin yüreğim? Bilir misin anne? Niçin acıdır Erbain gecesi Kerbela ya? Niçin Fırat sessiz sesiz akar? Niçin sema kızıldır hep? Niçin toprak mahzundur? Toprağa dokunan dudaklar Toprağa neler saklar! Bir dinlesen anne! Bir dinlesen! Bir dinlesen anne Ne çeker her gece Kerbela! Her gece güneş dürüldüğü vakit Yıldızlar koynuna düşünce Fırat sularının Değince Zeyneb’in feryadı sinesine Hicran eker Resul’ün sinesine Bilir misin yüreğim Bilir misin anne Toprağa...
Ey haremi parçalanan türbesi gamlı Kerbela Sende ağam Hüseyn yatar sureti kanlı Kerbela Sen dağlayıp yürekleri, ağlattın Resulullah’ı. Asırlardır yaşar sende bu matem canlı Kerbela. —————- ————- ——– ———– Senden mahzun akar Fırat matemi var yastadır o. Sana yönelmeyen kalpte, maraz vardır hastadır o. Yücelir aşkın sancağı alemdar,...









