Herkes gitmiş, sadece Ahmed Bezentî kalmıştı. Böylesine bir yerde sona kalmak büyük bir saadet gibiydi. İmam Rıza’nın (a.s) sesi ne kadar da insanın içini okşuyordu: -Ahmed Bezentî!.. Sen kal! Evet, Ahmed sona kalmıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde İmam’ın evinde oturmuş, üstelik bir başına İmam’a ilmî sorular soruyor, tane tane cevaplar alıyor ve bunu kayda geçiyordu. Bir süre sonra Ahmed durdu. Kendi kendine “Artık sıkılmıştır” diye düşündü. Öyle...
Resul-i Ekrem (saa) sabah namazını cemaate kıldırdı. Artık hava aydınlanmış ve insanları birbirinden seçmek mümkündü. Bu sırada Resul-i Ekrem’in (saa) gözü, durumu pek normal gözükmeyen bir gence takıldı. Genç, ayakta durmaya zorlanıyordu; başı bedeninde sabit durmuyor, bir o yana bir bu yana sallanıp duruyordu. Yüzüne baktığında, gencin sarardığını ve vücudunun çok zayıf düştüğünü gördü. Resul-i Ekrem (saa): -Nasılsın, diye sordu. -Yakin halindeyim...
İmam Cafer Sadık (as), iş elbiselerini giymiş, elinde kürek bostanında çalışıyordu. O kadar çalışmıştı ki, terden sırılsıklam olmuştu. O sırada Ebu Emr Şeybanî, İmam’ın yanına geldi ve İmam’ı o halde görünce, kendi kendine: “Herhalde işini yapacak başka biri olmadığı için, İmam kendi işini kendisi yapıyor.” diye düşündü. İlerleyerek: -Küreği bana verin, ben yaparım, diye arz etti. İmam (as) ise şöyle buyurdu: -Hayır, ben kişinin rızkı...
İmam Hüseyin (as) şöyle buyuruyor: “Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Kâbe’yi tavaf ediyorduk. Kâbe’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergâhına yönelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.” Babam bana şöyle buyuru: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergâhına sığınan, kırık kalple pişmanlık gözyaşı döken günahkâr bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu...
Biri Müslüman, diğeri Nasranî olan iki komşu, oturmuş, İslam dini hakkında konuşuyorlardı. Dindar ve abid olan Müslüman, İslam’ı o kadar anlattı ki, Nasranî olan komşusunun kalbi İslam’a ısındı ve sonunda İslam dinini kabul etti. Seher vaktiydi. Yeni Müslüman olan Nasranî, kapısının çalındığını duydu. Tedirgin bir şekilde sordu: -Kim o? Gelen Müslüman komşusuydu. Yeni Müslüman olan adam tekrar sordu: -Bu saatte hayırdır? -Çabuk abdest al ve elbiseni...
Bir gün İsa (as), havarilerine şöyle dedi: “Sizden bir isteğim var. Yapacağınıza dair söz verirseniz söylerim.” “Ne emretsen itaat etmeğe hazırız.” cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz. İsa (as) yerinden kalkıp bir bir havarilerinin ayaklarını yıkamaya başladı. Havariler, çok utanmışlardı; ama söz verdikleri için itiraz edemediler. İsa (as), onların ayaklarını yıkadıktan sonra; “Sen bizim öğretmenimizsin. Bizim senin ayağını yıkamamız daha uygun...
Resul-i Ekrem (saa), yolculuklarından birinde ashabıyla birlikte kuru çölde konakladılar. Ateş yakmak için oduna ihtiyaçları vardı. Resul-i Ekrem (saa), oradakilere odun toplamalarını emretti. Ashap şaşkın bir halde: -Ya Resulallah! Burası kupkuru çöl, dediler. Bakın burada bir tane bile odun göremezsiniz. Resul-i Ekrem (saa): -Yine de herkes ne bulursa getirsin, diye buyurdu. Ashap dağılıp, çölde yakacak bir şeyler aramaya başladılar.Dikkatli bir şekilde etrafa bakınıyorlardı....
Zavallı kadın, su tulumunu omuzlamış, nefes nefese evine doğru yürüyordu. Tanımadığı bir adamla karşılaştı. Adam, su tulumunu kadından alarak kendisi taşımaya başladı. Kadının küçük çocukları, gözleri kapıda annelerinin gelmesini bekliyorlardı. Evin kapısı açıldığında masum çocuklar, annelerinin yanında su tulumunu taşıyan yabancı adamı gördüler. Yabancı adam, su tulumunu yere bırakarak kadına sordu: -Suyu kendin taşıdığına göre, kimsen olmadığı...
Bir gün Halil’ur-Rahman olan İbrahim (a.s) Beyt’ül-Mukaddes dağında koyunlarına bir otlak yer ararken bir adamın namaz kılmakla meşgul olduğunu gördü. İbrahim (a.s) ibadet eden adama: “Ey Allah’ın kulu! Kimin için namaz kılıyorsun?” Abit: Göklerin Rabbi için. İbrahim (a.s): Akrabalarından yaşayanlar var mı? Abit: Hayır! İbrahim (a.s): Nereden yiyecek temin ediyorsun? Abit: Yazın bu ağacın meyvesini topluyor ve kışta ise yiyorum. İbrahim: Evin nerededir?...
Yazın sonlarıydı. Sıcak her yeri kasıp kavuruyordu.Kıtlık ve pahalılık Medine halkını çileden çıkarmıştı. Hurmaları toplama mevsimi gelmişti… Halk yeni yeni rahat bir nefes alacakken, Romalıların Müslümanlara karşı savaş hazırlığında olduklarını haber alan Resul-i Ekrem (saa), hemen hazırlık emri verdi. Halkın, bir kıtlığı geride bırakmış, yeni yeni meyvelerden faydalanacakken her şeyi geride bırakıp o öldürücü sıcakta Medine’den Şam’a...









