Kadının biri henüz emekleme döneminde olan yavrusunu da alarak çatıya çıkmıştı. Kendisi bir işle meşgulken çocuk da annesini izliyordu. Bir ara annesini takip ederken ansızın çatıdaki suyoluna yuvarlandı. Anne, çocuğunun düşmekte olduğunu görünce acı bir çığlık atıp yavrusuna doğru koştu. O sırada sokaktan geçenler bu manzarayı görünce aşağıdan olanları izlemeye koyulmuşlardı. Zaman az olduğu için ellerinden bir şey gelmiyordu. Derken çocuk çığlık...
Yine Ayetullah Hairî, Hacı Seyit Ali Nasır’ın adil, yalan söylemeyen, dindar ve takva sahibi arkadaşlarından Talikanî’nin şöyle anlattığını nakleder: Bir gün İsfahan’a, Ayetullah seyit Muhammed Feşarekî’nin oğlu Seyit Ali Ekber’i görmek üzere Hacı Mirza Abdulcevad Kelbasî’nin evine gittim. (Ben, adı geçen bütün bu şahısları tanıyorum.) Seyit Ali Ekber’i sordum. Maddi durumunun iyi olmadığını, parasız olarak sabah namazı için Hekim Mescidi’ne...
Yine Mevlevî, takva ve erdem sahibi Seyit Rıza Musevî Kandaharî’nin şöyle anlattığını rivayet eder: Dayım Sultan Muhammed, terzilikle uğraşırdı. Oldukça fakir ve perişan bir halde yaşıyordu. Bir gün onu mutlu ve güler yüzlü görünce “Hayırdır, bugün seni oldukça neşeli görüyorum?” diye sordum. “Haklısın, mutluluktan nerdeyse uçuyorum!” deyip başından geçen olayı anlatmaya başladı: “Dün akşam, bayramın yaklaştığı şu günlerde çocuklarımın...
Yine Mevlevî şöyle anlatır: Kandahar’da, İmam Hüseyin’i (as) anma amacıyla matem merasimleri düzenlemek için atalarımızdan kalma bir Hüseyniyemiz vardı. Biz de merasimlerimizi bu Hüseyniye’de düzenlerdik. Annemin amcasının kızı ve aynı zamanda merhum Hacı Şeyh Muhammed Tahir Kandaharî’nin halası Alimetâb, oldukça muhterem bir hanımdı. Mektep yüzü görmemesine ve bir yerlerden ders almamasına rağmen çok temiz bir inanca sahipti. Abdest alır, bir salavat...
Havariler günün birinde Hz. İsa’nın etrafını sararak ona şöyle dediler: Dünyadaki zorluklar arasında en zor ve müşkül olan şey nedir? Hz. İsa, Allah’ın gazap ve hışmı her şeyden daha zordur. diye buyurdu. Havariler yine sordular: Kendimizi hangi şey vesilesiyle Allah’ın gazabından koruyalım? Hz. İsa kendinizi Allah’ın gazabından korumak istiyorsanız kendiniz de başkalarına gazap etmemeli ve öfkelenmemelisiniz. Havariler yine sordular: İnsanın gazap...
Toprak bir gün aynaya dedi ki: “Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!” Ayna toprağa şöyle cevap verdi: “Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin….” Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi: “Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana,...
Bir zamanlar İran’da bilginler ve şairler, “suskunlar meclisi” adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, az yazmak ve çok az konuşmaktı. O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Camî, bu meclisin aşkındaydı. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi. Kendisini karşılayan...
Hz. İsa, sanki bir aslan kanını dökmek istiyormuş da ondan kaçıyormuş gibi, bir dağa kaçıyormuş. Birisi de onun arkasından koşarak yetişti ve: “Hayrola! Kuş gibi niçin kaçıyorsun? Arkanda kimse yok” diye sordu. Hz. İsa o kadar hızlı koşuyordu ki acelesinden adamın sorusuna cevap veremedi. Adam bir müddet onun arkasından koştu. Peşini bırakmadı ve Hz. İsa’ya kuvvetlice bağırarak dedi ki: “Allah rızası için biraz dur. Böyle hızlı kaçışın bana dert...
Bir zamanlar, Uzakdoğu’da büyük bir savaşçı yaşardı. Artık yaşlanan bu samuray, vaktini gençlere manevi dersler vererek geçiriyordu. İlerlemiş yaşına rağmen, insanlar onu kimsenin mağlup edemediğine inanıyordu… Bir gün, yaşlı samurayın kasabasına, vicdansızlığıyla tanınan bir savaşçı geldi. Adam, rakibini kışkırtma teknikleriyle tanınıyordu. Değişmez şekilde, kışkırttığı ve kızdırdığı rakibine ilk hareketi yaptırır, sonra da en küçük bir...
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” “Bakın göstereyim” demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş; “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart...
Bir zamanlar, yaşlı bir kabile şefi kendisinden sonra kabilenin başına geçecek şef adayının ne kadar bilge olduğunu anlamak istedi. Bunun üzerine her şef adayının iki çeşit yemek yapmasına karar verdi. Birinci yemek, dünyanın en güzel ve lezzetli, ikinci yemek de en kötü ve tatsız yemeği olmalıydı. Belirlenen günde, genç şef adayı yaşlı şefin önüne çok iyi pişirilmiş, harika derecede lezzetli bir inek dili koydu. Çeşitli sebzelerle süslenmiş bu yemek gerçekten...











